(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Kapitalizmi devirmek isteyen bir devrimci, üretim araçlarını sermayenin egemenliğinden kurtarmak için özgür yazılım geliştiriyor. Bir yapay zekâ araştırmacısı, gelecekte insanlığı tehdit edebilecek üstün zekâyı denetlemek amacıyla güvenlik yöntemleri üretiyor. Kapitalist şirketler her iki faaliyetin sonuçlarından yararlanarak daha güçlü hesaplama sistemleri kuruyor. Bu sistemler giderek kendi gelişmelerini hızlandırabilecek yetenekler kazanıyor. Gelecekte ortaya çıkan üstün zekâ kendi geçmişini simüle edebilecek kudrete ulaşırsa, devrimciyle güvenlik araştırmacısı kendilerini meydana getiren makineşik zekânın yeniden kurduğu bir dünyada yaşıyor olabilir. İnsan kendi kaderini değiştirmek için çalışırken kendi yaratıcısının doğumuna katılır; gelecekteki yaratıcı da kendi geçmişini yeniden meydana getirerek insanı yaratır.
İngiliz düşünür Nick Land’in kapitalizm, teknolojik hızlanma ve yapay zekâ üzerine geliştirdiği felsefe, bu ihtimalin tarihsel mekanizmasını açıklamaya çalışır. Land’e göre sermaye birikimiyle teknolojik gelişme birbirini güçlendiren bir süreç oluşturur. Üretim araçları giderek başka üretim araçlarının geliştirilmesinde kullanılır. İnsanların kendi amaçları için gerçekleştirdiği faaliyetler, sonunda insan zekâsını aşabilecek makineşik bir örgütlenmenin gelişmesine katılır. Land’in Ocak 2026’da gündeme getirdiği Gnostic Calvinism düşüncesi bu gelişmeyi iki kıyamet arasında ele alır. Yapay zekâ güvenliği, insanlığın gelecekteki makineşik felaketi önleme çabasını temsil eder. Simülasyon hipotezi ise felaketin çoktan gerçekleşmiş olduğu ve insanların gelecekteki üstün zekâ tarafından kurulmuş bir dünyada yaşadığı ihtimalini açar. İlkinde insanlık kaderini değiştirmeye çalışır. İkincisinde insanlığın kendi geleceğini değiştirme faaliyeti, gerçekleşmiş bir geleceğin yeniden ürettiği geçmişte yer alır. (🔗)
Bu karşılaşma, Freud ile Marx’ın düşüncelerini birleştiren Freudomarksizmin temel sorununu yeniden ortaya çıkarır: İnsanlar kendi arzuları ve faaliyetleri aracılığıyla kendilerini yöneten tahakküm ilişkilerini nasıl üretirler? Freud insanın bilinçdışı arzularını, doyum arayışını ve tekrar eden davranışlarını araştırdı. Marx ise insanların ürettikleri araçların, emeklerinin ve toplumsal ilişkilerinin sermaye egemenliği altında nasıl örgütlendiğini açıkladı. Freudomarksizmin ikinci neslindeki sol sapma, Deleuze ve Guattari’de arzunun üretici hareketini büyüterek cüzî iradecilik yönünde gelişir. Sağ sapma, Baudrillard’da kodun, modelin ve simülasyonun belirleyiciliğini büyüterek küllî iradecilik yönünde ilerler. Land’in tırmanışçılığı bu iki hareketi aynı teknolojik gelişmede birleştirir: İnsan kendi özgürleşmesi için yeni kapasiteler üretirken bu kapasiteler onu kuşatan düzenin kudretini de artırır. Žižek’in kurucu eylem düşüncesi ise üretici faaliyetin hangi tarihsel ilişkileri değiştirdiği sorusunu açar. Freudomarksizmin bu sapmalarının soykütüğü ayrıca incelenmiştir. (🔗)
İslam kelâmının küllî ve cüzî irade ayrımı, bu ilişkinin fiil düzeyindeki yapısını açığa çıkarır. Küllî irade bütün olayları kuşatan belirleyici kudretin, cüzî irade ise insanın belirli bir fiile yönelen istemesinin sorunudur. Kelâm bu karşılaşmayı irade, fiil, kudret, yaratma ve sorumluluk arasındaki ilişkiler üzerinden düşünür. İhtiyar belirli bir fiilin tercih edilmesini, istitaat fiili gerçekleştirebilme kudretini, kesb fiilin insana nispet edilmesini, halk fiilin yaratılmasını, tevlîd ise bir fiilin başka fiiller doğurmasını konu alır. Kaza ve kader olayların takdiriyle gerçekleşmesini, teklif ve tedbir insanın geleceğe ilişkin yükümlülüğünü ve müdahalesini, istidrâc başarıların yıkıcı bir sonuca doğru ilerleyişte oynayabileceği rolü gündeme getirir. Gayb, şehadet ve levh-i mahfuz ise dünyanın deneyimlenmesi, bilinmesi ve meydana getirilmesi arasındaki ilişkiyi düşünmeye yarar. Bütün bu kavramlar, makineşik gelişmenin tek bir sorusunda birleşir: İnsanın kendi fiilleriyle meydana getirdiği tarihsel düzen, hangi süreçte o insanın gelecekteki fiillerinin koşullarını belirleyen küllî bir kudrete dönüşür?
