(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Bir mezbahada koyunları kesim odasına götüren keçi, kapının önünde yana çekilir. Koyunlar içeri girerken keçi geri döner ve başka bir sürünün önüne geçer. Bir adada ise boynunda radyo vericisi taşıyan keçi, günlerce dolaşıp başka keçilerle buluşur. Helikopterle gelen avcılar karşılaştığı bütün keçileri öldürür, verici taşıyanı yeniden serbest bırakır. Keçi tekrar arkadaş aramaya başlar. İnsanlar her iki uygulamada da hayvanın diğer hayvanlarla kurduğu ilişkiyi, onları ölüme ulaştıran bir yönteme dönüştürmüştür. Bu hayvanlara, İsa’yı ele veren Yahuda İskariyot’tan hareketle Judas goat veya Judas sheep, yani Yahuda keçisi ve Yahuda koyunu adı verilmiştir.
Modern hayvan yönetimi, bu yöntemi daha da ileri götürmüştür. Kısırlaştırılmış dişi keçilere hormon implantları yerleştirilerek kızgınlık davranışları aylarca uzatılmış, erkek keçilerin bu dişilere yaklaşması sağlanmıştır. Dişilerin üzerindeki vericiler erkeklerin yerini avcılara bildirmiştir. Bu hayvanlara, Birinci Dünya Savaşı sırasında casusluk suçlamasıyla idam edilen ve cinsel cazibesini istihbarat amacıyla kullanan kadın imgesiyle özdeşleşen Mata Hari’nin adı verilmiştir. Mata Hari goats ve daha sonra geliştirilen Mata Hari kedileri, istihbarattaki honey trap yönteminin hayvanların çiftleşme davranışına uygulanmış biçimleridir. Burada tuzağın çekiciliği, hedef hayvanın kendi arzusundan doğar.
Keçinin bu tarihteki başka bir rolü, binlerce yıl önceki günah keçisi ritüeline uzanır. Eski İsrail’in kefaret töreninde iki keçiden biri kurban ediliyor, diğerinin üzerine topluluğun günahları yüklenerek çöle gönderiliyordu. Hristiyanlıkta İsa, bu kurban düzenini tamamlayan nihai kefaret kurbanı olarak yorumlandı. İsa’nın yakalanmasına aracılık eden Yahuda’nın adı ise yüzyıllar sonra kendi sürüsünü ölüme götüren hayvana verildi. Günah keçisi, Yahuda keçisi ve Mata Hari hayvanı böylece kurban edilme, başkalarını ele verme ve cinsel yakınlık üzerinden yakalama işlevlerini aynı tarihsel anlatıda buluşturur. Tarihsel Mata Hari’nin kendisinin de bir günah keçisi olarak değerlendirilmesi, bu karşılaşmaya ayrıca dikkat çekici bir boyut kazandırır.
Bütün bu uygulamalar, hayvanların yaşadığı çevreyi de değiştirir. Galápagos’ta yüz binlerce keçinin ortadan kaldırılması bitki örtüsünü, dev kaplumbağaların yaşam alanlarını ve istilacı bitkilerin yayılışını etkiledi. Kaliforniya’da yabani domuzlar altın kartalları besleyerek yerli tilkilerin davranışlarının ve nüfuslarının değişmesine katkıda bulundu. Seyşeller’de Yahuda keçileri, diğer keçiler azaldıkça daha geniş alanları aramaya başladı. İskandinavya’da eş arayan rakun köpekleri istilacı popülasyonları bulmak için kullanıldı. İnsanlar hayvanların sürüleşmesini, öğrenmesini, çiftleşmesini, saklanmasını, göç etmesini, otlamasını ve tohum taşımasını yönetim aracına dönüştürdükçe, hayvanlar da birbirlerinin ve yaşadıkları ekosistemlerin geleceğini değiştirdi.
