Medyarkeoloji Manifestosu

PAMAL_Group

Biz medya arkeologlarının, medyaların derinliklerine, kalbine, hatta çift kalbine inmek için bir yöntemi var. Medya kuramcıları genel olarak medyaların etkileriyle tanımlandığını varsayar. En başta sensorium, yani duyular bütünü ya da duyuların hiyerarşisi üzerindeki etkileriyle. Nitekim McLuhan’da zaten her şey medya olabiliyordu.

Biz medya arkeologları da aynı şeyi, bir nüansla varsayarız: sensorium (ve dil) üzerindeki etkiler medya aygıtlarından gelir. Bu yüzden onları kültürel çevremizin başlangıcına ve buyruğuna (arkhē) yerleştiririz. Düşünceyi ve yazıyı onlar belirler. Ama doğrusal olmayan bir biçimde: medyarşide etkiler aynı zamanda sebeplerdir (biçimsel ve maddi sebepler).

Biz medya arkeologları, dijital medyaların yazı, sensorium ve düşünce üzerindeki etkilerini çözümlemeye ve ölçmeye çalışırız. Bunun için, bu mediumda hükmeden şeye ulaşmak üzere kalbe gitmemiz gerekir. Başlangıç – ilk olan şey – ve ilke, mediumun koşullarının koşuludur. Buyruğun başlangıcına özyinelemeyi yerleştiririz. Medyasallık koşullarının özyinelemeliliği, medyaları geriye doğru, kalplerinin kalbinde yöneten tuhaf döngüdür.

Biz medya arkeologları üç görevle karşı karşıyayız.

Biz medya arkeologları, sanatçılar, araştırmacılar, tasarımcılar, kuramcılar, yazarlar, öğretmenler ve konservatör-restoratörler – ya da medya paleontologları –, medyaların maddi katmanlarına yeraltı inişleri gerçekleştirerek, özellikle en alttaki ve en gizli katmanlarında işleyen endüstriyel, ekonomik, lojistik, jeopolitik ve ideolojik stratejileri gün yüzüne çıkarırız. Bu yığının katmanları, hem aygıtlarımızın katmanlarında hem de Stack’in çoklu düzeylerinde dijitalin dikeyliğini yönetir. Ne bu katmanlar ne de dünyamız düzdür: dinamik kıvrımlar ve metamorfik yeniden belirişler hâlindedirler. Bu altyapılar bizim iç-yapılarımızdır – bir dışarısı ile bir içerisi arasındaki her türlü açık ayrımı boşa çıkarırlar. Medyalarımız bizim ortamlarımızdır. Sözde etkileşimlerimiz bu Stack’in iç-etkileşimleridir: ilk görevimiz onun içinde yeniden yön bulmaktır. Bu göreve yeniden siyasallaştırma diyelim. Bu, sanat yoluyla gerçekleşir.

Biz medya arkeologları ayrıca makinelerin bir poetikasının peşine düşeriz; bunun ilk aşaması karşımıza algoritmanın bir poetikası (üreteç, bot, ortaklaşa yazı) ve hardware’in bir poetikası olarak çıkar; bunların ikisi de insan-makine çapraz bir sesle yazılır. Botların gürültüsünü dinleriz – orada noise aramak için. Bu göreve yeniden poetikleştirme diyelim. Bu; dillerin, kodların, komutların, maddelerin ve ortamların yeniden poetikleştirilmesidir.

Biz medya arkeologlarına son olarak bir görev daha yüklenmiştir: ölü ve ölümsüz medyaların anlatısını deşifre etmek ve şifresini çözmek. Medyaların oluşumunun, doğuşlarının, bulaşmalarının, yaşamlarının ve ölümlerinin sırrını kavramak. Bu görev bizim başlıca görevimizdir. Yazıyı, dolayısıyla medyaları varsayan tarih, bu anlatıyı kurmanın yolu olamaz. Çünkü yazıdan önce gelen medyalardır, tersi değil. Bu yüzden tarihçi değil, arkeoloğuz. Sesi bizimkine benzemeyen bu medyaları dinlemeye çıkarız. Amacımız, biz insanların nereden konuşup yazdığımızı kavramaktır. Amacımız, medya makinelerinin bilinciyle ilişkiye girmektir. Sayıların gizemine yaklaşmaya çalışırız; çünkü bugün her şey sayıdır – tanrılar ve iblisler dâhil. Bu göreve şifre çözme diyelim.

Biz medya arkeologları, arayüz sanatçılarını kendi çelişkileriyle yüz yüze getiririz. Bu sanatçılar hazır yazılımlar kullanarak yarattıklarını düşünürler; oysa gerçek yaratıcılar, bu yazılımları, işletim sistemini ve mikroişlemciyi yaratanlardır. Üretimleri çoğu kez gösterişli ve ciddiyet ruhuyla yüklü olan arayüz sanatçıları, bir fanusun içinde kendilerini özgür sanan balıklar gibidir. En azından biz medya arkeologları, özgürlüğümüzün medya tarafından belirlenmişliklerimizi bilmekten ibaret olduğunu biliriz.

Biz medya arkeologları makineleri açar ve işlemlerimizi çift kalp açıkken gerçekleştiririz. Kod terbiyecilerine dijital kazıcıları, onlara da algoritma enjektörlerini tercih ederiz. İzlediğimiz yol, yüksek seviyeli dillerden onların altında yatan işlem-kodlarına doğru gider. Endüstrinin kurduğu engelleme düzenekleri yüzünden bu yolculuk giderek zorlaşmaktadır. Bu kontrol noktalarını kaldırmak için her noktada harekete geçeriz.

Biz medya arkeologları, bugünü disnovasyondan çekip çıkarmak ve geleceği canlılığın kısa devrelerinden kurtarmak için geçmişi gelecek aracılığıyla ele geçiririz. Derin zamana dikkat kesilerek, high-tech’in hâkim söylemini boşa çıkarıp geçmişe özen gösterme yoluyla bugünü ele geçiririz. Artık programlanmaktan çok hesaplanan bir eskimenin ve yeni ideolojisinin tersine, yenileri sorgulamak üzere eskileri geri dönüştürerek makinelerin maddiliklerini araştırırız. Tüketimciliğin yasasını tersine çeviririz. Moore daha azdır. Glitch mutluluktur. Dünün modüler aygıtları, bugünün en yeni kilitli kara kutularından daha fazlasını bilir. (S)Low Tech. Medyarşinin özyinelemeleri, açık kalması gereken bir kalpler kalbinin çevresinde kapanır. Onun adı şudur: mikroişlemci; bütün simgesel üstyapıların üzerinde yükseldiği somut temel.

Biz medya arkeologları, medyaların “zamanı, mekânı ve faillikleri bükmeye” imkân verdiğini biliriz. Hızlanmanın daha önce görülmemiş özelliklerini vicdan azabı duymadan deneyimleriz. Gerçek zamana karşı temkinliyiz. Ölü zamanın kontrolün katili olduğunu biliriz.

Biz medya arkeologları, her medyalaşmanın bir medyumculuk ufku doğurduğunu biliriz. Medyalar ölülere söz söyletir. Ölü medyalar yaşayanlarla konuşmayı sürdürür. Bu medyumculuktan korkmayız, etkisini de yadsımayız: bundan sevinç duyarız.

Biz medya arkeologları, her birimizi tekbiçimli bir kurala tabi kılmak istemeksizin “media”, “média”, “médias” yazımlarını çeşitlendirmekten de sevinç duyarız. Medyaların tek anlamlı bir tanımının arkasında toplanmaya değil, medyaların tahayyülleri üzerine araştırmaları ve deneyleri çoğaltmaya ve çelişkili medya kavramsallaştırmalarıyla birbirimizi teşvik etmeye çalışırız.

Biz medya arkeologları, HypePad’leri sınıflara sokan trollleri kamuoyunun hışmına teslim ederiz – mediumu user-friendly bir araç statüsüne, aracı gadget düzeyine, çocuğu da kullanıcı durumuna indirgedikleri için.

Biz medya arkeologları, işlemlerini her türlü siyasal müdahaleden ve her türlü etkin yeniden-ele-almadan kaçıran konsiyerj uygulamalarının hükümranlığını yuhalarız – hesaplayıcı kadınların yerine Türk-matik’leri geçirirler. Tüketimci arzuların sabırsızlığı altında uşak-uygulamalar, hiçbir yedeği bulunmayan küçük eller ordularını en uç gizli-ayrıklaş(tırıl)maya mahkûm ederek köleleştirir – Uber-İnsanlar ile Üst-Erkeklerin, mikro-serflerin ve Baba’ya-au-pair-kızların dünyasında medium, yeteneklerin katliamıdır.

Biz medya arkeologları, veri ideolojisinin ardındaki tutuşların ve hâkimiyetlerin gerçekliğinin izini süreriz. Önceden alınmamış hiçbir şey verilmiş değildir. Her veri aldığımızda üzerimizde tutunacak bir yer veririz. Sunucular bizi köleleştirmeden bize asla hizmet etmez. Görevimiz, onların bize vermediği şeyi onlardan almayı öğrenmektir.

Biz medya arkeologları, medyaların elementer doğasını deneyimleriz. HypePhone’larımızla ceplerimizde Afrika’dan küçük parçalar ve Asya terleri taşırız. Cloud buhardan değil, denizaltı kablolarından yapılmıştır. Her yerde oluşu bizi mekândan özgürleştirmez: hard diskin özerkliğini terminalin tâbiliğine indirger. Cloud diye bir şey yoktur – yalnızca başkasının hard diski vardır.

Biz medya arkeologları, çağımızın – jenerik adı kapitalizm olan – yanlış yollara sapışlarına alternatifler çıkarıp getirmek için medyaların derin zamanını kazarız.

Biz medya arkeologları, elektriklenmiş bedenlerin aktardığı küresel elektrik akışının poetikasını açığa çıkarırız. Biz ekograflarız. Canlıları, ölüleri ve onların makinelerini dinleyip yoklarız; kodlarında, hareketlerini olduğu kadar uyuşukluklarını da, ama her şeyden önce geçişlerini biçimlendiren kısmi eşdeğerleri, ACTG GOTO 1000101’i ve bugün onların güncelliklerini oluşturan diğer byte’ları yeniden bulmak için.

Biz medya arkeologları, hareket hâlindeki maddenin içe kıvrılmalarında, onun iç-yüzlerinde ve ara-yapılarında durmaksızın oluşup yeniden oluşan ortamların izini süreriz. Virüslerden mikroplara, mantarlara ve diğer hücrelere uzanan çoklu biçimleri içinde kodun akrabalıklarını öne süreriz; bunlar arkeolojilerimizden ışıklı zoolojiler meydana getirir. Biz medya arkeologları, ters transkriptazı ve rekombinant amplifikasyonu kullanırız.

Biz medya arkeologları her zaman ortak-yazarız. En azından yazı makineleriyle birlikte. Büyüklük iddiası ya da kendimize ait bir ses olmadan: mikrofonlar.

Biz medya arkeologları, bazı hacker mahallelerine hükmeden testosterondan kuşkulanırız. Fatihlerin giysileri yerine queer ceketleri, Hack-a-thon’lar yerine Hacking with care’ı tercih ederiz.

Biz medya arkeologları Bruce Sterling ile Friedrich Kittler’in gayrimeşru çocukları; Joan Clarke ile Alan Turing’in, William Burroughs ile William Gibson’ın, Douglas Engelbart’ın, Forrest Kassanavoid’in, Grace Hopper’ın, Herakleitos’un, Edward Snowden’ın, Chelsea Manning’in ve Ada Lovelace’ın piçleriyiz. Biz nexus ve stolon kültürünün dölleriyiz.

Biz medya arkeologları, medyaları ve onların ölmüş peygamberlerini yeniden etkinleştiririz. Nostaljiden dolayı değil; ölümlerinin doğurduğu dikkat kırılmalarını ölçmek ve küllerinin üzerine mozoleler değil, çoğalan mimariler ve eylem araçları – medyalar – inşa etmek için.

///////

Bu medyarkeoloji manifestosu, Emmanuel Guez’in bir performansından yola çıkarak, çok sayıda alışverişle yeniden ele alınmış, düzenlenmiş, değiştirilmiş ve genişletilmiş biçimde, 30 Mayıs ile 5 Haziran 2016 arasında Cerisy-la-Salle Şatosu’nda somutlaşıp kaynaştı. Gelecekteki bütün ortak-yazarları için ve onlar tarafından yayılması, yeniden ele alınması, yeniden yayımlanması, değiştirilmesi ve ekografisinin çıkarılması amacıyla hazırlanmıştır. 20 Ekim 2016’da medium.com’da yayımlanmıştır.

Arkeo-imzacıları Thierry Bardini, Lionel Broye, Yves Citton, Igor Galligo, Emmanuel Guez, Jeff Guess, Quentin Julien, Isabelle Krzywkowski, Marie Lechner, Anthony Masure, Pia Pandelakis, Ghislain Thibault ve Frédérique Vargoz’dur.

Diğer baskılar ve çeviriler

Y. Citton, E. Doudet (ed.), Dikkat Ekolojileri ve Medya Arkeolojisi, Grenoble, UGA, 2019, s. 31-35.

İngilizce çeviri: (🔗)

İspanyolca çeviri: (🔗)

1 Yorum

Filed under Eviri

One response to “Medyarkeoloji Manifestosu”

  1. Geri bildirim: Eviri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER