Slavoj Žižek ve Sophie Fiennes’in 2012 tarihli Sapkın Kılavuz İdeoloji filmidir (Pervert’s Guide to Ideology). Altyazı: Işık Barış Fidaner (Žižek bir standardı devirdiği için biz, ben cinsinden konuşuyor, ben o devrilişe jenerik ifade kazandırmak için siz cinsinden tercüme ettim)
ASS (EN), Sorular 📺, Cevaplar 🤖, Döküm 📜, Bir kısmı bilinen tabirler: ‘Güncel durum’ anlamında ahval. ‘Kendiliğinden ama otomatik değil’ anlamında spontan. ‘Paradoks’ anlamında saçmantık. ‘Zor bir şeyi kabullenme’ anlamında ikrar. ‘Jouissance/enjoyment’ anlamında keyfiyet. ‘Sinik’ anlamında alaycı. ‘İronik’ anlamında dalgacı. ‘Müstehçen’ anlamında ayıpçıl. ‘Namevcut’ anlamında yoğul. ‘Pozitif özellik’ anlamında müspet vasıf. ‘Turn to shit’ anlamında bokolmak. ‘Sweatshop’ anlamında terhane. ‘Kap’ anlamında konteyner. ‘Tarafsız çatı’ anlamında nötr dam. ‘Delinquent’ anlamında mücrim. ‘Constellation’ anlamında kümeleniş. ‘Gap’ anlamında ayırı. ‘Humanitarian’ anlamında insansever. ‘Cognitive mapping’ anlamında bilişsel harita. ‘Bedel ödemeden avantaj kazanmak’ anlamında hem kek olması hem karnın doyması. ‘Okyanus’ anlamında umman. ‘Grimace’ anlamında sırıtış. ‘Görüntü’ anlamında zevahir. ‘Virtüel’ anlamında görcül. ‘Sonsuza dek’ anlamında ilanihaye. ‘Tanrı baba’ anlamında pir. ‘True/false’ anlamında sahi/fol. ‘Uçurum’ anlamında obruk. ‘Kutsal Ruh’ anlamında Hülya Espri. ‘Hristiyanlık/Yahudilik’ anlamında İsevilik/Musevilik. ‘Transgressive’ anlamında çiğneyici. ‘Paternal’ anlamında pederane. ‘Süperego’ anlamında üstben. ‘Wishful thinking’ anlamında hüsnükuruntu. ‘Asteroid’ anlamında yıldıztaşı.
1) Mektup/harfiyet her zaman istikametine varır. 2) Gönderilen her mesaj tersyüz edilmiş halde gerisingeri iade olunur. 3) Bastırılan her zaman geri döner. 4) Çerçeve içerdiği parça ile çerçevelenmiştir (zarf mazrufunca zarflanmıştır). 5) Simgesel borçtan kaçamayız, onun her zaman kararlaşması gerekir. 6) Üst-dil yoktur.
Birinci cümle simgesel seviyede diğer cümleler zincirini yoğuştursa da (Wittgensteincı bir ‘aile’ olarak) zincirin tamamı altıncı (öncül) cümlenin varyasyonlarından ibarettir. O halde gelin üst-dilin imkansızlığını Hegelci ‘Güzel Can’ figürü bağlamında açıklayalım.
Efsaneye göre Galileo Galilei Dünya’nın Güneş etrafında döndüğüne dair teorisini 1633’te Engizisyon huzurunda cebren inkar ederken şöyle mırıldanmıştı: Eppur si muove (yine/hâlâ dönüyor). İşkence yapmaları gerekmedi, işkencehanede turistik bir gezinti onu ikna etmeye yetti…
Onun bu sözü sarfettiğine dair elde hiçbir delil olmasa da zamanla deyimleşen bu tabir cebren inkar edilen sahi/true bilgilerin yine/hâlâ sahilikten düşmediklerini belirtir. Bu deyimin en soraklı/ilginç özelliği ise tam aksi mesajı da iletebilmesidir: harfiyen fol/false bir şeyde iletilen ‘daha derin’ simgesel hakikati öne sürebilmesidir.
Uyandırdığı tepkinin ölçüsüne göre ‘kafası karışık, ruh hastası, deli, daha deli, ayrı manyak, iyice manyak’ gibi tabirlerle dilegelen bu mefhum, ‘yaramazlık yapan büyük insan’ demektir, yani yetişkinlere ‘çocuk muamelesi’ yapılmasıdır.
Freud psikanalizi kurmadan önce insanlar Ego inşaları üzerinden birbirlerini kullanamadıkları zaman (yaygın hüsnütabirle: ‘iletişim aksadığı’ zaman) bu ‘arızaya’ sebep olduğunu varsaydıkları çeşitli ‘davranışsal veya zihinsel desenler’ kurguladılar ve böylece ‘renkten renge giren’ etiket veya damgalarla kişilik yapılarını sınıflandırma ve ‘kurumlara bağlama’ (commit to institution) yoluna gittiler. Yani özetle ‘bilinen teknik arıza’ların ruh tamircileri (?) oldular [1].
Kendi zekasıyla düşünürmüş gibi görünen ilk makine 18’inci asırda dünya sahnesine çıktı. Mucit Wolfgang von Kempelen (1734–1804) Türk-matik diye bir satranç robotuyla çıkageldi: İnsan boyunda bir kukla kendi kendine satranç taşlarını oynatabiliyordu, hata yaparsa da kafasını sallayıp düzeltiyordu. İnsanları satrançta yenebildiği görülünce Türk-matik sosyetik ortamlarda fenomenleşti.
Lakin aygıtı oluşturan mekanizmalar ne kadar incelikli ve karmaşık olursa olsun sonradan anlaşıldı ki dışarıdaki kuklayı hareket ettiren ve satranç hamlelerini yapan bir insan aygıtın iç haznesine saklanmıştı. İşte Almanca ‘Das ist bestimmt getürkt! = Bu işte bir Türklük var!’ deyimi Kempelen’in icadından türemiştir, Almanca ‘Getürkt = Türklenmiş’ demek ‘bir sahtekarlık kokusu alıyorum’ demektir [1].