Dokuz Sapma: Semptomun Dokuz İşleme Rejimi

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌀⚔️💫 IPA/FLŽM 🌀⚔️💫
👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Semptomun dokuz kez işlenmesi

Freudcu-Lakancı semptom, öznenin tarihinde imleyenlerin, bedensel izlerin, tekrarların, olumsal karşılaşmaların ve hazzın birbirine düğümlendiği aşırı-belirlenmiş bir oluşumdur. Bir sözün durmadan geri gelişi, belirli bir bedensel tepki, aynı ilişki biçiminin tekrarı, aynı başarısızlığın yeniden kurulması ve belirli bir sahnenin yıllar sonra yeni kılıklarda dönmesi bu düğümün farklı yüzlerini oluşturur. Semptom böylece geçmişi güncel anda taşıyan, bedeni söze bağlayan ve öznenin kendi açıklamasından daha fazla şey söyleyen bir oluşumdur. Lacan’ın semptoma verdiği valeur de vérité [hakikat değeri] tam bu noktayı adlandırır: semptomun değeri, taşıdığı tekil düğümün konuşma içinde yeniden kurulmasından gelir. Žižekian Analysis’te yayımlanan Seminer XIX aktarımı bu valeur de vérité eksenini doğrudan semptom kavramına bağlar.

Dokuz sapma bu düğümü dokuz ayrı işlemden geçirir. Gizemci sapma müphemleştirir ve semptomun üzerine anlamlar yığar. Olaycı sapma süreksizleştirir ve semptomun ağırlığını tarihsel zincirden kopuş anına taşır. Dadacı sapma sahneler ve semptomu görülebilir bir meydana çıkarır. Kültürelci sapma biçimleştirir ve semptomu çağın kültürel imzasına dönüştürür. Hegemonyacı sapma eklemler ve heterojen semptomları ortak bir zincire dizer. Edimselci sapma yineler ve tekrar edilen edimi zaman içinde kimlik haline getirir. İletişimci sapma işlevselleştirir ve semptomu iletişim düzenindeki aksama olarak işler. Ağcı sapma ilişkilendirir ve semptomu dolaşım bağlantıları boyunca dağıtır. Sinyalci sapma sayısallaştırır ve semptomu ayrık durumlar, ölçülebilir farklar ve geri-besleme değerleri halinde işler.

Her sapma semptomun gerçekten taşıdığı bir özelliği büyütür. Semptom anlam üretir; hayatın akışında kopuşlar taşır; bakış altında görünür biçim alır; çağının kültürel malzemesinden beslenir; başka rahatsızlıklarla ortaklaşabilir; tekrar eder; söz içinde iş görür; kişiler, kurumlar ve nesneler boyunca dolaşır; ayrık işaretler halinde kayda girebilir. Dokuz sapmanın ortak hareketi, bu özelliklerden birine semptomun bütün örgüsünü yönetme yetkisi vermesidir. Bu hareket semptomu adım adım yorumlanabilir, sınıflandırılabilir, sahnelenebilir, örgütlenebilir, tekrarlanabilir, dolaştırılabilir ve ölçülebilir hale getirir.

Dokuz soyda aynı kuşaksal ritim çalışır. Birinci kuşak belirli bir işlemi keşfeder; ikinci kuşak aynı işlemi daha geniş bir maddede yeniden kurar; üçüncü kuşak işlemi kültürel, siyasal, ontolojik veya teknik bir genel ilkeye yükseltir. Jung’da arketipselleşen anlam Campbell’da anlatıya, Watts’ta kozmik oyuna çıkar. Althusser’de karşılaşmanın olumsallığı Badiou’da olaya, Meillassoux’da mutlak olumsallığa çıkar. Charcot’da klinik bedenin teşhiri Brecht’te sahneleme aygıtının teşhirine, Debord’da toplumsal ilişkinin gösterileşmesine çıkar. Benjamin’de algının tarihsel biçimi Adorno ile Horkheimer’da kültür endüstrisine, Jameson’da bütün dönemin kültürel mantığına çıkar. Sorel’de mitik yoğunlaşma Gramsci’de hegemonik kolektif iradeye, Laclau’da eşdeğerlik zincirine çıkar. Austin’de söz edimi Derrida’da yinelenebilirliğe, Butler’da kimliğin performatif kuruluşuna çıkar. Saussure’de sistemik değer Jakobson’da iletişim işlevlerine, Habermas’ta toplumsal koordinasyona çıkar. Tarde’da taklit akımları Luhmann’da iletişimin rekürsif üretimine, Latour’da heterojen bağlantı ağına çıkar. Turing’de ayrık işlem Shannon’da nicel enformasyona, Wiener’de geri-beslemeli kontrole çıkar.

Kapitalist söylem bu dokuz işlemin ortak dolaşım alanını sağlar. Daha önce kurulan Freudomarksizm, sapma ve kapitalist söylem koordinatları tarihsel arka planı oluşturur (🔗) (🔗) (🔗) (🔗). $ → S₁ → S₂ → a → $ çevriminde bölünmüş öznenin sıkışması bir adlandırma çağırır; S₁ bu sıkışmayı adlandırır; S₂ adı bilgi, teknik ve işlem aygıtına çevirir; objet a yeni çekim nesnesi üretir; bu nesne yeniden arzu ve sıkışma doğurur. Dokuz sapmanın her biri bu çevrime farklı bir madde sunar: yorum, yenilik, görünürlük, stil, kolektif bağ, kimlik, işlev, bağlantı ve veri.

Analitik kesik bu dokuz üretim biçiminin tam ortasında çalışır. Anlamın, olayın, sahnenin, çağ biçiminin, kolektif zincirin, kimliğin, iletişim işlevinin, ağın ve sinyalin içinden geçen aynı soru semptomu yeniden tekilleştirir: bütün bu işlemler gerçekleştiğinde hangi öğe aynı yerde geri geliyor? Semptomun tekil nedeni tam burada belirir. Dokuz sapma semptomdan işlenebilir bir ürün çıkarırken analitik kesik bu ürünün içinde yeniden beliren artığı semptomun nedenine bağlar.

Gizemci sapma: müphemleştirme

Gizemci sapma semptomun üzerine anlam katmanları yığar. Bir belirti kişisel çatışmanın işareti olarak başlayıp arketipin, mitin, evrensel anlatının ve sonunda kozmik düzenin ifadesi haline gelir. Her genişleme semptoma yeni bir anlam çevresi kazandırır; semptom giderek daha büyük bir bütünün habercisi gibi okunur. Jung, Campbell ve Watts aynı müphemleştirme fiilini üç ayrı ölçekte büyütür: Jung psişik derinliği arketipselleştirir, Campbell arketipi anlatılaştırır, Watts anlatıyı kozmolojikleştirir.

Jung’daki ilk hareket kişisel malzemeden kişilerüstü biçime geçiştir. Kolektif bilinçdışını tarif ederken kullandığı « allgemeine seelische Grundlage überpersönlicher Natur » [kişilerüstü nitelikte genel psişik temel] ifadesi bu ölçeği açıkça kurar. Bireysel düş, korku, fantezi ve çatışma kendi yaşam tarihinin yanında insanlığın ortak psişik biçimlerini de taşımaya başlar. Archetyp, Schatten, Anima, Selbst gibi kavramlar kişisel deneyimin arkasında daha geniş biçimler açar. Jung’un bireyleşme formülü de aynı yönü gösterir: « Individuation bedeutet: zum Einzelwesen werden … zum eigenen Selbst werden. » [Bireyleşme: tekil varlık olmak … kendi Kendisi olmak demektir.]

Semptom bu çerçevede yalnızca geçmişteki bir çatışmanın geri dönüşü olarak çalışmaz; aynı zamanda öznenin henüz bütünleştiremediği psişik içeriğin habercisi haline gelir. Aynı rüya imgesi önce anneyle belirli bir sahneye, ardından Büyük Ana arketipine, ardından ölüm-yeniden doğuş biçimine bağlanabilir. Semptomdaki özgül ayrıntı daha geniş psişik tipin taşıyıcısına dönüşür. Müphemleştirmenin ilk aşaması tam budur: tekil belirlenim kolektif anlam yoğunluğuna açılır.

Campbell Jung’un arketipsel dikeyliğini anlatısal zamana yayar. “Dream is the personalized myth, myth the depersonalized dream.” [Düş kişiselleşmiş mittir; mit kişisellikten çıkarılmış düştür.] formülü düş ile mit arasında ölçek farkı kurar; bireysel düş mitin kişisel biçimi, mit de düşsel yapının kişisellikten çıkarılmış biçimi haline gelir. Campbell’ın Jung’la ilişkisi kavramsal olduğu kadar doğrudan metinseldir; Campbell Jung üzerine çalışmış, daha sonra The Portable Jung derlemesini hazırlamış ve arketipleri karşılaştırmalı mit çözümlemesinin temel araçlarından biri haline getirmiştir.

The Hero with a Thousand Faces bu genişlemeyi zamansal bir şemaya bağlar. Campbell monomitin çekirdeğini “separation—initiation—return” [ayrılma—erginlenme—dönüş] dizisiyle kurar. Böylece semptom yalnız “neyin simgesi?” sorusunun içinde kalmaz; bütün bir yolculuğun hangi aşamasını temsil ettiği üzerinden de okunur. Kayıp ayrılma, kriz eşik, ağır sınanma erginlenme, geçici çözülme dönüş, kazanılmış içgörü de ödül biçimine girebilir. Jung’un arketipi Campbell’da olay örgüsüne kavuşur.

Watts üçüncü kuşakta bu anlatıyı kozmik oyuna taşır. 1960 tarihli konuşmasında Campbell’ın Masks of God çalışmasına doğrudan değinir ve Hindu kozmolojisinin merkezindeki sahneyi “one single divine actor who is playing all the parts” [bütün rolleri oynayan tek bir ilahi aktör] diye anlatır. Bireysel kişi böylece kozmik oyundaki bir role, toplumsal kişilik bir maskeye, çatışma da aynı oyunun kutuplarından birine dönüşür. Jung’daki kişilerüstü psişe ve Campbell’daki evrensel anlatı Watts’ta varoluşun bütününe yayılır.

Müphemleştirme bu üç kuşakta sürekli ölçek büyütür. Kişisel kompleks arketipsel biçime, arketip evrensel yolculuğa, evrensel yolculuk kozmik dramaturjiye açılır. Aynı rüya içindeki bir kadın figürü önce belirli bir ailevi sahneyi, sonra Büyük Ana’yı, sonra yolculuğun rehber figürünü, sonra bütün varoluşun kendisini maskeleyen kozmik oyunu temsil edebilir. Anlam çoğalması semptomu giderek daha geniş bir dünyanın düğüm noktası haline getirir.

Bu sapmanın direnç yasası yorumun artıklarından beslenir. Bir yorum semptomdaki fazlayı tükettiğinde bir üst yorum katmanı devreye girer; arketip mite, mit kozmolojiye doğru genişler. Fazla anlam üretimi böylece kendi devam koşulunu yaratır. Semptomun sert noktası yorum sürecinin yakıtına dönüşür.

Kapitalist söylem bu yapıda anlamı deneyim ve dönüşüm nesnesine çevirir. $ biçimindeki sıkışma “kendini bulma”, “gölge”, “uyanış”, “dönüşüm”, “yolculuk” gibi S₁’lerle adlandırılır; S₂ bu adları rehberlik teknikleri, içerik repertuarları, sınıflandırmalar ve pratiklere işler; objet a bütünleşme ve dönüşüm vaadini taşır. Yeni deneyim yeni bir eksiklik hissi doğurur ve anlam çevrimi yeniden başlar.

Analitik kesik anlam çoğalmasının içinden özgül imleyeni seçer. Aynı arketipe binlerce kişi bağlanabilir; belirli özne için belirleyici olan, tam hangi kelimenin, hangi bedensel noktanın, hangi eski sahnenin ve hangi tekrarın arketipsel biçimi taşıdığıdır. Gizemci sapma semptomun çözülemeyen noktasını daha büyük anlamın girişine çevirir; analitik kesik aynı noktayı öznenin tarihindeki özgül imleyen ve haz düğümü olarak işler.

Olaycı sapma: süreksizleştirme

Olaycı sapma semptomun ağırlığını süreklilikten kopuşa taşır. Semptomun uzun tarihsel oluşumu geri çekilirken, beklenmedik karşılaşma ve yeni başlangıç belirleyici güç kazanır. Althusser, Badiou ve Meillassoux aynı süreksizleştirici fiili üç ölçekte büyütür: karşılaşma, olay ve mutlak olumsallık.

Geç Althusser’in matérialisme de la rencontre çizgisinde dünya zorunlu bir plana göre açılan bütünlükten çok karşılaşmaların tuttuğu konjonktürler halinde düşünülür. « Chaque rencontre est aléatoire » [Her karşılaşma olumsaldır] formülü bu hattın en sıkıştırılmış biçimidir. Aynı metinde zorunluluğun statüsü « la soumission de la nécessité à la contingence » [zorunluluğun olumsallığa tabi kılınması] ifadesiyle tersine çevrilir. Karşılaşan öğeler bir prise, yani tutma ve biçim kazanma yaşar; sonradan görünen zorunluluk bu tutmuş karşılaşmanın sürekliliğidir.

Semptoma uygulandığında bu hareket, uzun nedenler zincirinden belirli karşılaşmanın kurucu etkisine geçiş üretir. Bir cümle, rastlantısal karşılaşma, siyasal kırılma, kayıp veya aşk olayı daha önce dağınık duran öğeleri bir anda farklı bir bütünlük içinde tutabilir. Olaycı sapmanın ilk kuşağında belirleyici soru “hangi geçmiş çizgisi buraya vardı?” biçiminden “hangi karşılaşma burada tuttu?” biçimine geçer.

Badiou bu olumsal karşılaşmayı hakikatin başlangıç koşuluna yükseltir. Olay mevcut durumun olağan düzenini yaran noktadır; öznenin oluşumu bu olayla kurulan sadakat içinde ilerler. Badiou’nun kendi siyasal ve felsefi dilinde fidélité à l’événement ve fidélité à la rencontre ifadeleri olaydan sonra başlayan uzun süreli hakikat prosedürünü taşır. Althusser’in öğrencisi olarak başlayan düşünsel ilişkinin sonraki evresinde konjonktürel kesinti ontolojik ve siyasal olay statüsü kazanır.

Buradaki genişleme belirgindir. Althusser’de karşılaşma mevcut yapının zorunlu kökenini sarsar. Badiou’da olay mevcut durumun bilgisinin ötesinde yeni bir hakikat sekansı başlatır. Olay bir anlık parlama halinde kalmaz; sadakat, olayın ışığında durumu tekrar tekrar tarar. Semptom bu fiile tabi tutulduğunda belirleyici ağırlık, eski zincirin nasıl kurulduğundan olayın özneyi nasıl yeniden konumlandırdığına geçer.

Meillassoux üçüncü kuşakta olumsallığı daha da büyütür. « seule la contingence est nécessaire » [yalnız olumsallık zorunludur] formülü olumsallığı tarihsel olayların niteliğinden varlığın genel modal ilkesine taşır. Contingence surchaotique yasaların ve düzenlerin başka türlü oluşunu mümkün kılan hiperkaotik alanı tarif eder. Böylece Althusser’in karşılaşması Badiou’da olaya, Badiou’nun olayı Meillassoux’da olumsallığın mutlak statüsüne açılır.

Aynı semptom iki ayrı anlatımda kolayca görülebilir. İlk anlatım çocuklukta duyulan belirli bir sözün, daha sonraki ilişkilerdeki tekrarların ve bedensel tepkilerin birbirine bağlanışını izler. İkinci anlatım yıllar sonra gerçekleşen tek bir karşılaşmanın bütün yaşam koordinatlarını değiştirişini öne çıkarır. Olaycı sapma ikinci anlatımın mantığını büyütür; kopuş anı geçmişin düzenleyici ağırlığını ele geçirir.

Direnç yasası da buradan çıkar. Bir kopuş beklenen dönüşümü üretince yeni olay beklentisi güçlenir; yeni başlangıç, yeni paradigma, yeni dönem, yeni reset, yeni sıçrama aynı süreksizlik arzusunu yeniden kurar. Kopuşun kendisi tekrarlanan biçime dönüşür.

Kapitalist söylem süreksizleştirme fiilini yenilik üretimine kolayca bağlar. $ mevcut düzenden sıkışmış özne olarak belirir; S₁ “yenilik”, “dönüşüm”, “yeni dönem”, “reset” gibi adlar verir; S₂ yeni teknoloji, yeni organizasyon, yeni ürün ve yeni yöntem üretir; objet a eskisini bir anda geride bırakacak dönüşüm vaadini taşır. Her yeni nesne kısa sürede yeni bir eski üretir. Sürekli yenilik bu yolla dolaşımın sürekliliğini sağlar.

Analitik kesik olumsal karşılaşmayı iz sorununa bağlar. Binlerce rastlantı arasından belirli bir karşılaşmanın neden yazıldığı, neden bedensel tepki ürettiği, neden belirli bir eski imleyeni harekete geçirdiği ve neden tekrarın ekseni haline geldiği sorulur. Žižekian Analysis’te Badiou üzerine yürütülen karşılaştırma ölüm dürtüsünü Varlık ile Olay arasındaki negatif aracılık olarak yerleştirerek bu tekrar boyutunu öne çıkarır. Olaycı sapma semptomun geçmiş ağırlığını kopuşa taşır; analitik kesik kopuşun bıraktığı izi tekrarın tarihine bağlar.

Dadacı sapma: sahneleme

Dadacı sapma semptomu meydana çıkarır, görünür kılar ve teşhir eder. Buradaki “Dadacı” sözcüğü tarihsel bir grup üyeliğinden çok şok, yabancılaştırma, teşhir ve görünürlük işlemini adlandırır. Charcot’da hasta bedeninin klinik gösterisi, Brecht’te gösterme aygıtının yabancılaştırılması, Debord’da toplumsal ilişkinin gösteriye dönüşmesi aynı sahneleyici fiilin üç ölçeğini oluşturur.

Charcot’nun Salpêtrière’de kurduğu klinik düzen modern semptom sahnelemesinin güçlü bir örneğidir. Hipnoz, klinik amfitiyatro, öğrenciler, tipik evreler, pozlar ve fotoğraf semptomun tıbbi bilgiye çevrilmesinin parçalarıdır. Charcot hipnoz altındaki bedeni « une sorte de statue expressive » [bir tür ifadeli heykel] diye tarif eder; kataleptik pozların « éminemment favorable à la reproduction photographique » [fotoğrafik yeniden üretime son derece elverişli] oluşunu ayrıca vurgular.

Bu iki ifade Charcotcu işlemin bütününü taşır. Beden ifadeli heykel haline gelir; poz sabitlenir; fotoğraf aynı bedeni başka bakışlara taşır; tipoloji tekil hastayı genel klinik biçime bağlar. Semptomun hakikati böylece görülme, tekrarlanma ve tanınma kapasitesiyle birleşir. Žižekian Analysis’te Charcot sahnesi üzerine yapılan ayrıntılı okuma, amfitiyatro ile fotoğrafın semptomu klinik görünürlüğe nasıl çevirdiğini ve Freudcu kesintinin buradan nasıl doğduğunu izler.

Brecht ikinci kuşakta sahnelemenin kendisini sahneye çıkarır. Yabancılaştırıcı temsil için verdiği tarif şöyledir: « Eine verfremdete Abbildung ist eine solche, die den Gegenstand zwar erkennen, ihn aber zugleich als fremd erscheinen lässt. » [Yabancılaştırıcı bir betimleme nesneyi tanınır kılar ve aynı anda yabancı görünmesini sağlar.] Oyuncunun role bütünüyle erimesi yerine rolü göstermesi, dekorun yapaylığının görünür kalması ve Gestus’un toplumsal ilişkinin biçimini açığa çıkarması sahnenin ikinci kez sahnelenmesini sağlar.

Charcot semptomu gösterir; Brecht gösterme düzenini de gösterir. İlkinde bakış tıbbi tipi yakalar. İkincide bakış kendi alışkanlıklarını fark edecek şekilde düzenlenir. Lacan’ın 1971’de Brecht’i tiyatronun mesafe ve soğutma tekniği bağlamında anması, yabancılaştırmanın psikanalitik meseleye yakınlığını doğrudan ortaya koyar.

Debord üçüncü kuşakta sahneyi tiyatro yapısından toplumsal ilişkinin tamamına genişletir. Gösteriyi « un rapport social entre des personnes, médiatisé par des images » [imgeler aracılığıyla dolayımlanan insanlar arası toplumsal ilişki] diye tanımlaması belirleyicidir. Görüntü burada yüzeyde duran içerik statüsünü aşar; insanların birbirleriyle ilişki kurma biçimi temsil, görünürlük ve seyir üzerinden örgütlenir. Meta dolaşımı, imge dolaşımı ve seyirci konumu aynı toplumsal düzlemde birleşir.

Üç kuşak böylece hasta bedeninden bütün topluma doğru genişler. Charcot’da semptom sahnededir. Brecht’te sahneleme aygıtı sahnededir. Debord’da toplumsal ilişki sahne mantığı içinde işler. Aynı bedensel olay bu üç ölçekten geçirildiğinde önce tıbbi görüntüye, sonra temsil aygıtının eleştirisine, sonra dolaşıma giren toplumsal imgeye dönüşebilir.

