14 Haziran 2004 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünün Gökçe Cansever adına düzenlediği anma toplantısında sunulan bildiriden.
Acaba Batı’ya ait olan ve temelde, hareket noktası, Yahudi-Hıristiyan zihniyeti ve modern bir hümanizma olan bir öğreti, bir kuram ve onun pratiği, batılılaşmaya çalışan bir coğrafya için bir yabancı olarak mı algılanmaktadır ve acaba bu öğretiyi kendi kültürümüze ve toplumsal yapımıza aktarmak yerine sadece kendi dilimize ve kültürümüze tercüme mi etmekteyiz? Ne demek istediğimi biraz daha açayım. Örneğin Oidipus Karmaşası kavramını ele alalım. Bu kavramın içini açmak sayfaları hatta ciltleri doldurur; onun için burada sadece bir noktaya değinmek istiyorum. Oidipus miti annesiyle cinsel ilişki kurup babasını öldüren ve akabinde yaptıklarını görmemek için gözlerini kör eden Oidipus’un insanlık dramını anlatır. Bu dram bir anlamda insan topluluklarının ensest yasağı etrafında örgütlendiklerini ve nesilden nesile devam eden kaçınılmaz düşmanca duygular taşıdıklarını gösterir. Bir genç kuşak varlığını sürdürebilmek için babasını öldürür, öldürmek zorundadır. Bu birey olmanın bir koşuludur. Ancak acaba bizde Oidipus’un öyküsü nasıl algılanmaktadır. Oidipus’un öyküsündeki baba katli Oidipus Karmaşasında sembolik anlamda bir öldürmeye karşılık gelir. Eskiyi tutup öldürmek, hakikaten öldürmek, silip süpürmek, yokmuş gibi yapmak değildir söz konusu olan. Bir üst kuşağı anlamak, sorgulamak, onun yerini almak, onun yerini almak arzusunun temelindeki düşmanca duyguların üstesinden gelmektir kastedilen. Ancak bizde olay böyle algılanmak yerine çocuğun, ona yaşam vermiş olmasından dolayı bir hayat borçlu olduğu babasına ihanet ederek onu katleden bir katil olması şeklinde mi algılanmaktadır? Herhalde “büyüklerimiz”i kastettiğim açıktır. Biz, hakikaten bu gerekli, oluşturucu cinayeti gerçekleştirebiliyor muyuz? Bu “büyüklerimiz”in yasını tutabiliyor muyuz? Kurumsal ilişkilerde bir üstün astına sen dediği, astın üstüne siz dediği, hatta abi, abla bacı gibi aile ilişkilerinin hitap biçimlerine bir üslup olarak yansıdığı kamusal alan ne derece bireyselliğe izin verebilir? Unutmayalım ki psikanalizin metapsikolojisi temelde bireyin etrafında inşa edilmiştir. Her ne kadar son yirmi yılın psikanalizi topluluklar üzerine düşünmekte ise de topluluğun metapsikolojisi üzerine kapsamlı kuramsal bir girişim mevcut değildir.
Psikanalizin İçinden, 2007































Geri bildirim: “X’in yaptığı iş” bir damgalamadır — IBF | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Mama Yemdir, Alkışlamak “Al kışla!”maktır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER