Milano’da CSA Lambretta, 17 ve 18 Ekim protestolarında yaşananları anlatıyor: Polis hücumları, kent çeperlerindeki gençler, hayat pahalılığı ve Emniyet Müdürlüğü önündeki anne babalar.
Hayat pahalılığına karşı düzenlenen protestolar sırasında Milano’nun merkezinden geçen bu çok genç göstericiler kimler? Peki sosyal merkezler 17 ve 18 Ekim’deki eylemlerde nasıl bir rol oynadı? CSA Lambretta’dan Rajaa, Affaritaliani’ye iki gergin günü, protestonun gerekçelerini ve aktiviste göre kendilerini dinletebilecekleri, fikir alışverişinde bulunabilecekleri alanlar bulmakta zorlanan bir kuşağın öfkesini anlatıyor.
Hayat pahalılığına karşı gösteriler, öğrencilerin yürüyüşü ve 17 Ekim Cumartesi günkü çatışmalar
17 ve 18 Ekim hafta sonunda Milano’yu saran protestolara öğrenciler, çok genç yaştakiler ve kentteki toplumsal hareketlerden oluşumlar katıldı; şehir merkezinde gerilimin çok yükseldiği anlar yaşandı. Meydanda bulunan oluşumlardan CSA Lambretta’nın bakış açısından eylemleri anlatan Rajaa, Affaritaliani’ye 16 Ekim Cuma günkü grevden başlayarak protesto günlerini aktarıyor.
“Gösteriler cuma günü, yalnızca çok sayıda öğrencinin değil, eğitimcilerin ve öğretmenlerin de Milano’da ve başka kentlerde düzenlenen hayat pahalılığına karşı protestolara katıldığı bu çok büyük grevle başladı. Meydanlara çıkanlar; dövizlerle, konuşmalarla, pankartlarla, okullarda kurulan grev gözcülüğü noktalarıyla, öğretmenlerle konuşarak, gazetecilerin kameralarının karşısına çıkarak, her yolu deneyip bu kuşağın, yani bizim Lambretta’da ve başka yerlerde ‘Gazze kuşağı’ dediğimiz kuşağın, bütün ülke için zor olan bu dönemde ne anlatmaya çalıştığını açıklamaya uğraştı.”
“17 Ekim Cumartesi günü, bizim iletişim kanallarımızın ötesinde gelişen bir gösteri için çağrı yapılmıştı. Bu gösteriyi, yine 17 Ekim’de Paris’te, İspanya’nın kentlerinde ve başka yerlerde başlatılan protestoların etkisiyle, Milano’da ve başka kentlerde kendi aralarında bir sohbet grubu kurmuş öğrenciler bizzat örgütlemişti. İnsanlar meydanda toplandı ve barışçıl yürüyüş başladı. Gerçi ben barışçıl olanla olmayan arasında ayrım yapmaktan hoşlanmıyorum; çünkü böyle yapınca iyilerle kötüler arasında ayrım yapan ana akım medyanın paçavra gazetelerinin oyununa bir ölçüde ortak olunuyor.”
Anlatı daha sonra gösterinin güvenlik güçleri tarafından nasıl yönetildiğine ve Rajaa’nın çatışmaların gelişiminde belirleyici saydığı, Broletto Caddesi’ndeki ilk polis hücumlarına odaklanıyor.
“İnsanlar, çok sayıda insan, pek çok genç bir araya gelir gelmez —üstelik anne babaları da onlarla birlikte meydanlara inmişti— bizim Emniyet Müdürlüğünün çılgınca yönetimi olarak gördüğümüz süreç başladı. Broletto Caddesi’nin bir ucunda polis hücumları başladı. Bunun üzerine 12, 13, 14 yaşındaki çocuklar polis hücumlarından kaçmak için topluca sağa sola koşuşturmaya başladı. Çok güç bir durum ortaya çıktı; Duomo Meydanı’na doğru bir geçit açılana kadar bu insan kalabalığının gerçekten kaçabileceği bir yol yoktu.”
“Kaçan insanlar Milano’nun en büyük, merkezî meydanına akın etti. Ardından burada karışıklıklar başladı. Bunlar da yine kötü yönetimin sonucuydu; göstericileri dağıtmak amacıyla peşlerine düşüp meydana dalan zırhlı polis araçlarının oradan oraya dolaşması karışıklıkları körükledi. Oysa polis hücumları ve çok sayıdaki gözaltı da dâhil olmak üzere bütün bunlar fiilen tam tersi bir etki yarattı. Olaylar yaklaşık altı saat sürdü, Duomo Meydanı’nın ötesine de yayıldı ve sonunda sona erdi.”
18 Ekim Pazar: Kent çeperlerindeki gençler ve merkezde patlak veren öfke
Aktivistin aktardıklarına göre pazar günü yaşananları cumartesi günkü eylemden ayrı değerlendirmek gerekiyor. Yeni bir gösteri çağrısı yapılmamıştı; buna karşılık Milano’nun merkezi, kent çeperlerinden de gelen çok genç grupların uğrak yeri olmaya devam ediyordu.
“Pazar günü herhangi bir gösteri çağrısı yapılmadı. Milano’da yaşayanlar bilir: Duomo Meydanı’nda her zaman kent çeperlerinden gelen gençler, ikinci kuşaktan gençler, özbeöz İtalyan gençler bulunur. Orada vakit geçirirler; çünkü dört avro verip kahve almak zorunda kalmadan, karşılarında mutlaka polis minibüsleri durmadan oturabilecekleri, hatta müzik açabilecekleri yerler vardır. Mesela çok sık gidilen bir yer olan Mercanti Meydanı aklıma geliyor.”
“Pazar günü öğleden sonra saat iki buçuk, üç sularında yaşanan şey, polisin tazyikli su aracının gelmesi ve önleyici aramalarla gözaltıların başlamasıydı. Meydandan gençleri alıp götürüyorlardı. Bunlar eşofman, taklit markalı giysiler giyen, şapka takan, küçük omuz çantası taşıyan; kökenleri ne olursa olsun artık ‘maranza’ diye damgalanan gençler olabiliyordu. İtalyan olmaları ya da ikinci kuşak İtalyan olmaları fark etmiyordu. Yakalanıyor, kimi zaman oldukça sert biçimde, devriye araçlarına bindirilip götürülüyorlardı.”
Rajaa, polis müdahalelerinin bu çok genç kişilerin tepkisini körüklediğini ve ardından Duomo Meydanı, Torino Caddesi ve çevredeki sokaklarda yaşanan karışıklıkların başlıca aktörlerinin de bu gençler olduğunu düşünüyor.
“Bu muhtemelen orada bulunan gençleri korkutmak için de yapılıyordu. Fakat polis, Milano kenti ve kentin yönetimi bu kez de tam tersi bir sonuç elde etti. Bu çok genç insanlardan son derece öfkeli bir karşılık geldi: Duomo Meydanı’ndan merkezin başka bölgelerine geçtiler ve birkaç saat boyunca öfkelerini kentin üzerinde dışa vurdular.”
“Kırılan vitrinlere odaklanılıyor, ağırlıklı olarak marka mağazalarında gerçekleşen el koyma eylemlerine odaklanılıyor, bütün dikkat bu tür olaylara yöneltiliyor. Oysa 12, 13, 14 yaşındaki kişilerin şiddet kullanılarak gözaltına alınmasına gösterilen ilgi biraz kayboluyor. Bu çocukların güvenlik güçleriyle iletişim kurabilmek için araya birini koyma imkânları bile yok. Daha onlarla konuşulmadan peşlerinden koşuluyor, yakalanıyor, yere atılıyor ve götürülüyorlar.”
Sosyal merkezlerle ilişkileri: “Arkadaş grupları hâlinde hareket eden çocuklardı”
Tanıklığın önemli bir bölümü, pazar günkü olaylara karışan gençlerin kimlikleriyle ilgili. Rajaa, Lambretta’nın topladığı bilgilere göre bunların sosyal merkezlerle bağlantılı örgütlü gruplar değil, kendi başlarına hareket eden çok genç kişiler olduğunu açıklıyor.
“Bunlar gerçekten kent çeperlerindeki okullardan, meslek okullarından ve benzeri yerlerden gelen çocuklardı. 13, 14 yaşındaki, hatta daha küçük çocuklardı. Arkadaş grupları hâlinde hareket ediyor, herhangi bir sosyal mekâna ya da sosyal merkeze bağlı bulunmuyorlardı.”
“Meydanda atılan sloganlar ‘Hepimiz antifaşistiz’ ve ‘Tout le monde déteste la police’ [Herkes polisten nefret ediyor] idi. Bu, Fransa’da yaşananların ve TikTok ile Instagram’daki çeşitli videoların kelimenin tam anlamıyla taklit edilmesi. Bu videolarda antifaşist olma fikri aktarılmış, başka biçimlere çevrilmiş, bizim başka bir kuşaktan olduğumuz için anlamakta bile güçlük çekebileceğimiz şekillerde yorumlanmış durumda. Ama bu çok genç insanlar bütün bunları gerçek hayata, yani meydanlara taşıdı.”
Emniyet Müdürlüğü önündeki anne babalar ve gözaltına alınan gençlere hukuki yardım
Tanıklık, olaylardan sonra Emniyet Müdürlüğüne götürülen çok genç kişilerin aileleri üzerinde de duruyor. Rajaa, anne babaların çocuklarını telefonlardaki konum belirleme uygulamalarıyla bulmaya çalıştıklarını ve ardından Fatebenefratelli Caddesi’ndeki polis birimlerinin önünde toplandıklarını anlatıyor.
“Yalnızca dün 200’den fazla çocuk gözaltına alındı. Bu yaklaşık bir sayı; çünkü reşit olmadıkları için kesin bilgiler edinilemiyor ve dolayısıyla onlara ulaşmak zorlaşıyor.”
“Bu çocukların anne babalarına, gözaltılar hakkında Emniyet Müdürlüğünden hiçbir bildirim gelmedi. Onlar da uygulamalarla çocuklarının konumlarını belirlediler ve Emniyet Müdürlüğü binasında olduklarını gördüler. Kendi aralarında örgütlenip Fatebenefratelli Caddesi’ndeki, yani merkez Emniyet Müdürlüğünün önüne gelerek nöbet tutmaya başladılar. Bilgi alabilmek için saatlerce orada beklediler; bazıları çocuklarının serbest bırakılmasını da bekleyebildi. Bana hâlâ Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen anne babalar olduğu söyleniyor.”
CSA Lambretta ayrıca olaylara karışan gençlere ve ailelerine hukuki yardım sağlamak üzere harekete geçti.
“Suçlamaların neler olduğunu henüz bilmiyoruz ama Uluslararası Af Örgütü bir hukuki destek merkezi kurdu; biz de diğer oluşumlar gibi çocukların korunmasına yönelik bu süreçte destek veriyoruz. Bizim kanallarımızdan ve başka kanallardan da dolaşıma sokulan bir e-posta var. Bu e-postayla söz konusu avukat ekibi, reşit olmayanlar da dâhil olmak üzere gençlerin korunması için hizmete sunuluyor.”
“Bunlar hayat pahalılığına karşı çıkan meydanlar”: Ailelerin güçlükleri, Gazze ve gençlerin protestosu
CSA Lambretta’ya göre Milano’daki eylemler, hayat pahalılığına, ailelerin ekonomik koşullarına ve yeni kuşakların gelecek beklentilerine ilişkin bir sıkıntıyı dile getiriyor. Bu sıkıntı, Güney İtalya’daki çiftçi ve nakliyeci protestolarının yanı sıra Gazze Şeridi’ndeki savaşla da bağlantılı.
“Biz Lambretta olarak iyilerle kötüler arasında bölünmeye boyun eğmeyi her zaman reddettik. Bunlar hayat pahalılığına karşı çıkılan meydanlar. Bunlar, ana akım gazeteler söz etmese de sosyal ağlar üzerinden Güney İtalya’da neler yaşandığını, çiftçilerin ve kamyon şoförlerinin grevlerini, boş süpermarketleri görebilen insanların meydanları.”
“Anne babalarının fedakârlık yaptığını ve bazı şeylerden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyorlar. Yalnızca benzine gelen 50 sentlik zammı düşünelim. Gazze Şeridi’nde yaşananları da gördüler: Üç yılı aşkın süredir devam eden ve üstelik çoğu zaman sosyal medyada canlı yayımlanan bir soykırım. Geçen yılki protestolara rağmen süren bir güçsüzlük duygusu var; çünkü Gazze’de insanlar hâlâ bombaların altında ölmeye devam ediyor. Bu, gazetelerin tasvir etmeye çalıştığı şiddetle, yani bir vitrinin kırılmasıyla en ufak biçimde karşılaştırılamayacak kadar aşırı bir şiddet.”
Sosyal merkezin değerlendirmesi, pandemi, uzaktan eğitim ve ücretsiz bir araya gelme alanlarının giderek azalması arasında büyüyen daha küçük yaştaki gençlerin toplumsallaşmada yaşadığı güçlükleri de kapsıyor.
“Burada fikir alışverişinde bulunabilecekleri alanlardan yoksun bir kuşak var. Ergenliğinin daha ilk yıllarında pandemi yüzünden eve kapanmış, dolayısıyla iki yıl boyunca uzaktan eğitim görmüş bir kuşak. Evden çıktığında ise bambaşka bir dünyayla karşılaştı; fikir alışverişi yapabilecekleri, para ödemeden sosyalleşebilecekleri alanlar artık ortadan kalkmıştı.”
“Bu yüzden meydan giderek, zaman içinde biriken ve birikmeye devam eden bütün o öfkenin ifade edilmeye çalışılabileceği alana, bir agoraya dönüşüyor gibi görünüyor. Çünkü siyasetin şu anda verdiği karşılık dinlemek değil, baskı uygulamak ve devletin silahlı kolunu geleceğin kuşağının, yeni İtalya’nın, bu ülkenin etkin yurttaşlarının üzerine salmak.”
Fransa’dan İspanya’ya, sosyal medya üzerinden örgütlenen bir kuşak
Rajaa son olarak Milano’daki protestoları Avrupa bağlamına yerleştiriyor; Fransa, İspanya ve Arnavutluk’taki gençlik gösterilerine ve taleplerle protesto dillerinin yayılmasında sosyal ağların oynadığı role işaret ediyor.
“Bu meydan dünyanın geri kalanından, özellikle de Avrupa’nın geri kalanından yalıtılmış değil. Fransa’da, Arnavutluk’ta, İspanya’da düzenlenen diğer gösterilerle konuşan bir meydan bu. Onlara sesleniyor ve bütün güçlüklere rağmen onlarla bağ kurmaya çalışıyor. Çünkü tabandan yükselen bu meydan hareketleri, konuşma, düşünme ve var olma biçimlerini tek bir kalıba sokmuş hareketler değil.”
“Ancak dünyanın kendilerine sunulduğu ve kendilerinden öyle olduğuna inanmalarının istendiği hâliyle kabul edilemez olduğunu anladılar. Bu yüzden itirazlarını her yolla ifade etmeye çalışıyorlar. Bu yol öfkeyle yıkıp dökmek olabilir, dövizlerle mesaj iletmek olabilir, One Piece ya da Örümcek Adam gibi, başkahramanın güçsüzlerden yana mücadele etmeye çalıştığı hikâyelerde ve çizgi filmlerde yer alan karakterlerin kılığına girmek olabilir.”
“Bunlar TikTok ve Instagram’ı temel bilgi edinme ve iletişim kanalı olarak kullanan, oradaki bütün bu birikimi meydanlara taşıyan gençler. Biz de Lambretta olarak bu meydanlardayız ve bu meydanlarda bulunmayı sürdüreceğiz; yalnızca burası bizim kentimiz olduğu için değil, bizim taleplerimiz de burada savunulduğu için.”
17 Ekim Hareketi’nin gençleri: “Çıtayı yükseltmeye hazırız | Bizi şeytanlaştıran bir dünyayı neden sevelim?”
Kent merkezindeki mağazaları yağmalayan gençler konuşuyor: “Bu, ezilenin şiddeti; gelecekten dehşet duyuyoruz. Şimdi hükümeti devireceğiz.”
“Birlikte tehlikeli olabilmek için birbirimize sahip çıkalım.” Yeni kurulan ve geçen hafta sonu Milano şehir merkezindeki yağmalama ve sokak çatışmalarında öne çıkan 17 Ekim Hareketinin sosyal medya hesaplarında yayımladığı Sokak Gösterileri Cep Rehberi adlı el kılavuzunun ilk sözleri bunlar; beyaz zemin üzerine siyah, kocaman harflerle yazılmışlar. Gençlerin ve aralarında 11-12 yaşındakilerin de bulunduğu çok küçük yaştaki çocukların birbirleriyle iletişime geçip yeni eylemler planladıkları sohbet gruplarında felsefeye yönelen ve Bertolt Brecht’ten şu sözleri alıntılayanlar da var: “Mücadele eden kaybetme riskini göze alır; mücadele etmeyen zaten kaybetmiştir.” Bütün bunların temelinde, toplumun en genç kesimlerinde giderek yayılan, geleceğe ilişkin güçlü bir öfke ve dehşet duygusu yatıyor. Telefonla ulaştığımız bazı hareket üyeleri durumu böyle açıklıyor. Tam anlamıyla bir “kendi devrimini kendin yap” hareketi.
Eylemlerinizin temelinde ne var? Vermek istediğiniz mesaj nedir?
“Bizi harekete geçiren, içinde yaşadığımız topluma karşı duyduğumuz derin yorgunluk ve öfke: Dışlanmışız, kenara itilmişiz ve geleceğimiz yok. Ekonomik imkânı olanlar yurt dışına gidiyor; bunu yapamayanlar burada kalıp düşük ücretlerle çalıştırılıyor ve sömürülüyor. İtalya’da artık yaşamak imkânsız. Bu yüzden temel bir hakkımızı, insanca yaşama hakkımızı savunmak için meydanlara çıktık. Fransa’da yaşananların izinden giderek İtalya için de zamanın geldiğine inanıyoruz.”
17 Ekim Hareketi nasıl doğdu?
“Pek çok kitlesel hareket gibi, paylaştığımız çeşitli talep ve istemlerden kendiliğinden doğdu. Hepsinin altında değişmeyen bir gerçek var: Biz gençler kendimizi ifade edecek hiçbir alan, kurumlarla diyalog kuracak hiçbir imkân bulamıyoruz. İhtiyaçlarımızın tam tersine giden yasaların kabul edildiğini görüyoruz: Okullara ve üniversitelere ayrılan kaynaklar kesilirken kamu paraları savaşa aktarılıyor. Biz kendi adımıza konuşuyor, bulunduğumuz şehre göre kendimizi farklı yollarla ifade ediyoruz. Her yerel ortam, savunduğumuz somut taleplere göre şekilleniyor: yoksulluk, hayat pahalılığı ve okulların ve kamu sağlık hizmetlerinin yeterince finanse edilmemesi. Bir gün bizden onlar adına savaşmamızı isteyecekler ama onların isteklerine boyun eğmeye hiç niyetimiz yok.”
Örgütlenmenin arkasında kim var?
“Hiç kimse; daha doğrusu, yalnızca gençler. Arkasında herhangi bir siyasi parti ya da sendika örgütü yok. Bu, meydanlara ait, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hareket. Öfkemizi bir tür siyasi eyleme dönüştürmek için bulabildiğimiz tek yol bu. Sürekli şeytanlaştırılıyor, sanki toplumun sorunu bizmişiz gibi suçlu olarak gösteriliyoruz. Oysa gelecek biziz.”
Meydanlarda neden bu kadar çok çocuk var, hatta 11 yaşındaki çok küçük çocuklar bile? Onları çeken ne?
“Çok küçük yaştakiler, kendilerini nasıl ifade edeceklerini henüz tam olarak bilmeseler de sonunda bunu yapabilecekleri bir alan buluyor. Bu nedenle öfke farklı biçimlerde somutlaşıyor. Kurumlarla diyalog kurabileceğimiz bir kanal bulana kadar sokaklarda ve meydanlarda böyle bir kanal talep etmeye devam edeceğiz. Küçükler bizde kendi olası geleceklerini görüyor ama böyle bir geleceği kendileri için istemiyorlar. Okulun kendilerine hiçbir güvence sunmadığını fark ediyor, ‘hayatta tutunamayanlar gibi’ olmaktan korkuyorlar. Z kuşağı sesini duyurmaya çalışıyor.”
Size “serseriler” dediler…
“Yalnızca kendimizi ifade etme biçimlerimize odaklanmak yerine savunduğumuz istem ve talepleri konuşmak çok daha yararlı. Gelecekten korkuyoruz: Staj üstüne staj yaptırılarak sömürüldüğümüz, sağlık sistemi çökmenin eşiğine geldiği ve belki de emeklilik yüzü hiç göremeyeceğimiz için geleceğimiz ölümse devlet nerede? Zor durumdakileri desteklemediği kesin.”
Öyleyse neden mağazaları ve süpermarketleri hedef alıp yağmalıyorsunuz?
“Bizim şiddetimizden söz etmeden önce, ezilenlerin bu devlette her gün maruz kaldığı şiddetten söz etmek gerekir. Yaşananlar, öfkenin ve derin bir dehşetin dışavurumu. Bir gün korktuğumuz o gelecek, bugünümüz olacak. Önümüze konan imkânlarsa son derece sınırlı, hatta kimi zaman hiç yok.”
Neden sembolik mekânları hedef almıyorsunuz?
“Öfke akıl dışıdır; üzerinde düşünülüp kararlaştırılmış bir amaçla harekete geçmez. Ama elbette çözümlememiz gereken bir zemini var. Milano’nun merkezinde, turistlerin uğradığı zengin ve burjuva semtlerinde patlak verdi. Çoğumuzun kendisini dışlanmış hissettiği, bizden çalınmış bir zenginliği simgeleyen yerlerde. Bizi dışlayan ve şeytanlaştıran bir dünyayı neden sevelim ki? Gelecekte, sözcüğün siyasi anlamıyla daha akılcı hedeflerin ortaya çıkabileceğini göz ardı etmiyoruz; şimdilik herkes öfkesini gördüğümüz biçimlerde dışa vuruyor.”
Neden tam da şimdi?
“Bu hoşnutsuzluk yalnızca bugünkü koşullardan kaynaklanmıyor; kökleri daha eskilere uzanıyor. Özellikle de çoğumuzun daha önce hiç görmediği şeyleri gördüğü ve yaşadığı Covid dönemine. O zamandan bu yana bizim için geleceğe yönelik bütün olumlu beklentiler ortadan kalktı; işler gitgide kötüleşiyor.”
Peki şimdi? Sonraki adımlarınız neler?
“Halkın farklı kesimlerinde ortak bir şeyleri değiştirme isteği var. Örgütlenmek, yeniden meydanlara çıkmak, daha sağlam bir yapılanma kurmak ve aldığımız kararlarda daha berrak düşünmek istiyoruz. Kendiliğinden ortaya çıktığımız için bu karmaşık bir iş; bunu yapmamızı sağlayacak bütün araçlara henüz sahip değiliz ama onları bulacağız. Pek çok ülkede kendiliğinden gelişen hareketlerden etkili bir siyasi baskı doğdu. Söz konusu olan geleneksel bir siyasi örgütlenme değil, bizden esirgenen ve şimdi talep ettiğimiz bir siyasi alan. Talepler meydanlardan, toplantılardan ve buluşmalardan, tabandan doğacak.
Önümüzdeki haftalarda bütün bunların nasıl gelişeceğini göreceğiz. Belki Fransa ve Arnavutluk’ta olduğu gibi, hükümetin düşmesini ya da en azından geri adım atmasını sağlamak amacıyla üzerindeki baskıyı artıracak büyük bir kitlesel gösteriye dönüşebilir. Bu hükümet için dinlemek diye bir şey yok; yalnızca baskı var: coplar, göz yaşartıcı gazlar, tazyikli su topları. Bizi meydanlarda istemiyorlar; kurumların bizi dinlemeye razı olmasını ise düşünün artık. Ama baskının artması daha fazla şiddete yol açacak.”
“Her şeye hazırdık, ayrıcalıklı alanları yeniden ele geçirmek için vitrinlere saldırdık”: Milano’daki göstericilerden biri konuştu
Deriva kolektifinden bir öğrencinin, 16 ve 17 Ekim’de Duomo Meydanı’nda yaşanan çatışmalar hakkında Fanpage.it’e söyledikleri.
Garlasco, avukat Taccia: “Stasi’nin mahkûmiyeti mi? Bir şeyler tutarsız, ancak Sempio aleyhindeki emareler zayıf.”
Milano’da 17 ve 18 Ekim gösterilerine katılan Deriva kolektifinden bir öğrenci, yaşananları Fanpage.it’e anlattı. Yürüyüşü harekete geçiren gerekçelerden yürüyüşün nasıl gerçekleştiğine kadar bütün ayrıntılara değindi.
Protestonun aldığı yön karşısında nasıl bir tutum alıyorsun?
