Christine Hall tarafından · 30 Ağustos 2026 · Söyleşi (🔗) · Kişiler (🔗)
Özgür Yazılım Hareketi’nin kurucusu, geniş kapsamlı bu söyleşide GNU’yu, Linux’u, açık kaynak ayrışmasını, büyük dil modellerini, yazılım yerine hizmet sunumunu (SaaSS), dijital gözetimi ve yazılım özgürlüğünün neden ahlaki bir mesele olmayı sürdürdüğünü ele alıyor.

Richard Stallman, 2024 yılında İtalya’daki Bologna Üniversitesinde, Dijital toplumda özgür yazılım ve özgürlük başlıklı konferansının ardından maskesini çıkarmış hâlde. | Patafisik (🔗), CC BY-SA 4.0 (🔗), Wikimedia Commons aracılığıyla
Richard Stallman’ı tanıtmaya gerek yok; özellikle de FOSS Force okurlarına. O olmasaydı özgür yazılım hareketi en azından çok farklı olurdu ve dört yazılım özgürlüğü, belki de hâlâ kendilerine ses verecek birini bekliyor olurdu. Açık kaynak diye bir şey ortaya çıkmadan çok önce yazılmış, genel amaçlı ilk copyleft lisansı olan GPL de var olmazdı. Hazır açık kaynaktan söz etmişken, Stallman olmasaydı muhtemelen açık kaynak da ortaya çıkmazdı; gerçi onun bunu o kadar da kötü bir şey olarak görmeyeceğinden oldukça eminim.
İzlediğimiz yöntem oldukça basitti. Kendisine e-postayla yedi soruluk bir liste gönderdim; o da soruları yine e-postayla yanıtladı. Ardından okunabilirlik ve üslup açısından küçük düzenlemeler yaptık. Stallman, bu düzenlemelerin biri dışında hepsini kabul etti (ilk «büyük dil modelleri» ifadesinden sonra parantez içinde yer alan «LLM» kısaltmasının çıkarılması gibi önemsiz bir değişikliği kabul etmedi). Düzenleme sürecinde ayrıca, düzenlemeyle ilgili olmayan bir noktaya değindi; bu konuya ikinci sorunun sonunda yer veriliyor.
Christine Hall: Başlattığınız Özgür Yazılım Hareketi kırk yılı aşkın bir süredir varlığını sürdürüyor. Hareket, mikroişlemcilerin ve ev bilgisayarlarının henüz emekleme döneminde olduğu, bilgisayarlarla doğrudan deneyimi olan insan sayısının çok az olduğu bir zamanda ortaya çıktı. Bugünse insanların çoğunun yaşamına bilgisayarlar neredeyse sürekli olarak dokunuyor. Bütün bu zaman ve değişim boyunca özgür yazılıma yaklaşımınız nasıl evrildi?
Richard M. Stallman: 1983’ün sonlarında GNU Projesi’ni duyurduğumda IBM PC’ler ve bunların klonları yaygınlaşmıştı. Bunları kullananlar, ABD’de bile henüz nüfusun çoğunluğunu oluşturmuyordu ama artık sıra dışı da sayılmıyorlardı. Dolayısıyla özgür olmayan yazılımlarla ve bunların kullanıcıları nasıl kısıtladığıyla karşılaşmak da artık sıra dışı değildi. Bununla birlikte, kullanıcıların çoğuna yazılım şirketlerinin iktidarı altında bulunmanın normal ve meşru olduğu öğretilmişti. Bu yüzden, bunun zararını gördüklerinde bile durumun başka türlü olabileceği nadiren akıllarına geliyordu. GNU’dan önceki özgür yazılımlarla karşılaşmış olanların sayısı azdı; dolayısıyla kullanıcıların neleri kaybettiğini bilmiyorlardı.
Bununla birlikte, o dönemde bilgisayarların özellikle kullanıcılarını ve sahiplerini kısıtlamak amacıyla tasarlanıp üretilmesi ender görülen bir durumdu. Belirli bir işi yapacak özgür yazılımın geliştirilmesinin önünde, kodu yazmak için gereken emek dışında, pek nadiren bir engel bulunuyordu; o emeği de ortaya koyabiliyorduk.
Yayımladığımız kullanışlı ve güvenilir özgür yazılımlardan yararlanarak daha fazla geliştiriciyi aramıza kattım ve kullanıcıların, yazılımlarının nasıl çalıştığı ve ne yaptığı üzerinde denetim sahibi olmayı ahlaken hak ettikleri düşüncesini yaydım.
1990’larda, dijital kısıtlamalar yönetimi gibi, özgür yazılımın önüne kasıtlı olarak çıkarılmış engellerle karşılaşmaya başladık (bkz. DefectiveByDesign.org (🔗)). Dijital teknolojiyi halk için bir kelepçe olarak tasarlayan şirketler — örneğin, kullanıcıların müzikle veya videoyla neler yapabileceğini kısıtlamak amacıyla, şifrelenmiş DVD’leri çözmek için özgür olmayan yazılım kullanan DVD oynatıcılar üreterek — kullanıcıların bilgisayarlarının ne yaptığı üzerinde denetim sahibi olmasını sağlama hedefimizle karşı karşıya geldiler.
Özgür olmayan yazılımlar aracılığıyla dayatılan kasıtlı (ve dolayısıyla kötü niyetli) kısıtlamalara, onaylamadıkları paylaşım biçimlerini adlandırmak için «korsanlık» sözcüğünü kullanmaları gibi propaganda terimlerine ve dijital kelepçelerini kırmayı suç hâline getiren Dijital Binyıl Telif Hakkı Yasası gibi yasa önerilerine karşı kampanya yürütmeye başladık.
Yine 1990’larda, Özgür Yazılım Hareketi’nin bilişim özgürlüğüne yönelik ahlaki talebi ile bu özgürlüğü takdir etmekle birlikte geliştiricilerin kullanıcılarını özgürlükten yoksun bırakma «hakkını» savunmakta ısrar edenler arasında felsefi bir anlaşmazlık ortaya çıktı. İkinci kesim, 1998’de bu siyaset dışı tutumun markası olarak «açık kaynak» terimini benimsedi ve IBM gibi şirketlerin desteğiyle yaygınlaştırdı.

Özgür Yazılım Vakfının (FSF) ve GNU’nun kurucusu Richard M. Stallman, 23 Ocak’ta konuşma yaptığı Georgia Tech kampüsünde. | Kaynak: LibreTech Collective
Bundan böyle Özgür Yazılım Hareketi, değerlerimizin ve ilkelerimizin açık kaynak tarafından reddedilmesi karşısında insanların düşünce dünyasında yer edinmek için rekabet etmek zorundaydı. Açık kaynak destekçileri, özgür olan kullanışlı yazılımlar geliştirdiler ama kişinin kendi yazılımı üzerindeki denetimine ilişkin ahlaki ilkeyi hiçbir zaman tartışmadılar; özgür olmayan bir programın kullanıcıları kendisine bağımlı kılarak boyunduruk altına almasının adaletsizlik olduğunu da hiçbir zaman kabul etmediler. Onlarla yaşadığım bu anlaşmazlık sonucunda tutumumuzu ortaya koyarken doğrudan ahlaki düzleme geçmeyi ve bana ya da faaliyetlerime onların siyasi sloganıyla etiket yapıştırılmasına şiddetle karşı çıkmayı öğrendim. Birisi GNU’yu, GNU Genel Kamu Lisansı’nı ya da şahsen beni «açık kaynak» bayrağıyla ilişkilendirdiğinde buna itiraz etmek ve böyle olmadığını söylemek zorunda kalıyorum.
2000 yılı civarında, DVD oynatıcılar ve cep telefonlarından başlayarak kötü niyetli dijital ürünler yaygınlaşmaya başladı. DVD oynatıcılar, insanların içeriklerini kopyalamasını ve paylaşmasını engellemek için Dijital Kısıtlamalar Yönetimi uyguluyordu. İnsanların birbirleriyle kopya paylaşmasını engellemek, böl ve yönet politikasıdır; bir adaletsizliktir.
Cep telefonları, telefonun radyo ağıyla iletişim kurmaktan ve mikrofonu dinlemekten sorumlu yazılımlar içeriyordu. Telefon sahipleri bu yazılımları çoğunlukla hiçbir biçimde değiştiremiyordu; buna karşılık başka taraflar, telefon sahibinin rızası olmadan değiştirilmiş yazılımlar yüklemek için hücresel radyo bağlantısını kullanabiliyordu. Bazen değiştirilmiş yazılım, mikrofonu sürekli dinlemek ve sürekli veri iletmek üzere tasarlanıyordu. Telefon sahibi telefonu kapatmaya çalıştığında, bu değiştirilmiş programlar çalışmayı ve veri iletmeyi sürdürürken gerçek bir kapanışı andıran görüntüler gösteriyordu. («Uçak modunu» da aşarak o durumda bile veri iletmeyi sürdürüp sürdüremediklerini bilmiyorum.)

RMS, kampüste öğrencilerle vakit geçirirken. | Kaynak: LibreTech Collective
Kötü niyetli yazılım içeren dijital ürünler, özgür olmayan yazılımın yaygın kullanımının insan haklarıyla her düzeyde çatışacağını gösterdi. İnsanlar bunun farkında olsun ya da olmasın, Özgür Yazılım Hareketi genel olarak insan haklarını savunmanın temel bir boyutu hâline gelmişti. Günümüzde Kötücül Nesnelerin İnterneti’nin «akıllı», «bağlantılı» cihazları, bunları kullanmaya cüret eden her yöneticiye topyekûn baskı uygulama olanağı sağlıyor; giderek daha fazla hükümet de bunları kullanmaya başlıyor. ABD, henüz aynı ölçüde olmasa da Çin’dekine benzer bir baskı düzenine doğru ilerliyor.
«Bağlantılı» gözetleme cihazlarını ilkesel olarak reddediyorum. İnternete erişebilen tek dijital cihazlarım bilgisayarlarım; onlarda da yalnızca özgür yazılım çalışıyor.
CH: 1990’ların başlarına gelindiğinde, özgür yazılımı savunmak ve özgür bir işletim sisteminin temeli olarak GNU’yu geliştirmek için zaten yıllarınızı harcamıştınız. Torvalds’ın Linux kernel’i olgunlaşıp 1992’de GNU ile birleştirilerek tamamen özgür bir sistem oluşturulabilmesi için GNU GPL kapsamında yeniden lisanslandığında, o dönemde bu gelişme hakkında ne hissettiniz ve bugün geriye dönüp baktığınızda onu nasıl değerlendiriyorsunuz?
RMS: 1992’nin sonlarına doğru Torvalds’ın Linux’u özgürleştirdiğini duydum. Bir arkadaşımdan Linux’a bakıp bana değerlendirmesini aktarmasını istedim. Bana iki pratik sakıncası olduğunu söyledi: Daha üstün olan Berkeley sürümünün değil, AT&T’nin Unix sürümünün (System V) tasarımını ve arayüzlerini izliyordu; ayrıca taşınabilir değildi (dolayısıyla yalnızca PC klonlarında çalışıyordu). Yakında çok daha iyi bir sistem hâline geleceğini umduğum GNU HURD ile ilerlemeye karar verdim.
Ancak HURD’un geliştirilmesi güçlüklerle karşılaştı. Örneğin debugger’ımız GDB’nin çok iş parçacıklı programları iyi işleyebilmesi için genişletilmesi gerekiyordu. Bu süreç yavaş ilerliyordu, çünkü GDB geliştiricileri HURD’a ve Mach mikro-kernel’ine değil, gerçek kullanıcıların kullandığı Unix platformlarına odaklanma eğilimindeydi. 1994’e gelindiğinde etik ilkelerimize uygun bir GNU/Linux çeşidinin geliştirilmesini desteklememiz gerektiğine karar verdim. Bunun üzerine Özgür Yazılım Vakfının (FSF) Debian GNU/Linux’un geliştirilmesini finanse etmesini sağladım.
GNU HURD’un geliştirilmesi yavaş ilerlemeye devam etti ve birkaç yıl sonra Linux büyük bir başarı kazanmıştı. Bu yüzden HURD’a verdiğimiz önceliği azalttık ve üzerinde çalışmaları için ücretli personel görevlendirmeyi bıraktık. Bununla birlikte, gönüllüler HURD üzerinde yeniden ilerleme kaydediyor.
[Söyleşinin ardından yürütülen düzenleme sürecinde Stallman, «özgür bir işletim sisteminin temeli olarak GNU’yu geliştirmek» ifadesinin kullanılışına ilişkin bir sorunu gündeme getirdi.
«Bu cümlede ince bir anlam karışıklığı olduğunu şimdi fark ettim,» diye yazdı. «GNU’nun yalnızca bir ‘temel’ olması amaçlanmıyordu; GNU’nun özgür bir işletim sistemi olması amaçlanıyordu. Ancak başka insanlar da Linux kernel’i dâhil özgür yazılımlar geliştirmeye başladılar. Böylece sonunda ortaya çıkan özgür sistem, çeşitli başka geliştiricilerin özgür yazılımlarını da içerdi.»]
CH: 1998’e, Bruce Perens ve başkalarının, sizin yıllardır savunduğunuz özgür yazılım ilkelerinden etkilenmiş Debian Özgür Yazılım Yönergeleri’ne dayanan Açık Kaynak Tanımı’nı ortaya koyduğu döneme ilerleyelim. Bazı insanlar bunu davanız açısından büyük bir zafer olarak karşılayacağınızı varsaydı, fakat «açık kaynak» adıyla yeniden markalaştırılmasından pek hoşnut değildiniz. O dönemde bu gelişmeyi nasıl değerlendirdiniz, şimdi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Richard M. Stallman, 23 Ocak 2026 Cuma günü Georgia Tech’te konuşurken.
RMS: Eric Raymond beni arayıp yeni terimlerinden söz etti ve benim de bu terimi kullanmaya başlamamı istedi. Terim hakkında, o anda açıkça dile getiremediğim bazı çekincelerim vardı; bu yüzden ona düşüneceğimi söyledim.
Bana gönderdiği malzemeyi düşününce, yalnızca adı değil, düşüncenin özünü ve odağını da değiştirmeyi planladıklarını fark ettim. Amaçları yalnızca yanlış anlaşılabilen «free» sözcüğünü geri plana itmek değil, özgürlük düşüncesini de geri plana itmekti. Ahlaki odağımızı daha açık hâle getirmek yerine onu tümüyle ortadan kaldıracaklardı.
Büyük şirketlerin halkla ilişkiler desteğiyle, kullanıcıların kendi bilişim faaliyetleri üzerinde denetim sahibi olmayı hak ettiği düşüncesini topluluğumuzdan ve çalışmalarımızdan tamamen silebilirlerdi. Bu hedefi korumak için hedefin kendisine odaklanmamız, onu eskisinden de güçlü biçimde vurgulamamız gerekiyordu.
Ertesi gün ona özgür yazılımdan ve özgürlükten söz etmeyi sürdüreceğimizi söyledim.
CH: Bana kalırsa 2000’lerin başlarında bile hem özgür yazılıma hem de açık kaynağa yönelen insanların çoğu ikisi arasındaki ayrımı anlıyordu. Bugünkü kullanıcı kuşağı için, özellikle de açık kaynak cephesinden gelenler açısından, bunun hâlâ geçerli olduğundan pek emin değilim. Sizce bu isabetli bir değerlendirme mi? Öyleyse neden?
RMS: Deneyimlerime göre insanların çoğu yalnızca «açık kaynak» terimini duymuş durumda ve pek çok yayında bu yanlış bilgiyi gördükleri için benim de açık kaynağı desteklediğimi sanıyor. Yalnızca küçük bir azınlık «özgür yazılım» terimini ve bunun ne anlama geldiğini biliyor. 2000’lerin başında da durum böyleydi, bugün de böyle.
Dikkatlerini özgür yazılım meselesine çekmek için açıkça, «açık kaynağı» hiçbir biçimde savunmadığımı ve hiçbir zaman da savunmadığımı söylüyorum. Ardından özgür yazılımın ne anlama geldiğini özetliyorum ve aradaki ayrımı açıklamak için yazdığım Açık Kaynak Neden Özgür Yazılımın Asıl Meselesini Iskalıyor (🔗) başlıklı makaleme, özgür yazılımın tanımına (🔗) ve Özgür Yazılım Artık Daha da Önemli (🔗) başlıklı makaledeki gerekçelere yönlendiriyorum.
Temel insan haklarıyla ilgili bir meseleyi ele alırken, bunları kesin bir tutumla insan hakları olarak ortaya koymalıyız. Bu, temel niteliği henüz genel kabul görmemiş insan hakları için daha da önemlidir. Büyük şirketlerin ekonomik çıkarlarına masada bir yer verirsek masanın tamamını yiyip bitirirler.
