Kurban kesilecek bayram günü geldi. İsa’nın “Gidin Cem’i hazırlayın” diyerek önden gönderdiği Petrus ve Yuhanna “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordu.
İsa onlara “Bakın” dedi, “Şehre girince sizi bir Saka karşılayacak. Onu takip ederek ulaşacağınız evin sahibine ‘Hocamız öğrencileriyle Cem yemeği için misafir odasını soruyor’ deyin. Evsahibi size üst katta dayalı döşeli kocaman bir Yer gösterecek. Orada Cem’i hazırlayın.”
Herkes evine gitti, İsa ise Zeytin dağına. Ertesi sabah erkenden tapınağa vardı. İnsanlar toplandıkça o da oturup bir şeyler anlatıyordu.
Ferisiler ve Musevi hocalar nikahsız sevgilisiyle yatakta basılan bir kadını getirip kalabalığın ortasına diktiler ve İsa’ya sordular: — Hoca, bu kadın nikahsızca biriyle yatarken yakalandı. Musevilik bize böyle kadınları taşlamamızı emreder. Sen ne dersin?
Ben doğduğumda ana-babam yazar olabileceğimi düşünmüşler. Yahudi olduğumu herkes hemen farketmese iyi olur diye, çağrıldığım ismin yanına iki olağandışı isim daha eklemişler. Onları açıklamak istemiyorum. Kırk yıl önce ana-babalar için ferasetin zor zanaat olduğunu söylemem yetsin. Uzak bir ihtimal saydıkları durum gerçek oldu. Ama onların feleğe karşı aldıkları tedbirleri ilgili zat hükümsüz kılmıştır. İki müstakbel ismi yazılarında halka bildirmek yerine ilgili zat onları kendi içine kilitlemiştir. Nasıl ki eskiden Yahudiler çocuklarına verdikleri saklı isimlere bekçilik ederlerse o da öyle yapmıştır. Bir çocuk reşit olacağı güne kadar kendi saklı ismini bilmezdi. Gerçi tek ömürde birden çok reşitlik olabilir ve saklı isimler değiştirilebilir, yeni bir reşitlikte saklı isim de değişmiş olabilir. Değişti diye can kuvvetlerini barındıran isim olmaktan çıkmaz, o kuvvetleri yetkisiz unsurlardan koruyan bir çağrı olmaktan çıkmaz. Okumaya devam et →
Hülya Espri her birimizde başka türlü tezahür eder. Kimimiz bilgece konuşur, kimimiz bilgiyle konuşur, aynı Espri’nin tezahürleridir hep bunlar. Kiminin esprisi de iman gücüdür veya hastalara deva olmaktır ya da harikalar yaratma gücüdür. Kimimiz kahin olmuş, kimimiz Tanrı’nın esprisini anlar olmuş. Kimimiz türlü türlü diller konuşur olmuş, kimimiz de o dilleri yorumlar olmuş. İşte her birimize dağılmış Hülyalı Espritüel ihsanlardır bunlar.
(1 Korintliler 12:7-11)
Kılavuzunuz sevgi olsun. Hülyalı Espritüel ihsanlara sahip çıkın, özellikle de kahinleşme ihsanına. Kimsenin bilmediği dillerde konuşursanız Tanrı’dan başka kimse derdinizi anlayamaz. Esprisi anlaşılmayan gizemlerden bahsetmiş olursunuz. Oysa kahinleşseniz anlaşılacaksınız, bir işe yarayacak. Cesaret verecek, hayrınız dokunacak. Okumaya devam et →
Mecdelli Meryem ‘kript’in kapısında dikilmiş ağlıyordu. Gözünü silerken eğilince içeride iki melek gördü [dekriptözler]. Beyaza bürünmüşlerdi, İsa’nın bedeni yerine o-ikisi vardı. Biri başında, öbürü ayağında [başlık/header + yük/payload = internet paketi].
Melekler sordu:
— Meryem niçin inilersin?
Meryem yanıtladı:
— Beyimin bedenini götürdüler! [dekript edildi] Bilmem ki nereye koydular onu! [ama okuyamadım, bir dolap döndü, onun için inilerim] Okumaya devam et →
Pentikost günü gelip çattığında İsa’nın bütün müritleri aynı yerde toplanmıştı. Birdenbire gök gürledi ve uğultulu fırtına buluştukları evin etrafını sarıp içini doldurdu. Sonra her yöne uzanan ateşli diller gördüler ve her birine bir dil gelip yerleşti. Hülya Espri herkese hakim oldu ve her birini farklı bir dilde konuşturdu… Yoel’e şunları söyletti:
İsa müritlerine konuştu:
— Sıkmayın canınızı. Tanrı’ya inanın, bana da inanın. Pir evinde odalar çoktur, olmasa söylemem mi? Gidip orada her birinize yer ayıracağım. Sonra da geri dönüp aldıracağım sizi oraya. O zaman birlikte olacağız. İzlediğim yolu biliyorsunuz.
Tomas sordu:
— Ama hocam senin izlediğin yolu biz ne bilelim, nereye gittiğinden dahi bihaberken? Okumaya devam et →
Yanımda durmayanlar aleyhime sayılacak Her kim benimle toplaşmıyorsa dağılacak
O halde kulak verin: Aleyhinde günahkarca kötüsöz sarfettiğiniz insanlar sizi affedecek Ama aleyhinde kötüsöz sarfettiğiniz Hülya Espri sizi affetmeyecek
Antik çağlardan beri astrologlar gezegenlere hep çeşitli sıfatlar yüklemişlerdi, hususi yorumlar da getirmekle birlikte ellerindeki –sözgelimi– Yıldızname Sözlüğü’nün anahatlarını muhafaza ettiler.
Ay/Kamer hep gizildi, Merkür/Utarit hep haberdardı, Venüs/Zühre hep güzeldi, Güneş/Şems hep gururluydu, Mars/Merih hep savaşkandı, Jüpiter/Müşteri hep talihliydi ve Satürn/Zuhal de hep –nasıl desek– fenaydı! [1]
Yeni gezegenler bulunup adlandırıldıkça onlara da çeşitli sıfatlar tayin ederek astroloji kadim yolculuğunu sürdürdü: Uranüs/Munzar şaştırıcıydı, Neptün/Mevcedar daldırıcıydı, Plüton/Tahtıfelek yıkıcı ve yapıcıydı… [2]