Protestoyu kırılmış bir vitrinin görüntüsüyle ya da öte yandan barışçıl gençlerin görüntüsüyle yorumlarsak yanlış yola saparız. Yaşananları ayrımlara gitmeden ve basitleştirmeden bir bütün olarak ele almak gerekiyor.
17 ve 18 Ekim’de hangi amaçlarla hareket ettiniz?
Cumartesi başvurduğumuz eylem biçimleriyle pazar günü hareket ettiğimiz biçimler farklıydı. Cumartesi günkü çağrı kendiliğinden ortaya çıkmıştı; TikTok dâhil sosyal medyada vahim bir durumu dile getiren yorumlardan doğmuştu. Arkasında ne örgütsel yapılar ne de siyasi partiler vardı. Yalnızca ülkenin hayat pahalılığına karşı gösteri yapan bir kesimi vardı. Bu, Milano’da kiraların yüksekliği ve hayat pahalılığından kaynaklanan toplumsal bir gerilimin, genel bir huzursuzluğun bulunduğunu gösterdi.
Milano’daki çatışmalar: Bir Instagram sayfası 19 göstericinin adını ve adresini yayımladı: “Sizi teker teker yakalayacağız.”
Sizinle birlikte kimler vardı?
Bu konuda çok belirgin bir çizgimiz vardı: Yürüyüşün çizgisi antifaşistti. Aşırı sağcı gruplara yer yoktu; protestonun kendi amaçları için kullanılmasını istemiyorduk. Protesto hükümete karşıydı.
Devlet kurumlarını nasıl görüyordunuz?
Hükümet, karşı çıktığımız bütün bu huzursuzluğun temsilcisiydi. Yapay zekâ teknokratları tarafından finanse edilen ve savaşlar çıkaran uluslararası bir sağ var. Onları protesto ediyorduk.
Yaşananları nasıl açıklıyorsun?
Cumartesi yaşananlar, özellikle karşı tarafın, yani kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle daha da büyüdü. Meydandakiler her şeye hazırdı, çünkü bizi neyin beklediğini biliyorduk.
Yani?
Sokağa çıkan herkes karşısında yetkililerin baskı aygıtını bulacağını bilerek çıkıyor. Bunu yıllardır görüyoruz. Sağ iktidarın gösterileri engellemeye yönelen baskıcı tutumu yüzünden yürüyüşün durdurulabileceğinin farkındaydık. Patlak veren öfkenin bir sebebi de Broletto Caddesi’nde önümüzün kesilmesiydi. Orada bir saatten uzun süre bekletildik. Polis gözümüzün önünde göstericileri geri püskürtmek için hücuma geçiyor ve yürüyüş kolunun ilerlemesini engelliyordu.
Şiddet olayları, Broletto Caddesi’nde önünüz kesildikten sonra mı başladı?
Evet, önümüzü kesme kararı daha sonra görülen bütün şiddetin patlamasına yol açtı.
Polisin hücumlarından önce herhangi bir taşkınlık yaşanmış mıydı?
Çok hareketli bir yürüyüştü. Ortada kolektif bir güç vardı; havanın patlamaya hazır olduğu hissediliyordu. Benim izlenimime göre, öncesinde çatışma arayan insanlar yoktu; ancak daha ilk andan baskıcı bulduğumuz polise karşı tepki kesinlikle bir anda patladı. Polis diyaloğa açık değildi. Biz izin verilmiş bir güzergâhta yürümek istiyorduk.
Ancak ardından mağazalara saldırılar, kırılan vitrinler ve giderek artan taşkınlıklar yaşandı. İşlerin kontrolden çıktığını fark ettiniz mi? Nasıl bir tutum alıyorsunuz?
Bunları destekleyip desteklemediğimizi ya da bunlara karşı olup olmadığımızı söylemek, hoşlanmadığım bir basitleştirme. Böylesine büyük bir öfkeye yol açan sebeplere daha fazla odaklanmalıyız.
Bunu yapma ihtiyacı hissediyor muydunuz?
Kent merkezindeki caddeleri hedef almak simgesel bir zorunluluktu. İnsanlar, Milano’nun en ayrıcalıklı ve erişilmesi en güç alanlarını yeniden ele geçirmek istiyordu. Milano merkezinin gösterilerden hiç etkilenmediğini düşünmek yeterli: Burası kentin en pahalı bölgesi, ekonomik faaliyetlerin ve turist akışının yoğunlaştığı yer. Dışlayıcılığın en belirgin simgesini oluşturuyor. Toplumun sosyal dokusunu içeriden yaşayan biri için bunu anlamak zor değil. Milano’da yaşamı sürdürülemez hâle gelmiş insanlar için protesto ediyorduk.
Eylemlerinizi kınayanlar hakkında ne düşünüyorsun?
Bu eylem, kentte yurttaşların her gün maruz kaldığı ve akıllı telefonlarımız aracılığıyla hepimizin de karşı karşıya kaldığı şiddetin yanında hiçbir şey. Üç yıldır Gazze’de yaşananları düşünmek yeterli. Orada, kentte kiraları yükselten ve hayat pahalılığına yol açan lobilerin aynılarının sebep olduğu vahim bir durum var. Çok daha geniş ve vahim bir tabloyu birkaç gün içinde yaşananlara indirgeyemeyiz.
Öyleyse mağazalara yönelik saldırılar protestonun bir parçası mı?
Bence durumun karmaşıklığı tam da bu konuda kesin bir tavır almamamızda yatıyor. Şiddet eylemlerini tekrarlanacak bir pratik olarak benimseyemeyiz ama onları görmezden de gelemeyiz. Hepimiz bu eylemleri neyin doğurduğunu kendimize sormalıyız.
Şiddete başvurarak katılanlarla şiddete başvurmayanlar arasında bir ayrım var mı?
Meydandaki insanları şiddete başvurarak protesto edenlerle etmeyenler diye ayıramayız. Artık durum böyle değil. Bu olgunun, böyle bir ayrıma indirgenemeyecek bir karmaşıklığı var.
İşlerin bu noktaya varmasını bekliyor muydunuz?
Hiçbirimiz bunların yaşanacağını beklemiyorduk.
Ama az önce her şeye hazır olduğunuzu ve şiddet olaylarının yaşanacağını bildiğinizi söyledin…
Engellemelere ve polisle yaşanabilecek zorlu durumlara hazırlıklı olmak, yaşananlarla bağlantılı değildi. Yaşananlar herkesi hazırlıksız yakaladı. Ama bu, ortada duran bir olgu ve böyle ele alınıp incelenmesi, anlaşılması gerekiyor.
Gelecekte ne öngörüyorsunuz? Protestolarda değişiklik olmasını istiyor musunuz?
Protestoyu siyasal bir düzleme taşıyacak sloganlarla ona yön verme niyetimiz var.
Şiddet eylemleriyle aranıza mesafe koyup bunlardan caydırmaya çalışacak mısınız?
Protesto eden toplum kesiminin yalnızca bir parçası olduğumuzu biliyoruz. Farklı eylem pratiklerimiz var ama herkesi kapsadığımız iddiasında değiliz. Herkese seslenmeliyiz; yalnız değiliz, bizimkinden farklı pek çok örgüt var.
Yeterince görünür olmadığınızı mı hissediyorsunuz?
Kesinlikle kenara itilmiş durumdayız. Varoşların sorunlarına ya da okulların sorunlarına ne kadar yer veriliyor?
Güneydeki çiftçilerin protestolarıyla bir bağlantı kurulabilir mi?
Bunlar birbiriyle yakından bağlantılı durumlar. Hükümet, bu seferberlik döneminin yalnızca işine gelen bölümünü göstermekte çıkar görüyor. Öne çıkarılan tek bölüm, propaganda amacıyla kullanabildikleri bölüm. Biz Milano’da sokağa çıkarak Güney’de protesto edenlerle dayanışma ve yakınlık içinde olduğumuzu gösteriyoruz. Hatta Milano ve Bologna’daki taşkınlıkların çiftçi protestolarını anlatmamak için araçsallaştırılması bizi dehşete düşürüyor.
Protestonun gerekçelerinin soylu, ancak vardığı noktanın o kadar soylu olmadığını savunan birine ne söylerdin?
İtalya’da düşüncelerle eylemleri birbirinden ayırmak çok bilindik bir tutum. Fransa’da durum böyle değil. Bunu savunacak birileri her zaman çıkacaktır ama ben ahlaki ayrımlar yapmıyorum. Yargılayıcı sınırlar çizmiyorum. Hükümet yüzünden hepimiz sürekli bir şiddet ortamında yaşıyoruz. Duomo Meydanı’nda yaşananlar, İtalya sokaklarında ya da Filistin’de görülenlerin yanında hiçbir şey. Bu olayların içinde olan, meydanlarda bulunan herkes bunu biliyor.
Sosyal merkezler aktivisti: “Anlaşmalar bozuldu, öfke çok büyük olduğu için sokağa çıktık”
Deriva kolektifinden Giano: “İnternetteki çağrıları okuduk, bu yüzden orada olmak istiyorduk ve Emniyet Müdürlüğüyle görüşmüştük. Sonra her şey kontrolden çıktı.”
“Gösteri çağrılarını internette okuduktan sonra Duomo Meydanı’na gittik ama gösteriyi tam olarak kimin düzenlediğini bilmiyorduk. Hatta orada tuhaf insanlarla, belki de sağcılarla karşılaşmaktan endişe ediyorduk. Fakat meydana vardığımızda kendiliğinden oluşmuş bu gösteriye çok sayıda insanın katıldığını gördük. Her türden genç vardı; katılımcıları çok genç olan bir gösteriydi. Çevre yerleşimlerdeki okullardan öğrenci kolektifleri, alışılmış siyasi hareketlilik içinde tanınmayan insanlar vardı.” Lambretta sosyal merkezine çok yakın olan Deriva öğrenci kolektifinden Giano, cumartesi öğleden sonrasını, yaşanan belirsizlikleri ve şiddet olaylarını anlatıyor.
Yani gösteriyi düzenleyenler düzen karşıtı grupların oluşturduğu ağ değildi, öyle mi?
“Hayır. Bu, hayat pahalılığına karşı düzenlenen bir gösteriydi ve gücünü tam da kendiliğinden ortaya çıkmasından alıyordu. Böylesine büyük bir kolektif güçle bir arada orada bulunmaktan mutluluk da duyuyorduk. Saat 15.30’da Duomo Meydanı’ndan hareket edip Broletto Caddesi’ne yöneldik. Orada açıklanması güç bir şey yaşandı: Geçen yıl istasyonda olduğu gibi polis hücumları başladı. Yürüyüş gerçekten çok hareketliydi ve baskıyla karşılaşmaya hazırlıklıydı. Emniyet Müdürlüğüyle, Cairoli’den geçerek Anıtsal Mezarlık’a ulaşmamızı öngören bir güzergâh üzerinde anlaşmıştık.”
Ama oraya ulaşamadınız.
“Hayır. Polis bizi en az bir saat boyunca olduğumuz yerde tuttu; sanki gösteriyi dağıtmak istiyorlarmış gibi ilerlememize izin vermedi. Yapılan bütün anlaşmalar boşa çıktı ve polisin ilk hücumlarıyla birlikte durum hızla kontrolden çıktı. Kapüşonlarıyla yüzlerini gizlemiş insanlar da, bir yerlere fırlatmak için malzeme söken insanlar da görmedim. Ama polisin uyguladığı baskı, gerilimin patlak vermesine yol açan koşulları yarattı.”
Peki sosyal merkezlerden gelenler polisle çatışmak için mi Duomo Meydanı’na gitti?
“Biz Cairoli’ye gittik ve uzun süre orada kaldık. Duomo Meydanı’nda sokak çatışmaları yaşandığını öğrenince neler olduğunu görmek ve dayanışma göstermek için o yöne geri döndük. Oraya vardığımızda durum gerçeküstüydü.”
Nasıl yani?
“Polis araçları rastgele insanların peşine düşüp dolaşıyordu. İnanılmaz bir kargaşa vardı; göz yaşartıcı gazlar kullanılıyor, insanlar sebepsiz yere dövülüyordu.”
Bu gösteriler neden bu kadar şiddetli geçiyor?
“Ülkede, arkasında bir parti ya da örgüt bulunmasa da sokağa çıkmak isteyen bir kesim var. Ortak sloganlar arasında antifaşizm kadar hayat pahalılığına, yüksek kiralara ve gayrimenkul spekülasyonuna karşı mücadele de bulunuyor. Bunların hepsi genel bir hoşnutsuzluğu harekete geçiriyor. Biz gençler, Gazze’deki soykırımı ve geri gönderme merkezlerindeki insanlık dışı uygulamaları her gün görüyoruz. Üzerimizde ağırlığını hissettiğimiz sürekli bir şiddete maruz kalıyoruz. Göstericileri iyiler ve kötüler diye ayıranlar ise bu kategorilerin artık geçerliliğini yitirdiğini fark etmiyor. Bu, şiddet dolu bir dünya ve sokağa çıkan herkes her şeye hazırlıklı olması gerektiğini biliyor.”
“Genciz, kararlıyız ve devrimciyiz”: Liselilerin gösterisinde gençlik Matignon’a yürüyor
Liseli hareketinin beşinci eylemi kapsamında, 13 Ekim Salı günü Paris’teki Belediye Sarayı Meydanı’nda bir gösteri düzenlendi. Hedef, başbakanlık makamının bulunduğu Matignon’a ulaşmak ve yılmadan 17 Ekim’e kadar seferberliği sürdürmek.
Belediye Sarayı, 13 Ekim, Paris (75) – Öğleden sonranın ilk saatlerinde kortej meydana daha yeni ulaşmışken bir bando, Yenilmezler: Son Oyun filminin müziğini çalmaya başlıyor. “Genciz, kararlıyız ve devrimciyiz” diye slogan atan ve “Ya Élysée Sarayı ya hiçbir şey” diyen liseliler, hükümetin merkezinin bulunduğu Matignon’a doğru yürümeye başlıyor. Sabah okullarının girişlerini kapatarak eğitimi durduran 16 yaşındaki Alix ile 17 yaşındaki Corinne, Paris Belediye Sarayı’nın önündeki buluşmaya katılmış. Bu korteji, “hükümetin karşısına dikilmeyi başarabileceklerini” göstermek için seçmişler.
İki haftadır gösterilere katılan bu iki genç kıza göre “hiçbir şey değişmiyor”. Göz kalemi, takma kirpikleri ve kusursuz biçimde çizilmiş dudak çevresiyle makyajını tamamlayan ve kendisini “Fransız havalı kızı” olarak tanımlayan Alix, hükümetin tek yanıtının Cumhuriyet Güvenlik Birliklerini (CRS) göndermek olmasından yakınıyor. İkisinin kararlılığını şöyle özetliyor:
“Bizi görmezden gelmeleri imkânsız hâle gelsin diye harekete geçmeye çalışıyoruz.”
13 Ekim’de liseliler, üniversite öğrencilerinin de desteğiyle, yeni bir gösteri günü için Fransa’nın dört bir yanında yürüdü. Hükümet, okul tatili yaklaştıkça hareketin hız kesmesini umarken gençlik sendikalarının ortak platformu ülke genelinde 480.000 göstericinin katıldığını açıkladı. Bu sayı, sokaklarda 266.000 ila 450.000 kişinin bulunduğu geçen 6 Ekim’deki katılımın üzerinde. Salı günü aynı saatte liseli sendikaları, Öğrenci Birliği ve Boyun Eğmeyen Fransa’nın yöneticileri İtalya Meydanı’nda toplanma çağrısı yaparken diğer kortej Matignon’a doğru ilerlemeye başlıyor. İçişleri Bakanlığına göre Fransa genelindeki yürüyüşlere 161.500 kişi katıldı; bunların 41.500’ü Paris’teydi.
Paris’in dar sokaklarına doluşan kalabalık, “Macron, işin bitti, gençlik sokakta” sloganını atıyor ve İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’nin suretinde yapılmış, üzerinde meşhur “Bismillah, karanlık çöküyor” sözü bulunan bir kuklayla yürüyor. Bu ifade, bazı liselilerin okul ablukalarını örgütleyen gruplara sızmaya çalışan polislere ait olduğunu ileri sürdükleri Snapchat mesajlarına gönderme yapıyor. Sokaktan toplanan kartonlarla gelişigüzel hazırlanmış pankartlarda mizah, toplumsal talepler ve siyasal özlemler iç içe geçiyor. Bir öğrenci, maruz kaldıkları polis şiddetine karşı liseli eylemlerinin artık klasikleşmiş sloganlarından biri olan “Biz bakalorya (bac) istiyoruz, Suçla Mücadele Birliğini (BAC) değil” yazılı pankartı havaya kaldırıyor.
“Hiçbir şey değişmiyor”
Victoria Caddesi’nin köşesinde, kalabalığın İtalya Meydanı’ndan gelen kortejin bir bölümüyle birleştiği yerde, dört genç gösteriyi izliyor. On dokuz yaşındaki Aba, Naruto mangasındaki bir örgüt olan Akatsuki’nin siyah-kırmızı pelerinini giymiş. “Bize aylak bir kuşak olduğumuzu söylüyorlar ama gerçek şu ki hepimiz sokaktayız, harekete geçiyoruz.” Yanındaki 18 yaşındaki Cosmo da aynı görüşte:
“Matignon simgesel bir yer. Bizi dinlemesini sağlamak için Başbakan’ı dışarı çıkarmak gerekiyorsa bunu yapacağız.”
Destek vermek için gelen bir üniversite öğrencisine göre “Cumhuriyet Meydanı’nda ya da Bastille’de yapılan klasik gösteriler artık işe yaramıyor. Etkilerini yitirmeye başlıyorlar.” Öğrenci, bu buluşmanın “başka güzergâhlara da yer açmasından” memnun. Yüzünü maskeyle kapatmış ve “sonuna kadar mücadele etmeye kararlı” olan öğrenci şöyle ekliyor: “Yer değiştirmek, Paris’in her yerinde eylemleri çoğaltmayı sağlıyor. Polisler sınırları belirli alanlarda hareket ediyor; böyle olunca işleri zorlaşıyor.”
Hükümetin açıkladığı önlemler göstericileri ikna etmeye yetmiyor. Aba, “Bunlar kırıntıdan ibaret, isyanı söndürmeye yetmeyecek” diye çıkışıyor. Millî Eğitim Bakanı, liseli hareketini yatıştırmak amacıyla 13 Ekim 2026’da 3.000 vekil öğretmenin göreve başlayacağını açıkladı. Ancak birçok kişiye göre bu açıklamalar çok gecikmiş durumda: “Bu sorunlar zaten çok uzun zamandır var.” Bagneux’de (92) liseye giden 17 yaşındaki Liam (1), lise ikinci sınıf yılı boyunca “en az dört ay” Fransızca öğretmeni olmadan eğitim gördüğünü anlatıyor. “Bakalorya sınavına girmem gerekiyordu, stres içindeydim.” O da iki haftadır eylemlere katılıyor ama “sesinin duyulduğunu” hissetmiyor.
Baskı işe yaramıyor
Victoria Caddesi’nin sonunda, müdahaleye hazır yaklaşık otuz Cumhuriyet Güvenlik Birliği (CRS) polisi bekliyor. Güvenlik güçleri mahallenin dört bir yanını kuşatmış durumda. Pankartlar, polisle alay ederek polis şiddetini kınamayı sürdürüyor: “Özgürlük, eşitlik ama bize biber gazı sıkılıyor” ya da “Gözlerinizi açın, bizimkileri elimizden almayın.” Port-Royal’e gelmeden biraz önce polislerle göstericiler arasında göz yaşartıcı gazların ve fırlatılan cisimlerin kullanıldığı arbede başlıyor. Bir kadın göstericinin uyluğuna el bombasından kopan bir parça isabet ediyor. Öğleden sonranın sonlarına doğru kortej Invalides’in önüne ulaştığında göstericilere karşı tazyikli su araçları bile kullanılıyor.
“Bizi korkutmak istiyorlar” diyor üniversitenin birinci sınıfında okuyan 19 yaşındaki Zineb. Liselilere destek vermek için daha önce Cumhuriyet Meydanı’nda ve Bastille’de gösterilere katılmış. Başına Filistin kefiyesi takmış olan genç kadın, “polis baskısının” kendisinin “hevesini biraz kırdığını” kabul ediyor. Zineb bu salı Belediye Sarayı Meydanı’na bu kez pankartsız gelmiş. Geçen hafta bir gösteride, üzerinde “Bütün polisler şerefsizdir (ACAB)” yazan ve aşırı saldırgan bulunan karton pankartı nedeniyle güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştı. Genç öğrenciye göre bu müdahale hiç de önemsiz değil:
“Amaçları hevesimizi kırmak ve bizi gösterilerden soğutmak.”
Sayıları giderek artan protestocular artık Pont-Neuf Köprüsü’nü geçiyor ve hep bir ağızdan slogan atarak Matignon’a doğru ilerliyor. Kortejin başında dört üniversite öğrencisinden oluşan bir grup yürüyor. İçlerinden biri, bunu “liselileri korumak için” yaptıklarını söylüyor. “Baskı aşırı sert, onların yerine darbeleri göğüslemeye hazırız.” Yaşları 22 ile 26 arasında değişen bu öğrenciler, sabah liselerde başta serum fizyolojik ve maskeler olmak üzere çeşitli malzemeler dağıtmış.
Alev kızılı saçlı Frouze (1), devrimci marş Enternasyonal‘i söylemeye başlıyor, ardından şu sözleri vurguluyor:
“Onları desteklemek için buradayız ama aynı zamanda darbeleri onlar değil biz yiyelim diye buradayız.”
17 Ekim’e kadar mücadelelerin birleşmesi
Üniversite öğrencilerinden oluşan grup, liseli hareketinin doruk noktası olacağı açıklanan 17 Ekim’de yeniden meydanda olacak. Frouze, o gün orada bulunabilmek için “arkadaşlarıyla açık havada kamp yapacağı çok önemli bir hafta sonu planını” bile iptal etmiş. Hareket liselilerle başlamış olsa da “gerçek şu ki bu hepimizi ilgilendiriyor” diye üsteliyor.
Öğretmenler, sendikalar ve öğrenciler destek vermeye gelmiş. Hem liseliler için hem de alım gücü için ve ayrıca aşırı sağa karşı gösteri yapıyorlar. Bütün aileleriyle yürüyüşe katılanlar da var. Frouze kıkırdayarak “58 yaşındaki teyzem bile burada” diyor.
Bir gösterici, gösteri aracının üzerine çıkmış, megafonla “17 Ekim, Yakın Çağ’ın sonu” diye sesleniyor. Aşağıda, aracın dibinde iki kız kardeş, Sheryne ve Shanez, yürüyüşe katılıyor. İkisi de Yvelines’de (78) yaşıyor. Gri kapüşonlu üstünün içine gömülmüş 19 yaşındaki Shanez, yükseköğretime yerleştirme platformu Parcoursup üzerinden yaptığı tercihlerin hiçbirine yerleşememiş. “Annemle babam bugün gösteriye katılmam için beni teşvik etti.” İş bulmayı bekleyen Shanez, siyasetten gerçek yanıtlar istiyor: “Benim açımdan hiçbir ilerleme yok, hiçbir çözüm üretilmiyor. 17 Ekim’i bekliyorum.”
(1) Adlar değiştirilmiştir.
Sosyal medyada gençlik kendini Sarı Yelekli olarak düşlüyor
Yaz sonundan ve 17 Ekim’de hayat pahalılığına karşı bir gösteri düzenleneceğinin duyurulmasından bu yana gençler sarı yeleklerini giyerek seferberlik çağrısı yapıyor. Sosyal medyada, kendilerinin yaşamadığı, «eski kuşağın» başlattığı ayaklanmacı bir mücadelenin tahayyülünü yeniden canlandırıyorlar.
«Sarı Yelekliler zamanında 13 yaşındaydım. Ablukaları daha çok okula gitmemenin bir yolu olarak görüyordum», diye gülüyor 21 yaşındaki Justine. Normandiya kırsalından gelen genç TikTok kullanıcısı, buna rağmen 8 Eylül’de ailesinin bahçesinde, sırtında fosforlu sarı bir yelekle, seferberlik çağrısı yaptığı bir video çekti:
«Lütfen bize bir tarih verin, gösteri yapmaya hazırız! Biz gençler acı çekiyoruz, artık iş yok, benzin üç avro olmuş; ne olur, artık geçinemiyoruz.»
Sosyal hizmetler alanında üç yıllık yükseköğrenimini tamamlayan Justine dört aydır iş arıyor. Eylül başında yeniden yükselişe geçen akaryakıt fiyatı —litresi yaklaşık 2,40 avro—, onu başvuracağı şirketleri yol masraflarına göre seçmek zorunda bırakıyor. Ona göre sarı yelek, bu bıkkınlığı «simgeliyor»:
«Yetişkinliğe adım atıp yakınlarımın ay sonunu getirmekte zorlandığını görünce bu öfkeyi anlamaya başladım.»
17 Kasım 2018’de akaryakıt zamlarına karşı bir protestoyla başlayan Sarı Yelekliler mücadelesi, o dönemin eylemcilerinin gözde sosyal ağı Facebook üzerinden örgütlenmişti. Bu kez 17 Ekim’de ülke çapında seferberlik yapılması için belirlenen tarih TikTok’ta ortaya çıktı. Çağrıyı, o zamana kadar tanınmayan ve daha çok futbolla ilgilenen, «V2» lakaplı genç bir kullanıcı yaptı. 7 Eylül’de iki milyon kez izlenen bir video yayımlayarak «hevesli olanları bu işi örgütlemeye» çağırdı (yani gösteriyi valiliğe bildirmelerini istedi).
Bu çağrıdan beri, söz konusu toplumsal hareket sırasında henüz ortaokulda olan yüzlerce internet kullanıcısı Sarı Yeleklilerin mücadele tahayyülünü diriltiyor ve «hevesli büyükleri Facebook’tan bulmaya» hazır olduklarını söylüyor. Tarih, iki haftadır lise ablukalarında da dolaşıyor.
Akaryakıt fiyatı
«Sekiz yıl önce Fransa, litre fiyatı 1,50 avroya çıktığı için sarı yeleği giydi; şimdi üç avroya yaklaşıyoruz ve hiçbir şey olmuyor!», diye öfkeleniyor 91 numaralı departmanda kurye şoförlüğü yapan 23 yaşındaki Saïd. «Yakında araba kullanmak lüks olacak.» Kendi hesabına çalışan genç, bir günde masraflar düşülmeden yaklaşık 180 avro kazandığını ve benzine ortalama 60 avro harcadığını anlatıyor:
«Akaryakıt herkesi ilgilendiren bir mesele. Sarı Yeleklilerin insanlara hitap etmesi bundan. Bu hareket her yaştan ve her toplumsal kesimden insanı bir araya getirdi.»
Ilan (1) ise 91 numaralı departmandaki evi ile 94 numaralı departmandaki üniversitesi arasında gidip gelmenin masrafını artık karşılayamadığı için öğrenimini tümüyle bırakmış. Dersleri saat 19.00’da bittikten sonra gece 02.00’ye kadar gece otobüsü şoförlüğü yapan genç, «Bir yandan çalışıyordum ama bütün maaşımı akaryakıta harcıyordum», diye yakınıyor. «Üstelik toplu taşıma da ayrı bir çile», diye ekliyor. Île-de-France bölgesinde aylık Navigo ulaşım kartının fiyatı 2018’de 75,20 avroyken 2026’da 90,80 avroya çıktı. Öğrenciler içinse yıllık ücret 401,30 avro. Sevgilisi Julia (1) da aynı nedenlerle bir işi geri çevirmek zorunda kalmış. Durumu «katlanılmaz» diye nitelendiriyor:
«Bize, ‘Oku, bir iş bulursun, hayatını kurarsın’ diyorlar. Oysa gerçek şu ki bize verilen söz artık tutulmuyor.»
Julia, iş piyasasının «tıkanmış» olmasından ve konut bulmanın güçlüğünden yakınıyor: «Karşılayabileceğimiz fiyata bir yer bulmak için banliyöye gitmek zorunda kalıyoruz; bu kez de ulaşıma bağımlı hâle geliyoruz.» Ona göre bu, çıkışı olmayan bir kısır döngü.
Eski kuşağın eylem dilini yeniden sahiplenmek
Clermont-Ferrand’da (63) yaşayan 22 yaşındaki Lilie, 13 Eylül’de arkadaşlarıyla bir benzin istasyonunda, Kopp Johnson’ın «Sarı Yelek» adlı parçasındaki «Macron istifa» nakaratı eşliğinde dans ederken kendilerini videoya çekti. Toulouse’lu kurye şoförü Cédric Mière’in toplumsal hareketin henüz başlangıcında, 2018’de yaptığı bu parça, dönemin göstericilerinin âdeta millî marşı hâline gelmişti. Lilie, «Şu sıralar eylülde 45 gün varmış gibi hissetmemiz üzerine bir akım var; çünkü daha ay bitmeden bütün paramızı harcıyoruz», diyor:
«TikTok’ta geçinebilmek için evindeki eşyaları satan bir kadın gördüm… Çıldırmış bir dünyada yaşıyoruz.»
Sosyal ağda yayımlanan hikâyelerin önemli bir bölümü, hareketin unutulmaz anlarını ironiyi de eksik etmeden yeniden canlandırıyor. Bazıları depolarına ayçiçek yağı doldururken görüntüleniyor; başkaları «işe çim biçme makinesiyle gitmeyi» öneriyor ya da benzin deposunu doldurmanın parasını ödemek yerine istasyondan kaçıp ceza yemenin daha hesaplı olacağıyla ilgili şakalar yapıyor. Bois-Colombes’da (92) yaşayan 24 yaşındaki Yves için bu, yeni bir mücadele biçimi: «Biz Z kuşağı, Snapchat kuşağı, bilgilenmek ve karşı çıkmak için kendi yöntemimizi yarattık: Gülmek için hikâyeler ya da internet mizahı görselleri hazırlıyoruz ama bu şakalar aracılığıyla yolunda gitmeyen, akıl almaz şeyler olduğunu gösteriyoruz.»
TikTok’ta 82 bin takipçisi bulunan içerik üreticisi, «2026 Sarı Yeleklileri için Hayatta Kalma Rehberi» başlıklı bir video hazırladı. Videoda geleceğin göstericilerine kayak gözlüğü, bir şişe süt, kulak tıkacı ve üzerinde bir avukatın iletişim bilgilerinin yazılı olduğu bir kâğıt taşımalarını öneriyor. Televizyonda «durmadan dönen» görüntüleri hâlâ hatırlıyor. Bunlardan biri, hareketin simge isimlerinden boksör ve eylemci Christophe Dettinger’a ait. Dettinger, 2019’da bir gösteri sırasında iki mobil jandarmaya vurduğu için mahkûm edilmişti:
«Onunla biraz dalga geçiyorduk ama bir yandan da ‘Eski kuşaktan adam ne kadar da gözü kara!’ diyorduk. Elbette bu insana ilham veriyor.»
(1) İsimler değiştirilmiştir.
One Piece’ten 1789’a, başkaldırının yeni simgeleri
One Piece bayrakları, Fransız Devrimi’ne göndermeler ve başka anlamlara çekilmiş sloganlar: 17 Ekim Cumartesi günü genç göstericiler, kendilerine özgü göndermelerle Cumhuriyet Meydanı’nı doldurdu. Hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel gösterinin ortasında bir kuşak, öfkesini ve kararlılığını ortaya koydu. Sahadan haber.
“Macron istifa!”, “Macron, yine başlayacağız!” Sloganlar, 17 Ekim Cumartesi günü insan seliyle dolup taşan Cumhuriyet Meydanı’nın bir ucundan öbür ucuna yankılanıyor. Göstericiler, Gare du Nord’dan Paris’teki yürüyüş kolunun başlangıç noktasına akın etmiş. Kalabalık, çevredeki sokaklara taşıyor. Liseliler, üniversite öğrencileri, Sarı Yelekliler ve her yaştan gösterici, hayat pahalılığını ve hükümetin politikalarını protesto etmek üzere bir araya geliyor. Birbirinden farklı insanlardan oluşan bu kalabalığın içinde en gençler, hem tarihten hem popüler kültürden aldıkları göndermelerle ve pankartlarıyla öne çıkıyor.
İçişleri Bakanlığının cumartesi akşamı açıkladığı bilançoya göre Fransa genelinde 550 bin kişi, bunların 110 bini Paris’te olmak üzere, gösterilere katıldı. Organizatörler ise ülke çapında 800 bin katılımcı olduğunu belirtiyor. Bu büyük katılım, haftalardır ülkeyi sarsan toplumsal hareketin devamı niteliğinde.
“Onlar 1984’ü istiyor, karşılarında 1789’u bulacaklar”
Pankartlardan birinin üzerindeki ifade dikkat çekiyor: “Onlar 1984’ü istiyor, karşılarında 1789’u bulacaklar.” Bir yanda George Orwell’in tasarladığı gözetim toplumu, öte yanda Fransız Devrimi. Bu slogan birkaç sözcükle, otoriter görülen bir iktidarın reddini ve onunla hesaplaşma kararlılığını özetliyor.
Birkaç metre ötede başka bir pankart soruyor: “Yeni çağdan bu kadar mı korkuyorsunuz?” Bu, One Piece mangasındaki Kızıl Saçlı Shanks karakterine bir gönderme. Üstelik kalabalığın başları üzerinde, Japon serisinin kahramanı Luffy’nin tayfasına ait birkaç bayrak dalgalanıyor. Bu evrende korsanlar yerleşik düzene meydan okuyor ve özgürlükleri için savaşıyor. Böylece popüler kültürden alınan bu göndermelerin her biri, yürüyüşlerde birer başkaldırı simgesine dönüşüyor.
Fransız Devrimi’nden One Piece’e
Başka bir pankart, Fransa’nın sahip çıktığı düşünsel mirasın anlamıyla oynayarak “Aydınlanmanın ülkesi, ışığını kim söndürdü?” diye soruyor. Biraz ilerideyse üç sözcük göze çarpıyor: “Hisarı yerle bir edelim.”
Toplanan kalabalığın ortasında, sanat öğrencilerinin yaptığı bir Truva atı da manzarayı tamamlıyor. Yunan mitolojisine yapılan gönderme, Fransız Devrimi’ne ve Japon mangalarına yapılan göndermelerle yan yana duruyor. Farklı dönemlerden ve dünyalardan alınmış bütün bu imgeler, aynı gösteride buluşuyor.
Buradaki genç göstericiler, söz almak için sıralarının gelmesini beklemeye niyetli görünmüyor. Meydanda sloganlara başka sloganlarla karşılık veriliyor; şarkılar bir gruptan ötekine yayılıyor. Yükseğe bir Filistin bayrağı asılmış. Bu cumartesi 65. yıl dönümü anılan 17 Ekim 1961 katliamında öldürülen Cezayirlilere saygı duruşu niteliğindeki mesajlar da göstericilerin pankartları arasında yer alıyor. Tarihsel göndermeler ve uluslararası dayanışma ifadeleri, günün talepleriyle iç içe geçiyor.
Göz yaşartıcı gaz ve alevler içindeki bir otobüs durağı
Ancak yürüyüş kolu daha harekete geçmeden ortam geriliyor. Güvenlik güçleri Cumhuriyet Meydanı’nda göz yaşartıcı gaz kullanıyor. Birkaç dakika sonra bir otobüs durağının yakınında alevler yükseliyor. Göstericiler alanı terk etmeyip orada kalmayı sürdürürken yoğun bir duman etrafa yayılıyor.
Bazıları yaşananları videoya çekmek ya da yangının önünde fotoğraf çektirmek için duruyor. Bağırışlar, ortalığı kaplayan kargaşaya karışıyor. Ardından yardım ekipleri geldiğinde yeni bir slogan yükseliyor: “Haydi itfaiyeciler, haydi itfaiyeciler!” Her yandan yükselen destek tezahüratları, az önce meydanı saran gerilimle tezat oluşturuyor.
Çatışmalar başkentle sınırlı kalmıyor. Marsilya, Lyon ve Bordeaux’da da gün, göstericilerle güvenlik güçleri arasındaki gerilimlere sahne oluyor. Akşam saatlerinde İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, ülke genelinde yaklaşık 400 kişinin gözaltına alındığını bildiriyor. Paris’te ise Emniyet Müdürlüğü, öğleden sonranın sonuna gelindiğinde 195 gözaltı kaydetmiş durumda.
Cumhuriyet Meydanı’nda korsan bayrakları, devrimci pankartların üzerinde dalgalanıyor. George Orwell’den One Piece’e uzanan göndermelerle genç göstericiler, öfkelerini dile getirmek için tarihten ve popüler kültürden yararlanıyor. Bir pankarttaki ifade, onların ruh hâlini özetliyor: “Gençlik, şimdi daha iyiydi.”
Milano’daki protestolar: 17 Ekim Hareketi kuruldu, sürekli seferberlik ilan edildi
Sayfalar, Milano’da şiddet ve yağmayla geçen günler
Yeni açılan Instagram sayfasında İtalya’nın çeşitli meydanlarında düzenlenecek protestolar için çağrılar yapılıyor ve bir Telegram grubuna katılma davetinde bulunuluyor.
Yeni kurulan 17 Ekim Hareketi, «Her cumartesi sürekli seferberlik. Bu hırsız hükümet düşene kadar» çağrısında bulunuyor. Duyuru, geçen hafta sonu yaşanan protestoların ve gerilimlerin ardından, Milano başta olmak üzere İtalya’nın çeşitli meydanlarında her cumartesi saat 15.00’te buluşma çağrısı yapan organizatörlerin oluşturduğu sayfa üzerinden sosyal medyada yayıldı. Instagram’da yeni açılan ve bir Telegram grubuna katılma çağrısının da yer aldığı sayfanın açıklamasında, «Biz meydanlardakileriz. Şiddeti yalnızca polislerin coplarında görenleriz» deniliyor. Sayfanın yöneticileri, bir paylaşımda «Şiddet uygulayanlar, geleceğimizi elimizden alan sizlersiniz; şimdi o geleceği geri alıyoruz» ifadelerini kullanıyor ve şöyle ekliyor: «Bütün suçlamaları sahiplerine iade ediyoruz. Bizi öldüren bu sistemin kendisi şiddet uyguluyor.»
Proleter el koyma
Yeni açılan sayfadaki az sayıdaki paylaşım arasında, Milano merkezindeki mağazaları yağmalayan gençlerden bazılarının ele geçirdikleri malları evsiz bir kişiye verdiğini gösteren, «Milano’da proleter el koyma» yazılı bir video da bulunuyor.
Telegram’da gösterilere katılım rehberi
Telegram sohbet grubunda, gösteriler sırasında nasıl davranılması gerektiğine ilişkin tavsiyeler içeren bir broşür de paylaşıldı. «Sokakta Daha Güvende» adını taşıyan broşür, «baskı ve kolektif karşılık verme konusunda pratik tavsiyeler ve yararlı bilgiler» sunuyor. Broşürün ayaklanmalar sırasında basılıp dağıtılması isteniyor. Broşürde şu ifadeler yer alıyor: «Deneyim, hazırlık ve bilgi, meydanlardaki eylemlere katılan herkesin her zaman erişebildiği şeyler değildir; bu nedenle bunlara ilişkin bir kültürün yayılmasını sağlamak önemlidir. Bu eylemlerin hangi biçimi aldığına bakılmaksızın, sundukları olanakları ve taşıdıkları riskleri olabildiğince iyi bilmek, bu çatışma anlarını birlikte şekillendirmeyi ve en iyi şekilde yaşamayı sağlar.» Tavsiyeler arasında şunlar bulunuyor: «Gösteriye eylem kıyafetlerinle gelmekten veya gösteriden bu kıyafetlerle ayrılmaktan kaçın; güvenli alanların dışında çevrende kimlerin bulunduğunu bilemezsin»; «Polis, eyleme katılmak veya eylemden ayrılmak isteyen kişilerin kimliklerini belirlemek ya da üstlerini aramak için sık sık yolları, tren istasyonlarını ve otoyol çıkışlarını gözetim altında tutar. Erken gel ve buluşma noktalarına en yakın otoyol çıkışlarından ya da istasyonlardan uzak dur.»
Arana mesafe koyma
Çağrılar arasında, kişinin onaylamadığı davranışlar karşısında nasıl tutum alması gerektiğine özel olarak değinen bir çağrı da var: «Senden farklı davranan kişilerle arana mesafe koyma. Hiç kimse senden yapmak istemediğin ya da sana katlanılmaz bir rahatsızlık veren şeyleri yapmanı istememeli. Yöntemler ve araçlar her zaman tartışmaya açıktır ve bunları eleştirmek yerindedir; ancak özellikle kamuoyu önünde kendini başkalarından ayrıştırmak ve onlarla arana mesafe koymak yalnızca baskıyı kolaylaştırır.»
17 Ekim seferberliği: Genç göstericilere göre Devlet şiddet uyguluyor ve kırıp dökme, bu şiddete halkın verdiği yanıt
Le Monde‘un görüştüğü liseli ve üniversiteli öğrenciler, yağmalamaları ve ortalığı kırıp dökenleri kınıyor; buna karşılık güvenlik güçlerinin sertliğine dikkat çekiyor ve talepleri karşılanıncaya kadar «neşeli» ve «duygulandırıcı» buldukları hareketi sürdürmek istediklerini belirtiyorlar.
İster liseli ister üniversiteli olsunlar, Arthur, Adrien, Anouk ve Soukeyna farklı çevrelerden geliyor; ancak hepsi, 17 Ekim Cumartesi günü barışçıl biçimde yürüyen yüz binlerce göstericinin arasında yer almış olmaları bakımından ortaklaşıyor. Paris, Bordeaux, Besançon ve Angers’den bu gençler de dört haftadır binlerce başka genç gibi daha iyi öğrenim koşulları ve kendilerine daha az dayatılan, daha az stres yaratan bir eğitim ve meslek yönlendirme süreci talep ediyor. Birçok büyük şehirde tahribata ve yağmalamalara sahne olan bu eylem gününün ertesi günü Le Monde’un görüştüğü gençlerin hepsi, «hükümet [kendi] taleplerine yanıt verinceye kadar» hareketi sürdürmeye kararlı olduklarını ifade ediyor.
Harekete katılan bu gençler, ortalığı kırıp dökenlerin eylemlerini kınasalar da onlara belli ölçüde anlayış gösteriyorlar. Angers’de coğrafya bölümünün ikinci sınıfında okuyan ve UNEF üyesi olan Arthur Lévêque, siyasi mücadelesini «şiddet çerçevesinde» yürütmediğini söylüyor. Ancak kendi şehrinde «güvenlik güçlerinin personel sayısının yetersiz» olduğunu ve verdikleri tepkinin «birden fazla yürüyüş kolunun oluşmasına» yol açtığını belirterek «Ama daha kötüsünü de bekleyebilirdik» diyor.
«Otobüs duraklarının tahrip edilmesinin bedelini JCDecaux ödeyecek; bu şirket zaten bütün yıl reklamlarından para kazanıyor. Çöp kutuları ve vitrinler kırıldı, evet, ama insanlara zarar verilmedi» diye sıralıyor; oysa göstericiler ve güvenlik güçleri arasında yaralananlar da var. Eylemci, Limoges Belediye Binası’nın ateşe verilmesinin «çarpıcı» olduğunu kabul ediyor. «Ama kamu hizmetlerini baltalamak da şiddet içeren bir şey değil mi?» diye soruyor. Bu göstericiye göre cumartesi yaşananlar, «Sarı Yelekliler ve onlardan öncekiler» gibi «üniversiteli ve liseli öğrencilerin de haftalardır seslerinin duyulmadığını» ortaya koyuyor.
Aubervilliers’de (Seine-Saint-Denis) okuyan Joseph (yalnızca adlarıyla anılan öğrenciler kimliklerinin gizli kalmasını istiyor), cumartesi günü Paris’te Cumhuriyet Meydanı ile Sébastopol Bulvarı çevresinde dolaşmış ve daha önce hiç «bu kadar çok şiddet» ya da «bu kadar çok göz yaşartıcı gaz» görmemiş. Ona göre ortalığı kırıp dökenler küçük işletmelerle büyük mağazalar arasında ayrım yapmalıydı. Genç, «LVMH’nin yağmalanması beni daha az rahatsız ediyor. Bernard Arnault hasarı kolaylıkla onarabilir» diye düşünüyor.
Kurumsal şiddet
Le Monde’un görüştüğü liseli ve üniversiteli öğrenciler, cumartesi günkü vandalizm eylemlerinin karşısına hükümetin «kurumsal şiddetini» koyuyor. Mühendislik okulundan yaklaşık altmış öğrenciyle birlikte Paris’teki gösteriye katılan, CentraleSupélec’te okuyan 22 yaşındaki Adrien, «Devlet şiddet uyguluyor ve kırıp dökme, bu şiddete halkın verdiği yanıttır» diye vurguluyor. «Şu ana kadar bir polisin dişlerini, bir elini ya da bir gözünü kaybettiğini görmedim [liselerin bloke edilmesi sırasında liseli öğrencilerin uğradığı yaralanmalara gönderme yapıyor]. Sokaktaki şiddet insanlara değil, mallara yöneliyor.»
Adrien’i asıl etkileyen, cumartesi günü Clichy Meydanı’na ulaştığında güvenlik güçlerinin sergilediği tutum olmuş: «Polis mahalleyi çembere almış, çıkış için yalnızca tek bir sokak bırakmıştı. Ardından el bombaları attı» diye anlatıyor korktuğunu söyleyen mühendislik öğrencisi. «Kıvılcımlar birkaç metre ötemde yere çarpıp sekiyordu.» Bunun ardından «ilk polis saldırısına» maruz kalmış, sonra «kalabalığın hareketinin ortasında kalmış» ve ortalık sakinleşene kadar beklemek üzere bir restorana sığınmış.
Güvenlik güçleriyle yaşanan bu kötü deneyimler, Le Monde’un topladığı tanıklıklarda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor ve öfkeyle birlikte anlam verememe duygusu uyandırıyor. On sekiz yaşındaki Soukeyna, Bordeaux’daki gösteri daha başlamadan göz yaşartıcı gaza maruz kalmasından yakınıyor. Sciences Po’da birinci sınıf öğrencisi olan genç kadın, «Oysa şarkı söyleyen, slogan atan ve gülen barışçıl bir yürüyüş koluyduk» diyor. Daha önce de göz yaşartıcı gaza maruz kalmış ama «bu sefer özellikle sertti». Soukeyna, yürüyüş kolunun bu kadar kalabalık olduğunu görünce de «duygulanmış».
Bu gün kendisi açısından «birleşebilen ve dayanışma gösterebilen bir halkın» simgesi olarak kalacakken öğrencinin üzüldüğü şey, «yalnızca mağaza yağmalarının ve yangınların gösterilmesi». Sorbonne-Nouvelle Üniversitesinde tiyatro ve sinema alanlarında çift lisans öğrenimi gören Anouk da aynı duyguyu paylaşıyor. O da Boulle Okulu öğrencilerinin inşa ettiği büyük Truva atının çevresinde liselilerle, üniversitelilerle ve sağlık çalışanlarıyla birlikte yürüdüğü günün başlangıcını «özellikle duygulandırıcı» olarak hatırlıyor.
Umut
Yürüyüş ilerlerken bir bando da onlara katılmış ve «çok sayıda insan geçişlerini alkışlarla karşılamış». Anouk, «O anda derin bir neşe, bir güç ve dayanışma duygusu vardı» diye anlatıyor. Anouk, «bu mücadelenin süreceğini umut ediyor»: «Birkaç gündür hareketimizin gücünü kaybettiği söyleniyor, ama dün yaşadıklarım bunun tam tersini gösteriyor. Saatlerce şarkı söyledik, dans ettik, birlikteydik ve bu insana umut veriyor.»
Le Monde’un ulaştığı, hareketin ortaya çıkmasını sağlayan üç liseli öğrenci örgütü ile UNEF, eylemlerin hangi yöntemlerle sürdürüleceği konusunda başka bir ayrıntı vermeden seferberliğin devam etmesi çağrısında bulunuyor. Liseli Öğrenciler Sendika Birliği’nin ulusal sekreteri Lydia Hamadene, «On talebimiz karşılanmadığı ve cumhuriyetin verdiği söz gerçekten hayata geçirilmediği sürece mücadele devam edecek» diye uyarıyor. Liseli Yenilenme Hareketi’nin yönetim kurulu başkanı Nathanaël Combary de «Gençliğin umudu duyulmalı, boğulmamalı. Mücadeleye bağlılığımıza saygı gösterilmeli, baskı uygulanmamalı» diyor.
Besançon’daki Louis-Pergaud Lisesinin genel lise son sınıfında okuyan, Liseli Öğrenciler Sendika Birliği’nin yerel temsilcisi Justine Lamome, cumartesi sabahı saat 10.00’dan itibaren Besançon’daki «Sarı Yelekliler» döner kavşağındaydı; ancak harekete katılan arkadaşlarıyla bundan sonraki adımları konuşmaya vakit bulamamış. Yine de ona göre seferberlik, «sesimizi duyurmaya hazır olduğumuzu göstermeye devam etmek için tatil boyunca da sürmeli». Arthur ise pazartesi günü Angers’deki üniversitesinde yapılacak bir genel kurula katılması gerektiğini şimdiden biliyor. «17 Ekim gününün insanları korkutup korkutmadığını ya da seferberliğe katılmaya teşvik edip etmediğini göreceğiz; o zaman sonuçlarını değerlendireceğiz» diyor.
Sonuçları ne olursa olsun, Paris’teki Hélène-Boucher Lisesinde son sınıf öğrencisi olan Louise, «bu hareket birçok insanın siyasallaşmasını sağlıyor» değerlendirmesinde bulunuyor ve «yağmalamaların seferberliğin inandırıcılığına zarar vermemesini umuyor». Genç kız, «Çevremizdeki dünyanın, siyasetin toplumumuzdaki öneminin farkına vardık. Bundan sonra gençler oy vermeye daha fazla gidecek» diye düşünüyor. Louise, 18 Nisan ve 2 Mayıs 2027’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında henüz 18 yaşına basmış olmayacak; ancak o zamana kadar «gösteri yapma hakkını kullanmayı» sürdürmeye kararlı.
Marsilya: “Fransa’mın devrim yaptığını görüyorum”
Marsilya’da 17 Ekim seferberliği daha şafak sökerken başladı. Liseliler, Sarı Yelekliler ve her kesimden göstericiler, kent merkezinin güvenlik güçleriyle çatışmalara sahne olan sokaklarında buluştu. Toplumsal öfke ve göz yaşartıcı gaz yağmuru arasında, gerilim dolu bir sabahın içinden izlenimler.
Marsilya semalarına yoğun bir duman sütunu yükseliyor. Canebière ile Cours Belsunce’ın kesiştiği noktada bir itfaiye aracı, kalabalığın alkışları arasında geçiyor. Yanıp kömürleşmiş çöp kutularının çevresinde bazı yayalar fotoğraf çekmek için duruyor. Başkaları ise kayıtsız ya da öfkeli biçimde yollarına devam ediyor. Yaşlı bir kadın, “Ben olsam bunu onlara ödetirdim…” diye çıkışıyor. Birkaç metre ötede, duvara yeni yazılmış bir slogan havayı özetliyor: “Polis öldürüyor, Payan suç ortağı.”
17 Ekim Cumartesi günü saat henüz 11.00, ama Canebière şimdiden bir gösterinin ertesi gününü andırıyor. Telefon mağazalarının ve bankaların birçok vitrini kırılmış. Kent merkezinin sokaklarında göz yaşartıcı gaz bulutları yangınlardan yükselen dumanlara karışıyor.
Protestolar, Foçalıların kurduğu bu kentte çok daha erken başladı. Şafak söker sökmez Prado döner kavşağında bir yolu kapatma eylemi düzenlendi; ardından güvenlik güçleri eylemcileri dağıttı. Saint-Charles Garı’nda göstericiler giriş holünden dışarı püskürtüldü. İsrail’e askerî bileşen sevkiyatı nedeniyle eleştirilen Eurolinks şirketinin 13. bölgedeki fabrikası önünde de başka bir toplanma gerçekleşti.
Eski Liman’da polisle kedi fare oyunu
Canebière’e bağlanan sokaklarda gençlerden oluşan gruplar farklı yönlere koşuyor. Haber yayılıyor: İstikamet Eski Liman. Ancak herkes yürüyüş koluna ulaşamıyor. Yol boyunca polis kontrolleri ve üst aramaları sıklaşıyor. Elleri arkasından kelepçelenmiş genç bir adam, beş çevik kuvvet polisinin ortasında bağdaş kurmuş oturuyor. On kadar telefon bu sahneyi kaydediyor.
Biraz aşağıda, Saint-Ferréol Sokağı’nda kalabalık birden hareketleniyor. Göz yaşartıcı gaz öylesine yoğun ki birkaç metre ötede olup bitenleri seçmek güçleşiyor. Göstericiler sonunda pırıl pırıl parlayan güneşin altında Eski Liman’a çıkıyor.
Böylece güvenlik güçleriyle bir kedi fare oyunu başlıyor. Polisler ilerleyip göz yaşartıcı gaz bombaları atıyor. Yürüyüş kolu geri çekiliyor, dağılıyor, ardından kent merkezine doğru yükselen sokaklarda yeniden birleşiyor. Bir sonraki gaz bombardımanına kadar.
Gözleri kızarmış göstericiler birbirlerine su şişeleri ve serum fizyolojik uzatıyor. İlk yardım ekipleri, gazdan etkilenenlerle ilgilenebilmek için kalabalığın arasından yol açmaya çalışıyor. Patlama sesleri arasında polislere doğru birkaç şişe fırlatılıyor. Güvenlik güçlerini hedef alan sloganlar çoğalıyor.
“Talep edilecek o kadar çok şey var ki”
Kalabalıkta çok sayıda genç bulunuyor; bazıları maske ve yüzücü gözlüğü takmış. Marsilya’nın 13. bölgesinden gelen, üzerinde sarı yeleği bulunan Amine*, Lyon’da yüksekokullara hazırlık sınıfının birinci yılında okuyor. Bu, katıldığı ilk gösteri.
“İşçilerle ve liseli olmayan pek çok kişiyle mücadelelerin birleştiğini görüyoruz. Bence bu müthiş bir şey. Halkı dinlemeyen hükümetin politikalarına verilmiş bir yanıt bu,” diye açıklıyor.
Biraz ötede, yeme içme sektöründe garsonluk yapan 22 yaşındaki Mekky* kalabalığın hareketlerini izliyor. Çatışmalara rağmen coşkusundan bir şey kaybetmemiş. “Bayılıyorum, Fransa’mın devrim yaptığını görüyorum. Bir şeyleri kırıp dökmekten hoşlanmıyorum ama sesimizi duyurmak için bunu yapmak gerekiyorsa yapacağız.”
Ona göre bu gün “tarihe geçebilir”. Bununla birlikte, biriken öfke nedenleri o kadar fazla ki burada bulunmasının gerekçelerini özetlemek zor.
“Bir şeylerin değişmesi gerekiyor, çünkü artık geçinemiyoruz. Talep edilecek o kadar çok şey var ki artık neden burada olduğumu ben bile bilmiyorum: Filistin için, kadın olarak haklarım için, Müslümanlar için, Kongo için, 17 Ekim 1961 için buradayım!”
Eski Liman’a göz yaşartıcı gaz yağmuru
Görüşmeler sık sık yeni göz yaşartıcı gaz bombardımanlarıyla kesiliyor. Eski Liman’da kalabalık suyun kıyısına kadar geri çekiliyor. Göstericiler fırsat buldukça dumanı tüten gaz kapsüllerini ayaklarıyla iterek liman havuzuna düşürüyor; her defasında alkış ve tezahüratlar yükseliyor.
Kargaşanın ortasında ellili yaşlarında iki turist kendilerine yol açmaya çalışıyor. İçlerinden biri, gözleri kızarmış hâlde, “Bir tekneye yetişmemiz gerekiyor, keşke otelde kalsaydık,” diye söyleniyor.
Sekizinci bölgede bulunan Marseilleveyre Lisesi’nin son sınıf öğrencisi Ilan*, bir yol babasının üzerinde tek başına oturuyor; kargaşada arkadaşlarını kaybetmiş. Protestolar başladığından beri kendiliğinden gelişen gösterilere katılıyor.
“Kamu eğitimine daha fazla, askerileşmeye daha az para ayrılmasını istiyoruz,” diyor. Ona göre bugün yeni bir aşamaya işaret ediyor: “Bugün hareket somutlaşıyor ve itfaiyecilerle, Sarı Yeleklilerle mücadeleler birleşiyor.”
Birkaç denemeden sonra nihayet Eski Liman’ı geçmek mümkün oluyor. Daha ileride yüzleri maskeli bir grup genç polislere ulaşmaya çalışıyor. İçlerinden biri, “Hadi gidelim, onlar beş kişi, biz elli kişiyiz!” diye sesleniyor.
La Joliette yönünde ilerlerken, République Caddesi üzerinde yaklaşık bir düzine çöp konteynerinin alelacele devrildiği görülüyor. Alevler içindeki elektrikli scooter ve bisiklet yığını da yolu kapatıyor.
Saat henüz 13.30 bile olmamış. Günün ana yürüyüşü daha başlamamış bile.
*Adlar değiştirilmiştir.
17 Ekim seferberliği: Gösterici kalabalıkları, şiddet olayları ve yağmalar; Fransa’da kaosa sürüklenen uzun bir günün öyküsü
Olayların öyküsü | Cumartesi günü, düzenleyicilere göre 800 bin, İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’e göre ise 550 bin kişi yürüyüşe katıldı. Birçok kentte aynı manzara tekrarlandı: Bir yanda gösterici kalabalıkları, diğer yanda çatışmaya kararlı bağımsız gruplar.
Düzenleyiciler, 17 Ekim Cumartesi günü büyük bir gösteri çağrısı yaparak toplumsal sorunlar etrafındaki talepleri birleştirecek bir hareketlilik yaratmayı umuyordu. Oysa yaşanan, parçalanıp dağılma oldu. Ülke çapında geniş katılımlı bir seferberliğin yanı sıra benzeri görülmemiş maddi hasarın, şiddetin ve yağmaların damgasını vurduğu tek bir gün içinde, Fransa’da birbirinden farklı dünyalar adeta çarpıştı.
Özellikle « hayat pahalılığı » ile ilgili eylem çağrısına karşılık veren, aynı zamanda eylül sonunda başlayan liseli hareketinin devamı niteliğini taşıyan cumartesi gösterileri; « sarı yelekliler »den liselilere, çeşitli meslek gruplarından sol siyasetçilere ve sendikal örgütlere uzanan farklı kesimler arasında bir « mücadelelerin birleşmesi » yaratmayı amaçlıyordu.
İlk olarak sosyal ağlarda doğan gösteri çağrısı, daha iyi eğitim koşulları elde etmek için bir aydır harekete geçen liseli sendikaları tarafından yaygınlaştırılmıştı. Cumartesi sabahının ilk ışıklarından itibaren merak edilen bir başka konu da « sarı yelekliler » hareketinin küllerinden yeniden doğup doğmayacağı ve kendilerine duruma uygun olarak « genç yelekliler » adı bile bulunmuş olan liselilerle birleşip birleşmeyeceğiydi. Bu bakımdan günün başlangıcı kararsız görünüyordu. Paris’te önceki günlerde duyurulan buluşma noktalarında, özellikle tren garlarının önünde, kolluk kuvvetlerinin birlikleri her türlü toplanmayı engelliyordu. Kent merkezinde gösteri düzenlenmesi yasaklanmıştı. Yine de çeşitli sosyal ağlarda paylaşılan yönlendirmeleri izleyen sayısız küçük grubun açıkça ilan ettiği hedef, kent merkezine ulaşmaktı.
Saat tam 10.00’da Saint-Lazare Garı’nın önünde bir « sarı yelekli », gün için taşıdığı iki hedefi şöyle özetliyor: « Önce devrim, ama bir de Macron’un yatağında uyumak. » Bunu şakayla ciddiyetin karıştığı bir tavırla söylüyor; kapitalizmden, burjuvaziden, polisten, hayat pahalılığından gelişigüzel söz ediyor. Çevresindekiler de taleplerin, hayal kırıklıklarının ve öfkenin listesini hep bir ağızdan, durup dinlenmeden uzatıyor. Derken sohbete dalan BRAV-M motosikletli birliğinin aniden ortaya çıkmasıyla sözleri sert biçimde kesiliyor: « Sarı yelekliler » de oradan geçmekte olan öğrenciler de kontrol ediliyor, kendilerine para cezası kesiliyor, biraz da hırpalanıyor. Motosikletliler uzaklaşır uzaklaşmaz herkes daha da öfkelenmiş hâlde dört bir yana dağılıyor ve Seine’in sağ yakasındaki varlıklı semtlerin sokaklarında, o sırada henüz bilinmese de hava karardıktan sonra bile sona ermeyecek bir kovalamacalar dizisi başlıyor.
Sabahın erken saatlerinden itibaren oluşan küçük, bağımsız toplanmaların hedefleri mi? Élysée Sarayı’na, Concorde Meydanı’na ya da Opéra’ya doğru, gidilebildiği kadar ilerlemek. Ne bir yürüyüş kolu var ne bir önder ne de gerçekten belirlenmiş bir amaç; yalnızca durmadan hareket eden, ayakları çevik insanlar var. Opéra Caddesi’ne doğru koşarlarken maskelerin arkasından « Grev, abluka, izinsiz gösteri! » sloganı yükseliyor.
İkinci bölgedeki Quatre-Septembre Sokağı’na doğru ilerleyen elliyi biraz aşkın genç kadın ve erkeğin hemen ensesinde polis kuvvetleri var. Soluksuz bir kaçış. Yeterince hızlı koşamayanlar yakalanmadan önce sertçe yere yatırılıyor. Yavaşlamamak ve sürekli yön değiştirmek en iyisi. Bu kovalamacanın bir saati aşkın süre devam etmesinin ardından grubun mevcudu biraz azalıyor. Ancak grubun üyeleri, kendilerininkine benzeyen ve aynı yönlere ilerleyen sayısız bağımsız grup bulunduğunu sevinçle keşfediyor.
Sarı yelekliler yeniden buluşuyor
Aynı saatlerde pek çok kentte « sarı yelekliler » yeniden bir araya geliyor. Besançon’da yaklaşık yüz kişiler: Hareketin « eskileri »ne öğrenciler ve liseliler de katılmış. Yağmura aldırmadan saat 10.00’daki buluşma için Chalezeule bowling salonunun bulunduğu dönel kavşağa, kentteki hareket açısından kendisi de « tarihî » sayılan bu noktaya gelmişler. Umut edilen « mücadelelerin birleşmesi », ilk olarak birbirine karışan kıyafetlerde kendini gösteriyor: sarı yelekler, kefiyeler, peruklar ve kapüşonlar.
Çevre yolunu trafiğe kapatma öneriliyor, ancak kimsenin içinde buna girişecek heves yok; yürüyüş kolu, öğleden sonraki bir sonraki buluşmadan önce dağılıyor. Yine de bir hareketin ilk belirtileri ortaya çıkmış durumda. Harekete yeni katılanlardan Rafik (yalnızca adlarıyla anılan kişiler kimliklerinin gizli tutulmasını istedi) şöyle açıklıyor: « Amaç, ‘sarı yelekliler’e desteğimizi sunmak ve mahallelerden gelen, fakat bugün toplumsal hayata katılmış ve harekete geçen gençlerin görünür olmasını sağlamaktı. »
Paris’te öğleden sonranın hemen başında durum kısmen denetimden çıkmış ve aynı zamanda farklı biçimler almaya başlamış görünüyor. Bir gün önce güçlükle izin alınabilen gösterinin başlangıç noktası République Meydanı tıklım tıklım dolu. Çevresinde ise yer kalmadığından meydana giremeyen coşkulu insan toplulukları bekliyor.
Şiddet uygulayan, örgütlü bazı göstericiler çoktan kent mobilyalarına saldırmaya, Cumhuriyet Muhafızları kışlasına girmeye çalışmaya, bir otomobili ateşe vermeye ve önlerine geleni kırıp dökmeye başlamış durumda. Sıkışık kalabalık bir o yana bir bu yana savruluyor; insanların birbirini ezme tehlikesi var. Meydanın bir ucunda çevik kuvvet polislerinin müdahaleleri büyük kalabalık hareketlerine yol açıyor. Geçişleri dar koridorlar üzerinden düzenleyen bir sistem, göstericileri bu aşırı kalabalık alana adeta hapsediyor. Neyse ki gerçekleşmeyen olası bir felaketin bütün koşulları oluşmuş durumda.
Ardından çeşitli hareketlilikler başlıyor. Önce, ana yürüyüş kolunun önü sonunda açılıyor ve kalabalık Clichy Meydanı’na doğru harekete geçiyor. Bu kol, son derece kararlı ve barışçıl, muazzam bir insan topluluğundan oluşuyor. Müzikler ve sloganlar yankılanıyor. Kalabalıkta adımlar güçlükle atılıyor, ama kayda değer bir çatışma yaşanmadan ilerleniyor. Liselilerin ve üniversite öğrencilerinin oluşturduğu bu yürüyüş kolunun ön safında, Liseliler Sendikal Birliği Başkanı Ryad Rani ile Öğrenci Birliği Sözcüsü Sabrine Kharbach günü bir « sel gibi akın » olarak nitelendiriyor. Sabrine Kharbach, « Bu akın bizi aşıyor, her yöne yayılıyor; zaten gereken de bu. Biz Mayıs 68 geleneğinin devamıyız » diyor ve ekliyor: « Macron karşıdan karşıya geçmemizi istiyordu; geçtik, ama iyi bir sebep için: République Meydanı’nı doldurmak ve bizi bölemeyeceklerini söylemek için. »
Bu, ilan edildiği gibi bir « mücadelelerin birleşmesi » olmayabilir, ama yürüyüş kolunda her kesimden insan var. HEC’den yeni mezun olan Lucie ve Thomas desteklerini şöyle dile getiriyor: « Ayrıcalıklı öğrenciler olduğumuzun ve dayanışma yükümlülüğümüz bulunduğunun farkındayız. » Biraz ileride beyaz önlüklü bir grup fizyoterapist kendi taleplerini duyurmaya çalışıyor. Kendilerine « sarı yelekliler »in iki « emektarı » diyen Maria ile Betty ise bu genç kalabalığa duygulanarak bakıyor; 2018’de « savaşı görmüş » kendi sarı yeleklerinin, ateşli gençlerin giydikleriyle aynı olmasından mutluluk duyuyorlar.
Laurent Nuñez aşırı solu suçluyor
Yürüyüş güzergâhındaki insan yoğunluğu inanılmaz boyutlarda. Çevredeki caddeler, dar sokaklar ve bulvarlar da tıklım tıklım dolu. Öte yandan, kendiliğinden gelişen, izinsiz gösteriler dört bir yana dal budak salıyor. İlk yağmalar başlıyor. République Meydanı yakınındaki bir süpermarketin ardından birkaç dükkân talan ediliyor. Çöp kutularının ya da bisikletlerin ateşe verilmesiyle duman sütunları göğe yükseliyor.
Başka birçok kentte de aynı manzara tekrarlanıyor. Bir yanda, Rennes’den Toulouse’a kadar onlarca yürüyüş kolunda, gerginliklere rağmen çok sayıda gösterici var. Diğer yanda ise çatışmaya kararlı bağımsız gruplar. Günün sonunda düzenleyiciler, Fransa genelinde 800 bin kişinin gösterilere katıldığını tahmin ediyor. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez ise gösterici sayısını 550 bin olarak açıklıyor ve Başbakan Sébastien Lecornu’nun « son derece yoğun şiddet » diye nitelendirdiği olaylardan « aşırı solun açıkça kışkırtmasıyla harekete geçen, bulundukları yere göre yüzlerce, kimi yerlerdeyse binlerce kişiden oluşan yıkıcı grupları » sorumlu tutuyor.
Yürüyüş kolunda yer alan Boyun Eğmeyen Fransa’nın lideri Jean-Luc Mélenchon ise X’te taşkınlıkların sorumluluğunu yetkililerin yönetimine yükleyerek « Çatışma çıkarmak, bu asayişi sağlama stratejisinin amacı gibi görünüyor. İçler acısı » değerlendirmesinde bulunuyor ve Paris Emniyet Müdürü’nü « düzensizliği örgütlemek »le suçluyor.
Akşam saatlerinde Paris, alışılmış kuralları bir anda ortadan kalkmış, kolluk kuvvetleri birçok noktada yetersiz kalmış, hem önü açılmış hem de yönünü şaşırmış bir kent görünümünde. Madeleine’de kara bloklar hâlinde toplanan göstericiler, Concorde Meydanı’na erişimi engellemek için sayıca çok yetersiz görünen çevik kuvvet polislerinin oluşturduğu hatta düzenli saldırılar gerçekleştiriyor. Eşgüdümlü bir hareketle saldırganlar barikat parçalarını alıp birkaç metre ileri fırlatıyor, böylece üzerlerine şişelerin, taşların ve her türden cismin yağdığı polislere doğru adım adım ilerliyorlar.
Meydanın öteki tarafında, kolluk kuvvetleriyle ilgili ürünler (armalar da dâhil) satan Fraternité Police mağazasının hemen ilerisinde — ince bir ironi — başka kararlı göstericiler de polisi iki taraftan kuşatmaya çalışarak ilerliyor. Polisler, kuşatmayı yarma bombaları atarak ve art arda göz yaşartıcı gaz sıkarak ancak büyük güçlükle bu sıkışmadan kurtulabiliyor.
Sokaklarda, haftalar süren gösterilerle iyice bilenmiş üniversite ve lise öğrencilerine rastlanıyor. Yanlarında, kolluk kuvvetleriyle çatışmak için örgütlenmiş küçük gruplar bulunuyor; fakat bunlara katılanların sayısı da giderek artıyor. Özellikle emekçi mahallelerden gelen göstericiler de var, gördüklerine gözleri inanmayan epeyce yağmacı da. Varlıklı semtlerin bütün o zenginliği, birdenbire elin ya da çekicin uzanabileceği kadar yakın. Lafayette Sokağı civarında ilerleyen küçük bir grubun içindeki çok genç bir erkek, « Vallahi buradaki mahalleler zenginmiş, bunlar banliyöden elde edilen kârlarla olmuş » diye bağırıyor.
Çok uzak olmayan bir yerde altın ticareti yapan bir dükkânın sahibi, içerideki tahribat ve yağmanın boyutları karşısında perişan bir ifadeyle, yerinden çıkmış demir kepengini sıkıştırıp kapatmaya çalışıyor. Paris’in bütün sağ yakası, kırık camların üzerinden ilerleyerek geçilebilir durumda. Ateşe verilmiş bisiklet ve çöp kutularının, kuruldukları kadar hızlı terk edilen barikatların arasından sıyrılmak gerekiyor. BRAV-M motosikletlileri motorlarını kükreterek geçse de hareketli polis ve çevik kuvvet birlikleri bir küçük çaplı kalkışma odağından diğerine koşsa da yayılan kargaşayı denetim altına alamıyorlar.
Chanel nerede?
Üçüncü bölgedeki Papin Sokağı’nda bulunan Arts et Métiers Postanesi, biri on yaşından küçük olan, çok genç yağmacılardan oluşan bir grup tarafından talan ediliyor. Çevredeki bütün metro girişleri kapalı. Yoldan geçenler semtten nasıl kaçabileceklerini bulmaya çalışıyor. Grands Boulevards’da lüks markalara ait alışveriş çantaları taşıyan turistler, göz yaşartıcı gaz bulutlarının ortasında kendi ganimetlerini taşıyan yağmacılarla karşılaşarak çaresizce bölgeden uzaklaşmaya çalışıyor.
Paris’te sağ yakanın birçok ana yolunda aynı sahneler, aynı şiddet olayları tekrar tekrar yaşanıyor. Kaldırım taşları fırlatılıyor. Otomobiller, kamyonlar ve iş makineleri yakılıyor. Madeleine’den başlayarak Kenzo’nun yanı sıra Salomon ve Arc’teryx mağazalarının vitrinleri parçalanmış, rafları boşaltılmış. Montaigne Caddesi’ndeki Céline mağazası talan edilmiş. Yakındaki sokaklarda bir adam arkadaşlarıyla birlikte « Chanel nerede? » diye sorup yerini öğrenmeye çalışıyor.
Saatler ilerledikçe yağmalar daha geniş bir alana yayılıyor. Saldırganlar, kent mobilyalarının parçalarından da yararlanıp mağaza cephelerini ve demir kepenklerini koçbaşı gibi darbelerle kırabilmek için güçlerini birleştiriyor. Beaumarchais Bulvarı’ndaki bir PMU bahis bayisi göz açıp kapayıncaya kadar soyuluyor. Sertlik yanlısı göstericilerin bilgi paylaştığı bir Signal kanalında kimliği belirsiz bir kişi, Burberry atkılarını satışa çıkarıp Saint-Lazare yakınlarında bir buluşma noktası öneriyor.
Fransa’nın birçok kentinde gösterilerin geniş çaplı oluşuna benzer şiddet patlamaları eşlik ediyor. Lyon’da Bellecour Meydanı’ndaki turizm danışma bürosu ateşe veriliyor. Marsilya’da yıkıcı gruplar bir polis karakoluna saldırmaya çalışıyor; ardından yüzlerini kapatan bir grup belediye binasının girişini zorla açıp içeri giriyor ve özellikle Marianne heykelini devirerek büyük çaplı tahribata yol açıyor. Bordeaux’da valinin resmî konutu talan ediliyor. Toulouse’da da çok sayıda yağma yaşanıyor.
Sébastien Lecornu cumartesi akşamı 1.200 kişinin gözaltına alındığını, 150 polis ve jandarmanın yaralandığını açıkladı. « Bilançonun daha ağır olmaması bir mucize » değerlendirmesinde bulunan Lecornu, iktidar merkezlerinin hedef alındığına dikkat çekti. Başbakan, yaşananların « şiddeti kabullenen siyasi bir manevra » olduğunu ve bu manevra karşısında « gözünün korkutulmasına izin vermeyeceğini » ekledi. « Yalnızca kurumlarımızı yıkmaya çalışan ve taleplerini barışçıl biçimde dile getirenlerin bunu yapmasını engelleyen kaos kışkırtıcılarına karşı hep birlikte kenetleneceğiz » diye söz verdi.






























Geri bildirim: Eviri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER