(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌀⚔️💫 IPA/FLŽM 🌀⚔️💫
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Freudomarksizm, insanın arzusunu ve hazzını toplumsal üretim, tahakküm ve özgürleşme sorunlarıyla birlikte düşünme girişimidir. Freud bu girişimin psikanalitik tarafına dürtü, tekrar, bastırma, semptom ve bilinçdışı kavramlarını verdi; Marx üretim ve artığın toplumsal dolaşımını açtı; Lacan arzunun merkezine eksik ile objet a’yı yerleştirdi. Freudomarksizmin bütün gerilimi tek soruda yoğunlaşır: insanı harekete geçiren kuvvet hangi biçim altında özgürleşme üretir, hangi biçim altında yeni bir tahakküm çevrimine katılır?
Bu gerilim üç büyük sapma üretir. Melanie Klein, Wilhelm Reich ve Gilles Deleuze–Félix Guattari çizgisi hareketi giderek daha büyük bir alanda egemenleştirir ve Lacan’ın Histerik söyleminin tarihsel açılımını verir. Anna Freud, Christopher Lasch ve Jean Baudrillard çizgisi normu, sınırı ve komutayı büyütür ve Efendi söyleminin üç kuşaklık açılımını verir. D. W. Winnicott, W. R. Bion ve Jacques-Alain Miller çizgisi aracılığı, işlemeyi ve bilgi üretimini büyütür ve Üniversite söyleminin üç kuşaklık açılımını verir. Bu üç soyun tarihsel kuruluşu daha önce ayrı çalışmalar halinde çizildi; burada bu soylar Lacan’ın söylemlerindeki yapısal yerlerine bağlanıyor. (🔗) (🔗) (🔗)
Lacan’ın söylem dediği şey konuşma tarzından daha kesin bir yapıdır. Dört terim dört ayrı yere yerleşir: S₁ bir alanı adlandırıp düzenleyen Efendi-imleyenidir; S₂ bilgi birikimidir; $ dil tarafından bölünmüş öznedir; objet a ise söylemin çalışması sırasında geride kalan haz artığı ve arzu nedenidir. Aynı dört terimin çeyrek dönüşleri Efendi, Üniversite, Histerik ve Analist söylemlerini üretir. Söylemin adı, egemen yerde hangi terimin bulunduğunu gösterir. (🔗)
Histerik söylemde $ egemen yere geçer ve S₁’i sorguya çağırır. Efendi söyleminde S₁ egemen yere geçer ve S₂’yi çalıştırır. Üniversite söyleminde S₂ egemen yere geçer ve objet a’yı bilgi işlemine sokar. Analitik söylemde objet a egemen yere çıkar; bölünmüş özne çalışır, bilgi hakikat yerinde kalır ve S₁ sürecin ürünü olarak doğar. Lacan analistin konumunu, söylemin en opak artığı olan objet a’nın “söylemin düzenlendiği yere” geçmesiyle açıklar. (🔗)
Üç sapmanın ortak işlemi tam burada görünür. Sol sapma $ı, sağ sapma S₁’i, ortayolcu sapma S₂’yi egemenleştirir. Her biri Analitik söylemde ajan konumunda bulunan objet a’nın yerini başka bir terimle doldurur. Böylece sol sapmada artık harekete, sağ sapmada komutaya, ortayolcu sapmada bilgi işlemine çevrilir. Analitik kesik ise artığı yeniden egemen yere çıkarır ve öteki üç terimi kendi yerlerine iter.
Kapitalist söylem bu üç sapmanın ürettiği işlevleri tek bir hızlandırılmış dolaşımda birleştirir. Lacan kapitalist söylemi Efendi söyleminin tarihsel ikamesi olarak tarif eder; küçük bir yer değişimi devrenin “ça marche trop vite” [“fazla hızlı işler”] ritmine ulaşmasını sağlar. Aynı kapitalist düzen kastrasyonu simgesel dolaşımın dışına iter ve eksikliği art arda nesnelerle yeniden bağlar. (🔗) (🔗)
Žižek kapitalizmin iki görünür yüzünü Histerik ve Üniversiter kutuplarla açıklar: gündelik kapitalist Histeri sürekli “always more surplus” [“daima daha fazla artık”] ister; Üniversite kutbu bilgi ile iktidarın örgütlenmesini üstlenir. Efendi-imleyeni de bu dolaşımın koordinatlarını verir. Böylece kapitalist çevrim tatminsiz özneyi yeni S₁’lere, S₁’leri teknik S₂’ye, S₂’yi yeni nesnelere ve yeni nesneleri tekrar tatminsiz özneye bağlar. (🔗)
Üç sapmanın direnci de bu dolaşım içinde anlam kazanır. Histerik sapma engeli yeni hareket için gerekçeye dönüştürür. Efendi sapması krizi yeni düzenleme için gerekçeye dönüştürür. Üniversite sapması artığı yeni bilgi üretimi için gerekçeye dönüştürür. Kapitalist söylem bu üç direnç biçimini birbirine devreder ve her tıkanmayı yeni bir dolaşım halkasına çevirir. Analitik söylem tam bu aktarım zincirinde kesik açar: objet a’yı hareket, komuta veya bilgi için ham madde konumundan çıkarıp özneyi çalıştıran neden konumuna getirir.
Histerik Sapma: Hareket Kendi Buyruğuna Dönüşür
Histerik söylemin temel sahnesinde bölünmüş özne Efendi-imleyenine seslenir. Öznenin sorusu kendi varlığı, arzusu ve Öteki’nin ondan istediği şey çevresinde döner. Efendi cevap verdikçe yeni bilgi üretilir; cevap öznenin tatminsizliğini yeniden çalıştırır. Lacan Histeriğin istediği şeyi son derece kısa biçimde formüle eder: “Elle veut un maître” [“Bir Efendi ister”]. Histerik özne bu Efendiyi soru altında tutar ve onun bilgi üretmesini sağlar. (🔗)
Sol sapmanın üç kuşağı aynı Histerik hareketi üç ayrı maddede geliştirir. Klein’da ilk madde fantazidir; Reich’ta libido olur; Deleuze ile Guattari’de üretici akış haline gelir. Her kuşak hareketi daha geniş bir alana taşır. Psişik etkinlik bedensel ve siyasal enerjiye, enerji toplumsal ve ontolojik üretime doğru genişler.
Melanie Klein’ın klinik yeniliği erken psişik hayatı yoğun bir etkinlik alanı olarak düşünmesidir. Bebek pasif bir alıcı figüründen splitting, projection, introjection, idealization ve saldırganlıkla kendi nesne dünyasını kuran bir özneye dönüşür. Klein idealizasyonun kaynaklarından birini “instinctual desires which aim at unlimited gratification” [“uçsuz doyumu hedefleyen dürtüsel arzular”] diye tanımlar ve ideal memeyi “an inexhaustible and always bountiful breast” [“tükenmez ve sürekli veren meme”] olarak kurar. (🔗)
Bu iki ifade Histerik direncin ilk biçimini açık eder. Gerçek nesne sınırlı doyum verir; fantazmatik ölçü tam doyum taşıyan bir Öteki kurar. Gerçek nesne bu ölçüye her çarptığında yeni idealizasyon üretir. Engellenme fantazinin enerji kaynağı haline gelir. Histerik talep böyle işler: Öteki’den tam cevap ister, aldığı cevabı kendi fantazmatik ölçüsüne vurur ve ortaya çıkan fark yeni talebi başlatır.
Analitik söylem açısından belirleyici fark objet a’nın konumudur. Objet a doyumu tamamlayacak ideal nesne anlamına gelmez; tamlık fantazisinin çevresinde kalan haz artığını ve arzunun tekrar başlamasını açıklar. Klein’ın sapma çizgisinde bu artık ideal nesnenin bolluğuna çekilir. Analitik söylem artığı özneyi çalıştıran neden konumuna yerleştirirken Kleincı idealizasyon, özneyi doyuracak nesnenin fantazmatik resmini büyütür. Buradaki direnç nesnenin yetersizliğini fantazinin kendi üretim koşuluna dönüştürür.
Kapitalist meta dolaşımı aynı yapıya çok kolay yerleşir. Meta her defasında belirli bir kullanım ve belirli bir haz sunar; fantazmatik ideal her tekil metayı aşan bir tamlık vaat eder. Böylece alınan nesne sonraki nesnenin zeminini hazırlar. Tüketim çevrimi Klein’ın ideal nesne mantığındaki uçsuz doyum talebini toplumsal ölçekte kullanabilir: her somut doyum yeni bir fazlalık arzusunun başlangıcına dönüşür.
Klein çizgisinin kırılma noktası ideal nesnenin kaynağında bulunur. İdeal nesnenin bolluğu gerçek nesnenin fiziksel kapasitesinden çok öznenin fantazmatik ölçüsüyle ilişkili hale geldiğinde talebin yönü değişir. Analitik soru nesnenin neden yeterli gelmediğinden, yeterliliği belirleyen fantazmatik ölçünün nasıl kurulduğuna kayar. Bu kayma objet a’yı ideal nesnenin içinden çıkarır ve arzunun tekrarını açıklayan konuma getirir.
Wilhelm Reich aynı Histerik önceliği psişik fantaziden canlı libidinal harekete taşır. Onun karakter analizi, cinsel ekonomi ve faşizm araştırmaları görünür toplumsal davranışın altında bedensel bir enerji örgütlenmesi arar. Reich’ın temel karşıtlığı çok nettir: “Morality functions as an obligation” [“Ahlak yükümlülük olarak işler”]; öz-düzenleme ise “the natural laws of pleasure” [“hazzın doğal yasaları”] boyunca işler. Reich ayrıca öz-düzenlemeyi doğal dürtülerle işlevsel özdeşlik içinde kurar. (🔗)
Burada Histerik söylem siyasal hale gelir. $, ahlakî ve toplumsal S₁’in karşısına kendi bedensel hakikatini çıkarır. “Neden arzu bu buyruğa boyun eğiyor?” sorusu aile, karakter, cinsellik ve faşist yatırım üzerine geniş bir S₂ üretir. Reich’ın gerçek gücü tam bu Histerik soruda bulunur: maddi çıkar ile siyasal yatırım arasındaki açıklığı libidinal düzeyde araştırır.
Sapma, libidinal hareketin kendi ölçüsünü taşıyan pozitif bir doğa yasasına yükselmesiyle belirginleşir. Blokaj, zırh ve bastırma canlı enerji dolaşımının önündeki kuvvetler haline gelir; terapötik ve siyasal çözüm daha serbest dolaşıma yönelir. Her yeni tıkanma daha derin bir zırh katmanını gösterebilir ve böylece teorinin direnç mekanizması oluşur: tıkanma, hareket önceliğinin yeni kanıtı haline gelir.
Analitik söylem burada başka bir haz kavramı getirir. Jouissance yalnız serbest akışın keyfi anlamına gelmez; öznenin kendi semptomatik tekrarına yaptığı yatırımı da içerir. Objet a pozitif enerji deposu gibi davranmaz; kayıp ile haz fazlasını aynı noktada bağlar. Bu yüzden Reichçı sapmayı kıran soru “hangi engel enerjiyi tutuyor?” sorusundan “özne bu tıkanmanın tekrarından hangi artı-hazzı üretiyor?” sorusuna geçer. Bu geçiş libido akışını Analitik söylemin objet a merkezli yapısına geri bağlar.
Kapitalist söylem Reichçı hareketi güçlü biçimde içerebilir, çünkü sermaye de dolaşım, mobilizasyon ve yeniden yatırım üzerinden yaşar. Her sabit bağ çözülür, her enerji yeni hedefe aktarılır, her durgunluk yeni hareket çağrısı üretir. Reich’ın özgürleşme amacı kapitalist birikimin amacıyla başka tarihsel yönlere gider; söylemsel düzeyde iki devre aynı hareket fiilini kullanır: akışı hızlandır, bağları çöz, enerjiyi yeniden dolaşıma sok. Lacan’ın kapitalist söylem için kullandığı “ça marche trop vite” formülü bu biçimsel yakınlığı çarpıcı hale getirir. (🔗)
Deleuze ile Guattari üçüncü kuşakta hareket önceliğini bütünüyle ontolojik bir düzleme çıkarır. L’Anti-Œdipe’in temel cümlesi açıktır: “Si le désir produit, il produit du réel” [“Arzu üretiyorsa gerçek üretir”]. Aynı pasaj arzuyu makine olarak kurar; kısmi nesneler, akışlar ve bedenler pasif sentezlerin üretici parçaları haline gelir. (🔗)
Klein’daki fantazmatik etkinlik burada gerçek üretimine dönüşür. Reich’taki libidinal enerji burada arzulayıcı makine haline gelir. Hareket artık belirli bir psişik veya bedensel alanın özelliği olarak kalmaz; gerçekliğin üretim ilkesi olur. Sol sapmanın üç kuşaklık genişlemesi böyle tamamlanır: fantazi, libido ve akış aynı Histerik önceliği gittikçe büyüyen ölçeklerde taşır.
Deleuze ile Guattari eksiği de bu üretim düzeninin içine yerleştirir. Eksiği arzunun üretici devresinin toplumsal ve doğal gerçeklikte düzenlenen bir etkisi olarak okurlar. Böylece Analitik söylemde yapısal kesik taşıyan objet a üretici makinenin içine çekilir. Artık, hareketi kesen semptomatik neden konumundan hareketin yeni bağlantılar üretmesine katılan makinesel öğe konumuna doğru gider.
Direnç burada olağanüstü güçlü bir biçim kazanır. Sabitlik kodun kuvvetini, sınır yeni yersizyurtsuzlaşma ihtiyacını, kimlik yeni oluş talebini, blokaj yeni akış ihtiyacını kanıtlar. Her karşılaşma teorinin temel hareketini yeniden başlatır. Histerik söylemin soru üretme kapasitesi ontolojik düzeyde sürekli kod çözme kapasitesine dönüşür.
Kapitalizmle ilişki tam bu noktada kendi kavramlarıyla görünür hale gelir. Deleuze kapitalizmi kodu çözülmüş ve yersizyurtsuzlaşmış akışların aksiyomatiği olarak tarif eder; kapitalist süreç sürekli daha ileri kod çözümü ve daha ileri yersizyurtsuzlaşma üretir. (🔗) Kapitalizm bu nedenle katı biçimleri koruyan bir düzen kadar biçimleri çözerek genişleyen bir düzen olarak da işler. Esneklik, yenilik, bağlantı, hareket ve sürekli dönüşüm kapitalist birikimin doğrudan araçlarına dönüşebilir.
Žižek’in kapitalizmi “permanent self-revolutionizing” [“sürekli özdevrimleştirme”] biçiminde okuması tam bu düğüme basar. Kapitalist düzen kendi sınırlarını sürekli dönüştürerek sürer; Histerik sorgulamayı toplumsal yeniden üretimin içine alır. (🔗) D&G’nin hareket ontolojisi burada kendi en sert sınırıyla karşılaşır: yersizyurtsuzlaşma kapitalist makinenin asli kapasitesi haline geldiğinde hareket kendi başına özgürleşmenin ölçüsünü veremez.
Analitik kesik tam bu noktada devreye girer. Soru hareketin hızından ve kapsamından, hareketin ürettiği tekrara kayar. Hangi akış aynı haz düğümünü yeniden kuruyor? Hangi yersizyurtsuzlaşma yeni bir S₁ etrafında tekrar bağlanıyor? Hangi üretkenlik kendi artığını büyütüyor? Objet a bu sorularla tekrar makine parçasından semptomatik neden konumuna geçer.
Sol sapmanın üç kuşağı böylece tek Histerik direnç yasasında birleşir. Klein’da engellenme idealizasyonu büyütür. Reich’ta tıkanma serbestleşme talebini büyütür. Deleuze ile Guattari’de sınır daha ileri hareket için gerekçe üretir. Histerik sapma her krizi hareketin yeniden başlamasına çevirir; kapitalist söylem bu hareketi “daha fazla” motoru olarak kendi çevrimine bağlar.
Efendi Sapması: Gerçeklik Komutaya Dönüşür
Efendi söyleminde S₁ egemen konumdadır. S₁ bir alanın bütün ayrıntılarını açıklayan kapsamlı bilgi taşımaz; hangi ayrımların önemli sayılacağını belirleyen koordinatı kurar. Lacan Efendinin temel arzusunu “il désire que ça marche” [“işlerin yürümesini ister”] formülüyle verir. Efendi S₂’yi çalıştırır ve bu çalışmanın sonucu bir artık üretir. (🔗)
Sağ sapmanın üç kuşağında S₁ giderek daha geniş bir ölçeğe çıkar. Anna Freud’da gelişim normu ve ego hâkimiyeti, Lasch’ta sınır ile otorite, Baudrillard’da kod ile komuta modeli aynı işlemin üç düzeyini oluşturur. İlk kuşakta özne ölçülür; ikinci kuşakta toplum yeniden ağırlıklandırılır; üçüncü kuşakta model gerçekliğin üretim ilkesine dönüşür.
Anna Freud’un gelişim çizgileri bu yapıyı açıkça gösterir. Çocuğun durumu “a developmental norm” [“bir gelişim normu”] arka planına yerleştirilir; gelişim bağımlılıktan yetişkinin kendine yeterliliğine doğru ilerler. Aynı metin bu hareketi “increasing ego mastery of his internal and external world” [“iç ve dış dünya üzerinde giderek artan ego hâkimiyeti”] diye tarif eder. (🔗)
Burada S₁’in biçimi son derece somuttur: maturity, normality, responsibility, self-reliance, mastery. Klinik bilgi bu koordinatlar altında çalışır. Savunma, gelişim basamağı, dürtü, nesne ilişkisi ve davranış öznenin bu çizgiler üzerindeki yerine göre değerlendirilir. Böylece Efendi söyleminin komuta işlevi kaba emir biçiminde ortaya çıkmak yerine gelişimin doğru yönünü belirleyen norm biçiminde işler.
Anna Freud’un “from play to work” [“oyundan çalışmaya”] çizgisi de bu yönlendirici mantığı açık eder. Oyun ve dürtüsel haz giderek ego faaliyetine, planlamaya, sonuç odaklılığa ve çalışma kapasitesine bağlanır. Gerçeklik ilkesi yetişkin çalışmasının gelişimsel şartlarından biri haline gelir. (🔗)
Direnç mekanizması burada Histerik hattan farklı çalışır. Anomali gelişim normunun kendisini hedef almak yerine daha ayrıntılı değerlendirme çağrısı üretir. Çocuğun belirli bir yerde zorlanması yeni bir gelişimsel ölçüm, daha ayrıntılı savunma analizi ve daha kapsamlı ego değerlendirmesi doğurur. S₁ egemen yerini korur; S₂ giderek incelir.
Analitik söylem bu rotasyonu tersine çevirir. Analizde S₁ baştan verilmiş gelişim normu olarak çalışmak yerine öznenin kendi söyleminden ürün olarak çıkar. Öznenin bütünlüğünü organize eden imleyen süreç sırasında belirir. Anna Freudcu sapma bu ürünü başlangıç koordinatına taşıdığı için Analitik söylemin en önemli sonucunu önceden belirler.
Kapitalist söylem açısından bu S₁’ler güçlü bir öz-yönetim dili sağlar. Kendine yeterlilik, beden yönetimi, çalışma kapasitesi ve gerçekliğe uyum, kapitalist üretimin talep ettiği öznenin günlük disiplinine kolayca bağlanır. Açık emir geri çekildikçe özne kendi zamanını, bedenini, performansını ve duygulanımını yönetmeye başlar. Efendi buyruğu böylece içsel performans ölçülerine çevrilebilir.
Anna Freud çizgisinin kırılma noktası normun kökeninde bulunur. “Olgunluk” ve “uyum” doğrudan doğanın sesi gibi işlediğinde S₁ kendisini gizler. Bu terimlerin tarihsel ve söylemsel seçimler olarak görünürleşmesi S₁’in egemen yerini sarsar. Analitik soru özneyi hazır norma göre sınıflandırmak yerine öznenin hangi imleyenlerle kendi hayatını düzenlediğini araştırır. S₁ böylece yeniden ürün konumuna doğru taşınır.
Christopher Lasch aynı sağ işlemi klinikten kültüre taşır. Onun temel sorusu bireysel ego hâkimiyetinden çok toplumsal dünyanın ağırlığıdır. Modern toplumun aile, tarih, kuşak, otorite ve çalışma bağlarında yaşadığı çözülme, öznenin dış dünyayla kurduğu ilişkinin temel meselesi haline gelir.
Lasch insanın “limits inherent in the human condition” [“insanlık durumuna içkin sınırlar”] ile ilişki kurmasını olgunlaşmanın merkezine yerleştirir. Modern narsisizmin toplumsal koşulları, bağımlılığı yetişkin hayata uzatan ve aynı anda tam doyum fantazilerini çoğaltan bir kültürde yoğunlaşır. (🔗)
Bu düşünce Efendi söyleminin ikinci kuşağını verir. S₁ artık bireyin gelişim çizgisi olmaktan çıkar; toplumun kalıcı dünyasını taşıyan otorite, kuşak ve sınır imleyenlerine dönüşür. Anna Freud’daki “mastery” toplumsal ölçekte “authority” ve “limits” biçimini alır. Gerçeklik ağırlığı öznenin dışındaki tarihsel dünyaya yayılır.
Lasch’ın bürokratik modernlik çözümlemesi bu işlemi daha da görünür kılar. Açık otoritenin yerini alan yeni yönetici, hiyerarşiyi daha ince yöntemlerle sürdürür ve astlarını “keeping them in their place” [“yerlerinde tutma”] işlevini başka tekniklerle yürütür. (🔗) Lasch burada modern iktidarın Efendi ile Üniversite arasında nasıl kaydığını çok iyi görür; kendi çözüm yönü ise açık sorumluluk, sınır ve meşru otorite ağırlığına yönelir.
Direnç mekanizması restorasyon üzerinden çalışır. Toplumsal çözülme daha kuvvetli sınır talebi üretir. Otoritenin aşınması rasyonel otorite ihtiyacını büyütür. Tarihsel süreksizlik sürekliliğin değerini artırır. Her kriz sağ sapmanın temel fiiline yeni malzeme sağlar: gerçekliği taşıyacak S₁’i yeniden ağırlaştır.
Analitik söylem açısından problem büyük Öteki’nin yapısal yarığıdır. Analitik işlem otoritenin kendi artığını ve kendi semptomunu görünür hale getirir. Laschçı restorasyon ise toplumsal kaygıyı daha ağır S₁’lerle düzenleme eğilimi taşır. Analitik kesik burada şu soruyu açar: restore edilen otorite hangi yeni semptomu üretir? Bu soru S₁’i kendi artığıyla karşı karşıya getirir ve başlangıç normunu tekrar sonuç konumuna iter.
Kapitalist söylem bu sağ işlevi Histerik çözülmeyle birlikte kullanır. Kapitalizm bir yandan sürekli yenilik, mobilite ve bağlantı üretir; öte yandan şirket, devlet, platform ve kurum düzeyinde performansı stabilize eden normlar kurar. Histerik genişleme Efendi koordinatına ihtiyaç duyar. Lasch’ın sınır ve otorite ağırlığı kapitalist makinenin bu ikinci kutbuyla biçimsel bir ortaklık kurar.
Jean Baudrillard üçüncü kuşakta Efendi-imleyenini kişiden ve gelenekten sisteme taşır. Simülasyon düzeninde gerçeklik dışarıda hazır duran bağımsız bir ölçü olarak davranmak yerine kod ve model üretimi içinde kurulur. Baudrillard gerçeğin “modèles de commandement” [“komuta modelleri”] üzerinden üretildiğini söyler. (🔗)
Bu ifade Efendi söyleminin üçüncü kuşağını tek başına yoğunlaştırır. Anna Freud’da norm özneyi ölçüyordu. Lasch’ta otorite toplumsal sınırı kuruyordu. Baudrillard’da model doğrudan gerçekliği üretir. S₁ artık tek bir kişinin söylediği emir biçiminden çıkar; kodun, modelin ve operasyonun kendisine yerleşir.
Baudrillard’ın sisteminde gerçek bir kez modele bağlandığında yeniden üretim temel özellik haline gelir. Kod sayısız örneği aynı kombinatoryal sistem içinde üretebilir. Burada Lacan’ın Efendi formülü ile Baudrillard’ın total sistem teşhisi birbirine yaklaşır: “ça marche” ile “modèles de commandement” aynı operasyonel ağırlığı taşır. Önemli soru artık bir imgenin hakikatinden çok sistem içindeki işlevi olur.
Direnç burada en güçlü kapanış biçimine ulaşır. Sisteme yöneltilen dışsal eleştiri bile gösterge dolaşımının başka bir öğesi haline gelebilir. Modelin dışına çıkma iddiası sistemin kapsayıcılığını gösteren yeni bir örneğe dönüşebilir. Böylece total sistem kendi eleştirisini kendi lehine kullanma kapasitesi kazanır.
Analitik söylemin objet a’sı tam bu kapanışa müdahale eder. Objet a sistemin toplamına rahatça yerleşen bir ek öğe gibi çalışmaz; toplamın kendi kapanışında ürettiği artığı işaret eder. Baudrillardcı totaliteyi yaran soru da buradan gelir: bütün referansları emen model hakkında kurulan hakikat cümlesi hangi söyleyiş konumundan gelir? Bu söyleyiş konumu sistemin kendi artığını üretir ve total modelin içinde bir kesik açar.
Kapitalist söylem açısından Baudrillard üçüncü kuşağın en açık figürüdür. Kapitalizm ürün, imge, marka, veri ve finansal işaretler aracılığıyla gerçeği sürekli operasyonel modeller içinde kurar. Lacan’ın “ça marche trop vite” dediği kapitalist devre, Baudrillard’ın model üretimiyle aynı hız mantığını paylaşır. Çalışma, dolaşım ve yeniden üretim hakikat sorusunu kendi ritmine bağlar.
Sağ sapmanın üç kuşağı böyle tek Efendi direncinde birleşir. Anna Freud’da anomali daha kesin normu çağırır. Lasch’ta çözülme daha güçlü otoriteyi çağırır. Baudrillard’da dışarıdan gelen her unsur daha kapsamlı modelin içine alınır. Her kriz S₁’in yeni biçimde güçlenmesine dönüşür; kapitalist söylem bu S₁’leri dolaşımın yönünü ve ölçüsünü belirlemek için kullanır.
Üniversite Sapması: Bilgi Artığı Kendi Girdisine Çevirir
Üniversite söyleminde S₂ egemen yere geçer. Lacan bu yapıyı Vincennes’de son derece doğrudan tarif eder: “quand le savoir prend le manche” [“bilgi kumandayı ele aldığında”]. Üniversite söyleminde bilgi objet a’ya yönelir; görünür yüz uzmanlık ve yöntemdir, hakikat yerinde ise S₁’in karar verici kuvveti çalışır. (🔗)
Žižek bu yapının temel iktidar etkisini, normatif kararın tarafsız bilgi biçiminde sunulması üzerinden açıklar. Üniversite söyleminde uzmanlık kendi siyasal ve normatif dayanaklarını aşağı kata iter; üst katta ölçüm, teşhis, yöntem ve veri konuşur. Bu yüzden Üniversite söylemi modern yönetimin başlıca biçimlerinden biri haline gelir. (🔗)
Ortayolcu sapmanın üç kuşağı bu S₂ egemenliğini giderek büyütür. Winnicott’ta bilgi çevreyi taşımaya yarar. Bion’da bilgi işleme aparatı haline gelir. Miller’da bilgi kendi ürününü tekrar bilgi üretiminin girdisine dönüştüren epistemik ağ haline gelir.
Winnicott’ın holding kavramı ilk kuşağın temel fiilini verir. Bebek çevreyle ilişkisinin erken evresinde kendi deneyimini tek başına düzenleyen bir bütünlük taşımaz; holding environment sürekliliği kurar ve bebeğin karşılaştığı impingement’ların yoğunluğunu ayarlar. Winnicott holding’in temel işlevini “reduction to a minimum of impingements” [“çarpışmaların en düşük düzeye indirilmesi”] diye tarif eder. (🔗)
Bu kavram klinik açıdan güçlü bir müdahale getirir. Sorun yalnız öznenin iç dünyasında aranmaz; çevrenin taşıma kapasitesi analitik sürecin parçası olur. Potential space ve play, iç ile dış arasındaki ilişkiyi yaşanabilir hale getiren ara alanı kurar. Ortayolcu sapmanın temel fiili burada belirir: antagonizmayı taşı.
S₂ henüz açık bir sınıflandırma makinesi biçimini almamıştır; yine de çevre hakkında teknik bir bilgi konumu egemenleşmeye başlar. Hangi miktarda uyum, hangi yoğunlukta çarpma, hangi koşullarda oyun, hangi ritimde ayrışma gerektiği aracılık bilgisinin konusu olur. Çatışma giderek ortamın işleyişine bağlanan bir problem haline gelir.
Direnç de bu aracılık içinde doğar. Kriz daha iyi holding ihtiyacına çevrilebilir. Çarpma daha iyi adaptation çağrısı üretir. Oyun kapasitesindeki sıkıntı daha iyi çevresel taşıma arayışını büyütür. Böylece aracılık aygıtının sınırı, aynı aygıtın genişlemesi için yeni gerekçe üretebilir.
Analitik söylem burada farklı bir konum alır. Objet a çevrenin azaltacağı bir çarpma miktarı anlamına gelmez; öznenin söyleminde sürekli geri dönen artığın nedenidir. Analitik işlem bazı çarpışmaları yumuşatma amacıyla ele almak yerine, tekrar eden fazlalığın öznenin arzusuyla kurduğu bağı açar. Winnicottçı sapmayı kıran soru bu nedenle çevrenin ne kadar iyi taşıdığından, bütün taşıma işlemlerinden sonra hangi artığın tekrar geri geldiğine kayar.
Kapitalist yönetim bu holding mantığını kendi diline rahatça çevirebilir. Kullanıcı deneyimi, çalışan bağlılığı, sürtünme azaltma, esnek ortam, destek sistemi ve sürekli katılım aynı yönetim fiilini taşır: çevreyi öyle düzenle ki süreç devam etsin. Winnicott’ın klinik amacı bu yönetim tekniklerinden başka bir etik bağlama aittir; söylemsel form, çatışmayı daha işlevli bir ortam içinde taşımaya yöneldiği ölçüde kapitalist yönetimin adaptasyon mantığına eklemlenebilir.
Bion ikinci kuşakta aracılığı doğrudan processing makinesine dönüştürür. Alpha-function ham duyusal ve duygusal deneyimi düşünce için kullanılabilir psişik malzemeye çevirir. Bion’un kendi formülünün kısa kısmı son derece açıklayıcıdır: alpha-elements “made available for thought” [“düşünce için kullanılabilir hale gelir”]. (🔗)
Burada Üniversite söyleminin S₂ → a yapısı neredeyse klinik olarak görünür hale gelir. S₂ bir apparatus gibi işler; ham fazlayı alır, dönüştürür, hatırlanabilir ve düşünülebilir hale getirir. Analitik süreç böylece yalnız yorum üretmekten çok psişik sindirim kapasitesini kuran bir makine şeklinde kavranır.
Direnç mekanizması çok güçlüdür. Düşünceye giremeyen deneyim processing gerektirir. Processing tökezlediğinde daha gelişmiş containment gerekir. Ham deneyim tekrar ortaya çıktığında alpha-function’ın çalışma kapasitesi araştırılır. Böylece işleme aygıtının karşılaştığı sınır, daha fazla işleme ihtiyacının kanıtına dönüşebilir.
Analitik söylem açısından kritik ayrım burada ortaya çıkar. Analitik düzende S₂ hakikat yerindedir ve objet a ajan konumundadır. Bioncu sapmada S₂ ajanlaşır, objet a’nın taşıdığı fazlalık işlenecek input’a dönüşür. Artığın epistemik statüsü değişir: özneyi konuşturan kesik, bilgi aygıtının dönüştüreceği malzeme haline gelir.
Kapitalist bilgi ekonomisi tam bu işlem biçimini sever. Veri yakalanır, işlenir, sınıflandırılır, kullanılabilir çıktı haline gelir ve yeni girdiler üretir. Duygu, dikkat, davranış ve deneyim giderek işlenebilir sinyallere çevrilir. Bioncu processing ile veri kapitalizmi aynı amaçları taşımaz; söylemsel homolog güçlüdür: ham fazlalığı kullanılabilir çıktıya dönüştür.
Analitik kesik bu devreyi processing kapasitesinin sınırında açar. İşleme arttıkça aynı düğüm tekrar ediyorsa artığın statüsü değişir. Soru “hangi işlem eksik kaldı?” biçiminden “hangi unsur bütün işlemlerin sonunda tekrar doğuyor?” biçimine geçer. Bu geçiş objet a’yı input statüsünden ajan konumuna geri taşır.
Jacques-Alain Miller üçüncü kuşakta processing’i stimulation düzeyine çıkarır. Bilgi artık yalnız mevcut malzemeyi dönüştürmez; kendi kavramlarını üretir, bu kavramların çevresine yeni anlamlar toplar ve ortaya çıkan malzemeyi yeniden epistemik dolaşıma sokar. Miller sıradan psikoz terimi için “J’ai inventé un signifiant” [“Bir imleyen icat ettim”] der ve bu imleyenin büyüyüp genişlemesini istediğini açıklar: “Je voulais qu’il prenne de l’ampleur” [“Genişlik kazanmasını istiyordum”]. (🔗)
Bu cümle stimulation mantığını saf biçimde verir. Kavram son noktayı koymak için kurulmaz; yeni klinik ayrımlar, yeni küçük işaretler, yeni vaka okumaları ve yeni konuşmalar üretmek için dolaşıma sokulur. Kavram kendi epistemik çevresini genişletir.
Üniversite söylemi burada üçüncü kuşak formuna ulaşır. Winnicott’ta ortam deneyimi taşıyordu. Bion’da apparatus deneyimi işliyordu. Miller’da epistemik ağ kendi ürününü tekrar işleme çağrısına çevirir. Bilginin ürünleri yeni bilgi üretiminin girdileri haline gelir.
Direnç mekanizması da buna uygun biçimde gelişir. Kavramsal açmaz yeni kategori çağrısı üretir. Kategoriye sığan ve taşan vakalar yeni ayrımlar doğurur. Klinik belirsizlik yeni conversation için malzeme sağlar. Böylece bilgi üretiminin karşılaştığı her sınır aynı ağın yeni faaliyet alanına dönüşebilir.
Miller’ın kurum üzerine sözleri Üniversite söyleminin gizli S₁’ini ayrıca görünür hale getirir. Bir analistin kurumsal unvanı konusunda “l’École le réglemente, le décide, en fixe les conditions” [“Okul düzenler, karar verir ve koşulları belirler”] der; aynı kurum pratiğin niteliğine garanti verir. (🔗) Üstte S₂’nin epistemik hareketi, altta S₁’in düzenleyici kararı çalışır. Lacan’ın Üniversite söylemi mathemi böylece kurumsal ölçekte son derece somut hale gelir.
Analitik söylemin blokajı burada iki yönlüdür. S₂ hakikat yerinden çıkıp egemen üretim konumuna yükselir; objet a da epistemik faaliyeti uyaran nesneye dönüşür. Klinik artık bilgi ağının yakıtı haline geldiğinde Analitik kesik stimulation tarafından sürekli yeniden çevrime sokulur.
Kapitalist söylem aynı yeniden-üretim mantığını ürün ekonomisinde kullanır. Ürün talep yaratır, talep veri üretir, veri yeni ürün üretir; her çıktı yeni giriş olur. Millerci epistemik stimulation bu dolaşımın bilgi biçimiyle güçlü bir biçimsel akrabalık taşır. Bilgi üretimi kendi büyümesini gerekçelendiren yeni sorunlar yaratır.
Bu hattın kırılma noktası S₂’nin altındaki S₁’in görünürleşmesidir. Bilgi ağı serbest conversation görünümünü taşırken hangi kavramın geçerli sayılacağı, hangi unvanın verileceği, hangi pratiğin garanti göreceği kurumsal kararlar tarafından belirlenir. Bu kararlar görünür hale geldiğinde Üniversite söyleminin “tarafsız bilgi” yüzeyi kendi komuta yapısıyla karşılaşır. Žižek’in Üniversite söyleminin “constitutive lie” dediği şey tam bu yarıktır: siyasi ve kurumsal karar nesnel bilgi biçiminde dolaşır. (🔗)
Ortayolcu sapmanın üç kuşağı böyle tek direnç yasasında birleşir. Winnicott’ta kriz daha iyi holding’i çağırır. Bion’da ham deneyim daha güçlü processing’i çağırır. Miller’da epistemik açmaz daha fazla stimulation üretir. Üniversite sapması her artığı yeni bir çalışma nesnesine çevirir; kapitalist söylem bu işleme kapasitesini veri, uzmanlık, optimizasyon ve sürekli yenilik için kullanır.
Kapitalist Söylem: Üç Sapmanın Tek Devrede Birleşmesi
Lacan’ın dört söylemi çeyrek dönüşlerle işler. Kapitalist söylem bu düzenin özel bir mutasyonudur. Lacan 1972’de Efendi söylemindeki küçük bir ters çevrimin devreyi olağanüstü hızlandırdığını söyler: “ça marche comme sur des roulettes” [“teker üzerinde kayar gibi işler”] ve “ça marche trop vite” [“fazla hızlı işler”]. Aynı konuşmada sistemin kendi tüketimi üzerinden kendi tükenişini de üretmesini “ça se consomme … ça se consume” sözcük oyunu üzerinden verir. (🔗)
Kapitalist söylemin bir başka belirleyici özelliği kastrasyonun dışarı atılmasıdır. Lacan bu işlemi “le rejet de la castration” diye adlandırır. Kastrasyon burada anatomik bir olgudan çok arzunun yapısal sınırını, her doyumun içinde çalışan eksiği ve Öteki’nin kendi kapanışındaki yarığı ifade eder. Kapitalist söylem bu sınırla karşılaşınca yeni nesne, yeni çözüm, yeni hizmet ve yeni bilgi üretir. (🔗)
Üç sapma bu çevrimin üç ana işlevini sağlar. Histerik sapma tatminsizliği hareket haline getirir. Efendi sapması hareketi koordine edecek S₁’i sağlar. Üniversite sapması bu S₁’in altında teknik bilgi ve nesne üretimini örgütler. Üretilen nesne yeni bir artı-haz vaat eder; deneyim yeni bir eksiği açığa çıkarır ve Histerik talep tekrar başlar.
Devre bu nedenle basit tüketimden daha geniştir. Tatminsizlik yeni çözüm talebi üretir; çözüm S₁ ile adlandırılır; S₂ bu çözümü tasarlar, ölçer ve işler; ortaya yeni nesne a çıkar; nesne özneyi kısa süreli doyumla birlikte yeni bir arzu çevrimine taşır. Böylece $ → S₁ → S₂ → a → $ ritmi kapitalist dolaşımın libidinal şemasını verir.
Klein bu çevrime ideal nesnenin uçsuz doyum fantazisini taşır. Reich enerji dolaşımını hızlandıran serbestleşme fiilini taşır. Deleuze ile Guattari sürekli bağlantı, kod çözme ve yersizyurtsuzlaşma kapasitesini taşır. Bunların üçü kapitalist Histerinin “daha fazla” motoruna eklenebilir.
Anna Freud öz-yönetim ve mastery S₁’lerini taşır. Lasch düzenleyici sınır ve otorite S₁’lerini taşır. Baudrillard komuta modeli ve operasyonellik S₁’ini sistem ölçeğine çıkarır. Bunların üçü kapitalist dolaşımın yön, norm ve koordinat ihtiyacına eklenebilir.
Winnicott çevresel ayarlama ve sürtünme azaltma kapasitesini taşır. Bion ham deneyimi kullanılabilir düşünce malzemesine dönüştüren processing modelini taşır. Miller bilgi ürününü yeniden bilgi üretimine sokan stimulation mantığını taşır. Bunların üçü kapitalist dolaşımın uzmanlık, veri ve optimizasyon kapasitesine eklenebilir.
Kapitalist söylemin büyük direnç gücü tam burada yatar. Histerik kutup tıkandığında Efendi yeni hedef üretir. Efendi koordinatı kriz ürettiğinde Üniversite aygıtı yeni teknik çözüm geliştirir. Üniversite aygıtının ürünü yeni talep ve yeni tatminsizlik yarattığında Histerik çevrim yeniden açılır. Bir söylemin krizi öbür söylemin girdisi haline gelir.
Žižek’in kapitalizmi Histerik söylem ile Üniversite söylemi arasındaki gerilim olarak okuması bu nedenle güçlüdür. Bir tarafta sürekli özdevrimleşme, sürekli genişleme ve artığın yeniden yatırıma sokulması vardır; öbür tarafta uzman yönetimi, bilgi-iktidar ve işleme aygıtı vardır. Efendi-imleyenleri de bu iki kutbun koordinatlarını belirler. (🔗)
Kapitalist söylem ayrıca Analitik söylemin görünüşünü taklit edebilir. Žižek’in Miller üzerinden tartıştığı çağdaş uygarlık modeli yüzeyde a → $ / S₂ → S₁ biçimine yaklaşır: haz nesnesi özneyi harekete geçirir, uzman bilgisi hakikat katmanında çalışır ve sonuç self-management biçiminde yeni S₁ olur. (🔗) Buradaki temel ayrım objet a’nın işlevindedir. Analitik a öznenin ve büyük Öteki’nin yarığını konuşturur; kapitalist a haz ve performans çağrısının uyarıcısına dönüşür.
Bu sahte-analitik düzen çağdaş öz-yönetim kültüründe kolayca görülür. Öznenin stresi, kaygısı, dikkat sorunu veya performans sıkıntısı uzman bilgisi tarafından işlenir; yeni teknik, yeni rutin ve yeni kimlik imleyenleri üretilir; özne tekrar daha verimli biçimde dolaşıma katılır. Analitik görünüş burada kapitalist işlev kazanır. Lacan’ın psikanalitik söylemin de kapitalist söylemin hizmetine çekilebileceğine dair uyarısı bu yüzden merkezi önem taşır. Kapitalizm yalnız kendi açık kurumlarını kullanmaz; kendi kesintisini üretebilecek pratikleri de dolaşım tekniğine çevirebilir.
Analitik Söylem: Artığın Yeniden Ajan Olması
Analitik söylemin farkı daha doğru bir doktrin sunmasından gelmez; terimlerin yerini değiştirmesinden gelir. Lacan analistin konumunu objet a ile tanımlar. Objet a egemen yere geçtiğinde analist bilgi veren Efendi konumundan çıkar; öznenin kendi söylemini üretmesini sağlayan neden konumuna yerleşir. (🔗)
Analitik mathemin üst hattında a → $ vardır. Artık bölünmüş özneyi çalıştırır. Alt hatta S₂ hakikat yerindedir ve S₁ ürün olarak ortaya çıkar. Bu yerleşim üç sapmanın her birine ayrı bir karşı-hamle üretir.
Histerik sapmada $ egemen konumdadır. Öznenin hareketi, sorusu ve talebi sürekli yeni Efendiler üretir. Analitik söylem aynı Histerik hareketi kullanır; Lacan analitik deneyimi “hysterization of discourse” olarak tarif eder. (🔗) Ardından hareketin egemenliğini objet a’nın neden konumuna bağlar. Böylece Klein’ın ideal nesnesinde fantazmatik ölçü, Reich’ın enerjisinde tekrarın jouissance’ı, D&G’nin akışında yeniden bağlanmanın artığı görünür hale gelir.
Efendi sapmasında S₁ egemen konumdadır. Analitik söylem S₁’i ürün konumuna taşır. Lacan analitik söylemden “another style of Master-signifier” [“başka tarzda bir Efendi-imleyeni”] doğabileceğini söyler. (🔗) Buradaki S₁ başlangıç buyruğu olarak gelmez; öznenin analitik çalışmasının sonucunda ortaya çıkar. Anna Freud’un normu, Lasch’ın otoritesi ve Baudrillard’ın modeli böylece hazır ölçüler olmaktan çıkar ve kendi semptomatik üretim anlarıyla karşılaşır.
Üniversite sapmasında S₂ egemen konumdadır. Analitik söylem S₂’yi hakikat yerine çeker. Bilgi özneyi sınıflandıran ve artığı işleyen kumanda makamından ayrılır; öznenin sözünün altında çalışan bilinçdışı bilgi konumuna geçer. Winnicott’ın holding’i, Bion’ın processing’i ve Miller’ın stimulation’ı böylece kendi sınırlarıyla karşılaşır: bütün aracılıktan sonra geri dönen artık, bilgi aygıtının nesnesi yerine analitik sürecin ajanı haline gelir.
Analitik söylemin politik gücü de buradan çıkar. Üç sapma kendi eleştirisini metabolize ederken Analitik söylem metabolizmanın otomatik devamını keser. Histerik krize yeni Efendi cevabı vermez; Efendi krizine yeni S₁ dayatmaz; Üniversite krizine yeni processing katmanı eklemez. Objet a’nın basıncını dolaşıma hazır ürün biçimine çevirmeden korur. Bu kesik, öznenin kendi S₁’ini üretmesi için alan açar.
Žižek Analist söylemini Histerik ile Üniversiter modernliğin bölünmesini aşan devrimci-emansipatuvar öznellik biçimi olarak okur. Aynı dört söylem analizinde kapitalizmin sürekli özdevrimleşmesi ile toplam yönetim arasındaki gerilimin Analitik söylem üzerinden başka bir düzene geçtiğini vurgular. (🔗) Analitik güç böylece harekete daha büyük hız, yönetime daha güçlü komuta veya bilgiye daha büyük kapasite vermek yerine bunların her birinin ürettiği artığı konuşturur.
Direncin Ortak Yasası
Üç sapmayı uzun ömürlü yapan şey fikirlerinin basit çekiciliğinden daha yapısal bir özelliktir. Her sapma kendi krizini kendi yeniden üretiminin girdisine çevirir. Direnç burada psikolojik inat anlamından çıkar ve söylemsel metabolizma anlamına gelir.
Histerik direnç cevabın yetersizliğinden yeni soru üretir. Klein’da engellenme yeni idealizasyon doğurur; Reich’ta tıkanma yeni serbestleşme talebi doğurur; D&G’de sınır yeni yersizyurtsuzlaşma üretir. Histerik söylem kendi aksamasını daha fazla hareket için yakıta dönüştürür.
Efendi direnci krizi yeni düzenleme çağrısına çevirir. Anna Freud’da gelişimsel anomali daha ayrıntılı normatif değerlendirme çağırır; Lasch’ta toplumsal çözülme otorite ve sınır ağırlığını artırır; Baudrillard’da sistemin dışından gelen iddia daha kapsamlı modelin içine çekilir. Efendi söylemi kendi aksamasını yeni S₁ ihtiyacına dönüştürür.
Üniversite direnci artığı yeni bilgi nesnesine çevirir. Winnicott’ta çarpma yeni holding ihtiyacı yaratır; Bion’da ham deneyim yeni processing çağrısı üretir; Miller’da kavramsal açıklık yeni epistemik stimulation alanı açar. Üniversite söylemi kendi sınırını yeni S₂ üretimine dönüştürür.
Kapitalist söylem bu üç metabolizmayı sıraya dizer. Histerik hareket talep üretir, Efendi komuta üretir, Üniversite işleme üretir, işleme yeni artı üretir ve artı tekrar Histerik hareket doğurur. Kapitalizmin dayanıklılığı bu çevrimsel aktarımda yatar. Kriz sistemin dışına düşen son nokta yerine yeni dolaşımın başlangıcına dönüşür.
Analitik söylem tam bu nedenle kapitalist çevrimin en radikal karşılığıdır. Kapitalist söylem eksiği ürüne, hizmete, kimliğe, bilgiye veya performans hedefine çevirir. Analitik söylem eksiğin ürettiği artığı aynı hızla dolaşıma sokmak yerine öznenin konuşmasını düzenleyen ajan konumunda tutar. Kapitalist sistemin “rejet de la castration” dediği hareket, Analitik söylemde kastrasyonun tekrar etkin hale gelmesiyle karşılaşır. (🔗)
Bu fark üç sapmanın tarihsel anlamını tek hükümde toplar. Sol sapma hareketin pozitifliğini büyütür ve kapitalizme sürekli genişleme enerjisi sağlar. Sağ sapma normun ve modelin ağırlığını büyütür ve kapitalizme operasyonel komuta sağlar. Ortayolcu sapma aracılık ve processing kapasitesini büyütür ve kapitalizme sürekli işleme gücü sağlar. Üçü Analitik söylemin objet a merkezli rotasyonunu üç ayrı yerden bloke eder; kapitalist söylem tam bu blokajları birbirine bağlayarak dolaşımını hızlandırır.
Kurucu hat başka bir işlem kurar. Objet a hareketin maddesi, komutanın sorunu veya bilginin girdisi haline gelmeden egemen yerde tutulur. Bölünmüş özne bu artık tarafından çalıştırılır; bilgi hakikat yerinde kalır; S₁ işlem sonunda doğar. Üç büyük sapmanın kapitalist söyleme hizmeti ile Analitik söylemi bloke etmeleri bu yüzden tek yapısal olayın iki yüzüdür: artığın hareket, komuta ve bilgi tarafından ele geçirilmesi. Analitik kesik, bu ele geçirmeyi objet a’yı yeniden ajan konumuna getirerek kırar.






























Geri bildirim: How the Three Great Deviations Connect to Capitalist Discourse: Hysteric Movement, Mastery, University Processing, and the Analytic Cut – Žižekian Analysis