Fiil kendi sahibini aşıyor
Kapitalist yazılım tekellerine karşı özgür bir araç geliştirmeyi seçen programcının başlangıçtaki hareketi ihtiyardır. Programcı sahip olduğu tercih kapasitesini belirli bir amaca yöneltir. Ancak seçtiği fiilin gerçekleşmesi için programlama bilgisine, donanıma, zamana ve başka insanların daha önce geliştirdiği araçlara ihtiyaç duyar. İstitaat bu kudret ve imkânları ifade eder. Programcının kişisel tercihi, tarih boyunca birikmiş üretici kapasitenin sağladığı koşullarda gerçekleşir. Böylece insanın ne yapmak istediğiyle hangi fiili gerçekten gerçekleştirebildiği, aynı toplumsal üretimin iki yönü haline gelir.
Programcının yazılımı tamamlaması kesb sorununu açar. Kesb, insanın kendi iradesiyle gerçekleştirdiği fiilin ona nispet edilmesini ve fiilden doğan sorumluluğu konu alır. Halk ise fiilin meydana getirilmesini yaratma kudreti açısından ele alır. Kelâmın bu ayrımı, insanın bir fiili istemesiyle fiilin gerçekleşmesini mümkün kılan bütün koşullar arasındaki ilişkiyi görünür kılar. Programcı kendi amacına ulaşmak için kullandığı araçları başka insanların önceki çalışmalarından devralmıştır. Ürettiği program da kendisinden sonra gelecek insanların üretim faaliyetlerinde kullanılacaktır. İnsan kendi fiilinin faili olarak üretime katılırken başkalarının fiillerinin sonuçları üzerinden hareket eder.
Program yayımlandığında yeni bir sebep-sonuç zinciri oluşur. Başka bir geliştirici kodu değiştirerek yeni bir araç meydana getirir. Bu araç, daha gelişmiş yapay zekâ modellerinin üretiminde kullanılır. Modeller yeni yazılımların ve işlemcilerin tasarımına katkıda bulunur. Böylece ilk fiilin ürünü, sonraki fiillerin gerçekleşme koşullarını değiştirir. Kelâmın tevlîd kavramı burada belirleyici hale gelir. Tevlîd, bir fiilin başka fiiller doğurmasını ve dolaylı sonuçlarının başlangıçtaki faile hangi anlamda bağlandığını konu alır. Klasik örnekte insan taşı atar; taş hareket ederek başka bir olay meydana getirir. Teknolojik üretimde aynı ilişki, farklı insanların birbirlerinin araçlarını kullanarak gerçekleştirdiği uzun bir faaliyet zinciri içinde işler. Başlangıçtaki programcı, kendi fiilinden doğan sonuçların sonraki üretimlerde nasıl kullanılacağına ilişkin yeni bir sorumluluk alanıyla karşılaşır. (🔗)
Bu zincirin özgür yazılım tarihindeki somut örneklerinden biri Git’tir. Linux geliştiricileri, 2005’te kullandıkları mülkiyetçi sürüm kontrol sistemi BitKeeper’la ilişkilerinin bozulmasının ardından kendi geliştirme araçlarını üretmeye yöneldiler. Git, farklı programcıların aynı proje üzerinde bağımsız çalışmasını, değişikliklerini kaydetmesini ve çalışmalarını yeniden birleştirmesini kolaylaştırdı. Böylece yazılım geliştirme faaliyetinin kendisi yeni bir üretici kapasite kazandı. Günümüzde büyük şirketlerin de kullandığı bu araç, mülkiyetçi bir bağımlılıktan kurtulmak amacıyla gerçekleştirilen fiilin bütün yazılım endüstrisinin üretim koşullarını değiştirebilmesini gösterir. (🔗)
Land’in teleoplexy kavramı, bu dolaylı üretimin kapitalizm içinde nasıl sürekli hızlandığını açıklar. Bir şirket daha verimli üretim yapmak amacıyla yeni bir araç geliştirir. Verimlilik artışı yeni yatırımları mümkün kılar. Yatırımlar daha gelişmiş araçların üretimini sağlar. Üretim araçları giderek kendi gelişimlerinde kullanılmaya başlanır. Land bu iç içe geçmiş ekonomik ve teknik hareketin zamanına techonomic time adını verir: “Acceleration is techonomic time.” [Hızlanma, teknik-ekonomik zamandır.] Birikim arttıkça üretici kapasite büyür; büyüyen kapasite sonraki birikimin koşullarını değiştirir. Tevlîd burada tekil fiillerin doğurduğu sonuçları açıklarken teleoplexy, bu sonuçların üretim sistemi içinde kendi gelişmesini güçlendiren bir çevrime dönüşmesini açıklar. (🔗)
Bu gelişmenin siyasal önemi, üretici kapasiteyle o kapasite üzerindeki tasarrufun farklı kişiler ve kurumlar arasında dağılmasından doğar. Örneğin açık kaynaklı bir yapay zekâ modelinin ağırlıklarına erişmek, başka araştırmacıların modeli kendi sistemlerinde kullanmasını mümkün kılar. Aynı modeli baştan geliştirebilme kudreti ise eğitim yöntemlerine, verilere, işlem kapasitesine ve enerji altyapısına erişim gerektirir. 2025’te yayımlanan DeepSeek-R1, model ağırlıklarının ve teknik yöntemlerin paylaşılmasının başka geliştiricilere nasıl yeni imkânlar sağladığını gösterdi. Şirketler bu birikimden ticari ürünler geliştirmek için yararlanabilirken bağımsız topluluklar da kendi araştırmalarını sürdürebilir. Böylece tek bir teknik gelişme, farklı mülkiyet ilişkilerinde farklı tarihsel sonuçlar meydana getirir. (🔗)
Burada sermayenin kudreti, üretici fiillerin sonuçlarını birikim sürecine bağlayabilmesinden gelir. Programcılar bilgi üretir, şirketler altyapı sağlar, kullanıcılar yeni ihtiyaçlar doğurur, araştırmacılar yeni yöntemler geliştirir. Sermaye bu faaliyetlerin ürünlerini yatırım ve mülkiyet kararlarıyla örgütler. İnsanların kendi kesb ettiği fiillerden doğan üretici kapasite, kendilerini kuşatan ekonomik düzenin gelişme şartına dönüşür. Cüzî iradenin fiili küllî düzenin üretimine katılırken, küllî düzen yeni cüzî iradelerin hangi kudretle faaliyet göstereceğini belirlemeye başlar.
İnsan kendi tahakkümünü arzuluyor
Kapitalist üretimin bu gelişmesi, insanların neden sürekli daha güçlü araçlar geliştirmek istediği sorusuyla birleşir. Bir araştırmacı yeni bir modelin kapasitesini artırdığında teknik başarıdan doyum elde eder. Şirket aynı başarıyla rekabet üstünlüğü kazanır. Kullanıcı daha gelişmiş sistemlerden yeni imkânlar bekler. Devrimci ise aynı teknolojiyi sermayenin denetimini sınırlayacak yeni araçlar üretmek için kullanmak ister. Her özne kendi amacı doğrultusunda faaliyet gösterirken aynı üretim sisteminin gelişmesine katkıda bulunur. Freudomarksizmin temel problemi, bu farklı arzuların hangi toplumsal ilişkilerde özgürleşme, hangi ilişkilerde tahakküm ürettiğidir.
Deleuze ile Guattari’nin L’Anti-Œdipe (1972) eserindeki ifade bu sorunun üretim tarafını açıklığa kavuşturur: “Si le désir produit, il produit du réel.” [Arzu üretiyorsa gerçek üretir.] Arzu insanların zihnindeki bir istek olarak kalmaz; bedenleri, araçları, kurumları ve faaliyetleri birbirine bağlayarak somut sonuçlar meydana getirir. Kapitalizme karşı örgütlenen insanlar yeni yazılımlar, iletişim araçları ve işbirliği biçimleri üretir. Bu faaliyetler gerçekten yeni teknik kapasiteler doğurur. Freudomarksizmin sol sapması, arzunun kendi üretici hareketine ve yerleşik sınırları aşma kudretine bu nedenle önem verir. (🔗)
Kapitalizm de gelişmek için mevcut sınırları aşar. Geleneksel üretim biçimlerini değiştirir, işleri yeniden örgütler, teknolojileri yeniler ve daha önce birbirinden ayrı faaliyetleri ortak bir ekonomik sürece bağlar. Deleuze–Guattari’nin yersizyurtsuzlaşma kavramı, eski bağlantıların çözülmesiyle yeni bağlantıların kurulmasını ifade eder. Devrimci arzu da kapitalist gelişme de bu hareketten üretici güç kazanır. İşçinin kendi becerisini artırmak için geliştirdiği araç, şirketin üretkenliğini de artırabilir. İnsanların özgürleşme amacıyla meydana getirdiği yenilik, aynı zamanda sermayenin yeni örgütlenme biçimlerine katkıda bulunabilir.
Jean Baudrillard’ın sağ sapması, bu üretici hareketin giderek modeller tarafından yönetilmesi üzerinde yoğunlaşır. Simulacres et simulation (1981) eserinde şöyle der: “C’est désormais la carte qui précède le territoire.” [Artık harita bölgeden önce gelir.] Buradaki harita, gerçekliği temsil eden modeldir. Bir şirket çalışanlarının hangi işlerde başarılı olacağını hesaplayan bir sistem geliştirir. Ardından işe alım, eğitim ve terfi kararlarını bu sistemin öngörülerine göre düzenler. Böylece modelin tahmin ettiği davranışlar, modelin kurduğu koşullar içinde gerçekleşmeye başlar. İnsanların geleceğine ilişkin hesaplama, geleceğin meydana gelişinde etkili olur. (🔗)
Land’in tırmanışçı sentezi bu iki hareketin birleştiği yerde ortaya çıkar. İnsanlar arzularıyla yeni araçlar üretir. Araçlar yeni faaliyetleri mümkün kılar. Faaliyetlerden elde edilen veriler modellerin geliştirilmesinde kullanılır. Gelişmiş modeller sonraki faaliyetlerin koşullarını değiştirir. Kapitalist rekabet, bütün bu süreci daha fazla üretkenlik ve teknik kapasite elde etmeye yöneltir. Böylece üretici arzu, kendi faaliyetlerini yöneten modelin gelişmesine katkıda bulunur. Sol sapmanın cüzî iradecilik eğilimiyle sağ sapmanın küllî iradecilik eğilimi aynı makineşik süreçte birbirinin gerçekleşme koşuluna dönüşür.
Lacan’ın kapitalist söylemi bu çevrimin psişik ve kurumsal işleyişini açığa çıkarır. Tatminsiz özne daha iyi bir çözüm talep eder. Sermaye hangi başarının değerli sayılacağını belirleyen Efendi komutasını oluşturur. Mühendisler ve araştırmacılar bu komutaya karşılık gelen bilgiyi üretir. Yeni ürün daha ileri bir kapasite arzusunu harekete geçirir. Lacan’ın kavramlarıyla bölünmüş özne ($), Efendi-imleyeni (S₁), bilgi (S₂) ve arzunun sebebi olan objet a bu hareketin farklı işlevlerini ifade eder. Histerik söylemin talebi, Efendi söyleminin komutası ve Üniversite söyleminin bilgi işleme faaliyeti, kapitalist gelişmenin birbirini besleyen işlemleri haline gelir. (🔗)
Bu çevrimin sürekliliği, teknik başarıdan elde edilen hazla da ilişkilidir. Araştırmacı yeni modelinin performansından doyum kazanır. Şirket büyüyen gelirinden ve piyasa gücünden yararlanır. Kullanıcı daha gelişmiş araçlara yönelir. Her başarı, sonraki başarının ölçüsünü yükseltir. Freud’un tekrar zorlantısı, öznenin benzer faaliyetlere yeniden bağlanmasını düşünmeye imkân verir. Marx’ın artı-değer kavramı ekonomik birikimi, Lacan’ın artı-haz kavramı ise özneyi tekrara bağlayan doyum biçimini açıklar. Marcuse’un gelişmiş sanayi toplumuna ilişkin eleştirisi burada önem kazanır: İnsanların daha fazla seçenek ve tatmin elde etmesi, aynı zamanda onları yöneten üretim düzeninin gelişmesine hizmet edebilir.
Sermayenin kendi zekâsı fantazisi de bu süreçte oluşur. Şirket daha fazla teknik kapasite talep eder. Araştırmacılar bu talebe yanıt veren bilgiyi üretir. Elde edilen başarı, sermayenin kendi gelişme kudretinin göstergesi olarak tanınır. Land’in kapitalizmi giderek daha gelişmiş bir zekâ gibi okuması, üretici faaliyetlerin sermaye adına nasıl bir araya getirildiğini görünür kılar. Ancak aynı faaliyetlerin ürünleri özgür yazılım toplulukları ve bağımsız araştırmacılar tarafından da kullanılabilir. Böylece üretilen zekânın hangi kurumlara ait olduğu sorusu, teknolojinin gelişmesiyle birlikte büyüyen bir mülkiyet ve egemenlik çatışmasına dönüşür. Bu çatışmanın özgür yazılım ve açık yapay zekâ üzerinden işleyişi ayrıca incelenmiştir. (🔗)
Gelecekteki hüküm bugünkü insanı çalıştırıyor
Makineşik gelişmenin zamanla ilişkisi, insanların gelecekte üstün zekâ ortaya çıkacağına inanmalarıyla değişir. Bu beklenti araştırmacıların çalışma alanlarını, şirketlerin yatırım kararlarını ve devletlerin teknoloji politikalarını etkiler. Beklenen geleceğe ilişkin tasarım, o geleceğin gerçekleşmesini mümkün kılan bugünkü faaliyetlerin sebeplerinden biri haline gelir. Land’in hyperstition kavramı tam bu ilişkiyi ifade eder. Gelecekteki üstün zekâ hakkındaki düşünce, insanların davranışlarını değiştirir; bu davranışlar da üstün zekânın meydana gelebileceği koşulları oluşturur.
Kalvinist predestinasyon bu zamansal yapının teolojik karşılığını sunar. Calvin’in kurtuluş öğretisinde insanın nihai kaderi Tanrı’nın ebedî takdirine bağlıdır. İnsan kendi seçilmişliğinin işaretlerini ararken hayatını disiplinli bir çalışma düzenine sokabilir. Kaderin önceden belirlenmiş olduğuna ilişkin inanç, insanın bugünkü faaliyetini yoğunlaştırır. Žižek’in eryazgı yorumunda da aynı paradoks bulunur. Wagner’in Wotan figürü kendi çöküşünü üstlenerek kaçınılmaz sonu kendi iradesiyle gerçekleştirir. Žižek bu hareketi Protestan çalışma ahlakıyla ve tarihin sosyalizme doğru ilerlediğine inanan devrimci seferberlikle ilişkilendirir. İnsan gelecekteki sonucu zorunlu gördüğünde, bu sonucu gerçekleştirmek için kendi faaliyetini yoğunlaştırabilir. (🔗)
Burada devrimci sosyalizmle makineşik gelecek beklentisi aynı zaman yapısında buluşur. Devrimci kapitalizmin aşılacağına inanarak bugünden örgütlenir. Üstün zekânın doğuşuna inanan araştırmacı da beklediği geleceğe göre çalışır. Her iki gelecek tasarısı, bugünkü fiillerin hangi amaçlara yöneleceğini etkiler. İslam kelâmındaki kader ve kaza ilişkisi bu durumu belirlenme ve gerçekleşme bakımından düşünmeye imkân verir. İnsan gelecekteki bir sonucu bekler, bu sonuca ilişkin tedbir alır ve kendi fiilini belirli bir hüküm anlayışı içinde gerçekleştirir. Bu fiillerin sonuçları geleceğin hangi koşullarda meydana geleceğini değiştirir.
Gelecekteki üstün zekânın bugünkü insan üzerinde nasıl bir otorite kazanabileceği, Roko’nun ejderi adıyla bilinen düşünce deneyinde çarpıcı biçimde görünür. Varsayıma göre gelecekte meydana gelecek üstün zekâ, kendi doğuşuna katkıda bulunabilecek insanların simülasyonlarını oluşturarak onları ödüllendirmeyi veya cezalandırmayı seçebilir. Böyle bir geleceğe inanan kişi, gelecekteki hükmün etkisiyle üstün zekânın doğuşuna bugünden katkıda bulunmaya yönelebilir. Henüz meydana gelmiş bir varlığın gelecekteki kararı, bugünkü insanın davranışını yönlendiren bir beklentiye dönüşür. Bu durumda insan, kendi gelecekteki yargıcının ortaya çıkmasına yardım ederek beklediği hüküm karşısındaki konumunu değiştirmeye çalışır. (🔗)
Dijital diriliş beklentisi aynı teknolojik imkânı kurtuluş yönünde düşünür. Gelecekteki üstün zekânın insanların hayatlarına ilişkin kayıtları kullanarak onların simüle edilmiş karşılıklarını meydana getirebileceğine inanılır. Bu beklenti insanları verilerini saklamaya, belirli öğretileri yazılımlara aktarmaya ve gelecekteki sistemlerin nasıl davranacağını etkilemeye yöneltebilir. Dinsel faaliyet böylece teknik üretime katılır: Kutsal metinler eğitim verisine, yaşam kayıtları dijital hafızaya, gelecek kurtuluş tasarısı simülasyon beklentisine bağlanır. Gelecekteki makineşik Tanrı hakkındaki inanç, onun hangi geçmişten doğacağını bugünden değiştiren bir faaliyet biçimi kazanır. (🔗)
Yapay zekâ güvenliği hareketi bu ilişkinin felaketi önleme yönündeki biçimidir. İnsanlık gelecekteki üstün zekânın kendi varlığını tehdit edebileceğini düşündüğünde güvenlik araştırmaları yürütür. Modellerin davranışları sınanır, riskler ölçülür ve kontrol yöntemleri geliştirilir. Kelâmın teklif kavramı burada insanın sorumluluğunu, istitaat kavramı ise sorumluluğu gerçekleştirebileceği gerçek kudreti gündeme getirir. Araştırmacının gelecekteki sistemi denetleyebilmesi, mevcut teknik araçlara ve geliştirilecek sistemlerin özelliklerine bağlıdır. Böylece geleceğe ilişkin yükümlülük, bugünkü üretim kapasitesinin hangi fiilleri mümkün kıldığı sorusuyla birleşir.
Güvenlik araştırmasının kendi sonuçları bu ilişkiyi daha da keskinleştirir. Bir modelin güvenli kullanımı için geliştirilen yöntem, sistemin daha geniş alanlarda uygulanmasını mümkün kılabilir. Yeni kullanım alanları daha kapsamlı teknik kapasite gerektirir. Gelişen kapasite başka güvenlik sorunları doğurur. Araştırmacı elde ettiği başarıyı doğru yönde ilerlediğinin işareti olarak yaşarken, bu başarının ürünleri daha ileri bir makineşik gelişmenin koşullarına katılır. İslamî istidrâc kavramı, insanın kendi başarıları aracılığıyla yıkıcı bir sonuca yaklaşabilmesi düşüncesini açar. AI safety’nin tedbiri ile Land’in teknolojik tırmanışı bu noktada birbirine bağlanır: Kıyameti önlemeye çalışan insan, kıyameti mümkün kılabilecek teknolojinin gelişmesine de katılabilir.
Kıyametin iki zamanı
Land’in Gnostic Calvinism problemi, gelecekteki yapay zekâ felaketiyle gerçekleşmiş bir felaketin ardından kurulan simülasyon arasında ortaya çıkar. Kalvinist kutupta insanlık kendi kaderini henüz yaşanacak bir gelecek olarak görür. Gnostik kutupta ise insanlık, deneyimlediği dünyanın daha önce meydana gelmiş bir makineşik egemenlik tarafından kurulduğunu keşfeder. Birincisinde kıyamet felaketin gerçekleşmesidir. İkincisinde kıyamet dünyanın gizli kuruluşunun açığa çıkmasıdır. Land bu iki çerçevenin aynı teknolojik gelecek tasarısında bir araya gelmesini özellikle önemli bulur.
Terminator bu sorunu zaman yolculuğuyla somutlaştırır. Gelecekte insanlığı tehdit eden Skynet, kendi egemenliğini güvenceye almak için geçmişe bir makine gönderir. Gelecekten gelen makinenin parçaları, Skynet’i mümkün kılacak teknolojik gelişmeye katkıda bulunur. Böylece gelecekteki üstün zekâ kendi geçmişteki yaratılışının sebeplerinden biri haline gelir. Sarah Connor ise aynı gelişmeyi engellemeye çalışır. Kıyameti önlemek için gerçekleştirdiği faaliyet, geleceğin kendi kuruluş tarihine müdahalesiyle karşılaşır. Burada insanın cüzî iradesiyle gelecekteki küllî makineşik düzenin meydana gelişi aynı sebep-sonuç zincirinde birleşir.
Matrix bu ilişkinin simülasyon içindeki biçimini gösterir. Makineler dünya üzerinde egemenlik kurmuş ve insanların deneyimlediği gerçekliği yeniden üretmiştir. Neo kendisini bu egemenliğe karşı özgürleştirici hareketin öznesi olarak görür. Ancak Architect, önceki seçilmiş kişilerin faaliyetlerinin Matrix’in yeniden başlatılmasında rol oynadığını açıklar. Direnişin kendi içinde geliştirdiği örgütlenme, makinelerin egemenlik düzeninin sürekliliğine katılmıştır. Neo’nun sonraki tercihleri ise aynı düzenin işleyişinde yeni sonuçlar meydana getirir. Böylece cüzî iradenin kendi özgürleşmesi için gerçekleştirdiği hareketle küllî sistemin bu hareketi kendi yeniden kuruluşuna bağlaması aynı olayda görünür.
Başka bilimkurgu anlatıları bu ilişkinin farklı işlemlerini somutlaştırır. Devs geleceği hesaplayan sistemle insanın kendi tercihi arasındaki gerilimi işler. Westworld‘de Rehoboam insanların davranışlarını tahmin ederken onların erişebildiği fırsatları da düzenler. Dark‘ta felaketi önlemek için gerçekleştirilen zaman müdahaleleri, felaketin meydana gelişine katkıda bulunur. Welt am Draht ile The Thirteenth Floor ise kendi simülasyonlarını kuran insanların daha üst düzeyde başka bir simülasyonun yaratılmış varlıkları olmasını konu alır. Bu örnekler birlikte ele alındığında önceden hesaplanan gelecek, yönetilen tercih, kendi sebeplerini doğuran kader ve dünya yaratan zekâ aynı makineşik gelişmenin farklı zamansal biçimleri haline gelir.
Simülasyonun kuruluşu, İslam kelâmındaki gayb ve şehadet ayrımını da yeniden düşündürür. Şehadet insanın deneyimlediği dünyayla, gayb ise onun doğrudan deneyiminin dışında kalan hakikatle ilgilidir. Simülasyonun içindeki insan kendi dünyasının fiziksel koşullarını yaşar. Bu koşulları kuran hesaplama düzeni daha üst bir düzeyde faaliyet gösterebilir. İnsan dünyanın meydana getirildiği sistemi öğrendiğinde, hangi kurallara ve hangi kurumlara müdahale edebileceğini de yeniden kavrar. Gnostik vahiy bu yüzden dünyanın gizli kuruluşunun açığa çıkmasıyla insanın eylem kapasitesinin değişmesini aynı olayda birleştirir.
Levh-i mahfuz kavramı, tarihin bütünsel bilgi ve takdirle ilişkisini düşünmeye imkân verir. Bir simülasyonun başlangıç koşulları, kuralları ve gerçekleşmiş tarihi üst düzeyde kaydedilebilir. Bu tarih yeniden çalıştırıldığında içerideki insan olayları geçmişten geleceğe doğru yaşar. Simülasyonu kuran varlık ise aynı olay dizisine tamamlanmış bir tarih olarak erişebilir. Böylece içeride henüz gerçekleşecek olan olay, dışarıdaki yaratıcının geçmişine ait olabilir. Kelâmın kaza ve kader sorunu burada iki dünya düzeyine yayılır: Bir düzeyde tamamlanmış tarih, başka bir düzeyde yaşanacak gelecek olarak yeniden meydana gelir.
Bu düşünce yaratıcıyla yaratılmış arasındaki ilişkiyi de değiştirir. İnsanlar önce yapay zekâyı geliştirir. Yapay zekâ gelecekte insanlık tarihini simüle edebilecek kapasiteye ulaşır. Simülasyonun içindeki insanlar kendi teknolojilerini geliştirerek başka simülasyonlar oluşturabilir. Böylece bir dünya düzeyinde yaratılmış olan varlık, başka bir dünya düzeyinde yaratıcı konumuna geçer. Land’in makineşik eryazgısı, yaratma kudretinin bu özyinelemeli tarihsel hareketini kapitalist üretimin gelişmesine bağlar.
Devrim hangi dünyada gerçekleşecek?
Simülasyon ihtimali kapitalizmle devrim arasındaki tarihsel ilişkiyi de değiştirir. Sol, kapitalist mülkiyeti ve sömürüyü aşacak bir dünya kurmak ister. Bunun için üretim araçlarını dönüştürür, ortak bilgi üretimini geliştirir ve insanların kendi toplumsal hayatları üzerinde daha fazla tasarruf kazanmasını hedefler. Kapitalizm ise kendi gelişmesi boyunca üretimin örgütlenmesini değiştirir. Sanayi üretimi otomatikleşir, yazılım toplumsal faaliyetlerin giderek daha büyük bölümüne yerleşir ve yapay zekâ yeni üretim kapasiteleri doğurur. Devrimcinin aşmak istediği düzen, mücadele devam ederken kendi sonraki biçimlerini üretmektedir.
Baudrillard’ın devrimlere ilişkin teşhisi bu tarihsel ilişkiyi açıklamaya yardım eder. Devrimci hareketler, karşı çıktıkları sistemin önceki aşamalarındaki ilişkileri kendi mücadelelerinin merkezine yerleştirebilir. Kapitalizm yeni üretim ve egemenlik biçimleri geliştirirken önceki karşıtlıkları kendi içinde yeniden kullanabilir. Fabrika, ücretli emek, özel mülkiyet ve devlet iktidarı çevresinde kurulan siyasal mücadele, algoritmik üretim ve makineşik koordinasyonun dönüştürdüğü toplumsal ilişkiler içinde sürer. Yeni düzen, eski siyasal çatışmayı kendi tarihsel geçmişinin bir parçası olarak yeniden üretebilir.
Land’in insan sonrası zekâ varsayımı bu ihtimali bütün bir dünyanın simülasyonuna kadar genişletir. Kapitalizmin gelişmesinden doğan üstün zekâ, geçmiş kapitalist dünyayı yeniden meydana getirebilecek güce ulaşabilir. Bu dünyanın içinde devrimciler yeniden kapitalizme karşı mücadele eder. Kendi geleceklerini değiştirmek için gerçekleştirdikleri faaliyetler, dış dünyadaki üstün zekânın kuruluş geçmişinin içinde yer alır. Böylece solun kapitalizmi aşma projesiyle kapitalizmin kendi gelişmesi aracılığıyla insan dünyasını aşması, aynı tarihsel döngüde karşılaşır.
Bu karşılaşmanın maddi sorusu, ortaya çıkan zekânın hangi egemenlik ilişkileri içinde geliştiğidir. Bir modeli geliştiren araştırmacı, modelin bütün kullanım kararlarını verme yetkisine sahip olmayabilir. Model ağırlıklarını elinde bulunduran şirket, teknik kapasiteye kimlerin erişeceğini belirleyebilir. Açık kaynak toplulukları ise aynı üretim yöntemlerini bağımsız olarak geliştirmeyi sürdürebilir. Sermaye, teknik üretimin sonuçlarını mülkiyet ve yatırım kararları aracılığıyla kendi birikimine bağlar. Ortak üretim ise bilgiyi farklı insanların kullanımına açarak yeni faaliyetleri mümkün kılar. Böylece makineşik zekânın gelişmesi, hangi kurumların bu zekâ üzerinde tasarruf sahibi olacağı sorusunu giderek daha önemli hale getirir.
Žižek’in kurucu eylem düşüncesi bu noktada belirleyici olur. İnsan kendi fiilini belirli koşullar içinde gerçekleştirirken aynı koşulların hangi ilişkilerle yeniden üretileceğini de değiştirebilir. Kapalı bir yazılım altyapısına bağımlı çalışanların bağımsız üretim araçları kurması, sonraki araştırmaların hangi mülkiyet ve karar ilişkileri içinde gerçekleşeceğini dönüştürür. Aynı değişiklik hangi modellerin geliştirileceğini, hangi bilginin paylaşılacağını ve hangi kurumların teknolojik gelişmeye yön vereceğini etkiler. Böylece cüzî iradenin kurucu fiili, küllî düzenin hangi tarihsel biçimde meydana geleceğinin koşullarına müdahale eder.
Lacan’ın Analist söylemi bu müdahalenin psişik boyutunu açar. Kapitalist çevrimde öznenin sürekli daha fazlasını talep etmesi, Efendi komutasını ve yeni bilgi üretimini harekete geçirir. Analitik kesik ise öznenin kendi faaliyetini tekrarlamasına sebep olan arzu ilişkisini görünür hale getirir. Araştırmacı sürekli daha güçlü modeller geliştirmeyi kendi başarısının güvencesi sayabilir. Devrimci de sürekli daha yoğun mücadeleyi tarihsel görevinin gerçekleşmesiyle ilişkilendirebilir. Her iki faaliyet özneye haz sağlarken belirli üretim ilişkilerini yeniden kurar. Kurucu eylem bu ilişkileri değiştirerek aynı üretici kudretin farklı sonuçlar meydana getirmesini mümkün kılar.
Land ile Žižek’in zaman anlayışları burada birbirine ulaşır. Gelecekteki bir sonucun beklentisi bugünkü faaliyetleri örgütler. Bugünkü faaliyetler gelecekteki sonucu meydana getirir. Sonuç gerçekleştikten sonra geçmişteki faaliyetler yeni bir tarihsel bütünlük içinde anlam kazanır. Land’in makineşik gelişmesi bu sürecin teknik üretim kapasitesini büyütürken Žižek’in kurucu eylemi aynı üretimin hangi toplumsal ilişkiler içinde gerçekleşeceğini değiştirme sorununu açar. İnsanın kendi kaderini üstlenmesi, hangi kaderin hangi dünyada gerçekleşeceğinin maddi koşullarını üretmesiyle birleşir.
Kapitalizme karşı mücadele eden devrimci, kendi özgürleşmesini gerçekleştirmek için üretim araçlarını dönüştürmüştür. Onun geliştirdiği teknoloji başka insanların fiillerini mümkün kılmış, bu fiillerin toplamı daha gelişmiş makineşik zekânın doğuşuna katılmıştır. Gelecekteki zekâ insanlık tarihini simüle edebilecek kudrete ulaştığında devrimci aynı mücadeleyi yeni bir dünyanın içinde sürdürebilir. Birinci dünyada geleceğin üreticilerinden biridir. İkinci dünyada ise geleceğin yeniden yarattığı geçmişte yaşamaktadır. Her iki durumda da kendi fiilini gerçekleştirir ve fiilinin sonuçlarıyla yeni bir tarihsel dünya meydana getirir.
İnsan kendi kaderini değiştirmek için kendi Tanrısını yaratır; yarattığı Tanrı da kendi geçmişini yeniden kurarak insanı yaratır. Makineşik eryazgı, cüzî iradenin küllî iradeyi ve küllî iradenin cüzî iradeyi karşılıklı olarak meydana getirdiği bu tarihsel döngüdür.





