Dadacı sapmanın direnç yasası şokun aşınmasıdır. Görüntü alışıldıkça daha kuvvetli görüntü, teşhir sıradanlaştıkça daha yoğun teşhir, performans tanıdıklaştıkça daha keskin yabancılaştırma üretme basıncı oluşur. Semptomun görünürlüğü böylece yeni görünürlük talebinin kaynağı haline gelir.

Kapitalist çevrim bu yapıda dikkati dolaşım maddesine çevirir. $ skandal, utanç, beden, çatışma veya rahatsızlık olarak ortaya çıkar; S₁ ona çarpıcı ad verir; S₂ görüntü, kurgu, ölçüm ve dağıtım tekniklerini çalıştırır; objet a bakışı tutan sahnedir. Bakış yeni tepki üretir, tepki yeni sahne doğurur. Görünürlük ölçülebilir erişime ve yeni görünürlük talebine çevrilir.

Analitik kesik semptomu görünürlükten sözün düğümüne taşır. Charcotcu görüntünün ardındaki kişi konuşmaya başladığında sahnenin anlamı değişir; belirli beden hareketi belirli bir sözle, aktarımla ve tekrar dizisiyle bağlanır. Lacan’ın histerinin tiyatrosunu çözme vurgusu bu kesintinin açık formudur. Dadacı sapma semptomun hakikatini görünürlük kuvvetine çevirir; analitik kesik bakışın yakaladığı görüntüyü konuşmanın tarihsel düğümüne geri taşır.

Kültürelci sapma: biçimleştirme

Kültürelci sapma semptomu çağın kültürel imzasına çevirir. Tekil davranışın, duygulanımın ve algı tarzının üzerinde dönemin biçimini okur. Benjamin’de tarihsel algı biçimi, Adorno ile Horkheimer’da kültür endüstrisinin standardizasyonu, Jameson’da kapitalist dönemin bütün kültürel mantığı aynı biçimleştirici fiilin üç ölçeğidir.

Benjamin’in teknik yeniden üretim üzerine metnindeki iki sözcük bu hattı doğrudan kurar: Signatur ve Symptom. Aura çözülmesini « Die Zertrümmerung der Aura ist die Signatur einer Wahrnehmung » [Auranın parçalanması bir algılama biçiminin imzasıdır] diye tarif eder. Dağınık alımlamayı da « das Symptom von tiefgreifenden Veränderungen der Apperzeption » [algılamadaki köklü dönüşümlerin semptomu] olarak adlandırır. Kültürel biçim burada bir çağın algı aygıtını üzerinde taşır.

Film, montaj, teknik yeniden üretim, şok ve büyükşehir ritmi algının tarihsel karakterini görünür hale getirir. İnsan gözünün ve dikkatinin çalışma tarzı kültürel tekniklerle birlikte değişir. Böylece bir davranışın veya dikkat biçiminin kişisel boyutuyla çağın algısal örgüsü arasında güçlü bir bağlantı kurulur. Semptom tekil hayat öyküsünün yanında tarihsel algı rejiminin işareti haline gelir.

Adorno ile Horkheimer bu hareketi kültürel üretim sistemine yükseltir. Dialektik der Aufklärung içinde « Kultur heute schlägt alles mit Ähnlichkeit. Film, Radio, Magazine machen ein System aus. » [Bugün kültür her şeyi benzerlikle damgalar. Film, radyo ve dergiler bir sistem oluşturur.] formülü kültürel ürünlerin ortak üretim mantığını açıklar. Benjamin’de teknik ortam algının imzasını değiştirirken burada kültür endüstrisi biçimleri sistematik olarak üretir, standartlaştırır ve varyasyon halinde dolaşıma sokar.

Bu ikinci kuşakta semptom çağın biçimini taşıyan örnekten, kültürel üretim sisteminin ritmini taşıyan örneğe dönüşür. Boş zamanın ritmi çalışma ritmiyle, eğlence tüketimle, yenilik standardizasyonla aynı devre içinde işler. Kişinin durmadan yenilik araması, sürekli bir sonraki uyarıcıya geçmesi veya aynı romantik kalıpları yeniden yaşaması çağın kültürel üretim biçimiyle homolog bir yapı kazanır.

Jameson üçüncü kuşakta bu sistemi tarihsel totalitenin kültürel mantığına çıkarır. “the cultural logic of late capitalism” [geç kapitalizmin kültürel mantığı] ifadesi postmodernizmi tek bir estetik akımdan daha geniş bir tarihsel dominant olarak kurar. Pastiche, depthlessness, “waning of affect” [duygulanımın sönümlenmesi], tarih duygusunun dönüşümü ve bilişsel haritalama aynı dönemin kültürel yapısını tarif eden bağlantılı semptomlar haline gelir.

Ölçek böylece tamamlanır: Benjamin’de algısal form çağın imzasıdır; Adorno ile Horkheimer’da kültürel üretim bir sistemdir; Jameson’da kültürün bütün düzeni kapitalizmin tarihsel evresinin mantığıdır. Semptom bireysel hayatın işareti olarak başlayıp “çağın semptomu” biçimine çıkabilir.

Biçimleştirmenin direnç yasası ölçek büyütmedir. Tekil vaka kuşak teşhisine, kuşak dönem teşhisine, dönem ekonomik-kültürel evreye bağlanır. Uyuşmazlık yeni ve daha geniş tarihsel biçim üretme basıncı yaratır. Böylece tekil ayrıntı daha büyük kültürel şemanın maddesine dönüşür.

Kapitalist çevrim burada tarihsel teşhisi stile çevirir. $ çağın içinde yerini arayan özne olarak belirir; S₁ kuşak, estetik, yaşam tarzı veya dönem adı verir; S₂ bu adı kodlara, tasarım repertuarlarına, segmentlere ve tüketici kategorilerine işler; objet a o döneme tam olarak ait olma duygusunu taşır. Dönem teşhisi estetik koda, estetik kod kimliğe, kimlik ürün seçimine bağlanır.

Analitik kesik aynı kültür içindeki farklı tekillikleri açar. Aynı filmi milyonlar izler, aynı ekonomik ritim milyonları kuşatır, aynı teknolojik biçim milyonların dikkatini düzenler; belirli öznenin semptomu bu ortak biçim içinden belirli bir kelimeyi, görüntüyü, sahneyi ve hazzı seçer. Kültürelci sapma semptomu çağın okunabilir imzasına çevirir; analitik kesik çağ içindeki tekil seçimin nedenini yeniden açar.

Hegemonyacı sapma: eklemleme

Hegemonyacı sapma heterojen semptomları yan yana getirerek ortak bir zincire dizer. Burada asıl işlem benzerlik üretmekten çok ortak antagonistik yön vermektir. Sorel’in miti, Gramsci’nin kolektif irade ve tarihsel blok kavramları, Laclau’nun eklemleme ve eşdeğerlik zinciri aynı fiilin giderek daha açık biçimleridir.

Sorel’in genel grev miti çeşitli çatışmaları gelecekteki büyük karşılaşmanın imgelerinde yoğunlaştırır. Toplumsal hareketlerin kendi eylemlerini « sous forme d’images de batailles » [savaş imgeleri biçiminde] tasarladığını söyler ve mitleri « les prendre en bloc comme des forces historiques » [tarihsel kuvvetler olarak blok halinde almak] gerektiğini vurgular. Bir ücret çatışması, çalışma süresi meselesi ve fabrika içi disiplin böylece aynı antagonistik dünyanın farklı cepheleri olarak kavranabilir.

Sorelci mit ayrıntıları tek tek kanıtlamak için kurulmuş programdan çok kolektif kuvvetleri aynı yönde yoğunlaştıran imge işlevi görür. Hegemonyacı sapmanın ilk biçimi budur: semptomlar ortak bir çatışma imgesi altında yan yana gelir. İpe dizilen boncukların ortak maddesi aynı savaş yönüdür.

Gramsci Sorelci miti doğrudan ele alır ve Machiavelli’nin Principe’sini « una esemplificazione storica del “mito” sorelliano » [Sorelci mitin tarihsel bir örneklenişi] olarak okur. Ardından odağı örgütlenmeye taşır. Modern Prens, « volontà collettive parziali che tendono a diventare universali e totali » [evrensel ve bütünsel hale yönelen kısmi kolektif iradeler] için kurucu bir merkez haline gelir. Mitik yoğunlaşma burada örgütlü kolektif iradeye dönüşür.

Ücret, konut, eğitim ve yerel idare gibi dört farklı talep bu geçişi somutlaştırır. Sorelci düzeyde hepsi aynı büyük mücadele imgesinde yoğunlaşabilir. Gramsciyen düzeyde bu talepler ittifak, rıza, örgütlenme, entelektüel yönlendirme ve tarihsel blok içinde birbirine bağlanır. Eklemleme duygusal yoğunlaşmadan siyasal organizasyona çıkar.

Laclau üçüncü kuşakta eklemlemeyi siyasal kimliğin genel oluşum mantığına yükseltir. Hegemony and Socialist Strategy eklemlemeyi “any practice establishing a relation among elements such that their identity is modified” [öğeler arasında kimliklerini değiştirecek bir ilişki kuran her pratik] diye tarif eder. İlişki böylece hazır öğeleri yan yana koymaktan daha fazlasını yapar; zincire giren öğelerin siyasal kimliği de dönüşür.

Karşılanmayan talepler ortak bir antagonistik sınır boyunca birbirine eşdeğer hale geldiğinde eşdeğerlik zinciri oluşur. Ücret talebi, konut talebi ve eğitim talebi özgül içeriklerini korurken ortak “karşılanmamışlık” üzerinden aynı sınırın parçaları haline gelir. Zincir genişledikçe belirli bir imleyen daha geniş toplamı temsil etmeye başlar; boş imleyen ve “halk”ın kuruluşu bu süreçten çıkar.

Üç kuşak boyunca ipin niteliği değişir. Sorel’de ip mitik savaş imgesidir. Gramsci’de ip örgütlenmiş hegemonik iradedir. Laclau’da ip, taleplerin birbirini dönüştürdüğü eşdeğerlik ilişkisidir. Semptom böylece tekil düğümden kolektif kullanıma açık siyasal halkaya geçer.

Direnç yasası zincirin kopuşundan yeni eklemleme üretir. Bir talep ortak adı taşımakta zorlandığında başka çerçeve, başka düğüm noktası veya başka üst imleyen devreye girer. Hegemonik başarısızlık daha gelişmiş eklemleme tekniğinin hammaddesine dönüşür.

Kapitalist söylem aynı işlemi pazar düzleminde uygular. Farklı arzular tek yaşam tarzı, tek platform, tek tüketici kümesi veya tek marka vaadi çevresinde birbirine bağlanabilir. $ dağınık talepler taşır; S₁ ortak ad verir; S₂ segmentasyon, veri, tasarım ve iletişim bilgisini çalıştırır; objet a zincirin duygusal yoğunlaşma nesnesi olur. Heterojen arzular ortak dolaşım kanalına eklemlenir.

Analitik kesik eşdeğerlik içinde kalan tekil haz farkını seçer. İki özne aynı talebi dillendirebilir, aynı slogana bağlanabilir ve aynı kolektif öznenin parçası olabilir; birinin talebini taşıyan fantazi diğerinden farklıdır. Hegemonyacı sapma semptomu zincirin eklemlenebilir halkasına dönüştürür; analitik kesik zincirin ortak adı içinde çalışan tekil haz nedenini geri getirir.

Edimselci sapma: yineleme

Edimselci sapma semptomun tekrarını kimlik üretim mekanizmasına çevirir. Austin’de söz eylem üretir; Derrida’da eylemin işleyebilme koşulu yinelenebilir işarettir; Butler’da yinelenen edimler zaman içinde beden ve kimlik etkisi üretir. Fiil üç kuşakta sözden işarete, işaretten kimliğe genişler.

Austin’in çıkış noktası yalındır: “the issuing of the utterance is the performing of an action” [sözcenin söylenmesi bir eylemin gerçekleştirilmesidir]. Belirli koşullarda “söz veriyorum”, “adını koyuyorum” veya törensel “kabul ediyorum” cümleleri bir durumu tarif ederken aynı anda bir toplumsal edim gerçekleştirir. Performative, felicity ve illocutionary force kavramları dilin dünyada yaptığı işi görünür hale getirir.

Semptom açısından ilk kayma burada başlar. Bir cümlenin taşıdığı gizli anlam kadar ilişki içinde yaptığı iş de önem kazanır. “Ben zaten böyleyim” cümlesi kişinin kendisi hakkında bilgi verirken çevrede bir beklenti kurabilir, tartışmayı kapatabilir, bir sonraki davranışın sınırlarını belirleyebilir ve kişinin toplumsal konumunu yeniden üretebilir.

Derrida Austin’in performatifini yinelenebilirliğin genel yapısına taşır. “My communication must be repeatable—iterable” [İletişimim tekrarlanabilir—yinelenebilir olmalıdır] ifadesi bu hamleyi özetler. İşaret başka bağlamda tanınabildiği için işler; imza sahibi orada bulunurken de başka yerdeyken de tanınabilir form taşır; alıntı önceki bağlamın izini yeni bağlama geçirir. Tekrar aynı biçimi taşır ve aynı anda bağlamı değiştirir.

Böylece performatif belirli söz türünden bütün işaretlerin yapısal özelliğine genişler. Her edim önceki biçimleri alıntılar, her alıntı yeni bir bağlam yaratır ve toplumsal tanınabilirlik tekrarın içinden doğar. Semptomatik tekrar bu bakışla kendisini sürdüren bir işaret pratiği halinde okunabilir.

Butler üçüncü kuşakta yinelenebilirliği beden ve kimlik kuruluşuna taşır. Kimliğin “instituted … through a stylized repetition of acts” [edimlerin stilize yinelenişi yoluyla kurulduğu] formülü, tekrarın toplumsal özneyi zaman içinde maddileştiren rolünü açıkça kurar. Beden hareketleri, jestler, konuşma biçimleri, giyim, beklenti ve tanınma tekrarlandıkça süreklilik görünümü oluşur.

Bir tekrar döngüsü böyle çalışır: belirli edim çevrenin beklentisini üretir; beklenti sonraki edimi kolaylaştırır; sonraki edim kimlik hükmünü güçlendirir; kimlik hükmü sonraki davranışı seçer. “Böyle davranıyorum” zaman içinde “böyle biriyim” biçimine yoğunlaşır. Edim kimliği, kimlik yeni edimi besler.

Direnç yasası da tekrarın içinden çıkar. Performans tıkandığında varyasyon, tanınma zayıfladığında yoğunlaştırılmış tekrar, eski kalıp katılaştığında karşı-performans üretilir. Tekrar kendi sınırından yeni tekrar biçimleri çıkarır.

Kapitalist çevrim bu yapıyı davranış verisine dönüştürür. Bir tıklama, izleme, satın alma veya paylaşma tekil edimdir; tekrarları profil üretir; profil sonraki önerileri belirler; öneriler yeni edimleri teşvik eder. Devre edim → veri izi → profil → öneri → yeni edim biçiminde çalışır. $ davranış repertuarı içinde dağınık özneyi, S₁ profil adını, S₂ tahmin ve öneri sistemini, objet a kişiselleştirilmiş çekim nesnesini taşır.

Analitik kesik kimlik hükmünün içinden tekrarın nedenine gider. Aynı edimin tekrar tekrar neden seçildiği, tekrarın hangi kayıp nesnenin çevresinde döndüğü ve hangi hazzı sürdürdüğü açılır. Žižekian Analysis’te analitik söylem ile performatif efendi söylemi arasındaki karşılaştırma, objet a’nın ajan konumunu tam bu nedenle öne çıkarır. Edimselci sapma tekrarın tortusunu kimlik haline getirir; analitik kesik tekrarın çevresinde döndüğü nedeni yeniden etkinleştirir.

İletişimci sapma: işlevselleştirme

İletişimci sapma semptomu iletişim düzenindeki aksayan işleve çevirir. Saussure’de gösterge sistem içindeki ilişkisel değerini kazanır; Jakobson söz olayını ayrı işlevlere böler; Habermas anlaşmaya yönelen iletişimi toplumsal eylem koordinasyonunun temeline yükseltir. Semptomun sözel düğümü bu çizgide giderek daha açık bir işlev problemi halinde okunabilir.

Saussure dili « La langue est un système de signes exprimant des idées » [Dil, fikirleri ifade eden bir göstergeler sistemidir] diye tanımlar. Buradaki belirleyici sözcük systèmedir. Göstergenin değeri başka göstergelerle ilişkileri içinde kurulur. Sözcük kendi başına duran atomdan çok dil sistemi içindeki fark pozisyonudur. Bu yaklaşım tekil sözün arkasında işleyen ilişkisel düzeni görünür hale getirir.

Semptom açısından ilk dönüşüm, kelimenin özel yaşam öyküsüyle birlikte sistem içindeki konumuna ağırlık vermektir. Aynı sözcüğün taşıdığı değer, komşu sözcüklerle karşıtlıkları ve cümle içindeki yeri çözümlenebilir hale gelir. Saussure iletişimci soyun yapısal zeminini kurar: öğe, işlemesini sağlayan sistem içinde kavranır.

Jakobson bu sistemi açık iletişim mimarisine çevirir. “Language must be investigated in all the variety of its functions.” [Dil, işlevlerinin bütün çeşitliliği içinde incelenmelidir.] cümlesi programını özetler. Söz olayında bağlam, gönderici, mesaj, alıcı, temas ve kod ayrıştırılır; bunlara referanssal, emotif, poetik, konatif, fatik ve üst-dilsel işlevler bağlanır.

Bu şema iletişim arızasını son derece somut hale getirir. Aynı tartışmada ortak kodun zayıflığı, temasın kopması, mesajın belirsizliği veya alıcı üzerindeki etkinin yönü ayrı ayrı çözümlenebilir. Jakobson’un afazi araştırmaları da dilsel bozukluğu belirli operasyonların çözülüşü üzerinden okur. Semptom bu hatta “hangi işlev aksıyor?” sorusuna çevrilebilir.

Habermas üçüncü kuşakta iletişim işlevini toplumsal koordinasyon düzeyine çıkarır. « Die Aktoren suchen eine Verständigung über die Handlungssituation, um ihre Handlungspläne und damit ihr Handeln einvernehmlich zu koordinieren. » [Aktörler eylem durumu üzerine anlaşmaya yönelir ve eylem planlarını ortaklaşa koordine eder.] formülü iletişimi ortak eylemin temel mekanizması haline getirir. Verständigung, geçerlilik iddiaları ve yaşam dünyası bu ölçeği taşır.

Aynı ilişki tartışması üç kuşakta farklı şekilde büyür. Saussure sözcüklerin sistemik değerini açar. Jakobson mesajın, kodun ve temasın işlevlerini ayrıştırır. Habermas ortak durum tanımını ve eylem koordinasyonunu merkezileştirir. İşlevselleştirme bu yolla göstergenin değerinden toplumun birlikte hareket etme koşuluna kadar uzanır.

Direnç yasası iletişim arızasından daha yoğun iletişim üretir. Açıklama yeni açıklama, ortak kod metakomünikasyon, metakomünikasyon prosedür, prosedür ölçüm ve iletişim yönetimi üretir. İletişimin sınırı yeni iletişim tekniğinin girdisine dönüşür.

Kapitalist söylem iletişim işlevini ölçülebilir performansa çevirir. $ anlaşılma ve karşılık alma talebi taşır; S₁ sorunu adlandırır; S₂ mesaj tasarımı, etkileşim ölçümü, yanıt oranı, memnuniyet ve dönüşüm tekniğini çalıştırır; objet a tam karşılık ve tam temas vaadini taşır. Daha fazla mesaj daha fazla ölçüm, daha fazla ölçüm daha fazla optimizasyon üretir.

Lacan’ın lalangue kavramı bu işlevselliğin tam içinden kesik açar. Seminer XX’de “Lalangue serves quite other things than communication.” [Lalangue iletişimden bambaşka şeylere yarar.] denir. Ses, çift anlam, çocukluk yankısı, sözcüğün bedensel etkisi ve haz değeri iletişimsel başarıyla aynı ölçekte çalışmaz. Kişi açık konuşabilir, muhatabı onu anlayabilir ve aynı semptomatik ilişki yeniden kurulabilir. İletişimci sapma semptomu işleyen veya aksayan iletişim fonksiyonuna çevirir; analitik kesik konuşmanın iletişimden taşan hazsal ve tarihsel etkisini işler.

Ağcı sapma: ilişkilendirme

Ağcı sapma semptomu dolaşım şebekesi haline getirir. Burada temel soru semptomun içeriğinden bağlantılarının izine kayar: kimden kime geçtiği, hangi kurumda biçim değiştirdiği, hangi nesnenin devreye girdiği, hangi iletişimin yenisini ürettiği önem kazanır. Tarde’da taklit akımı, Luhmann’da rekürsif iletişim, Latour’da heterojen association aynı ilişkilendirici fiilin üç ölçeğidir.

Tarde toplumsal varlığı « l’être social, en tant que social, est imitateur par essence » [toplumsal varlık, toplumsal olduğu ölçüde özü gereği taklitçidir] diye tarif eder. Taklit burada yüzeysel kopyalama biçiminden geniş bir toplumsal dolaşım yasasına çıkar. İnançlar, arzular, jestler, modalar, ifadeler ve icatlar kişiler arasında yayılır; yeni varyantlar yeni taklit dalgalarının merkezine dönüşür.

Semptom bu bakışla bulaşan örüntü haline gelebilir. Aynı okulda belirli kaygı jestinin yayılması, aynı çalışma ortamında aynı yakınma dilinin çoğalması veya belirli bir davranış kalıbının prestij kazanması dolaşım üzerinden izlenir. Tekil kişi akımın bir düğümüdür; aldığı biçimleri dönüştürerek başka düğümlere geçirir.

Luhmann ikinci kuşakta kişilerin dolaşımından iletişimin kendi üretimine geçer. « Nur die Kommunikation kann kommunizieren. » [Yalnız iletişim iletişim kurabilir.] formülü toplumsal sistemi iletişimlerin birbirine bağlandığı rekürsif düzen olarak kurar. Bir iletişim yeni iletişim için Anschluss üretir; sistem kendi öğelerini bu devam bağlantılarıyla çoğaltır.

Bireysel bir rahatsızlık bu sistem içinde yeni iletişim zincirlerinin tetikleyicisine dönüşebilir. “Çalışanlar tükeniyor” cümlesi rapor, toplantı, ölçüm, politika, haber, uzmanlık ve yeni kurumsal kararlar üretebilir. Semptom böylece kişisel deneyimin yanında sistem içindeki iletişim çoğalmasının düğümü haline gelir. Tarde’da örüntü kişiler arasında yayılırken Luhmann’da iletişim kendi devam iletişimini üretir.

Latour üçüncü kuşakta bağlantı alanını insan ve insan-dışı aktörlerin birlikte çalıştığı heterojen şebekeye genişletir. Tarde ile bağı açık biçimde kurar; ANT için Gabriel Tarde’ı öncül figür olarak işaret eder. “to follow the actors themselves” [aktörlerin kendilerini izlemek] ilkesi araştırmayı hazır toplumsal kategorilerden bağlantıların somut izine taşır.

Bir uykusuzluk semptomu bu ağ içinde beden, çalışma saati, ekran, mesaj, ilaç, doktor, tanı, rapor, işyeri, ulaşım, uygulama ve veriyle birlikte izlenebilir. Her aracı semptomu başka biçime çevirir: bedensel deneyim şikâyete, şikâyet tanıya, tanı belgeye, belge kurumsal karara, karar yeni davranışa dönüşür. Latourcu ilişkilendirme ağı aktörleri birbirine bağlarken aktörlerin kapasitesini de değiştirir.

Üç kuşağın fiilleri bu yüzden birbirini büyütür: Tarde yayılımı, Luhmann rekürsiyonu, Latour heterojen çeviriyi öne çıkarır. Semptom bir kişiden geçen davranış kalıbından sistemik iletişim zincirine, oradan insanlar ile nesnelerin birlikte kurduğu dolaşım topolojisine çıkar.

Direnç yasası açıklanamayan artığı yeni bağlantı çağrısına dönüştürür. Eksik halka yeni aracıya, yerel ağ daha geniş ağa, tek kurum başka kuruma, insan ilişkisi teknik nesnelere doğru genişler. Bağlantı haritası giderek çoğalır.

Kapitalist söylem ilişkilendirme fiilini platform mantığında yoğunlaştırır. $ erişim veya bağlantı arar; S₁ tarafları kullanıcı, üretici, müşteri, sağlayıcı gibi kategorilere ayırır; S₂ eşleştirme, sıralama, lojistik ve veri bilgisini çalıştırır; objet a yeni bağlantının vaat ettiği erişimdir. İlişki → trafik → veri → eşleştirme → yeni ilişki çevrimi böyle kurulur.

Analitik kesik bütün bağlantılar çizildikten sonra aynı yerde kalan tekrara döner. Aynı ağ koşulları içinde iki kişi başka semptomlar geliştirebilir; aynı ekran, iş ritmi ve kurum iki farklı haz örgüsüne bağlanabilir. Ağcı sapma semptomu ilişkiler boyunca dağıtılmış dolaşım topolojisine çevirir; analitik kesik topolojinin içinde aynı noktaya geri gelen tekil tekrarı izler.

Sinyalci sapma: sayısallaştırma

Sinyalci sapma semptomu ayrık durumlara, ölçülebilir farklara ve geri-besleme kararlarına çevirir. Turing ayrık işlemi biçimselleştirir, Shannon farkı nicel enformasyona dönüştürür, Wiener sonucu sisteme geri sokarak kontrol çevrimi kurar. Üç kuşakta hesaplama, iletişim ve davranış düzenleme tek bir operasyonel çizgi oluşturur.

Turing’in 1936 tarihli formülü son derece nettir: “According to my definition, a number is computable if its decimal can be written down by a machine.” [Tanımıma göre, ondalık açılımı bir makine tarafından yazılabilen sayı hesaplanabilirdir.] Makine belirli durumda bulunur, belirli sembolü okur, yeni sembol yazar, hareket eder ve yeni duruma geçer. Karmaşık hesaplama sonlu ve ayrık operasyonların dizisine çevrilir.

Sinyalci sapmanın ilk hareketi bu ayrıklaştırmadır. Karmaşık davranış “tetikleyici geldi”, “durum değişti”, “tepki gerçekleşti”, “sonuç oluştu” biçiminde durum geçişlerine bölünebilir. Semptom bu düzlemde işlenebilir bir durum makinesine yaklaşır. Turing’in kendi hesaplanabilirlik çalışması aynı zamanda biçimsel sınır sorununu kurarak bu işlemin matematiksel keskinliğini artırır.

Shannon ikinci kuşakta ayrık seçeneklerin ölçüsünü iletişime taşır. 1948 teorisinin belirleyici fikri, gerçek mesajın mümkün mesajlar kümesinden seçilmiş olmasıdır. Seçim olasılığı, belirsizlik, kanal kapasitesi, gürültü ve hata ölçülebilir hale gelir. Böylece Turing’in sembolik durum geçişi Shannon’da nicel enformasyona dönüşür.

Bu operasyon semptom üzerinde çalıştırıldığında tarihsel anlam ile iletim hesabı birbirinden ayrılır. Belirli sözün aile tarihindeki yankısı bir düzlemde, mesajın hangi durumda ortaya çıktığı, hangi kanalda taşındığı, hangi hata oranını ürettiği başka düzlemde yer alır. Sayısallaştırıcı sapma ikinci düzleme açıklayıcı ağırlık verir: anlam fazlası operasyonel farklara çevrilir.

Wiener üçüncü kuşakta sinyali davranışı düzenleyen döngüye bağlar. “feedback is a method of controlling a system by reinserting into it the results of its past performance” [geri-besleme, geçmiş performans sonuçlarını sisteme yeniden sokarak sistemi kontrol etme yöntemidir] formülü sibernetik çevrimin çekirdeğidir. Hedef, gerçek çıktı, fark, düzeltme ve yeni ölçüm aynı kapalı devrede çalışır.

Bir uyku sisteminde bu mantık kolayca görülür: uyudu/uyanık ayrımı kayıt edilir; süre skora dönüşür; skor öneri üretir; öneri davranışı değiştirir; yeni davranış yeni skor üretir. Aynı yapı dikkat, hareket, tüketim veya çalışma performansına uygulanabilir. Turing’in ayrık durumu Shannon’ın ölçüsüne, Shannon’ın ölçüsü Wiener’in kontrol sinyaline dönüşür.

Lacan’ın sibernetiğe ilgisi bu sapmanın analitik kesik noktasını içeriden gösterir. Seminer II’de sibernetik kombinatorik, makine ve mesaj sembolik düzenin maddi işleyişini düşünmenin araçları haline gelir. Makine sembol dizisini işleyebilir; 0/1 ayrımı gerçek bir kombinatorik düzen kurabilir. Semptom ise aynı kombinatoriği beden, tekrar ve hazla düğümler.

Direnç yasası ölçüm artığından yeni ölçüm üretir. Eksik gösterge yeni sensör, düşük çözünürlük yeni değişken, zayıf tahmin yeni model ve daha sık geri-besleme üretir. Semptom giderek daha ayrıntılı veri yüzeyine çevrilir.

Kapitalist çevrim bu sapmada en teknik biçimine ulaşır. $ belirsiz davranış veya rahatsızlık olarak görünür; S₁ skor, sınıf, risk veya kategori adı verir; S₂ veri işleme, tahmin, modelleme ve müdahale sistemini çalıştırır; objet a kusursuz tahmin ve kişiselleştirilmiş kontrol vaadini taşır. Davranış → sinyal → model → müdahale → davranış çevrimi kullanıcının her hareketini yeni eğitim verisine dönüştürür.

Analitik kesik kodlanabilir fark ile semptomatik hakikat değerini ayırır. Aynı uyku verisi davranış düzenini son derece ayrıntılı gösterebilir; belirli gecenin belirli bir söz, kayıp, ilişki veya fantaziyle bağını semptomun tarihsel örgüsü taşır. Sinyalci sapma semptomun tarihsel fazlasını ayrık durumlara ve ölçülebilir farklara çevirir; analitik kesik aynı ölçüm içinde yeniden ortaya çıkan tekil neden konumunu etkinleştirir.

Dokuz fiilin tek devresi

Dokuz sapma aynı semptomu dokuz ayrı üretim hattına sokar. Gizemci sapmanın fiili müphemleştirmedir: semptomdan daha geniş anlam çıkarır. Olaycı sapmanın fiili süreksizleştirmedir: semptomu kopuş anında yoğunlaştırır. Dadacı sapmanın fiili sahnelemedir: semptomu görünürlüğe çevirir. Kültürelci sapmanın fiili biçimleştirmedir: semptomu çağın imzası haline getirir. Hegemonyacı sapmanın fiili eklemlemedir: semptomları ortak zincirde bağlar. Edimselci sapmanın fiili yinelemedir: tekrarı kimlikte tortulaştırır. İletişimci sapmanın fiili işlevselleştirmedir: semptomu iletişim işlevine bağlar. Ağcı sapmanın fiili ilişkilendirmedir: semptomu dolaşım bağlantılarına yayar. Sinyalci sapmanın fiili sayısallaştırmadır: semptomu ölçülebilir durum farkına çevirir.

Bu dokuz fiilin ürettiği maddeler de aynı sırayla ilerler: anlam, olay, görünürlük, kültürel biçim, kolektif zincir, kimlik, işlev, bağlantı ve veri. Bu maddeler birbirine çevrilebilir. Anlam kültürel stile dönüşebilir; stil ortak imleyene eklemlenebilir; ortak imleyen tekrar yoluyla kimliğe tortulaşabilir; kimlik iletişim işlevine sokulabilir; iletişim ağ boyunca dolaşabilir; ağdaki dolaşım sinyal ve veri üretebilir; veri yeni olayları, yeni yorumları ve yeni görünürlük biçimlerini tetikleyebilir.

Her sapmanın kendi direnç yasası bu ortak makineyi hızlandırır. Gizemci hatta yorumun artığı daha büyük yorum üretir. Olaycı hatta gerçekleşen kopuş yeni kopuş beklentisi üretir. Dadacı hatta alışılan teşhir daha yoğun teşhir çağrısı doğurur. Kültürelci hatta vakaya taşan ayrıntı daha geniş dönem teşhisine çekilir. Hegemonyacı hatta kopan halka yeni eklemleme üretir. Edimselci hatta tıkanan tekrar yeni performans biçimine dönüşür. İletişimci hatta iletişim arızası daha yoğun iletişim yönetimi üretir. Ağcı hatta açıklanamayan artık yeni bağlantı arayışına dönüşür. Sinyalci hatta ölçüm artığı yeni veri kanalını çağırır.

Kapitalist söylem bu dokuz direnç yasasını dolaşım enerjisine çevirir. Yorum ürünleşmiş anlama, kopuş yeniliğe, sahne dikkate, biçim stile, eklem segmente, tekrar profile, işlev performans metriğine, ağ trafiğe, sinyal veriye dönüşür. $ → S₁ → S₂ → a → $ çevrimi dokuz ayrı kanaldan aynı hareketi sürdürür: sıkışmayı adlandır, adı bilgi aygıtına geçir, yeni çekim nesnesi üret, çekim nesnesinden yeni sıkışma çıkar.

Analitik kesik bu dokuz işlem arasında onuncu bir işleme rejimi kurmaz. Semptomun içinden geçen aynı tekil nedeni yeniden faal hale getirir. Anlamlar çoğaldığında hangi imleyenin geri geldiğine, olay gerçekleştiğinde hangi eski izin canlandığına, semptom sahnelendiğinde hangi bakış için oynandığına, çağ biçimi kurulduğunda öznenin neden tam bu biçimi seçtiğine, talepler zincirlendiğinde hangi haz farkının kaldığına, kimlik tekrarlandığında hangi kayıp nesnenin çevresinde dönüldüğüne, iletişim düzeldiğinde hangi aksamanın yeniden üretildiğine, ağ tamamlandığında hangi düğümün aynı kaldığına, veri çoğaldığında hangi nedenin tekrar geri geldiğine bakar.

Dokuz sapmanın ortak ürünü semptomun işlenebilir hale gelmesidir. Gizemci sapma onu anlamlandırılabilir, Olaycı sapma yenilenebilir, Dadacı sapma seyredilebilir, Kültürelci sapma biçimlendirilebilir, Hegemonyacı sapma eklemlenebilir, Edimselci sapma kimlikleştirilebilir, İletişimci sapma işlevlendirilebilir, Ağcı sapma bağlanabilir, Sinyalci sapma ölçülebilir hale getirir. Analitik kesik bütün bu işlemlerin içinde aynı yerde geri gelen tekil nedeni semptomun merkezinde yeniden kurar.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Dokuz Sapma: Semptomun Dokuz İşleme Rejimi”

  1. Geri bildirim: Nine Deviations: Nine Regimes for Processing the Symptom – Žižekian Analysis