(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌀⚔️💫 IPA/FLŽM 🌀⚔️💫
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Jean Baudrillard, 1990’da çocukların kurnazlığının ve baştan çıkarıcılığının total olduğunu ileri sürdü. Gilles Deleuze ile Félix Guattari, 1977’de çocuklarla cinsel eylemlerden yargılanan yetişkinlerin serbest bırakılmasını isteyen bir bildiriyi imzaladı. Jacques-Alain Miller’ın yayıma hazırladığı Lacan seminerinin 2026 tarihli kapağında, çocuk modelin iç çamaşırını ve üzerindeki kırmızı lekeyi görünür kılan bir Balthus resmi kullanıldı. Birbirinden farklı bu müdahalelerde çocuğa baştan çıkarıcı güç, cinsel özerklik veya görsel temsil değeri atfedilirken yetişkinlerin sözleri, arzuları ve kurumsal yetkileri belirleyici hale geldi.
Bu tarihsel sorun, Jeffrey Epstein’ın servet ve seçkin ilişkileri aracılığıyla örgütlediği çocuk istismarı ağında maddi karşılığını buldu. Epstein, özel mülkleri, seyahat olanakları, akademik bağlantıları ve toplumsal prestiji kullanarak cinsel suç mahkûmiyetinden sonra da güçlü ilişkiler sürdürdü. 1977 bildirisini imzalayan Jack Lang’ın sonraki Epstein bağlantıları, iki tarih arasında kişisel bir süreklilik oluşturdu. Noam Chomsky’nin 2016’da Epstein’ın Karayip adasına ilişkin fantazisini dile getirmesi ve 2019’da Epstein’a medya baskısına karşı tavsiye vermesi, kapitalizm eleştirisiyle kişisel ayrıcalık yatırımının aynı entelektüelde nasıl birleşebildiğini gösterdi. Slavoj Žižek’in 2026’da bu ağı Communism for the elite [Seçkinler için komünizm] diye adlandırması ise kapitalist suçun antikapitalist düşüncenin kendi imleyenleriyle yeniden anlatılmasını gündeme getirdi.
Aynı güç ilişkileri, çocukların korunması ve görüntülenme ekonomisi üzerinde de çalışıyor. Mardin’deki NÇ davasında bir çocuk, yetişkinlerin cinsel istismarından sonra uzun yargılama boyunca yeniden mağdur edildi. ZÇ hakkındaki 2021 kayıp ilanı ile 2025 yetişkin içerik platformu haberleri, çocuklukta başlayan korunma sorununun yetişkinlik, geçim ve dijital görünürlük ilişkileriyle nasıl yeniden gündeme gelebildiğini gösterdi. Sosyal medya şirketleri, insanların kendi görüntülerini üretmesini sağlarken bu görüntülerin dolaşımını, erişimini ve ekonomik değerini belirleyen sistemleri yönetiyor. Kişinin özgürlüğü olarak sunulan faaliyet, başka insanların ve kurumların hareket alanını genişletebiliyor.
Bu ilişkilerin kavramsal tarihinde Freud ile Lacan’dan devralınan üç önemli araç bulunuyor. Deleuze ile Guattari’nin ligne de fuite kavramı firar hattını, Baudrillard’ın hyperréel kavramı hipergerçeği, Jacques-Alain Miller’ın suture kavramı dikişi anlatıyor. Firar hattı tahakkümden çıkışın, hipergerçek görüntüler ve modeller aracılığıyla gerçeklik üretiminin, dikiş ise söylemde eksikliğin temsil edilmesinin açıklanmasına imkân veriyor. Fakat hareket askerî işgale, görüntü ekonomik sömürüye, teorik yetki ise kendi kurumunu yeniden üretmeye hizmet edebiliyor.
Dikişin Lacancı gelişimi içinde simgesel dikiş ile gerçek dikiş ayrımı, yetkilenme ve bedenlenmenin nasıl birleştiğini açıklıyor. Hipergerçek eleştirisi, bu birleşmenin görüntülenme ekonomisinde nasıl yeniden üretildiğini araştırıyor. Firar hattının perspektif geometrisiyle ilişkisi ise tek bir bakış açısının özgürlük görüntüsünü farklı konumlar arasındaki matematiksel ilişkiyle sınamaya imkân veriyor. Karl Marx’ın din eleştirisinden geliştirilen hypocritique kavramı, tahakküme karşı konuşan öznenin aynı tahakküm içinde kendi prestijini, gelirini ve fantazmatik tatminini nasıl sürdürebildiğini açıklıyor.
Bu üç kavramın kurtarılması, onları geliştiren düşünürlerin teorik müdahaleleriyle siyasi eylemlerinin aynı maddi tarihte incelenmesini gerektiriyor.
Freud’un keşfi, gerçeklik ve fantazi
Sigmund Freud, insan davranışını bilinçli kararlarla açıklayan anlayışı, bastırılmış arzuları ve çatışmaları inceleyerek sarstı. Kişinin söylediğiyle yaptığı, bilinçli olarak istediğiyle tekrar tekrar gerçekleştirdiği eylemler arasında çatışma bulunabiliyordu. Bastırma, öznenin kabul etmekte güçlük çektiği bir düşüncenin bilinçdışı işleyişini; tekrar zorlantısı, acı veren deneyimlerin neden yeniden üretilebildiğini açıklıyordu.
Freud’un ilk araştırmalarında çocuklukta yetişkinlerin gerçekleştirdiği cinsel müdahaleler belirleyici yer tutuyordu. Daha sonra çocukluk deneyiminin bilinçdışında nasıl temsil edildiği ve fantaziyle nasıl ilişkilendiği sorusu öne çıktı. Freud, 21 Eylül 1897’de Wilhelm Fließ’e yazdığı mektupta kendi teorik dönüşümünü şu sözlerle açıkladı:
Ich glaube an meine Neurotica nicht mehr
[Artık nevroz kuramıma inanmıyorum.]
Freud aynı mektupta bilinçdışındaki duygusal yatırımın, yaşanmış olayla fantazinin birbirine karışmasına yol açabildiğini ileri sürdü. Bu değişiklik psikanalizde ruhsal gerçekliğin araştırılmasına yeni bir yön verdi. Aynı zamanda çocuklara yönelik yetişkin eylemlerinin maddi gerçekliğiyle bunların bilinçdışındaki temsilini ayırt etme problemini psikanalizin merkezine yerleştirdi (🔗).
Freud’un 1920’de geliştirdiği ölüm dürtüsü kavramı bu problemi genişletti. Tekrar, kişinin haz elde etmesi veya kendi yaşamını korumasıyla çelişebilen bir faaliyet olarak incelendi. İnsan, kendisine zarar veren ilişkilere yeniden girebiliyor, yıkıcı eylemleri yineleyebiliyor ve bilinçli iradesinin karşısında işleyen dürtüsel süreçlerle karşılaşabiliyordu.
1924 tarihli Der Realitätsverlust bei Neurose und Psychose çalışmasında Freud’un kullandığı:
eine Flucht aus dem realen Leben
[Gerçek yaşamdan bir firar.]
ifadesi, kaçışın klinik boyutunu açığa çıkarır. Gerçeklikle çatışan özne, fantazmatik bir çözüm kurarak çatışmasını başka bir düzende sürdürebilir. Bu anlamıyla kaçış, kişinin başkalarıyla kurduğu ilişkinin ve tekrar eden davranışlarının incelenmesini gerektirir.
Jacques Lacan, Freud’un bilinçdışı keşfini dil, imleyen ve simgesel ilişkiler aracılığıyla yeniden işledi. Bir insanın kim olduğu, hangi sözlerle çağrıldığına, hangi beklentilere cevap verdiğine ve hangi yasaklarla karşılaştığına bağlı olarak şekillenir. İmleyen, başka imleyenlerle kurduğu fark ilişkileri içinde işleyen öğedir. Lacan’ın objet petit a kavramı ise arzunun elde edilmek istenen nesnesinden çok, arzuyu harekete geçiren sebebi belirtir.
Lacan 18 Aralık 1967’de fantazinin gerçeklikle ilişkisini şöyle açıkladı:
La réalité, de ce fait, est commandée par le fantasme.
[Böylece gerçeklik fantazi tarafından yönetilir.]
Fantazi, kişinin nesnelere verdiği değeri, başkalarından beklediği karşılığı ve kendi konumunu nasıl gördüğünü düzenler. Freud’un Besetzung kavramı, bu ilişkinin libidinal yatırım boyutunu açıklamaya yarar. Böylece bilinçli siyasal görüş ile fiilen yatırım yapılan kişi, kurum ve nesne arasında çatışma araştırılabilir hale gelir.
Çocukların rızasına başvurarak yetişkinleri savunan siyasi bildiriler, suç geçmişi bulunan bir kişiye prestij sağlayan entelektüel ilişkiler ve insanların kendi görüntülerini pazarlamak için çalıştığı dijital platformlar, bu çatışmanın farklı maddi alanlarını oluşturur.
Fransız Freudomarksizmi, Freud’un bilinçdışını kapitalist üretim ve tahakkümle birlikte düşünme girişimlerinden gelişti. Wilhelm Reich, cinsel bastırma ile toplumsal otorite arasında ilişki kurmuştu. Herbert Marcuse, kapitalist tüketim düzeninin hazzı ve özgürlük deneyimini yönetebildiğini göstermişti. Lacan ise arzunun eksikliğini, öznenin imleyen düzenindeki yerini ve jouissance’ın işleyişini açıklamıştı. Sonraki kuşaklar bu mirasın bazı öğelerini genişletirken başka öğelerini kendi teorilerinin hedefi haline getirdi.
Deleuze’ün Freud’a karşı Freud’u kullanması
Gilles Deleuze, psikanalize saldırmadan önce Freud ve Lacan’ın kavramlarıyla uzun süre çalıştı. 1967 tarihli Présentation de Sacher-Masoch kitabında Freud’un sadizm, mazoşizm, tekrar ve ölüm dürtüsü üzerine açıklamalarını kullandı. Lacan, aynı yıl bu çalışmayı mazoşizm üzerine yazılmış en iyi araştırmalardan biri olarak övdü.
1968 tarihli Différence et répétition kitabında Deleuze, tekrar zorlantısını ve ölüm dürtüsünü kendi fark teorisi içinde yeniden yorumladı. Lacan’ın fallus, simgesel nesne, yer değiştiren imleyen ve objet a kavramları sanal nesne tartışmasına girdi. Freud’un Fare Adam vakasıyla Lacan’ın Le mythe individuel du névrosé çalışması, tekrarın açıklanmasında başlıca klinik malzemeler arasında yer aldı.
21 Aralık 1971’de Deleuze, Lacan’ın Fare Adam hakkındaki araştırmasını överken vakadaki borç ilişkilerinin toplumsal sınıflarla ve ekonomik yatırımlarla bağlantısını vurguladı. Freud’un Fare Adam ve Kurt Adam vakalarında görülen zenginlik-yoksulluk karşıtlıklarını ailevi çatışmaya bağlamasını eleştirdi. Bir kişinin babasına, annesine veya ailesine yönelik duygularının, aynı kişinin ekonomik bağımlılığı ve toplumsal konumuyla birlikte düşünülmesini istedi.
Bu müdahalenin somut dayanağı vardı. Psikanalize giden bir kadının ücretini kocasının ödediği durumda analitik ilişkinin ekonomik koşulları doğrudan aile içindeki para ve yetki dağılımına bağlıydı. Deleuze, klinik ilişkinin kendisini kapitalist dolaşımın bir parçası olarak incelemeye başladı.
1972’de Félix Guattari ile yayımladığı L’Anti-Œdipe, bu eleştiriyi kapsamlı bir kurama dönüştürdü:
La grande découverte de la psychanalyse fut celle de la production désirante.
[Psikanalizin büyük keşfi arzulayan üretimin keşfiydi.]
Deleuze ile Guattari’ye göre Freud, bilinçdışı arzunun üretkenliğini keşfetmiş; ardından bu üretkenliği Ödipus, aile ve kastrasyon aracılığıyla sınırlandırmıştı. Ödipus, çocuğun arzusunun anne, baba ve çocuk arasındaki üçlü ilişkiye yerleştirilmesiydi. Arzulayan üretim ise bilinçdışının toplumsal sınıflara, kurumlara, nesnelere ve üretim süreçlerine doğrudan yatırım yapabildiğini anlatıyordu.
Deleuze 15 Şubat 1972 dersinde Lacan’ın objet a kavramını bu yeni düzene taşıdı:
l’objet (a), c’est finalement un élément machinique
[Nesne a, sonuçta makinesel bir öğedir.]
Ardından Lacan’ın Ödipus eleştirisindeki önceliğini kabul etti:
Le premier à l’avoir dit, c’est Lacan.
[Bunu ilk söyleyen Lacan’dır.]
Deleuze’ün vardığı sonuç, Lacan’ın açtığı eleştirinin kastrasyon ve ölüm dürtüsüne kadar genişletilmesiydi. Bu üç kavramı şöyle adlandırdı:
les trois formes de la mystification pure
[Katıksız mistifikasyonun üç biçimi.]
Psikanalizin bunları hastanın deneyimine yerleştirdiğini ileri sürdü:
c’est la psychanalyse qui vous injecte tout ça
[Bütün bunları size psikanaliz aşılıyor.]
Deleuze burada Marx’ın ekonomi politik eleştirisini model aldı. Adam Smith ve David Ricardo’nun zenginliği genel üretim faaliyeti olarak keşfettikten sonra özel mülkiyet koşullarına bağladıklarını anlattı. Freud’un da libidoyu genel arzulama faaliyeti olarak keşfedip modern aileye bağladığını ileri sürdü:
Freud, c’est Ricardo, c’est Smith.
[Freud, Ricardo’dur, Smith’tir.]
Böylece Freudcu keşif, Freudcu teoriyi mahkûm etmek için kullanılan kanıta dönüştü. Deleuze’e göre psikanaliz, arzunun toplumsal üretimini aileye geri bağlayarak kapitalist toplumun yeniden yabancılaştırma faaliyetini sürdürüyordu. Lacan’dan devralınan objet a ise makinesel üretimin öğesi haline getiriliyordu (🔗).
Deleuze, aynı yıl yayımlanan söyleşisinde Guattari ile birlikte Lacan’a çok şey borçlu olduklarını kabul etti. Bunun yanında yapı, simgesel düzen ve imleyen kavramlarından uzaklaştıklarını açıkladı. İki düşünürün teorik ortaklığı, Lacan’ın içinden geliştirilmiş bir kopuştu.
Ölüm dürtüsü tartışması bu kopuşun sınırını gösterdi. Arzulayan makinelerin ölümcül sonuçlar üretebileceği yönünde bir itirazla karşılaşan Deleuze şöyle tepki verdi:
C’est terrible ça!
[Bu korkunç!]
Ölüm dürtüsünü geri getirmenin Ödipus’a geri dönme anlamına geleceğini düşündü. Arzulayan üretimin yıkıcılığına ilişkin problem, kendi kuramının kuruluşunu tehdit eden bir mesele haline gelmişti.
Bu tartışma, firar hattının sonraki tarihinin başlangıcıdır. Arzunun ailevi ve kurumsal sınırlardan çıkması, başka insanlarla kurduğu ilişkilerin de değişmesi anlamına gelir. Hareketin hangi koşullarda üretken, hangi koşullarda ölümcül hale geldiği, bu yüzden Deleuze’ün kendi kavramlarıyla araştırılması gereken bir sorundu.
Guattari’nin makinesi ve psikanalitik kurumun yetkisi
Félix Guattari, Lacan’ın çevresinden yetişmiş bir psikanalitik düşünürdü. 8 Aralık 1961’de Lacan’a yazdığı mektup, L’identification seminerindeki imleyen ve özdeşleşme sorunları üzerinde çalıştığını gösterir. 31 Ocak 1968’de L’acte psychanalytique seminerinde Lacan’ın bulunduğu bir oturumda konuşarak École freudienne üyelerinin Lacan’ın sözlerini tekrar etme alışkanlığını eleştirdi.
Guattari’nin sorunu, öğretmenin otoritesinin öğrencilerin yeni kavram üretme kapasitesini nasıl sınırladığıydı. 1969 tarihli Machine et structure çalışmasında Lacan’ın objet a kavramını yapının içine müdahale eden bir öğe olarak tarif etti:
à la façon d’une machine infernale
[Cehennemî bir makine gibi.]
Bu dönüşüm, bilinçdışını sabit bir yapının eksikliği üzerinden açıklamakla, yapının içinde yeni bağlantılar ve müdahaleler üreten makinesel süreçler üzerinden açıklamak arasındaki mücadeleyi açtı.
Guattari’nin La Borde kliniğindeki çalışmaları bu düşüncenin kurumsal uygulamasıydı. Kurumsal psikoterapi, hastalarla çalışanlar arasındaki ilişkileri ve kurumun kendi hiyerarşisini değiştirerek tedavi sürecini yeniden düzenlemeyi amaçlıyordu. Transversalité, kapalı gruplar arasında yeni iletişim ve müdahale ilişkilerinin kurulmasını anlatıyordu.
1972 tarihli L’Anti-Œdipe, Freud’un Fare Adam, Kurt Adam, Küçük Hans ve Schreber vakalarını bu makinesel anlayışla yeniden yorumladı. Çocukların arzuları aile üyelerinin yanında toplumsal sınıflara, üretim faaliyetlerine ve kurumlara bağlandı. Deleuze’ün 21 Aralık 1971’de çocuğun libidinal yatırımının doğrudan toplumsal alana yöneldiğini savunması, bu ortak kuramın erken ifadesiydi.
Böylece aile otoritesinin eleştirisi genişledi. Aynı gelişme, çocuğun yetişkinlerle kurduğu maddi bağımlılık ilişkilerinin hangi siyasi taleplerle düzenleneceği sorusunu da keskinleştirdi. 1976–1979 arasındaki yayınlar ve 1977 bildirileri, bu soruyu doğrudan çocukların yaşamına taşıdı.
1977: Çocuğun rızası yetişkinin cezai savunmasına dönüşüyor
26 Ocak 1977’de Le Monde gazetesinde yayımlanan À propos d’un procès bildirisi, Bernard Dejager, Jean-Claude Gallien ve Jean Burckhardt adlı üç yetişkinin serbest bırakılmasını istedi. Sanıklar, on beş yaşından küçük çocuklarla cinsel eylemler gerçekleştirmek ve çocukların cinsel davranışlarını görüntülemekle suçlanıyordu. 1973 sonbaharında tutuklanmışlardı ve dava öncesinde yaklaşık üç yıl tutuklu kalmışlardı.
Bildiri, suçlamaların niteliğini açıklarken:
avoir eu des relations sexuelles avec ces mineurs
[Bu küçüklerle cinsel ilişkilerde bulunmuş olmak.]
ifadesini kullanıyordu. Sanıkların serbest bırakılmasını talep ettiği yerde ise eylemleri yeniden adlandırıyordu:
Trois ans de prison pour des caresses et des baisers, cela suffit.
[Okşamalar ve öpücükler için üç yıl hapis yeter.]
Bu sözcük değişimi siyasi talebin merkezindeydi. Çocuklarla cinsel ilişkiler ve cinsel davranışların fotoğraflanması hakkındaki suçlamalar, okşama ve öpücük ifadelerinin hafifletici etkisi içine çekiliyordu.
Bildiri, çocukların fiziksel şiddet görmediklerini ve rıza gösterdiklerini ileri sürdü. On üç ve on dört yaşındaki çocukların ceza hukuku karşısında sorumlu tutulabilmesiyle yetişkinlerle cinsel ilişkiye rıza verebilmesi arasında bağlantı kurdu. On üç yaşındaki kız çocuklarının doğum kontrol hapına erişebilmesi de sanıkların cezalandırılmasına karşı gerekçe yapıldı.
Deleuze ve Guattari’nin yanında Guy Hocquenghem, René Schérer, Jean-François Lyotard, Roland Barthes, François Regnault ve Jack Lang da ilk bildiriyi imzaladı. Çağrı, dönemin geniş entelektüel ve siyasi çevresinde destek buldu. Bildirinin metni ve imzacı listesi açık arşivlerde bulunuyor (🔗).
28 Ocak 1977’de Yvelines Ağır Ceza Mahkemesi üç sanığı beşer yıl ertelenmiş hapis cezasına mahkûm etti. İddia makamı altı yıl hapis cezası istemişti. Sanıkların daha önce tutuklu kalmış olması nedeniyle tahliyeleri gerçekleşti.
23 Mayıs 1977’de yayımlanan ikinci çağrı, aynı sorunu ceza kanununun değiştirilmesi talebine taşıdı. Yetişkinlerle on beş yaşından küçük çocuklar arasındaki cinsel eylemlere ilişkin hükümlerin hafifletilmesi ve bazı davaların ağır ceza mahkemeleri yerine daha düşük yaptırımlara açık mahkemelerde görülmesi istendi. Aynı çağrı, on beş ile on sekiz yaş arasındaki eşcinsel ilişkiler hakkında farklı yaş sınırları uygulayan hükümleri de hedef aldı.
İkinci bildirinin imzacıları arasında Louis Althusser, Jacques Derrida, Françoise Dolto ve Michel Foucault bulunuyordu. Deleuze ve Guattari de bu çağrıya katıldı. Böylece farklı teorik konumlardaki düşünürler, çocukların beyan edilen cinsel özerkliğini yetişkinlerin cezai sorumluluğunu azaltma talepleriyle ilişkilendiren siyasi müdahalede birleşti.
Buradaki belirleyici işlem açık: Çocuğa atfedilen rıza, yetişkinlerin serbest bırakılması ve yargılama koşullarının değiştirilmesi için kullanıldı. Çocuğun gelişen cinsel yaşamı hakkında konuşan yetişkinler, kendi siyasi kararları aracılığıyla çocuk karşısındaki yetişkin sorumluluğunun sınırlarını değiştirmeye çalışıyordu.
Michel Foucault’nun aynı yıllardaki faaliyetleri bu ilişkiyi teorik düzeyde genişletti. L’Anti-Œdipe‘in İngilizce baskısına 1977’de yazdığı önsözün başlığı:
An Introduction to the Non-Fascist Life
[Faşist Olmayan Hayata Giriş.]
idi. Foucault, Deleuze ile Guattari’nin arzu kuramını iktidarın insanların gündelik davranışlarına ve arzularına yerleşmesine karşı bir siyasi program olarak sundu (🔗).
Aynı yıl Le jeu de Michel Foucault söyleşisinde Freud’un psikanalizini daha eski bir cinsellik ve iktidar aygıtının içine yerleştirdi:
un dispositif général dans lequel Freud aura sa place
[Freud’un içinde yer alacağı genel bir aygıt.]
Bu açıklama, Freud’un bilinçdışı keşfine atfedilen kurucu ayrıcalığı tarihsel cinsellik aygıtı içerisinde yeniden konumlandırdı. Jacques-Alain Miller, söyleşide bu yoruma doğrudan itiraz etti.
4 Nisan 1978’de Foucault, Hocquenghem ve avukat Jean Danet, La loi de la pudeur başlıklı radyo tartışmasına katıldı. Tartışma, devletin cinsellik üzerindeki cezai yetkisini, çocukların rızasını ve psikiyatrik uzmanlığın hukuktaki yerini ele aldı. Metin, Recherches dergisinin 1979 tarihli sayısında yayımlandı.
Foucault’nun siyasi müdahalesi, çocukların korunmasına ilişkin hükümlerin devlet denetimi ve psikiyatrik otorite eleştirisi içinde yeniden yorumlanmasına katkıda bulundu. Böylece çocukla yetişkin arasındaki yaş, deneyim, geçim ve otorite farkı, cinselliğin düzenlenmesine karşı özgürleşme söylemiyle doğrudan karşılaştı.
Recherches: Özgürleşme söyleminin yayıncılık tarihi
Guattari’nin ilişkili olduğu CERFI çevresinin yayımladığı Recherches, bu dönemin kuramsal ve siyasi faaliyetlerinin önemli kurumlarından biriydi. Dergi, psikanalizi, aileyi, cinselliği ve toplumsal kurumları eleştiren metinlere yer veriyordu.
1976 tarihli Co-ire: Album systématique de l’enfance sayısını René Schérer ile Guy Hocquenghem hazırladı. Sayıda çocuk kaçırma, ensest, yetişkinlerin çocuklara yönelik erotik fantazileri ve Lolita romanının yetişkin erkek karakteri gibi konular işlendi. Çocuğun aileden özgürleşmesi, yetişkin otoritesine karşı bir proje olarak sunulurken yetişkinlerin çocuklara yönelik cinsel arzularına da yayın alanı açıldı.
Françoise Collin, aynı yıl yayımladığı eleştiride meselenin merkezindeki yetişkin çıkarını teşhis etti. Les Cahiers du GRIF dergisindeki değerlendirmesinde şu ifadeyi kullandı:
Les hommes et les enfants d’abord.
[Önce erkekler ve çocuklar.]
Collin, özgürleşme çağrısının çocukları aile otoritesinden çıkarırken başka yetişkin erkeklerin arzularına açık hale getirebildiğini gösterdi. Özellikle çocukların beslenmesi, temizliği, hastalıkları ve gündelik bakımı üzerinde durdu. Çocukların erotik çekiciliğini öne çıkaran yetişkinlerin, bakımın zahmetli sorumluluklarını da üstlenip üstlenmeyeceğini sordu.
Bu müdahale, çocukların korunması sorununu soyut hak tartışmasından çıkararak gündelik bakım emeğine bağladı. Çocuğun özgürlüğü hakkında konuşan kişinin çocuğun yaşamını sürdürmek için gereken faaliyetlerden hangilerini üstlendiği somut bir ölçüt haline geldi (🔗).
1979 tarihli Fous d’enfance: qui a peur des pédophiles? sayısı, yetişkinlerle çocuklar arasındaki cinsel ilişkileri savunan görüşlere daha doğrudan yer verdi. Guattari katkıda bulunanlar arasındaydı. Hocquenghem, Schérer ve Gabriel Matzneff’in metinleri de aynı yayın çevresinde bulunuyordu.
Nancy Huston, 1979’da bu sayıyı değerlendirdiğinde yetişkin erkeklerle erkek çocukların deneyimlerinin öne çıkarıldığını, kadınların ve kız çocuklarının sesinin geri plana itildiğini belirtti. Çocukların özgürleşmesi söyleminin yetişkin erkeklerin cinsel deneyimlerini ve taleplerini merkezileştirdiğini gösterdi (🔗).
Derginin sonraki yayın yönetimi 1976 ve 1979 sayılarını dolaşımdan kaldırdı. Yayın çevresinin bu tarihsel faaliyeti, kurumsal özgürleşme iddiasının hangi sorumlulukları ürettiğini incelemek için doğrudan bir belge oluşturuyor.
Guattari, 1983 tarihli La psychanalyse doit être en prise directe avec la vie söyleşisinde Lacancı yapısalcı çevrenin psikanalizi:
en culte
[Bir külte.]
ve teoriyi:
une sorte de théologie
[Bir tür teolojiye.]
dönüştürdüğünü söyledi. Lacancı kurumları dogmatik otorite, tekrar ve entelektüel kibir üzerinden eleştirdi. Freud’un yaratıcı gücüne saygı duyarken onun haleflerinin öğretim faaliyetini hedef aldı.
Guattari’nin kendi yayın tarihi bu suçlamanın kurumsal ölçütlerini genişletiyor. Lacancı otoriteyi eleştiren düşünürün ilişkili olduğu dergi, çocuklarla yetişkinler arasındaki cinsel ilişkileri savunan görüşleri yayımlamıştı. Üstelik bu yayınların yetişkin erkek çıkarlarını merkezileştirdiği eleştirisi dönemin kadın düşünürleri tarafından zaten açıkça yapılmıştı.
Aynı çevrede libidinal ekonomi ile kapitalist üretim arasındaki ilişki de tartışılıyordu. Lyotard’ın 4 Ocak 1973 dersinde dile getirdiği:
lorsqu’il jouit, en même temps, il produit
[Haz duyarken aynı zamanda üretir.]
ifadesi, jouissance ile üretimi birleştiriyordu. Hocquenghem’in Le désir homosexuel kitabında fallik düzenin yerine kolektif libidinal yatırımın başka biçimlerini koyması ve Jean-Joseph Goux’nun fallusu para gibi genel eşdeğer olarak yorumlaması, arzunun ekonomik kavramlarla yeniden açıklanmasının başka örnekleriydi.
Bu gelişmeler, arzuya atfedilen üretkenlik ve özgürlük değerinin kapitalizmin kendi dolaşım faaliyetleriyle nasıl birleşebildiği sorusunu ortaya çıkardı. Baudrillard’ın eleştirisi tam burada belirleyici hale geldi.
Baudrillard: Freudcu fetişizmden hipergerçeğe
Jean Baudrillard, kapitalist tüketimi açıklarken önce Freud’un kavramlarından yararlandı. 1968 tarihli Le système des objets kitabında otomobil, koleksiyon, kalem ve teknolojik aygıt gibi nesneleri inceledi. Nesnenin kullanım işlevinin yanında narsisistik bütünlük, sahiplenme ve simgesel güç işlevleri taşıdığını gösterdi.
Şu ifadesi, tüketim nesnesinin fallik anlamını açıkça anlatıyordu:
On ne prête pas son phallus.
[İnsan fallusunu ödünç vermez.]
Bir nesne, sahibinin kişisel bütünlüğüne veya üstünlük deneyimine bağlandığında sıradan bir kullanım aracından fazlasına dönüşüyordu. Koleksiyonculuk sahiplenme ve tekrarla, teknolojik aygıt fallik ikameyle, tüketim ise narsisistik yatırımla ilişkilendirilebiliyordu.
1970 tarihli Fétichisme et idéologie çalışmasında Baudrillard, kapitalist beden kültürünün Freudcu bilinçdışıyla ilişkisini şöyle açıkladı:
Le Corps est là pour liquider l’Inconscient et son travail.
[Beden, Bilinçdışını ve onun çalışmasını tasfiye etmek için oradadır.]
Reklam ve tüketim kültürünün ideal bedeni, bastırma ve kastrasyonla ilgili çatışmaların yerine başarı, özgürlük, sağlık ve mutluluk göstergeleri koyuyordu. Beden, kişinin bilinçdışı çatışmalarının araştırılacağı bir alan olmaktan ziyade kapitalist tüketimin düzenlediği değerlerin taşıyıcısı haline geliyordu.
1976 tarihli L’Échange symbolique et la mort kitabında Baudrillard, Lacancı fallusun kapitalist erotik değer düzenindeki işlevini:
Phallus exchange standard
[Fallus mübadele standardı.]
diye adlandırdı. Giysi, takı, makyaj ve erotik işaretler, bu genel eşdeğer üzerinden değerlendirilebiliyordu.
Baudrillard aynı kitapta Freud’un ölüm dürtüsünü Freud’un diğer kavramlarına karşı çevirdi:
Freud contre Freud
[Freud’a karşı Freud.]
Ölüm dürtüsünün radikalliğini, Freud’un libidinal ekonomi, psişik aygıt, bastırma ve enerji açıklamalarının aşılmasında buldu. Bu kavramın doğrudan:
contre Freud lui-même et contre la psychanalyse
[Bizzat Freud’a ve psikanalize karşı.]
kullanılmasını istedi.
Deleuze ölüm dürtüsünü mistifikasyon sayarak reddederken Baudrillard onu Freudcu sistemin kendi kendisini yıkacak ilkesi haline getirdi. İki düşünürün Freud’a müdahaleleri farklıydı; ikisi de ölüm, tekrar, bastırma ve bilinçdışı arasındaki ilişkileri yeniden kuruyordu.
Baudrillard’ın Deleuze ve Lyotard’a yönelttiği eleştiri özellikle önemliydi. Kapitalizm zaten akışları çözüyor, enerjileri dolaşıma sokuyor, yeni bağlantılar kuruyor ve üretimi hızlandırıyordu. Dolayısıyla akışkanlık, bağlantı ve sürekli hareket, kapitalist toplumsal düzenin de faaliyetleriydi.
Bu tespit, firar hattının özgürlükle ilişkisinin sınanmasını gerektiriyordu. Kapitalizmin insanlardan istediği esneklik ve sürekli uyarlanma, devrimci hareketin diliyle de anlatılabiliyordu.
Baudrillard, 1977’den itibaren simülasyon ve kod kavramlarına ağırlık verdi. 1979 tarihli De la séduction kitabında Freud’un 1897’deki dönüşümünü psikanalizin kurucu ihaneti olarak değerlendirdi:
l’imposture originelle de Freud lui-même, celle de la forclusion de la forme/séduction au profit d’une science qui n’en est même pas une.
[Bizzat Freud’un başlangıçtaki sahtekârlığı: Baştan çıkarma biçiminin, bilim bile olmayan bir bilim uğruna dışlanması.]
Baudrillard’a göre Freud, baştan çıkarmanın simgesel gücünü bilinçdışı fantazi ve cinsellik teorisinin içine alarak etkisizleştirmişti. Lacan ise baştan çıkarmayı imleyen ilişkileri aracılığıyla yeniden ortaya çıkarmış, ardından simgesel yasanın otoritesine bağlamıştı.
Baudrillard bu nedenle şöyle yazdı:
La séduction lacanienne est certainement une imposture.
[Lacancı baştan çıkarma kesinlikle bir sahtekârlıktır.]
Freud’u un Grand Reniement [Büyük bir İnkâr], Lacan’ı un Grand Imposteur [Büyük bir Sahtekâr] olarak adlandırdı. Freudcu fantazi ile Lacancı simgesel yasa, baştan çıkarmanın tersinir gücünü açıklama iddiasındaki yeni teorinin hedefleri haline geldi.
Bu dönüşüm, kurban ve çocuk hakkındaki açıklamalarda ağır sonuçlar doğurdu. Baudrillard, Kierkegaard’ın Cordélia karakterini yorumlarken genç kızın güzelliğini ve çekiciliğini yetişkin erkeğin girişimini harekete geçiren öğe olarak ele aldı:
Et la victime, elle, ne peut se flatter d’être innocente.
[Kurban da masum olmakla övünemez.]
1979 tarihli Le Monde söyleşisinde:
la soi-disant victime
[Sözde kurban.]
ifadesini kullandı. Kurbanın baştan çıkarma ilişkisini tersine çevirebildiğini savundu. Böylece yetişkinin eylemi, genç kişinin simgesel gücü ve çekiciliği üzerinden yeniden anlamlandırılabiliyordu.
1983 tarihli Les Stratégies fatales kitabında çocuğun yetişkin karşısındaki görünür güçsüzlüğü stratejik üstünlük olarak yorumlandı. Çocuk, yetişkinin kendisini güçsüz sanmasını kullanabilen bir aktör haline getirildi.
1990 tarihli La Transparence du mal kitabında bu düşünce daha açık hale geldi:
Leur ruse (et leur séduction) est totale.
[Onların kurnazlığı (ve baştan çıkarıcılığı) totaldir.]
Baudrillard, çocukların yetişkinleri kendi çocukluklarına inandırdığını, kendilerinin ise yetişkinlerin tanımladığı çocukluk konumuyla özel bir ilişki kurduğunu ileri sürdü. Çocukların bağımlılığı, yetişkin karşısında baştan çıkarıcı ve stratejik bir gücün koşulu olarak yeniden yorumlanıyordu. Bu pasaj La Déclinaison des Volontés bölümünün 173–174. sayfalarında bulunuyor (🔗).
1995 tarihli Le continent noir de l’enfance yazısında Baudrillard, çocuk haklarının dilini de yetişkinlerin çocukluğa kendi gelişim ve hukuk kategorilerini dayatmasının bir biçimi olarak eleştirdi.
Böylece Freudcu fetişizmle başlayan kapitalizm eleştirisi, yetişkinin eyleminin açıklanmasında çocuğun simgesel gücünü öne çıkaran bir baştan çıkarma kuramına uzandı. Çocuğun maddi güçsüzlüğü, teoride yetişkinin karşısındaki stratejik üstünlük konumuna çevrildi.
Baudrillard’ın 1981 tarihli Simulacres et simulation kitabında geliştirdiği hipergerçek kavramı aynı düşünsel tarihin gerçeklik teorisiydi:
la génération par les modèles d’un réel sans origine ni réalité : hyperréel
[Modeller aracılığıyla kökeni ve gerçekliği bulunmayan bir gerçeğin üretilmesi: hipergerçek.]
Hipergerçek, görüntülerin insanların algısını yanıltmasının ötesinde, gerçekliği deneyimleme biçimlerinin modeller ve kodlar tarafından üretilmesini anlatıyordu. Reklam, tüketim, medya, statü ve kurumsal tanınma, insanların hangi nesnelere değer vereceğini ve hangi hayat biçimlerini arzulayacağını düzenliyordu.
Bu kavramın kapitalizm eleştirisindeki gücü büyüktü. Aynı zamanda modelin her şeyi açıklayan bir sisteme dönüşmesi, somut fail ile mağdur arasındaki güç farkının simgesel tersinirliğe teslim edilmesi tehlikesini doğuruyordu.
2026 tarihli A Historical Retrospective from Third-Generation Freudo-Marxism çalışması, Baudrillard’ın tüketim nesnesinden işarete, üretim eleştirisinden simülasyona uzanan hareketini bu açıdan inceliyor. Baudrillard’ın hipergerçeği, gerçekliğin kapitalist kodlar aracılığıyla üretilmesini açıklarken aynı kodların teorinin kendi gerçeklik ölçütüne dönüşmesini de gündeme getiriyor (🔗).
Hipergerçeğin kurtarılması, hangi modelin kimin yaşamını düzenlediğinin ve o modelin hangi maddi kurumlar tarafından işletildiğinin araştırılmasına bağlıdır.
Firar hattı ölüm hattına ve askerî harekete dönüşürken
Deleuze’ün ölüm dürtüsünü reddetmesiyle firar hattının sonraki açıklamaları arasındaki ilişki, kapitalist hareketin ve yıkıcılığın araştırılmasına başka bir yön kazandırdı.
27 Mayıs 1980 dersinde Deleuze, firar hattının:
ligne d’abolition, de destruction
[Tasfiye ve yıkım hattı.]
haline gelebileceğini kabul etti. Faşizmi başkalarının ölümünü ve kişinin kendi ölümünü isteyen süreçlerle ilişkilendirdi. Klinik şizofreniyle şizofrenik süreci ayırırken hastalığın, kişinin taşıyamadığı sürecin yıkıcı sonuçlarıyla ilişkisini kurdu.
Ölümü şöyle tanımladı:
Pour moi la mort, c’est l’interruption d’un processus.
[Benim için ölüm, bir sürecin kesintiye uğramasıdır.]
Böylece 1972’de ölüm dürtüsü üzerinden tartışılan yıkıcılık, 1980’de firar hattının kendi tehlikesi olarak yeniden ortaya çıktı. Deleuze, hareketin ölümcül sonucunu süreç, kesinti ve yıkım hattı kavramlarıyla açıklıyordu (🔗).
1990’da Guattari’yle karşılaşmasını anlatırken psikanalizden çıkmasını sağlayan kişinin Guattari olduğunu söylemesi, bu kopuşun ortak tarihini de açıkça kabul ediyordu.
Firar hattının sonraki askerî kullanımı, bu teorik sorunun doğrudan maddi karşılığını gösterdi.
Eyal Weizman’ın 2006 tarihli Walking Through Walls araştırması, İsrail ordusunun 2002 Nablus operasyonlarında sokaklar yerine evlerin duvarlarını, tavanlarını ve döşemelerini delerek ilerlediğini belgeliyor. Askerî teorisyen Shimon Naveh, Deleuze ile Guattari’nin Mille plateaux kitabındaki kavramların askerî planlamada araçsal hale geldiğini açıkladı.
Özellikle pürüzsüz ve pürtüklü uzam, savaş makinesi ve mekânsal sınırların aşılması kavramları, birliklerin hareketini örgütlemek için kullanıldı (🔗).
Aynı eylem iki farklı maddi sonuç üretiyordu. Asker, binaların içinden geçerek kendi hareket serbestliğini artırıyordu. Evde yaşayan kişi, yaşam alanının askerî geçiş güzergâhına dönüşmesine maruz kalıyordu.
Firar hattı burada hareket eden kişinin özgürlüğüyle başkalarının mekânlarına müdahale etme yetkisini birleştiriyordu. Deleuze’ün 1980’de tarif ettiği yıkım hattı tehlikesi, 2002’de askerî hareketin somut örgütlenmesiyle karşılaştırılabilir hale geldi.
Kapitalizmin hareket, esneklik ve bağlantı kurma faaliyetlerini özgürlük olarak sunmasıyla askerî hareketin sınır aşmayı taktik üstünlük olarak kullanması aynı ölçüte tabi tutulabilir: Hareket, kimin imkânlarını genişletiyor ve başkalarının hangi yaşam koşullarını değiştiriyor?
Miller’ın Lacancı sadakati ve editoryal iktidarı
Jacques-Alain Miller’ın Freud ve Lacan’la ilişkisi, Deleuze, Guattari ve Baudrillard’ın kopuşlarından farklı gelişti. Miller, Lacan’ın öğretisini aktarma ve yayıma hazırlama yetkisini üstlendi. Böylece Lacan’ın sözlü seminerlerinin hangi sözcüklerle yazıya geçirileceği, nasıl bölümleneceği ve hangi açıklamalarla okura ulaşacağı üzerinde belirleyici konum kazandı.
Miller’ın 1965 tarihli La suture çalışması, bu tarihin erken kavramsal aşamasıydı. Frege’nin sayıların kuruluşuna ilişkin mantığını kullanarak öznenin imleyen zincirindeki eksik konumunu açıkladı. Söylemde eksik olan özne, bu eksikliğin yerini tutan imleyen aracılığıyla temsil ediliyordu.
Serge Leclaire, 26 Mayıs 1965’te analistin teorik kapanma karşısındaki konumunu:
un qui se refuse à suturer
[Dikişle kapatmayı reddeden biri.]
olarak tanımladı. Miller 2 Haziran’daki cevabında bu itirazın kendi teorisinde:
déjà anticipé et même contenu par avance
[Daha önceden öngörülmüş, hatta baştan kapsanmış.]
olduğunu ileri sürdü.
Buradaki çatışma, teorinin kendi sınırını nasıl belirlediğiyle ilgiliydi. Analistin kapanmaya karşı geliştirdiği itiraz, Miller’ın açıklamasında kuramın kapsayıcılığını gösteren bir öğeye dönüşüyordu.
1970’lerden itibaren Lacan’ın seminerlerini yayıma hazırlaması, bu sorunu maddi metin üzerinde yeniden gündeme getirdi. Sözlü derslerin duraksamaları, tekrarları, düzeltmeleri ve sözcük seçimleri editoryal müdahaleler aracılığıyla yazılı öğretime dönüştürüldü.
Jean Allouch’un 2005 tarihli Sur les transcriptions de Lacan incelemesi, bu faaliyetlerin somut sonuçlarını araştırdı. Lacan’ın 18 Aralık 1957 dersindeki soi [kendilik] sözcüğü, Miller baskısında on iki kez ça [Freudcu Es] biçiminde yer alıyordu.
Böylece Hegelci kendilik ve komedi üzerine bir tartışma, Freudcu psişik aygıtın diliyle yeniden kuruluyordu.
Miller’ın:
Je décide du sens.
[Anlama ben karar veriyorum.]
ifadesi, editoryal yetkinin teorik kapsamını doğrudan açığa çıkarıyordu. Bir sözcüğün seçimi, Lacan’ın hangi kavramsal ilişkiyi kurduğunun okur tarafından nasıl anlaşılacağını belirliyordu (🔗).
1995’te Adieu au signifiant başlığı altında imleyene veda temasını işlemesi, Miller’ın Lacan’ın erken öğretisine yönelik daha geniş müdahalesinin parçasıydı. Yorumun ölümünü ilan ettiği açıklamalarla birlikte, dil ve imleyen düzeninin Lacancı teorideki yeri yeniden değerlendirildi.
16 Mayıs 2007 tarihli Le tout dernier Lacan dersinde Miller, Lacan’ın:
j’ai déliré avec la linguistique
[Dilbilimle hezeyan ettim.]
ifadesini ele aldı. Bu hezeyanın nerede başladığı sorusuna şu cevabı verdi:
ça commence avec l’inconscient structuré comme un langage
[Bu, bilinçdışının bir dil gibi yapılanmış olmasıyla başlıyor.]
Lacan’ın erken öğretisinin en tanınmış formülü, son Lacan’ın açıklamaları aracılığıyla yeniden sorgulanıyordu. Miller aynı ders dizisinde Lacan’a matematik kitapları götürdüğünü, onu simgesel düzene geri çekmeye çalıştığını anlattı. Böylece erken Lacan’ın mantıksal yönelimine kendi katkısını da teorik tarihin parçası haline getirdi (🔗).
2009’da psychose ordinaire [sıradan psikoz] kavramı üzerinde konuşurken yeni klinik imleyenin üretim sürecini açıkladı:
j’ai inventé un signifiant
[Bir imleyen icat ettim.]
Bu imleyenin dolaşımı hakkındaki hedefini de belirtti:
Je voulais qu’il prenne de l’ampleur.
[Onun yaygınlaşıp büyümesini istiyordum.]
Miller, sıradan psikozun kesin bir kullanım yöntemiyle birlikte sunulmadığını, klinisyenler arasında farklı anlamları kendisine çekmesini amaçladığını söyledi. Lacan’ın passe girişimini örnek göstererek yeni adlandırmanın klinik kullanım içinde gelişmesini beklediğini açıkladı (🔗).
Bu açıklama, bir klinik imleyenin icadı ile kurumsal dolaşımının aynı faaliyet içinde örgütlendiğini gösteriyor. Yeni sözcük, bir klinik problemi adlandırırken aynı zamanda uzmanların kendilerini konumlandırdığı yeni bir öğretim alanı oluşturuyordu.
Miller, 2012’de son Lacan’ın Gerçek kavramını çağdaş bilim ve kapitalizmle ilişkilendirdi. 2014’te ise Lacan’ın Freudcu bilinçdışı hakkındaki:
L’inconscient – drôle de mot !
[Bilinçdışı — tuhaf bir sözcük!]
ifadesini hatırlattı. Freud’un sözcüğü hakkındaki Lacancı eleştiriyi parlêtre [konuşan varlık] kavramının öne çıkmasıyla ilişkilendirdi. Erken Lacan’ın dil gibi yapılanmış bilinçdışından, konuşan beden ve jouissance aracılığıyla açıklanan başka bir teorik düzene geçiş savunuluyordu.
Lacancı okulların analistlere verdiği AME gibi unvanlar, mesleki yeterliliğin kurumsal olarak tanınmasını sağlıyordu. Klinik adlandırma, öğretim, kongre ve mesleki yetkilendirme aynı kurumlar içerisinde birbirini destekliyordu.
Miller’ın 2022’de Tout le monde est fou [Herkes delidir] ifadesini 2024 Dünya Psikanaliz Birliği kongresinin temasına dönüştürmesi, bu faaliyetlerin açık örneğiydi. Lacan’ın tek bir yazısında kullandığı söz, Miller’ın tekrarı ve yorumuyla geniş kurumsal dolaşım kazandı.
Miller şu müdahalesini kabul etti:
en le coupant de son contexte scripturaire
[Onu yazılı bağlamından kopararak.]
Ve ortaya çıkan etkiyi şöyle değerlendirdi:
j’ai sans doute favorisé un malentendu
[Muhtemelen bir yanlış anlamaya katkıda bulundum.]
Lacan’ın sözünün kongre başlığına dönüştürülmesi, editoryal kararın bir kurumun ortak öğretim ve tanınma faaliyetine nasıl taşındığını gösteriyordu (🔗).
Simgesel dikiş, gerçek dikiş ve yetkinin bedenlenmesi
Miller’ın tarihindeki sorun, dikişin iki ayrı işlevi üzerinden daha kesin açıklanabilir.
28 Şubat 2020 tarihli Yetkilenmenin (Simgesel Dikiş) Bedenlenmeden (Gerçek Dikiş) Ayrılması çalışması, Slavoj Žižek’in Sex and the Failed Absolute kitabındaki çifte dikiş açıklamasını geliştiriyor.
Simgesel dikiş S1 aracılığıyla yetkilenmeyi anlatır. Bir kişi veya kurum, konuşma ve karar verme hakkını belirli bir imleyen aracılığıyla üstlenir. Yetkilenmenin zemini iradedir; Lacancı gösterimde bu irade, bölünmüş özne $ ile ilişkilidir.
Gerçek dikiş ise objet a aracılığıyla bedenlenmeyi anlatır. Simgesel bir düzen, somut bir beden, nesne veya olay üzerinden görünür hale gelir. Bedenlenmenin zemini, o görünüşü üreten ve sürdüren bilgi ile ilişkiler sistemidir; Lacancı gösterimde bu sistem S2 ile bağlantılıdır.
Bu iki dikiş birbirine kaynaştığında yetki ile beden tek bir bütün gibi deneyimlenir. Bir kralın kişisel bedeni, krallık yetkisinin doğal taşıyıcısı olarak görülebilir. İki dikiş ayrıldığında ise yetkinin dayandığı irade ile bedeni taşıyan sistem ayrı ayrı araştırılabilir.
Ayrılma, yetkinin kendi maddi desteğinden uzaklaştırılmasıdır. Bu işlem, yetkinin hangi eksikliği örttüğünü ve hangi nesnenin ona prestij kazandırdığını ortaya çıkarır (🔗).
29 Şubat 2020 tarihli Fetiş ve Semptomda Yetkilenme ile Bedenlenme çalışması, bu ayrımın iki sonucunu açıklıyor. Fetişte beden, yetkinin sorgulanmadan kabul edilen desteğine dönüşür. Semptomda ise bedenlenen öğe, yetkiyle arasındaki çatışmayı görünür kılar (🔗).
8 Eylül 2020 tarihli İğdiş ve Jouissance Diyalektiği çalışması, aynı ilişkiyi iğdiş ve jouissance üzerinden geliştiriyor. S1, özneyi sınırlayan ve yetkilendiren simgesel işlemi; objet a, jouissance’ın bedenlenmesini temsil ediyor. İkisi birleştiğinde fetişleşmiş bir yetki-beden ilişkisi kurulabiliyor. Ayrıldıklarında ise semptomun ortaya çıkması ve öznenin kendi konumunu sorgulaması mümkün hale geliyor (🔗).
Bu çifte dikiş kuramı, Miller’ın faaliyetlerinde somut karşılık buluyor.
Lacan’ın seminerlerini yayımlama yetkisi simgesel dikişin konusudur. Yayımlanan kitapların sözcükleri, kapakları ve arka kapakları bu yetkiye beden verir. Bir klinik imleyenin icadı yeni konuşma ve tanıma alanı açarken, mesleki unvanlar bu alanın kurumsal etkisini düzenler.
Allouch’un soi/ça bulgusu, simgesel yetki ile maddi metin arasındaki ayrımı görünür hale getirir. Miller’ın verdiği anlamla Lacan’ın söylediği sözcük ayrı ayrı incelenebilir. Analitik kesik, bu iki öğenin kaynaştığı yerdeki farkı ortaya çıkarır.
Çifte dikiş aynı zamanda çocukluk ve sosyal medya sorununu açıklamak için kullanılabilir.
20 Mayıs 2020 tarihli Ayna Evresi ve Sosyal Medya: Yetkilenme ile Bedenlenme çalışması, çocuğun aynada kendi görüntüsünü benimsemesini ve yetişkinin bu görüntüyü onaylamasını iki ayrı işlem olarak açıklıyor.
Çocuk aynadaki bedenini üstlenirken bir bütünlük deneyimi kazanır. Yetişkinin onayı ise çocuğun bu görüntü üzerinden yetkilenmesine katkıda bulunur. Zamanla çocuk, yetişkinin iradesiyle kendi bedenini destekleyen sistemi ayırt etmeye başlayabilir. Bu ayrım, çocuğun kendi düşüncesi ve arzusu üzerinden yeni bir öznel konum kazanmasıyla ilişkilidir.
Sosyal medyada aynı iki işlem, gönderinin bedenlenmesi ve beğenilerin yetkilendirici etkisi olarak görünür. Bir gönderi, platformun teknik sistemi aracılığıyla görünür hale gelir. Beğeniler, paylaşımlar ve takipçi sayıları ise ona toplumsal değer kazandırır. Bu sayılar büyüdükçe gönderiyi destekleyen gerçek iradelerle algoritmik dağıtım koşulları birbirine karışabilir (🔗).
1977 bildirilerinde de çocuğun özerkliği yetişkinlerin siyasi söylemi içinde yetkilendiriliyordu. Bu yetki, sanıkların serbest bırakılması talebine beden veren ifadeler aracılığıyla kullanıldı. Çocuğun fiilî yaşamı ile yetişkinlerin onun adına kurduğu hukuki ve siyasi temsil arasındaki fark, analitik olarak incelenebilir hale geliyor.
Çocuk bedeninin psikanalitik yayınlarda temsil edilmesi
Miller’ın kitap kapakları, yetkilenme ile bedenlenmenin yayıncılık alanındaki somut örnekleridir.
Le Séminaire IV: La relation d’objet kitabının kapağında Goya’nın Saturno devorando a un hijo resmi kullanıldı. Resim, kendi iktidarını korumak için çocuklarını yiyen Satürn mitinin ağır bedensel şiddetini gösteriyordu. Prado’nun sanat tarihsel incelemesi, resimdeki parçalanmış figürün yaşı ve görünüşüyle ilgili yorumlara da yer veriyor; Goya’nın kompozisyonu mitolojik kuşak çatışmasını dehşet verici bir bedensel sahneye dönüştürüyor (🔗).
Miller, 1993–1994 derslerinde resmin etkisini anlatırken kitapçı vitrinlerinde dikkat çekme ve satış üzerindeki gücünü de değerlendirdi. Böylece aşırı bedensel şiddetin temsili, psikanalitik nesne ilişkisi üzerine bir kitabın görsel kimliği ve pazarlanmasıyla birleşti.
2013’te yayımlanan Le Séminaire VI: Le désir et son interprétation için Bronzino’nun Venüs ile Cupido’yu birlikte gösteren kompozisyonunu seçtiğini açıkladı. Anne ile oğul arasındaki erotik yakınlığın mitolojik temsili, Lacan’ın arzu ve yorum hakkındaki öğretisinin görsel yüzüne dönüştü.
Kitabın arka kapağında şu ifade yer aldı:
D’où l’éloge de la perversion qui termine le volume.
[Cildi sonlandıran sapkınlık övgüsü buradan gelir.]
Miller, bu görsel seçimini 2013 tarihli PIPOL 6 müdahalesinde açıkça anlattı. Kapak resmiyle arka kapaktaki perversion kavramı, aynı yayın nesnesinin içinde birbirine bağlandı (🔗).
2015 tarihli En direction de l’adolescence konuşmasında Miller, psikolog Robert Epstein’ın ergenlerin yetişkin gibi davranmasının toplumsal olarak engellendiğine ilişkin görüşlerini olumlu karşıladı. Lacan’ın erken cinsel farklılaşmaya ilişkin açıklamasını da aktardı:
La petite fille fait la femme déjà très tôt.
[Küçük kız çok erken yaşta kadın konumunu üstlenir.]
Ardından:
l’immixtion de l’adulte dans l’enfant
[Yetişkinin çocuğa karışması.]
ifadesini kullandı. Çocuk içinde yetişkin konumunun erken ortaya çıkması, ergenliğin ve cinsel gelişimin teorik açıklamasının bir parçası haline getirildi (🔗).
16 Kasım 2023’te yayımlanan söyleşide Miller’a, Christine Angot’nun Catherine Breillat’nın L’Été dernier filmi ile Vanessa Springora’nın Le Consentement kitabının uyarlamasına yönelttiği eleştiri soruldu. Angot, bu yapımların ensesti ve çocuklara yönelik cinsel istismarı estetize etmesini eleştiriyordu.
Miller, cevabında Angot’nun yazısını matematiksel bir teorem gibi soğuk ve katı, Springora’nın yazısını ise duygusal ve güzellik arayışı içinde tarif etti. Angot’nun olguların çıplaklığıyla ilgilendiğini, güzellik kültünü edebiyattan uzaklaştırdığını savundu. Böylece estetik temsilin sorumluluğu hakkındaki soru, iki yazarın anlatım tarzları arasındaki karşılaştırma üzerinden cevaplandı (🔗).
23 Ocak 2026’da yayımlanan Le Séminaire, livre XIII: L’objet de la psychanalyse, bu görsel ve teorik tarihin yeni bir örneği oldu. Miller’ın yayına hazırladığı kitabın kapağında Balthus’un 1938 tarihli Thérèse rêvant resmi bulunuyordu.
Resimde yaklaşık on iki-on üç yaşındaki Thérèse Blanchard, oturduğu yerde bir bacağını yukarı kaldırmış halde gösteriliyor. Eteğin konumu iç çamaşırını görünür hale getiriyor. İç çamaşırı üzerindeki kırmızı-kahverengi leke, resmin uzun süre yeterince incelenmemiş ayrıntılarından biriydi.