Bana yazanlar arasında yazılım özgürlüğünü bir ilke olarak desteklediklerini belirtenlerin oranı şimdilerde artıyor gibi görünüyor. Özgür olmayan yazılımların kullanıcıları sistematik biçimde kötü muameleye maruz bırakmak için ana akımda açıkça kullanılıyor olmasının, ne kadar kötü bir durum olsa da, insanların özgür olmayan yazılımın kötülüğünü fark etmesine yardımcı olduğunu umuyorum.
CH: Açık kaynak etkinliklerinde sık sık dile getirilen gözlemlerden biri şu: İlk ortaya çıktığında gençlerin uğraşı gibi görünen açık kaynak topluluğu artık gözle görülür biçimde yaşlanıyor ve topluluğa katılan gençlerin sayısı azalıyor. Özgür yazılımda da aynı eğilimi gözlemliyor musunuz? Öyleyse sizce bunun sebebi ne ve bu eğilimi tersine çevirmek için yapılabilecek bir şey var mı?
RMS: Yerleşik toplulukların ve geliştirme gruplarının yeni üyeler çekmekte zorlandığını görüyorum. Bununla birlikte, özgür yazılım felsefesinden etkilenerek özgür olmayan yazılımları tümüyle reddetmek isteyen gençlerle tanışıyor, böyle gençlerden e-postalar alıyorum. Sosyal etkinlikler ve okullar artık büyük teknoloji şirketlerinin denetimine girdiği ve bu şirketlerin özgür olmayan yazılımlarını ve çevrimiçi sözde hizmetlerini dayattığı için gençler büyük teknoloji şirketlerine boyun eğmeleri yönünde yoğun bir baskıyla karşılaşıyor. Onlara Wojciech Kosior’un Özgür Olmayan Yazılım Kullanmadan Mezun Olmak İçin Nasıl Mücadele Ettim (🔗) başlıklı makalesini öneriyorum.
CH: Georgia Tech’teki son konuşmanızda, anlayabildiğiniz kadarıyla günümüzdeki yapay zekâ modellerinin hiçbirinin gerçekten açık olmadığını söylemiştiniz. Açık kaynak çevrelerinden pek çok kişi, gerçekten özgür veya açık yapay zekâ sistemlerinin mümkün olup olmadığını merak ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Böyle sistemler mümkün değilse bu, özgür yazılımın geleceği açısından ne anlama geliyor?
RMS: Onlara «yapay zekâ» demediğimden eminim; «açık» olup olmadıklarıyla ilgilenmediğimden de eminim.
Bu soruyu önce kullanılan terminolojiyi eleştirerek yanıtlamam gerekiyor. «Yapay zekâ» terimi, abartılı bir pazarlama kampanyasının temelini oluşturuyor. «Zekâyı», en azından belirli bir alanda bilme veya anlama yetisi olarak tanımlıyorum. Sınırlı alanlarda böyle bir yetiye sahip yazılımlar gerçekten var. Ancak insanlar «yapay zekâ kullanmaktan» söz ederken genellikle büyük dil modellerini kastediyorlar. Bunlarda zekâ yok. Sözcükleri metinler hâlinde düzenleyerek oynuyorlar ama ne kendilerine verilen metinsel girdilerin ne de ürettikleri metinsel yanıtların anlamını kavrıyorlar.
Büyük dil modellerinin bu kadar sık, var olduğu öne sürülen ama gerçekte yanlış olan olgulara gönderme yapan metinler üretmesinin sebebi, metni hiçbir zaman gerçekten anlamamalarıdır; tartışılan alanın anlamlarıyla veya olgularıyla çalışmazlar. Hak ettikleri adlar «zekâ taklidi» ve «zırva üreteçleri»dir.
«Yapay zekâ»ya dayanan abartılı pazarlamanın sizi kendisini desteklemeye sürüklemesinden kaçınmak için lütfen «zekâ» sözcüğünü ancak bu niteliği gerçekten taşıyan sistemler için kullanma çağrıma katılın.
Büyük dil modellerinin «açık» olup olmadıkları konusunda kesinlikle bir şey söylemedim, çünkü açıkladığım gibi yazılımların «açık» veya «açık kaynak» hâline getirilmesini savunmuyorum. Bu terimler, «özgür» anlamındaki «free» ve «libre» sözcüklerinin siyasetsizleştirilmiş ikameleridir. Şirketlerin ahlaki gerekçelerle eleştirilmesine yol açabilecek özgürlük ve adalet (yazılım kullanıcılarının özgürlüğü ve adaleti) meselelerinden kaçınarak şirketlerin desteğini kazanmak amacıyla türetilmişlerdir. Benim için belirleyici meseleler bunlar olduğu için bir program hakkında her zaman onun özgür olup olmadığını sorarım.
İnsanların en çok duyduğu büyük dil modelleri özgür yazılım olarak yayımlanmıyor. Hatta çoğunlukla hiçbir biçimde yayımlanmıyorlar: Kopyalarına erişilemiyor. Bunlar yalnızca «çevrimiçi hizmetler» olarak kullanılabiliyor. Yani kullanıcının bir soru yönelttiği program, bir şirketin bilgisayarında ve geliştiricinin tam denetimi altında çalışıyor. Binary’sine yama uygulayarak programı değiştirmek bile mümkün değil.
Kendi bilişim faaliyetlerinizi başka birinin sunucusunda çalışan bir yazılıma emanet etmek sizi doğası gereği boyunduruk altına sokar; çünkü o kopyayı, özgür bir programın kopyası olsa bile, değiştirmeniz mümkün değildir. Bu duruma «Yazılım Yerine Hizmet» anlamında SaaSS diyoruz (🔗) ve bunu reddediyoruz.
Ocak ayından beri, eğitim girdileri de dâhil olmak üzere özgürlük sağlayacak biçimde yayımlandığı anlaşılan bir büyük dil modelinden haberdar oldum. Bu doğrulanırsa onu «özgür» olarak nitelendiririz.
Ne yazık ki bu, onu «zekâ» yapmıyor.
CH: Özgür yazılım hareketi, kullanıcıların dört yazılım özgürlüğünü gerçekten kullanma olanağı bulamadığı Hizmet Olarak Yazılım (SaaS) ve «Yazılım Yerine Hizmet» uygulamalarının yayılmasını nasıl durdurabilir? Ayrıca işverenlerin ve hükümetlerin, çalışmak, öğrenim görmek veya kamu hizmetlerinden yararlanmak için insanları fiilen özgür olmayan yazılımlar kullanmaya zorlayan giderek artan baskısına nasıl direnebilir?
RMS: Şirketler SaaSS sunmaya karar verdiğinde onları durduramayız. Kullanıcılar SaaSS türü sözde hizmetleri kullanmaya karar verdiğinde onları da durduramayız. Ama bu tercihlerin onları çeşitli sömürü, manipülasyon ve hatta muhtemel zulüm biçimlerine nasıl açık hâle getirdiğini açıklayabilir, ardından bunları reddederek örnek olabiliriz.
Ben özgür olmayan yazılımları hiçbir zaman çalıştırmıyorum. Dolayısıyla şirketler veya devlet kurumları, ister casus telefon uygulamaları ister web sitelerinin gönderdiği özgür olmayan JavaScript kodu olsun, böyle yazılımları çalıştırmam için baskı yaptığında o yöntemi kullanmıyorum. Şimdiye kadar ABD’deki devlet kurumlarıyla işlerimi yürütmek için her zaman mektup veya telefon yoluyla bir seçenek bulunduğunu gördüm.
Son 15 yılda banka kartlarıyla ödediğim tek şey uçak biletleri oldu. Buna da yalnızca uçağa binebilmek için resmî kimlik gösterme zorunluluğu bulunduğundan razı oluyorum.
Gözetim herkes için tehlikelidir. Bugün ABD’de herhangi biri, herhangi bir zamanda yetkililerin zorbalığına uğrayabilir; hükümet de konum takibi dâhil muazzam miktarda kişisel veri topluyor. Buna pek çok yoldan direniyorum. Cep telefonu taşımıyorum, çünkü cep telefonları kullanıcıların hareketlerini izliyor ve konuşmalarını dinliyor. Banka kartları veya dijital sistemler kullanarak ürün satın almıyorum; alışverişlerimi nakit parayla, kimliğimi açıklamadan yapıyorum.
İnternetten hiçbir zaman sipariş vermedim. Bununla birlikte, ara sıra benim adıma, kendi isimlerini kullanarak ve ürünleri kendi adreslerine göndertip sipariş vermeye razı olan arkadaşlarım var. Daha sonra satın aldıkları ürünü bana veriyorlar, ben de parasını ödüyorum. Zaten kendileri için haftada birkaç kez sipariş verdiklerinden bana ara sıra yaptıkları bu iyilik, ellerinde kalan mahremiyeti pek fazla azaltmıyor.
Elektrik, su ve benzeri hizmetlerin faturaları, adımı vermek zorunda kaldığım abonelik hesaplarına dayanıyor. Bunlar karşısında anonim kalamadığımdan ödemelerimi postayla çek göndererek yapıyorum. Bu, ödediğim miktar dışında hakkımda hiçbir bilgi açığa çıkarmıyor.
Dijital alanlardaki her türlü yaş doğrulama zorunluluğu beni çok kaygılandırıyor, çünkü web sitelerinin bir kullanıcının yaşını doğrulamak için başvurduğu bütün sistemler, kullanıcının kimliğini belirlemeye yetecek veriler istiyor.
Bunun ne kadar daha kötü olduğunu görmek için geleneksel yaş doğrulama sistemleriyle karşılaştıralım. Alkollü içecek satın aldığınızda mağaza görevlisi kimliğinizi görmek ister; ancak kim olduğunuzu kaydetmez, yalnızca yaşınıza bakar. Bu uygulama mahremiyetinize saygı gösterir; gözetim açısından etkisi sıfırdır. Buna karşılık dijital yaş doğrulama sistemleri kim olduğunuzu ve yaptığınız her şeyi ayrıntısıyla kaydeder.
73 yaşında olduğum için yaş doğrulaması yapan bütün sitelerin yeterince yaşlı olduğuma karar vereceğinden eminim. Fakat yaşımı doğrulamak onlara adımı veya bir kimlik numaramı vermem anlamına gelir; ben de bunu yapmayı reddediyorum.
Yaşım nedeniyle Boston’daki tren ve otobüslerde indirimli ulaşım kartı alma hakkım var. Ancak bu kart, metroya veya otobüse her binişimde kimliğimi kaydedecek. Buna boyun eğmektense tam ücret ödemeyi tercih ederim.
Arabam yok ve olmasını da istemiyorum; fakat arabaların insanların nereye gittiğini bildirmesini engellememiz gerekiyor. Bağlantılı arabaları «bağlantısız arabalara» dönüştürmenin yolunu bulacak bir tamirci bulmayı umuyorum. Bunun, mahremiyeti ihlal eden verileri ileten veya GPS sinyallerini alan antenlerin etrafına bir tür metal levha sarılarak yapılabileceğini düşünüyorum. Belki de antenleri sökmek yeterlidir. Yol bulmak için arabanın gözetim sistemine bağlı olmayan bağımsız bir GPS alıcısı kullanın.
Teknoloji şirketlerinin kişisel verilerinizi — ve sizin hakkınızdaki kişisel verileri — kendi sunucularında tutmasının tehlikelerinden biri, baskı aygıtlarının görevlilerinin sizden habersiz biçimde bu verileri şirketten alabilmesidir (🔗).
Dijital gözetim hakkında daha fazla bilgi için bkz. (🔗).
Sonsöz
İçinde bulunduğumuz yüzyılın dörtte birinden fazlası geride kalmışken Stallman’ın, geçen yüzyılın son yirmi yılında olduğu kadar özgür yazılımın ve yazılım özgürlüğünün savunucusu olmaya devam etmesi hiç kimseyi şaşırtmamalı. Sorularıma verdiği yanıtları içeren e-postanın sonuna özgür yazılımla ilgili kısa bir bağlantı listesi eklemişti. Söyleşinin ilk düzenlenmiş hâlini kendisine gönderene kadar bu listeyi standart bir ek metin sanmıştım.
«Bütün bunları neden çıkardınız?» diye sordu. «Bunlar davamıza yardımcı olmanın yolları.»
Bu, benim açımdan büyük bir gaf oldu. Üstelik bu liste, söyleşi için benim yazabileceğim her şeyden daha iyi bir sonsöz niteliğindeydi:
Özgür yazılım hareketine yardım etmek istiyorsanız işte bazı öneriler:






























Geri bildirim: Muhaberat Evirileri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bolluk Üreten Zekâ, Kıtlık Yöneten Sermaye: Özgür Yazılımdan Yapay Zekâ Katedraline | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER