Selahattin Demirtaş’la ötanazi arasında ilk bakışta hiçbir bağ yokmuş gibi görünür. Bir yanda Avrupa’nın hayat sonu rejimleri, tıbbi kurul kararları, BÖCÜ (Beyaz Önlüklü Cellat Üstbeni) tarafından kodlanmış ölüm prosedürleri; öte yanda Türkiye’nin bitmeyen tutuklulukları, ertelenen tahliyeleri, dosyadan dosyaya devredilen siyasal rehinelik. Fakat tam da burada, görünürde birbirinden çok uzak iki alanı birbirine bağlayan ortak mantık belirir: insanın sözden ve yükümlülükten koparılarak prosedüre teslim edilmesi. Demirtaş dosyası da, modern ölüm idaresi de, farklı sahalarda işleseler bile aynı uygarlık eğilimini açığa vurur. Karar, ilişki içinden değil prosedür içinden gelir; sadakat, emanet ve omuz verme değil, inceleme, kurul, mevzuat ve takvim belirleyici olur. Söz küçülür, dosya büyür. İnsan bekler, prosedür yürür. Tam da bu yüzden PKK’nın feshi, sıradan bir örgütsel kapanış değil, daha derin bir anlamda bir siyasal ötanazi olarak okunabilir.
Demirtaş’ın ötanaziyle alakası, aynı çağın siyasal ve hukukî aklını iki ayrı sahada görünür kılmasındadır. Bir sahada ölüm, BÖCÜ (Beyaz Önlüklü Cellat Üstbeni) tarafından özerklik, haysiyet, bakım, hak ve denetim diliyle kurumsal bir işleme çevrilir. Öteki sahada siyasî tasfiye, başvuru, karar, inceleme, takvim ve yargı diliyle süreklilik kazanır. Bu iki sahayı birleştiren esas çizgi, insanların birbirine karşı sözünün eri olmasıyla değil, kurumların prosedür işletmesiyle kurulan düzendir. Bu düzende hayat da temsil de omuzda taşınan bir emanet olmaktan çıkar, dosya halinde yürütülen bir sürece dönüşür. AİHM’in hayat-sonu dosyaları ile Selahattin Demirtaş kararları yan yana konduğunda görünen şey tam budur.
26 Mart 2026 akşamı İspanya’da iki sahne aynı saate bindirildi. Saat 18.00’de Noelia Castillo’nun “ötanazisi” uygulanıyordu. Aynı saat diliminde Pedro Sánchez, La Moncloa’dan hükümet revizyonunu açıklamak üzere kurumsal beyan veriyordu. Bu revizyonun merkezinde María Jesús Montero vardı. Sánchez’in açıklamasının saat 18.00’de yapılacağı Europa Press tarafından duyuruldu; Noelia’nın “ötanazisinin” 18.00’de gerçekleştiği de RTVE tarafından aktarıldı. Bu yüzden burada tartışılan şey hayal ürünü bir benzetme değil; önce çıplak zamanlama var. (Europa Press)
Bugün Ötanazi kelimesini duyan biri, neredeyse her zaman merhamet, haysiyet, öz-belirlenim ve yumuşak bir son üzerine bir hikâye duyar. Kelimenin Nasyonal Sosyalist kullanımı da tam olarak böyle işliyordu. Gündelik dilde ötanazi, bir zamanlar çok ağır hastaların kendi talepleri üzerine acısız ölümü anlamına geliyordu. Nasyonal Sosyalist dil kullanımında ise aynı kelime, engelli insanlara, ruhsal hastalığı olanlara ve kurumlarda tutulan kadın ve erkek hastalara karşı devlet tarafından örgütlenmiş bir öldürme makinesinin örtüsüne dönüştü. USHMM’nin Holokost Ansiklopedisi, T4 programını açıkça engelli insanlara karşı sistematik cinayet olarak tanımlar; burada ötanazi kavramı bir örtmece sözcük işlevi görüyordu (🔗). Bu yüzden Ötanazi = Heute-Nazi = Bugün-Nazi nüktesinin can damarı, her şeyden önce dilin kendisinde yatar: öldürme bakım gibi görünür, tasfiye yardım gibi görünür, şiddet temiz bir kelimenin altında kaybolur. (🔗)
1. Neustift 1882: Aynı Merkezde İki Ayrı Rehberlik
1882’de Neustift im Stubaital’de kurulan Bergführerverein, ilk bakışta yerel bir meslek örgütlenmesi gibi görünür. Dağ rehberleri bir araya gelir, bir birlik kurulur, bölgenin alpin bilgisi daha düzenli bir çerçeveye kavuşur. Bu olayın gerçek ağırlığı, köyün merkezindeki kurumsal sahneye yakından bakınca belirir. Neustift’in ortasında St. Georg kilisesi, mezarlık ve widum çevresinde örülmüş eski bir topluluk düzeni durur; tam bu merkezin içinde, 1881’de köye gelen Franz Senn’in yardımıyla 1882’de dağ rehberliğini bir kuruma bağlayan yeni bir düzen filizlenir. Böylece aynı yerel dünyada iki ayrı yön verme biçimi yan yana görünür hale gelir: biri ruhları kutsal bir düzen içinde toplar, diğeri bedenleri dağın tehlikeli açıklığında doğru zamanda doğru hatta taşımaya çalışır (🔗) (🔗).
Oshi’nin [hayranlıkla desteklenen favori kişi/karakter] bulunduğu dünyayı savaş alanına çevirmeyin. Otaku’nun [yoğun hayran/fan kültürü mensubu] savaş karşıtı gösterisinde ayağa kalkmak [*]
Québec’te 1 Nisan 2024 ile 31 Mart 2025 arasında ölümlerin %7,9’u beyaz önlüklü cellatların infazlarıydı. Bu oran, yaklaşık her 12,7 ölümden 1’i demek oluyor (🔗). Hollanda’da 2024 yılında bildirilen “ötanazi” vakaları toplam ölümlerin %5,8’ine ulaştı; bu da yaklaşık her 17,2 ölümden 1’i anlamına geliyor (🔗). Kanada genelinde 2024 için resmî oran %5,1 olarak açıklandı; yani yaklaşık her 19,6 ölümden 1’i (🔗). Belçika’da 2025 oranı %4,0 seviyesine çıktı; bu da tam olarak her 25 ölümden 1’i demek (🔗). Oregon’da 2023 oranı %0,8 idi, California’da 2024 oranı %0,364 olarak kaydedildi; bu iki rakam, bazı yerlerde “istisna” diye sunulan şeyin başka yerlerde ölüm düzeninin belirgin bir parçasına dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla gösteriyor (🔗) (🔗).
15.800 yıllık yavru köpek kemikleri, köpek dostlarımızın doğrulanmış kökenini neredeyse 5000 yıl daha geriye itiyor
2004 yazında, Douglas Baird, Türkiye’nin iç kesimlerinde Pınarbaşı adı verilen ücra bir avcı-toplayıcı yerleşiminde kazılara başkanlık ediyordu; ekibi o sırada alışılmadık bir şey buldu: Bir insan gömüsünün tam üstündeki bir çukura yerleştirilmiş üç yavru köpek. Kemikler, kurtlara mı yoksa köpeklere mi ait olduklarını söyleyebilmek için fazla küçüktü. İnsana olan yakınlıkları ikincisini düşündürüyordu, ancak yaklaşık 15.800 yıl öncesine tarihlenen kalıntılar, doğrulanmış herhangi bir köpekten neredeyse 5000 yıl daha yaşlıydı. Liverpool Üniversitesi’nde arkeolog olan Baird, ‘Aklımızdan türlü türlü ihtimal geçiyordu,’ diyor.
“Bir yıl beklemeye karar verdiler, hâlâ ölmek isteyip istemediğini görmek için…” 1 ay… 6 ay… 1 yıl…
Sunucu: Beyler, birkaç saat içinde, bugün öğleden sonra, İspanyol devleti, elinde ötanazi yasasıyla 25 yaşındaki genç bir kadını öldürecek. Acı çekmiyor, 40 yıldır engelli değil, korkunç bir ağrı içinde de değil, kesinlikle değil. Onun resmen tanınmış zihinsel bir engeli var; bu oran %74’e kadar çıkabilir. 2022’de canına kıymaya kalkıştı ve beşinci kattaki bir balkondan kendini attı. Tekerlekli sandalyede, ama ne ruhsal hastalığına karşı bir tedavi görüyor ne de ruh hâlini iyileştirmek için bir destek alıyor. Bu kadının hikâyesi çok acıklı, çünkü devlet ona hep başarısız oldu. Anne babası boşanıyor, para bitiyor, evi kaybediyorlar ve onu Katalonya Generalitatı’nın vesayet merkezine götürüyorlar. Kendisi küçüktü, 13 yaşındaydı. O merkezde, kısa süre sonra refakatsiz bir reşit olmayan göçmenle tanışıyor. Görünüşe göre onunla bir ilişki kuruyor. Sonunda bu vahşilerden oluşan bir sürü ona cinsel saldırıda bulunuyor. İyi ölçüde aklını yitirmesine ve bir balkondan kendini atmasına yol açan sebep buydu. Eh, vesayet altındayken bütün bunlar oldu. Dolayısıyla devlet ona karşı başarısız oldu, devlet onu aldı, devlet onu korumadı ve şimdi devlet onu öldürüyor, çünkü ötanazi talep etti ve bütün hâkimler, Katalonya Generalitatı’nın kurumları bunun doğru olduğunu, bunun yasa olduğunu, hiçbir şey olmadığını söylüyor. Onu dinlemenizi istiyorum. Bu Noelia.