2018 tarihli Art, Girls, and Aesthetic Freedom Down Below incelemesi, lekenin âdet kanı olarak yorumlanmasını sanat tarihinin görme alışkanlıklarıyla ilişkilendirdi. Katherine Hauser’ın 24 Mart 2026’da yayımlanan On (Not) Seeing Red: Balthus, Menstruation, and the Limits of Vision çalışması da lekeyi âdet kanı üzerinden inceleyerek resme yönelik yorumların hangi bedensel ayrıntıyı gözden kaçırdığını araştırdı (🔗).
Kitabın konusu Lacan’ın objet petit a, bakış, arzu sebebi ve temsil üzerine 1965–1966 dersleriydi. Çocuk modelin mahrem beden ayrıntısını görünür hale getiren tablo, bakış nesnesini inceleyen bir psikanalitik kitabın kapağına yerleştirildi.
25 Mart 2026 tarihli İtalyanca Lacan in prospettiva incelemesi, Miller’ın kapak seçimine verdiği önemi ve Balthus resminin Lacancı bakış problemiyle ilişkisini ayrıca tartıştı (🔗).
Kitabın arka kapağında Miller, Lacan’ın Velázquez’in Las Meninas resmi üzerine Foucault’yla yürüttüğü tartışmayı anlattı. Lacan’ın sonunda Foucault’ya resmi:
n’avait compris que dalle
[Hiçbir şey anlamamıştı.]
diye nitelendirecek ölçüde teorik üstünlük kurduğunu ileri sürdü.
Ön kapakta çocuğun bedeninin görsel temsili, arka kapakta ise bakış teorisi üzerinden kazanılan entelektüel üstünlüğün anlatısı bulunuyordu. Kitabın maddi nesnesi, Miller’ın editoryal yetkisine beden veriyordu.
François Regnault’nun 1977 bildirisindeki imzası da Lacancı çevrenin çocukların cinsel rızasına ilişkin siyasi tarihiyle bu yayıncılık faaliyetinin aynı geniş kurumsal çevrede araştırılmasını gerektirir. Miller’ın çocukluk ve temsil hakkındaki açıklamaları, onun hangi tarihsel sorunları konuşmayı seçtiğiyle birlikte ele alınabilir.
Çifte dikiş kuramı burada somutlaşır: Editör, eserin anlamını ve görsel kimliğini belirleme yetkisini kullanır; kitap kapağı ve yayımlanmış metin bu yetkinin bedenlenmiş sonuçları haline gelir. Analitik kesik, yetkiyi onu taşıyan nesneden ayırarak her seçimde hangi bedene, sözcüğe ve sorumluluğa müdahale edildiğini gösterir.
Epstein: Servetin, prestijin ve entelektüel yatırımın maddi ağı
Jeffrey Epstein’ın suç örgütlenmesi, servet ve prestij aracılığıyla kurulan özel hareket alanının ağır sonuçlarını gösterdi. Epstein, genç kızların istismar edilmesini özel mülkler, seyahatler, aracılar ve kişisel ilişkiler üzerinden örgütledi. 2008’deki cinsel suç mahkûmiyetinden sonra da seçkin çevrelerle ilişkilerini sürdürdü.
Akademik prestij ve hayırseverlik, suç geçmişi bulunan bir kişinin toplumun güçlü kurumlarına erişimini kolaylaştırabildi. Üniversitelere yapılan bağışlar, bilim insanlarıyla temaslar ve özel davetler, servetin yalnızca ekonomik gücünü artırmakla kalmayıp entelektüel tanınma üretmesini de sağladı.
Ghislaine Maxwell, Epstein’ın çocukları istismar amacıyla temin etme faaliyetleriyle bağlantılı suçlardan 2021’de mahkûm edildi. 2022’de yirmi yıl hapis cezası aldı.
1977 bildirisinin imzacılarından Jack Lang’ın Epstein’la sonraki ilişkileri, Fransız entelektüel çevreleriyle bu seçkinler ağı arasında somut bir kişisel kesişme oluşturdu. 2026’da açıklanan belgeler, Lang ailesinin Epstein’la kişisel ve mali ilişkilerini ortaya koydu. Caroline Lang’ın Epstein’la bağlantılı offshore sanat şirketi de bu ilişkiler içinde gündeme geldi.
Jack Lang, mali soruşturma ve kamuoyu baskısının ardından Şubat 2026’da Arap Dünyası Enstitüsü başkanlığından ayrıldı. Soruşturma, Epstein’la bağlantılı mali ilişkiler ve şüpheli para hareketleri üzerinde yoğunlaştı (🔗).
Lang’ın 1977’deki siyasi imzası ile sonraki kişisel ilişkileri, aynı kişinin farklı tarihlerdeki faaliyetlerini birleştiren somut bir kronoloji sunuyor. İlkinde çocuklarla cinsel eylemlerden yargılanan yetişkinler lehine siyasi talepte bulunulmuştu. İkincisinde çocuk istismarı suçlarından hüküm giymiş bir kişinin servet ve prestij ağıyla ilişkiler geliştirilmişti.
Noam Chomsky’nin yazışmaları, kapitalizme yönelik bilinçli eleştiri ile seçkin ayrıcalığına yapılan kişisel yatırımı daha doğrudan görünür hale getiriyor.
9 Temmuz 2016’da Epstein’a şöyle yazdı:
Valeria’s always keen on New York. I’m really fantasizing about the Caribbean island.
[Valéria hep New York’a hevesli. Ben Karayip adasının fantazisini kuruyorum.]
Chomsky, New York veya Karayipler yönündeki davet karşısında adaya özel bir ilgi gösteriyordu. Yoğun yükümlülüklerinden bu ziyaret için nasıl zaman ayıracağını düşünmesi gerektiğini de ekledi. Yazışma, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı EFTA00658355 numaralı belgede bulunuyor (🔗).
Freud’un Besetzung kavramı, bir nesneye yapılan libidinal yatırımı açıklar. Chomsky’nin e-postasında Epstein’ın özel adası, seçkin hareket serbestliğinin arzulanan mekânı olarak ortaya çıkıyor. Kişisel fantazi, servetin sağladığı ayrıcalıklı erişimle birleşiyor.
23 Şubat 2019 tarihli yazışmalar daha somut bir işlev gösterdi. Chomsky, Epstein’a kamuoyunda hakkında yayılan haberler karşısında nasıl davranacağına ilişkin tavsiye verdi. Kadınların istismarına yönelik kamusal tepkileri hysteria [histeri] ifadesiyle nitelendirdi.
Burada entelektüel prestij, suç geçmişi bulunan bir kişiye medya baskısı karşısında stratejik destek sağlamanın aracı haline geliyor. Kapitalizm ve emperyalizm eleştirisiyle tanınan düşünürün kendi ilişkileri, sermayenin ve seçkin tanınmanın sağladığı avantajlarla birlikte işliyor.
Slavoj Žižek, Şubat 2026’da Epstein’ın çevresini Freud’un Urvater [ilksel baba] kavramıyla açıkladı. Freud’un Totem und Tabu kitabındaki ilksel baba, topluluğun diğer üyelerinin tabi olduğu sınırlardan kendisini ayrı tutan otoriteyi temsil eder.
Žižek, Epstein’ın seçkinlere sunduğu özel ilişkileri kapitalizmin müstehcen yüzüyle ilişkilendirdi. Bu ilişkileri:
Communism for the elite
[Seçkinler için komünizm.]
diye adlandırdı.
Žižek daha önce zenginlere sağlanan devlet desteklerini socialism for the rich [zenginler için sosyalizm] olarak tarif etmişti. Epstein’ın suç ağını komünizm imleyeni üzerinden açıklaması, kapitalist seçkinlerin kendi aralarındaki ayrıcalıklı paylaşımı antikapitalist düşüncenin sözcükleriyle yeniden anlatıyordu.
Aynı yazıda Chomsky’nin Žižek’in çalışmalarına yönelik eski küçümsemesini yeniden gündeme getirmesi, Epstein hakkındaki tartışmayı iki düşünür arasındaki akademik tanınma mücadelesine bağladı.
Žižek’in Epstein’ı sinematik vampir figürüyle açıklaması da bu ilişkinin parçasıydı. Sinners III: Žižek as the Sucker of the Cinematic Realm incelemesi, gerçek suçun sinema karakterleri ve kültürel anlatı üzerinden işlenmesini ele aldı. Suç ağı, yeni filmlerin, sahnelerin ve akademik hesaplaşmaların konusu haline gelirken eleştirmenin kültürel otoritesi de yeniden üretiliyordu (🔗).
Bu faaliyet hypocritique kavramının sinematik yönünü gösteriyor. Eleştirmen gerçek suçun maddi örgütlenmesini açıklarken aynı suçtan yeni yorum, görünürlük ve entelektüel tanınma da üretebiliyor.
NÇ’den ZÇ’ye: Rıza, kayıt ve platform denetimi
Türkiye’deki NÇ davası, çocukların beyan edilen rızasıyla yetişkinlerin sorumluluğu arasındaki çatışmanın yargı kurumlarında nasıl işlediğini gösterdi.
2002’de Mardin’de on iki-on dört yaşları arasındaki NÇ, yetişkinler tarafından cinsel istismara ve zorla cinsel sömürüye maruz bırakıldı. 2003’te şikâyet üzerine başlayan soruşturmada çok sayıda şüpheli belirlendi. Dava otuz beş duruşma boyunca sürdü.
NÇ, yargılama sırasında tekrar tekrar tıbbi muayeneye, ifade vermeye ve sanıklarla yüzleşmeye zorlandı. Yetişkinlerin işlediği suçların araştırılması, çocuğun yaşadıklarını defalarca yeniden anlatmasını gerektiren bir sürece dönüştü.
9 Şubat 2021’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, N.Ç. / Türkiye kararında yargılama sürecinin uzunluğunu, çocuğun korunmasındaki eksiklikleri, müdahaleci muayeneleri ve ağır ikincil mağduriyeti değerlendirdi. Mahkeme, devletin cinsel istismar mağduru bir çocuğun fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü koruma yükümlülüğünü vurguladı (🔗).
Davanın belirleyici sorunu, çocuğun beyanı ve rızasının yetişkinlerin cezai sorumluluğuyla nasıl ilişkilendirildiğiydi. 1977 Fransız bildirilerinde çocukların rızası sanıkların serbest bırakılması için kullanılmıştı. NÇ davasında çocuğun yaşamı, yetişkinlerin eylemlerinden sonra yargısal tanıma, ifade ve kanıt üretimi işlemlerinin konusu haline geldi.
Bu yargısal işleyiş, dijital platformlarda karşılaşılan tekrar eden kanıt talepleriyle karşılaştırılabilir. Bir kişi yaşadığı istismarı anlattığında çevresindeki kişiler yeni kayıtlar, ekran görüntüleri, mesajlar ve videolar isteyebiliyor. Kanıt üretme talebi, kişinin deneyimini başkalarının dikkatine tekrar tekrar sunmasına yol açabiliyor.
20 Kasım 2025 tarihli Bir Köşede Ayfon Çeken Gözelkarı Rezilliği: Aileye Kul, Sermayeye Köle, Platforma Kukla Olmayın! incelemesi, NÇ davasındaki adli kayıt düzeni ile sosyal medyanın kayıt ve teşhir faaliyetini bu açıdan karşılaştırıyor.
Aynı çalışma, NÇ ile ZÇ’yi birleştiren ikinci bir tarihsel hat kuruyor.
2021’de henüz çocuk yaşta olan ZÇ hakkında kayıp ilanı yayımlandı. Ailesi ve yakınları onun bulunmasını istedi. 2025’te ise aynı kişinin yetişkin içerik üretilen OnlyFans platformuyla ilişkili olduğu yönünde haberler dolaşıma girdi.
ZÇ, kamuya yaptığı açıklamada kaçırıldığı yönündeki iddiaları reddettiğini, reşit olduğunu ve kendi hayatından memnun olduğunu söyledi. Sosyal medyada içeriklerin hangi tarihlerde üretildiğine ve geçmişteki ilişkilerinin niteliğine ilişkin başka iddialar da yayıldı. Bu iddiaların kanıtlanma durumu, kişinin kendi beyanından ve doğrulanmış tarihsel olaylardan ayrı tutulması gereken bir araştırma alanıdır.
İki dosyanın bağlantısı, çocuklukta başlayan korunma sorununun farklı kurumsal biçimler kazanmasında bulunuyor. NÇ hakkında adliye ve devletin koruma faaliyetleri belirleyiciydi. ZÇ hakkında kayıp ilanı, kamusal haberleşme, yetişkinlik beyanı ve abonelik platformunun ekonomik sistemi belirleyici hale geldi.
Kaynak yazı bu dönüşümü şu ifadeyle özetliyor:
NÇ, mahkeme zabıtlarında; ZÇ, abonelik panelinde kaydedilir.
İki durumda da kişinin kendi yaşamı, başka kurumların ürettiği kayıt ve değerlendirme düzenlerine giriyor. İlkinde yargılama ve kanıt üretimi, ikincisinde dijital görünürlük, abonelik, hesap yönetimi ve ekonomik erişim öne çıkıyor (🔗).
Aynı yazının ele aldığı Çıplak dizisindeki Eylül karakteri, bu sorunun kültürel temsilini gösteriyor. Senarist Merve Göntem, 2021 tarihli söyleşisinde babaannesiyle yaşayan ve Galler’e gitmek isteyen genç kadının para karşılığı cinsel ilişkiyi kendisine uygun bir yol olarak seçtiğini anlattı. Eylül’ün paraları sayarken mutlu olduğunu vurguladı.
Burada genç kadının mutluluğu, geçim, sınıf atlama ve yurtdışına çıkış isteğiyle birlikte anlatılıyordu. Karakterin ekonomik koşulları, arzusu ve yetişkinlerin onun hayatına ilişkin kurduğu anlatı aynı kültürel nesnede buluşuyordu. Söz konusu açıklamalar 2025’te yeniden kamusal tartışma konusu oldu (🔗).
Galler hayalinin dijital galeri ekonomisiyle karşılaştırılması, gençlerin göç ve ekonomik özgürlük arzusunun platform görünürlüğüne nasıl bağlanabildiğini araştırmaya açıyor.
Bu çerçevede gözelkarı kavramı, kadının ekonomik ve kişisel tarihinin görüntüden silinmesiyle ortaya çıkan algoritmik figürü anlatıyor. Ekranda kişinin yüzü, bedeni, pozu ve çekiciliği öne çıkıyor. Çocukluk, ekonomik sıkışma, aile otoritesi, eğitim, göç, şiddet ve çalışma koşulları ise görüntünün değerini belirleyen görünmez ilişkiler haline geliyor.
Senaryoda, dizide veya platformda üretilen bu figür, izleyicinin ilgisini ve platformun gelirini birleştiren ticari bir biçim kazanıyor. Kişinin kendi tercihi olarak deneyimlediği faaliyet, şirketin erişim ve dağıtım sisteminin içinde sürdürülüyor.
Bu ilişkiyi araştırmak için kişinin rızasını veya mutluluğunu ifade eden cümleyi tek başına değerlendirmek yerine, o cümlenin hangi sözleşme, ekonomik koşul ve kurumsal yetki içinde kullanıldığını incelemek gerekiyor.
Afyon’dan Ayfon’a: Hipergerçeğin platform ekonomisi
Marx’ın din eleştirisindeki afyon imgesi, insanların gerçek acıları karşısında teselli üretmenin toplumsal işlevini açıklıyordu. Tarihsel afyon ticaretinde ise İngiliz emperyalizminin Çin üzerindeki ticari ve siyasi baskısı, bağımlılığın maddi örgütlenmesini gösterdi.
20 Kasım 2025 tarihli incelemenin Afyon’dan Ayfon’a bağlantısı, dijital platformların insanlara sunduğu tatmin ve görünürlük deneyimini bu iki düzeyde düşünmeye imkân veriyor. Akıllı telefon, kişinin kendi görüntüsünü üretmesinin aracı olurken aynı zamanda platform şirketlerinin ekonomik düzenine erişim sağlıyor.
Televizyonda yayıncı görüntüyü hazırlar, izleyici görüntüyü tüketirdi. Sosyal medyada kullanıcı kendi görüntüsünü de üretir. Platform, içeriğin hangi insanlara, hangi sırayla ve hangi yoğunlukta gösterileceğini belirleyen sistemi işletir.
Böylece kullanıcı, kendi hayatını görüntüye dönüştüren üretici ve başkalarının görüntülerini tüketen seyirci konumlarını birlikte üstlenir.
Beğeni, paylaşım, takipçi sayısı ve izlenme süresi, görüntünün toplumsal değerini görünür hale getirir. Reklam, abonelik, bahşiş ve komisyon sistemleri bu değeri ekonomik gelire bağlar. Hesap yönetimi, içerik moderasyonu ve algoritmik dağıtım ise kişinin elde ettiği görünürlüğün maddi koşullarını belirler.
Bir içerik üreticisinin hesabını başka bir aracının yönetmesi, gelir paylaşımı üzerinden ek bir bağımlılık oluşturabilir. Sözleşme koşulları, üretilen görüntülerin mülkiyetini, dağıtımını ve ekonomik getirilerini farklı taraflar arasında paylaştırır.
Platform kuklalığı bu durumu anlatır. Kişinin görünen hareketi kendi eylemidir. Hareketin görünürlük ve gelir koşulları ise platformun mülkiyeti, algoritmaları, abonelik düzeni ve aracılık ilişkileri tarafından belirlenir.
Simgesel dikiş burada kullanıcıya tanınan görünürlük ve onay aracılığıyla işler. Gerçek dikiş, gönderinin platform sistemi içerisinde bedenlenmesiyle ortaya çıkar. Kullanıcı yetkilenmiş gibi görünürken görünürlüğünün teknik ve ekonomik zemini başka kurumların elinde kalabilir.
Baudrillard’ın hipergerçek kavramı bu işleyişi açıklar. Kişinin başarılı, özgür, çekici ve bağımsız görünmesi, başkalarının ekonomik kararlarına bağlı bir çalışmanın değerini artırabilir. Görüntü, yalnızca kişinin yaşamını temsil etmekle kalmaz; kişinin kendi yaşamını nasıl düzenlemesi gerektiğine ilişkin modeli de üretir.
2025 tarihli IPA/FLŽ: Strategy Report for Combating Mediatized Syndromes çalışması, sinema, televizyon ve sosyal medya aracılığıyla dolaşıma sokulan hazır fantazilerin öznenin kendi deneyimini anlamlandırma biçimini nasıl etkilediğini araştırıyor. Medyatik sendrom kavramı, görüntülerin sürekli tüketimiyle arzunun dışarıdan sunulan modeller üzerinden örgütlenmesi arasındaki ilişkiye odaklanıyor (🔗).
Hipergerçek, bu noktada kapitalist görüntülenme ekonomisinin açıklanmasına geri dönebilir. Bir kişinin hangi görüntü aracılığıyla değer kazandığı, bu değerin hangi şirket tarafından hesaplandığı ve görüntüyü üreten kişinin hangi ekonomik koşullarda yaşadığı birlikte incelenebilir.
NÇ ve ZÇ dosyalarının aynı araştırmada bulunması, görünürlük ile korunma arasındaki ilişkiyi ayrıca keskinleştirir. Kişinin hayatının bir kayıt sistemine girmesi, o kayıt üzerinde kimin tasarruf sahibi olduğu sorusunu ortaya çıkarır. Yargı kurumu veya dijital platform, kişinin bedenini ve sözünü başka bir amaç için yeniden işleyebilir.
Sinematik dikişten analitik kesiğe
Miller’ın 1965’te geliştirdiği dikiş kavramı, öznenin imleyen düzeninde hangi eksiklik aracılığıyla temsil edildiğini açıklıyordu. Sinema kuramında bu kavram, seyircinin kamera açıları, kadraj, montaj ve görüntü dışı alan aracılığıyla anlatının bakış konumuna yerleştirilmesini açıklamak için kullanıldı.
Jean-Pierre Oudart ve sonraki sinema kuramcıları, görüntünün hangi konumu izleyiciye sunduğunu ve hangi bakışı görünmez hale getirdiğini inceledi. Bir görüntüde gösterilen alan, kadrajın dışında bırakılan başka bir alanla ilişki kuruyordu. Seyirci, bu eksiklik ve tamamlama düzeni aracılığıyla sinemasal anlatıya bağlanabiliyordu.
Stephen Heath’in 1977 tarihli Notes on Suture incelemesi, bu ilişkinin farklı sonuçlarını gösterdi. Özellikle ses, görüntü, süre ve kadraj dışı alanın seyirci konumunu değiştirebildiğini ele aldı. Sinemasal dikişin özdeşleşmeyi kuran ve özdeşleşmeyi bozan işlemleri aynı teknik düzlemde araştırılabiliyordu.
Sinematik gerzeklik, görüntü tüketiminin düşünsel faaliyetin önkoşulu haline getirilmesini hedef alan eleştirinin adıdır. Bir meselenin anlaşılması, onun görüntüsünün tüketilmesine veya bilinen bir film sahnesiyle ilişkilendirilmesine bağlanabilir.
Žižek’in Epstein tartışmasında Chomsky’nin kendi eserlerini okumamasını, bir filmi izlemeden yargılamaya benzetmesi bu sorunu görünür hale getiriyor. Eleştirinin değeri, görülmesi gereken bir kültürel nesnenin değerine bağlanıyor. Böylece gerçek suç hakkında yapılan araştırma, sinema referansları ve akademik tanınma mücadelesiyle iç içe geçiyor.
Analitik kesik, kişinin söylediği sözcüğe ve bu sözcüğün gerçekleşmesini sağladığı işleme odaklanır.
1977 bildirisinde yetişkinlerin çocuklarla cinsel eylemler gerçekleştirdiğini anlatan ifade, serbest bırakılma talebinde okşama ve öpücük olarak yeniden adlandırılmıştı. Sözcükler arasındaki değişim, sanıkların cezai çıkarlarını destekleyen siyasi işlemin parçasıydı.
Allouch’un Miller transkripsiyonunda bulduğu soi/ça değişimi de aynı yöntemle incelenebilir. Sözcüğün değişmesi, teorik anlamı ve editoryal otoriteyi etkiliyordu.
Analitik kesik, bu ilişkilerde kullanılan imleyeni, imleyenin yetkilendirdiği kişiyi ve eylemin maddi sonucunu ayırt eder. Leclaire’in 1965’te analisti dikişle kapatmaya direnen kişi olarak konumlandırması, söylemin kendi çatışmasını yeniden görünür kılan bu faaliyete işaret eder.
Çifte dikiş kuramının katkısı, analitik kesiğin hangi birleşmeye müdahale ettiğini belirlemesidir. Yetkilenmenin simgesel işlemi ile bedenlenmenin gerçek işlemi ayrıldığında, otoriteyi taşıyan nesnenin hangi sistemle üretildiği araştırılabilir.
Böylece analitik faaliyet, seyirlik anlatının yeniden üretilmesinden sözcüklerin ve nesnelerin maddi sorumluluğunun açıklanmasına yönelir.
Firar hattı, perspektif ve Fundamental Fantasy
Ligne de fuite, Fransızcada perspektif geometrisiyle de ilişkili bir terimdir. Bir resimde aynı doğrultuda uzanan paralel çizgiler, belirli bir bakış açısından izlendiğinde kaçış noktasında birleşiyor görünür. Bir düzlemin kaçış noktalarının oluşturduğu doğru ise o düzlemin kaçış çizgisidir.
Kaçış noktası, resmin içindeki fiziksel bir hedef değildir. Görüntünün belirli bir bakış açısından kurulmasının matematiksel sonucudur.
Bu ayrım, firar hattının kişisel kurtuluş hedefine indirgenmesini sorgulamak için önemlidir. Bir insanın ufka doğru hareket etmesi ile kendi dünyasının bakış açısından nasıl kurulduğunu anlaması farklı faaliyetlerdir.
Bilgisayarlı görüde, aynı üç boyutlu sahnenin iki ayrı kamera tarafından çekilmiş görüntüleri karşılaştırılır. Birinci görüntüdeki x noktasıyla ikinci görüntüdeki x’ noktası aynı dünya noktasına karşılık geliyorsa bu eşleşme epipolar geometri kısıtına uyar:
x’ᵀ F x = 0
Burada F, fundamental matrix olarak adlandırılır. Birinci görüntüdeki noktaya karşılık gelen ikinci noktanın hangi epipolar doğru üzerinde bulunması gerektiğini belirler.
Bu matris, kameraların odak uzaklıkları gibi iç kalibrasyon değerleri önceden bilinmeden de görüntülerdeki eşleşmeler üzerinden hesaplanabilir. Böylece iki görüntü arasındaki projektif ilişki, kameraların özel ayarları bilinmeden araştırılabilir.
Kalibrasyon matrisleri K ve K’ bilindiğinde essential matrix E şu bağıntıyla elde edilir:
E = K’ᵀ F K
Kameraların göreli dönmesi R ve ötelemesi t ile ifade edildiğinde:
E = [t]× R
olur. Görüntü koordinatlarında kullanılan fundamental matrix ise kalibrasyonların etkilerini de içerir:
F = K’⁻ᵀ [t]× R K⁻¹
Bu nedenle temel ayrım, F’nin kalibrasyon bilgisi olmadan tahmin edilebilmesiyle E’nin kalibre edilmiş görüntü koordinatlarında kameralar arasındaki göreli geometriyi ifade etmesidir.
(De)Calibrating Vision: Every Wrapping is a Warping çalışması, bu ayrımı Essential Fantasy ve Fundamental Fantasy kavramlarıyla ilişkilendiriyor.
Essential Fantasy, özel bir kalibrasyonun dünyanın özü gibi deneyimlenmesini anlatıyor. Fundamental Fantasy ise farklı görüntüler arasındaki karşılıklılık koşulunun, herhangi bir tekil görüntünün kendi ayrıcalıklı bakışından önce araştırılmasını öne çıkarıyor.
Fantaziyi katetmek, bir kişinin kendi görüntüsünü mutlak ölçüt haline getiren ayarların incelenmesiyle, başka bakış açılarının aynı maddi olayla kurduğu ilişkinin belirlenmesini birleştiriyor (🔗).
Perspektif geometrisindeki kaçış çizgisi ile epipolar geometrideki karşılıklılık doğruları ayrı geometrik nesnelerdir. İlki bir düzlemin perspektifteki doğrultularını; ikincisi iki görüntü arasındaki nokta eşleşmelerinin kısıtını açıklar. Ortak araştırma konusu, görüntünün belirli bir konumdan üretilmesi ve farklı konumların matematiksel ilişkiler aracılığıyla karşılaştırılmasıdır.
Bu düşünce firar hattının siyasi değerlendirmesine uygulanabilir.
Nablus’ta duvarı delen askerin hareket alanı ile evde yaşayan kişinin hareket ve güvenlik koşulları aynı olay içerisinde değişiyordu. Platformda görüntü üreten kişinin görünürlüğü ile şirketin dağıtım üzerindeki denetimi de aynı ekonomik ilişki içerisinde bulunuyordu.
Her iki durumda da tek aktörün deneyimi, ortak maddi ilişkinin yalnızca bir görünümünü oluşturuyor. Diğer konumların araştırılması, hareketin kimin lehine gerçekleştiğini ve hangi yetkileri yeniden ürettiğini gösteriyor.
Firar hattının matematiksel ufka iadesi, özgürlüğü kişinin görüntüdeki ilerleyişiyle ölçmek yerine farklı konumların bağlı olduğu maddi ilişkilerle sınamayı mümkün kılıyor.
Marx’ın afyonu ve hypocritique
Karl Marx, 1844 tarihli Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie. Einleitung metninde dinin gerçek acıyla ilişkisini şöyle açıkladı:
Das religiöse Elend ist in einem der Ausdruck des wirklichen Elendes und in einem die Protestation gegen das wirkliche Elend.
[Dinsel sefalet aynı anda gerçek sefaletin ifadesi ve gerçek sefalete karşı protestodur.]
Ardından şu ifadeyi kullandı:
Sie ist das Opium des Volks.
[O, halkın afyonudur.]
Marx’ın din eleştirisinde iki faaliyet birleşiyordu. Din, insanların yaşadığı gerçek acıya anlam ve teselli sağlıyor; aynı zamanda o acıya karşı bir protestoyu ifade ediyordu.
Bu nedenle Marx’ın sonraki talebi, yalnızca inançların değişmesini hedeflemiyordu:
Die Forderung, die Illusionen über seinen Zustand aufzugeben, ist die Forderung, einen Zustand aufzugeben, der der Illusionen bedarf.
[İnsanların kendi durumları hakkındaki yanılsamaları terk etmeleri talebi, yanılsamalara ihtiyaç duyan bir durumu terk etmeleri talebidir.]
Burada eleştirinin hedefi, insanların teselliye ihtiyaç duymasını üreten gerçek toplumsal koşullardır (🔗).
Fransız Freudomarksistlerin kavramları da bu çift işlev üzerinden incelenebilir.
Deleuze ile Guattari’nin firar hattı, aile otoritesine, kurumsal hiyerarşiye ve sabit kimliklere karşı gerçek bir protesto üretir. Aynı kavram, kapitalizmin talep ettiği esnekliğe, bağlantı kurmaya ve sürekli harekete özgürlük değeri kazandırabilir.
Baudrillard’ın hipergerçeği, tüketim ve medya modellerinin yaşamı nasıl düzenlediğini açıklar. Aynı eleştiri, yeni teorik ürünler, yayınlar ve kültürel prestij üretiminin parçası haline gelebilir.
Miller’ın dikişi, öznenin söylem içindeki eksikliğini açıklamaya yardım eder. Aynı kavramın çevresindeki öğretim ve yayıncılık yetkisi, yeni imleyenlerin ve uzmanlık konumlarının kurumsal üretimine katkıda bulunabilir.
Bu çift işlev hypocritique kavramının temelidir.
Hypocritique, gerçek tahakküme karşı geliştirilen eleştirinin, aynı tahakküm içindeki konumunu sürdürmek isteyen özneye fantazmatik tatmin sağlamasıdır.
Eleştirel özne kapitalizmin sömürü ilişkilerini doğru biçimde açıklarken kapitalist kurumların sunduğu prestij, gelir, tanınma ve ayrıcalıklara libidinal yatırım yapabilir. Bilinçli siyasal görüşle gerçek yatırım arasındaki çatışma, eleştirinin kendi faaliyetinde yeniden üretilir.
2026 tarihli How the Three Great Deviations Connect to Capitalist Discourse çalışması, bu ilişkinin farklı söylemsel biçimlerini araştırıyor. Deleuze ile Guattari’nin hareketi histerik söylem, Baudrillard’ın model ve kod düzeni efendi söylemi, Miller’ın kurumsal bilgi üretimi ise üniversite söylemi üzerinden inceleniyor.
Bu açıklamada her söylem, karşılaştığı krizi yeni hareketin, yeni modelin veya yeni bilginin girdisine dönüştürebiliyor. Analitik kesik, bu yeniden üretim işleminin hangi noktada gerçekleştiğini araştırıyor (🔗).
Epstein’ın özel dünyasında servet ve prestij, yetişkinlerin hareket alanını genişletirken çocukların yaşamı üzerinde ağır tahakküm ilişkileri kurulmasına hizmet etti. 1977 bildirilerinde çocuğun rızası, yetişkinlerin cezai taleplerine bağlandı. NÇ davasında çocuğun korunması, uzun ve örseleyici yargısal işlemlerle karşılaştı. ZÇ hakkındaki kamusal tartışmada yetişkinlik beyanı, dijital platformların ekonomik ilişkileriyle birlikte gündeme geldi.
Bu olayların ortak araştırma sorusu, kimin özgürlük veya bilgi adına konuştuğu kadar, o konuşmanın hangi kişi ve kurumun hareket alanını genişlettiğidir.
Marx’ın zincirleri atma talebi burada belirleyicidir. Kapitalist tahakkümün eleştirisi, kişiye kendi entelektüel üstünlüğünden tatmin sağladığında da gerçek bağımlılıkların incelenmesini gerektirir. Bu nedenle hypocritique, eleştirmenin kendi gelirini, prestijini, yayıncılığını ve kültürel görünürlüğünü de araştırma nesnesine dönüştürür.
Dikişin kurtarılması, simgesel yetkilenmeyi gerçek bedenlenmeden ayırarak otoritenin hangi nesneler ve sistemler üzerinde kurulduğunu açığa çıkarır. Hipergerçeğin kurtarılması, görüntülerin üretimini platformların mülkiyet ve gelir ilişkileriyle birlikte açıklar. Firar hattının kurtarılması, hareket eden aktörlerin farklı konumlarını birbirine bağlayan maddi ve matematiksel ilişkileri esas alır.
Fransız Freudomarksistlerin Epsteincı ihaneti, çocukların özgürlüğünü yetişkinlerin cezai çıkarına dönüştüren siyasi müdahalelerde, eleştirinin kendi kurumsal otoritesini büyütmesinde ve kapitalist ayrıcalığın eleştirel entelektüellerin kişisel yatırımlarına yerleşmesinde somutlaşır. Kavramları kurtarmak, bu işlemlerin ürettiği yetkiyi, görüntüyü ve hareketi birbirinden ayırarak kimin hayatının kimin çıkarı için düzenlendiğini açığa çıkarmaktır.
Marx’ın gerçek acıyı ortadan kaldıracak koşulları değiştirme talebi, bu kavramların değerini belirleyen son ölçüttür. Özgürlük, hareket eden kişinin başkalarının yaşamında neyi değiştirdiğiyle; hakikat, görüntüyü üreten sistemin nasıl işlediğiyle; bilgi ise hangi otoriteyi yetkilendirdiği ve hangi sorumluluğu görünür hale getirdiğiyle sınanır.






























Geri bildirim: Rescuing Concepts from the Epsteinian Betrayal of the French Freudo-Marxists – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Die Begriffe aus dem epsteinischen Verrat der französischen Freudo-Marxisten retten – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Sauver les concepts de la trahison epsteinienne des freudo-marxistes français – Žižekian Analysis