Bir keçinin binlerce hayvanı ölüme götürmesi
Yahuda hayvanlarının kayda geçmiş en eski örnekleri, 19. yüzyılın sonlarında büyüyen Amerikan et endüstrisinin gündelik sorunlarından doğdu. Büyük mezbahalarda hayvanlar demiryoluyla getiriliyor, geniş ağıllarda bekletiliyor, ardından uzun rampalardan ve dar koridorlardan geçirilerek kesim katlarına ulaştırılıyordu. Sığırlar ve domuzlar işçilerin müdahaleleriyle sevk edilebilirken koyunlar alışmadıkları geçitlerde duraksıyor, korkuyor ve topluca hareket ediyordu. Buna karşılık başka bir hayvanın önlerinde yürümesi koyunları harekete geçiriyordu.
Bu iş için eğitilmiş öncü hayvanların bir türü bellwether, yani boynuna çan takılmış erkek koyundu. Çobanlar bu hayvanları sürüyü otlaklara, su kaynaklarına ve ağıllara götürmek için kullanıyordu. Mezbahalarda aynı öncülük davranışı kesim güzergâhına uyarlandı. Önceki kullanımda sürüyü besine ulaştıran çanın sesi, yeni kullanımda sürüyü kesim odasına kadar götürüyordu.
24 Mart 1900 tarihli bir Amerikan gazete haberi, Chicago’daki Armour & Co. mezbahasında sekiz yıldır çalışan Judas Iscariot adlı koyunun sonunu anlatıyordu. Koyun binlerce hayvana öncülük ettikten sonra bir gün görevini reddetmişti. İşçiler bunun sebebini, kesime gönderilen beyaz bir dişi koyuna duyduğu bağlılık olarak yorumlamıştı. Gazete haberi şöyle diyordu:
“Last week Judas rebelled. He refused to work, and his execution was decided upon.”
[Geçen hafta Yahuda isyan etti. Çalışmayı reddetti ve öldürülmesine karar verildi.]
Koyun kesildi. Sekiz yıl boyunca diğer hayvanların ölümünden ayrı tutularak yaşayan öncü, görevini yapmayı bıraktığında aynı kesim düzeninin içine alındı. (🔗)
1905’te East St. Louis’deki mezbahalarda Yahuda keçileri yaygınlaşmıştı. Bir gazeteye göre koyunları mezbahaya ulaştırmak için daha önce altı veya yedi işçi gerekiyordu. Eğitilmiş bir keçi, ağılın kapısından ağır ağır çıkarak koyunların kendisini izlemesini sağlıyordu. Yanındaki işçiler ve çoban köpeği geride kalanları topluyor, keçi yaklaşık on dakikada kesim binasına ulaşıyordu. Son kapıda keçi kendisine ayrılan yan geçide sapıyor, koyunlar içeri alındıktan sonra ahırına geri dönüyordu.
1935’te Manhattan’daki bir mezbahada Billy adlı Yahuda keçisi sabah yedide çalışmaya başlıyor, günde sekiz ila on sefer yapıyordu. Her seferinde genellikle 200–300 koyuna öncülük ediyordu. Çalışanlar beyaz, uzun boylu, sakin ve hızlı yürüyen keçileri tercih ediyordu. Billy aslında kesim için getirilmişti; yaşlanan önceki Yahuda keçisinin yerine geçebileceği anlaşılınca yaşamı korunmuştu.
1960’ların Sioux City mezbahalarında uygulama daha da tuhaf bir biçim almıştı. Swift tesisinde çalışmış Greg Dunn’ın anlattığına göre Yahuda keçileri kesim katına çıkan dik rampaları tırmandıktan sonra sigarayla ödüllendiriliyordu. Camel veya Lucky Strike sigarası keçiye bütün olarak veriliyor, keçi onu yiyordu. Dunn ödül düzenini şöyle açıklamıştı:
“He’d eat that cigarette, and that was his incentive.”
[O sigarayı yerdi; çalışmasını sağlayan ödül buydu.]
Keçi zamanla işçilerin gömlek cebinden bütün sigara paketini çalıp kaçmayı ve bazı kapı mandallarını açmayı öğrenmişti. Yerine geçecek genç keçi ise kısa bir iple yaşlı olana bağlanıyor, onunla rampaları çıkıyor ve aynı ödülle eğitiliyordu. Bir işçi, kendi görevini yeni bir hayvana öğreten öncü keçinin bu kadar etkili olmasını, hayvanın güçlü öğrenme kapasitesiyle açıklıyordu. (🔗)
Büyük et işleme tesisleri zamanla yerini başka üretim düzenlerine bıraktı. Bununla birlikte eğitimli koyunların diğerlerini kesim hattına götürmesi 21. yüzyılda da belgelenmiştir. İspanya’da 2024’te yayımlanan mezbaha görüntülerinde yetişkin bir koyun, henüz sütten kesilmemiş kuzuların önünde yürütülüyordu. Burada kullanılan özellik, kuzuların yetişkin koyunlara yakın durması ve onları takip etmesiydi.
Mezbahalardaki bu düzeni mümkün kılan özellikler, sonraki yüzyılda hayvan popülasyonlarını doğada yönetmek isteyen araştırmacıların da işine yarayacaktı. Eğitimli öncünün yol bilgisi, radyo tasmalı hayvanın yer ve sosyal ilişki bilgisine dönüşecekti.
Günahı taşıyan keçi, ölüme götüren keçi ve İsa
Yahuda keçisinin adı, Hristiyanlığın kurban anlatısıyla bağlantılıdır. Bu bağlantının daha eski katmanında ise Yahudi geleneğinin günah keçisi ritüeli bulunur. Levililer kitabının 16. bölümünde anlatılan Yom Kippur, yani Kefaret Günü töreninde başrahip iki erkek keçiyi halkın önüne getirir. Çekilen kurada biri Tanrı’ya, diğeri Azazel’e ayrılır. Birinci keçi kesilir ve kanı kutsal mekânın arındırılması için kullanılır. İkinci keçinin başına başrahip iki elini koyarak topluluğun günahlarını itiraf eder. Keçi, üzerine yüklenen bu suçlarla birlikte çöle gönderilir.
İbranice metinde ikinci keçinin görevi açıkça belirtilir:
וְנָשָׂא הַשָּׂעִיר עָלָיו אֶת־כׇּל־עֲוֺנֹתָם
[Keçi onların bütün suçlarını üzerinde taşıyacak.]
Azazel adının çölde bir yere, sarp bir araziye veya doğaüstü bir varlığa gönderme yaptığına ilişkin tarihsel yorumlar bulunur. Daha sonraki Yahudi ritüel geleneğini kaydeden Mişna’da günah keçisinin çölde bir uçurumdan aşağı itildiği anlatılır. Keçinin başına kırmızı yün bağlanması, kayalığa götürülmesi ve parçalanarak ölmesi törenin ayrıntıları arasındadır. Topluluğun günahlarını uzaklaştırma işlemi böylece belirli bir hayvanın bedeni, hareketi ve ölümü üzerinden gerçekleştirilmiştir. (🔗)
Hristiyanlıkta İsa’nın ölümü bu iki keçili ritüelle ilişkilendirildi. İbranilere Mektup, İsa’nın kendisini bir kez kurban ederek günahların bağışlanmasını sağladığını anlatır. İkinci yüzyılın Barnabas Mektubu, birbirine benzeyen iki keçinin İsa’nın çilesini temsil ettiğini ileri sürer. Aynı dönemin bir başka Hristiyan yorumunda keçiler İsa’nın iki gelişiyle ilişkilendirilir. Bu anlatılarda İsa hem öldürülen kurbanın hem de topluluğun günahlarını taşıyarak dışarı çıkarılan hayvanın işlevlerini üstlenir. (🔗) (🔗)
İsa’nın son günah keçisi olarak görülmesi, bu kurbanın bir defalık ve belirleyici bir kefaret olduğu düşüncesine dayanır. Başka bir Hristiyan yorumunda İsa’nın masumiyeti özellikle önem kazanır: Topluluğun suçlu saydığı ve öldürdüğü kişinin masum olduğunun anlatılması, suçun bir kurbanın üzerine yüklenmesi mekanizmasını açığa çıkarır. İsa’nın ölümü böylece kurban ritüelinin tamamlanmasıyla kurbanın suçlanmasının teşhir edilmesini bir araya getirir.
Matta İncili’ndeki Barabbas sahnesi bu açıdan dikkat çekicidir. Pilatus kalabalığın önüne İsa ile Barabbas’ı çıkarır. Bazı eski elyazmalarında Barabbas’ın adı da İsa Barabbas biçimindedir. Kalabalığın seçimiyle Barabbas serbest bırakılırken İsa çarmıha gönderilir. Böylece iki kişi arasında yapılan seçim, Yom Kippur’un iki keçili ritüeliyle karşılaştırılabilir hâle gelir.
Yahuda İskariyot’un rolü ise yakalanacak kişiyi işaretlemektir. Markos 14:44’te önceden kararlaştırdığı işareti şöyle açıklar:
Ὃν ἂν φιλήσω αὐτός ἐστιν
[Öpeceğim kişi odur.]
Yahuda, İsa’yı tanıdığı ve ona yaklaşabildiği için onu yakalamaya gelenlerin işini kolaylaştırır. Öpücük, yakınlığın yakalama işaretine dönüşmesidir. Mezbahadaki Yahuda keçisi de sürü üyelerinin kendisine yakın durmasından yararlanır. Günah keçisi topluluğun suçlarını üzerinde taşırken Yahuda keçisi topluluğun güvenini taşıyarak diğerlerini kesim alanına ulaştırır. (🔗)
Bu iki figürün modern hayvan yönetimindeki birleşimi özellikle çarpıcıdır. Yahuda keçisi diğer hayvanların öldürülmesini sağladığı sürece korunur. Bazı operasyonların sonunda, çevresinde öldürülecek başka hayvan kalmadığında kendisi de öldürülür. Bir hayvan önce topluluğun üyesi, sonra topluluğu bulmaya yarayan araç, en sonunda aynı yönetim hedefinin son bireyi hâline gelir.
Son keçiyi bulmak neden binlerce keçiyi öldürmekten zor?
Modern Yahuda uygulamalarının doğuşundaki problem, geniş ve zor arazilerde yaşayan hayvan popülasyonlarını tamamen ortadan kaldırma hedefiydi. Özellikle adalara insanlar tarafından getirilmiş keçiler hızla çoğalıyor, genç ağaçları, çalıları ve yerli bitkileri yiyerek bitki örtüsünü değiştiriyordu. Adalarda yaşayan bazı bitki ve hayvan türleri dünyanın başka bölgelerinde bulunuyordu; bazılarının bütün yaşam alanı tek bir adayla sınırlıydı. Çok sayıda keçinin otlaması bu küçük ekolojik topluluklar üzerinde yoğun baskı oluşturuyordu.
Keçilerin sayısını azaltmakla son keçiye ulaşmak arasında büyük bir maliyet farkı vardı. Sürüler kalabalıkken helikopterler açık arazide dolaşan hayvanları kolayca bulabiliyordu. Popülasyon küçüldükçe geride kalanlar mağaralara, lav tünellerine ve yoğun çalılıklara saklanıyordu. Avcıların daha önce kullandığı geçitlerden uzaklaşan hayvanlar, insanların arama çalışmalarını güçleştiriyordu.
Galápagos’un Santiago Adası’nda yapılan hesaplar bu farkı açıkça gösterdi. Yaklaşık 80.000 keçinin büyük bölümü hayvan başına 10–100 dolar maliyetle avlanmıştı. Son keçilerin marjinal maliyeti ise bazı aşamalarda hayvan başına 10.000 doları aştı. Yalnızca son 1.000 keçiyi ortadan kaldırmak yaklaşık bir buçuk yıl ve iki milyon dolar gerektirdi. (🔗)
Bu güçlük insanları hayvanların kendi sosyal davranışlarına yöneltti. Keçiler birbirlerini ses, koku, hareket, su kaynaklarının kullanımı ve ortak dolaşma alanları üzerinden buluyordu. İnsanların uzun süre aradığı tek bir keçi, başka bir keçi tarafından daha kısa sürede bulunabiliyordu. Radyo vericisinin gelişmesiyle bu sosyal karşılaşma insanların izleyebileceği bir bilgiye dönüştü.
Modern Yahuda keçisinin boynuna verici takılır ve hayvan araziye bırakılır. Keçi başka keçilerle bir araya geldiğinde ekipler sinyali takip eder. Yanındaki hayvanlar avlanır, işaretli keçi ise yeniden dolaşmaya gönderilir. Hedef artık kalabalık sürülerin hızlı biçimde azaltılmasından, seyrekleşmiş popülasyonun son üyelerine ulaşmaya kaymıştır.
Bu uygulamanın erken örnekleri Hawaii’de ve Yeni Zelanda’nın uzak adalarında geliştirildi. Hawaii’deki koruma alanlarında çitler, dışarıdan yeni keçilerin girmesini sınırlayan fiziksel sınırlar oluşturuyordu. Radyo tasmalı keçiler bu sınırlar içerisinde kalan bireyleri bulmaya hizmet ediyordu. Çitleme ve Yahuda hayvanı birbirini tamamlıyordu: Biri alanı yönetilebilir parçalara ayırıyor, diğeri bu parçaların içindeki hayvanları görünür kılıyordu.
Yahuda tekniğinin değeri, bir hayvanı bulmanın giderek zorlaştığı son aşamada yükseldi. Aynı zamanda operasyonun bittiğini anlamak da ayrı bir problem hâline geldi. Bir yerde keçi görülmemesi ile o bölgede gerçekten keçi kalmaması arasında önemli bir fark vardı. Bu fark, ilerleyen yıllarda Yahuda hayvanlarını yalnızca av aracı olmaktan çıkarıp yok oluşu doğrulamaya yarayan canlı izleme sistemlerine dönüştürdü.
Galápagos’ta yüz binlerce keçinin ortadan kaldırılması
Pasifik Okyanusu’ndaki Galápagos Adaları, Ekvador’a bağlı volkanik bir takımadadır. Adaların dünyaca tanınan özelliği, birçok hayvan ve bitki topluluğunun uzun süre birbirinden ayrı koşullarda gelişmesidir. Dev kaplumbağalar, farklı adalarda farklı soylar oluşturmuştu. Geçmişte denizciler bu kaplumbağaları yiyecek olarak teknelerine alıyor, başka seferlerde kullanmak üzere keçileri de adalara bırakıyordu. Keçiler çoğaldıkça yerli bitki örtüsü üzerinde yoğun otlama baskısı oluştu.
Özellikle Isabela Adası’ndaki Alcedo Yanardağı çevresinde keçiler orman örtüsünü tüketti. Ağaçların ve çalıların azalması, dev kaplumbağaların beslenmesini, gölgelenmesini ve su bulmasını etkiledi. Yoğun sisin ağaçlarda yoğunlaşmasıyla oluşan nem, kaplumbağaların kurak dönemlerde kullandığı alanların önemli özelliklerinden biriydi. Ağaçların kaybı bu koşulları da değiştiriyordu.
1990’ların sonunda başlayan Proyecto Isabela, özellikle Santiago, Pinta ve kuzey Isabela’daki yabani keçi popülasyonlarını ortadan kaldırmayı hedefledi. Helikopterler, keskin nişancılar, arazi ekipleri ve eğitimli av köpekleri birlikte çalıştı. Santiago’da 79.579, Isabela’da 62.818 keçi öldürüldü. Santiago’daki avların yaklaşık %83’ü yerden, %15’i helikopterden gerçekleştirildi. Isabela’da ise helikopter avlarının payı yaklaşık %89’du. Yahuda keçileri, iki adada da özellikle kalan hayvanların bulunması için kullanılan yöntemlerden biriydi.
Isabela’da 2005’in ilk aylarında 700’den fazla Yahuda keçisi araziye dağıtıldı. Sinyalleri 465 gün boyunca toplam 5.470 kez kontrol edildi. Bu süreçte Yahuda keçileriyle birlikte bulunan 3.439 yabani keçi vuruldu. Aynı operasyonların yürütüldüğü sırada ayrıca 1.085 keçi tespit edilip öldürüldü. Bu rakamlar, yöntemin büyük av kampanyasının son aşamasındaki işlevini gösteriyordu.
İşaretlenmiş keçiler yoğun bitki örtüsünde yaklaşık 2,25 kilometrelik, açık lav alanlarında ise üç kilometrelik aralıklarla yerleştiriliyordu. Her keçinin en son görüldüğü konum haritaya işleniyordu. İki Yahuda keçisi bir araya geldiğinde ekipler bunlardan bazılarını yakalayıp henüz yeterince taranmamış bölgelere taşıyordu. Çünkü işaretli keçinin başka bir işaretli keçiyle arkadaşlık kurması, geriye kalan yabani bireylerin aranmasını aksatıyordu.
Helikopter pilotlarının anlattıkları, yöntemin neden gerekli olduğunu somutlaştırır. Keçiler av baskısı altında çalıların içine giriyor, bazen hareketsiz kalarak görünürlüklerini azaltıyordu. Bazı bölgelerde keçilerin mağaralara saklandığı biliniyor, avcılar helikopterden inerek hayvanları dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Pilotların havadan göremediği hayvanlar, Yahuda keçilerinin sürüleşme davranışı sayesinde bulunabiliyordu. (🔗)
Bütün operasyon, adanın biyolojik yapısıyla teknik sistemin birbirini nasıl etkilediğini gösteriyordu. Açık lav zemini helikopter için daha kolay gözlemlenirken yoğun bitki örtüsü keçilere saklanma imkânı sağlıyordu. Keçilerin yaşadıkları alanı öğrenmesi, avcıların kullandıkları yöntemleri değiştirmelerine yol açıyordu. Yahuda keçileri ise aynı hayvanların sosyal yakınlaşma ihtiyacını kullanarak bu saklanma davranışının yarattığı güçlüğü aşmaya hizmet ediyordu.
Mata Hari keçisi: Cinsel çekimin bir av teknolojisine dönüşmesi
Klasik Yahuda keçisinin başarısını sınırlayan bir özellik daha vardı. Dişi keçi gebe kaldığında doğum için sürüden ayrılıyor, yavrusuyla ilgilenirken uzun süre yalnız kalabiliyordu. Erkek Yahuda keçisi ise karşılaştığı dişileri gebe bırakabiliyordu. Böylece son bireylerini bulmaya çalışan ekiplerin kullandığı hayvanlar, hedef popülasyonun yeniden çoğalmasına da katkıda bulunabiliyordu.
Bu soruna karşı araştırmacılar Yahuda keçilerini kısırlaştırmaya başladı. Erkeklerde sperm taşıyan kanallar üzerinde, dişilerde yumurta kanalları üzerinde cerrahi müdahaleler yapıldı. Müdahalelerin amacı doğurganlığı engellerken cinsel davranışları korumaktı. Keçilerin diğer hayvanları arama ve çiftleşme isteği bu sayede kullanılmaya devam edebiliyordu.
Daha sonra dişi keçilerin kızgınlık dönemleri hormon implantlarıyla uzatıldı. Normalde kısa süre devam eden kızgınlık davranışları bazı deneylerde kontrol hayvanlarına göre 6–16 kat daha uzun sürdü. Kısırlaştırılmış dişinin hareketliliği korunuyor, erkek keçiler de dişinin kokusuna ve davranışlarına yöneliyordu. Araştırmacıların ideal Yahuda hayvanı, hem diğerlerini arayan hem de diğerleri tarafından aranan hayvandı.
Bu yönteme Mata Hari goat adı verildi. Galápagos’ta Mata Hari dişileri özellikle son kalan erkek keçilerin bulunmasını kolaylaştırdı. Santiago’daki değerlendirmelerde bu dişilerin erkek tespiti bakımından diğer Yahuda keçilerinden yaklaşık bir buçuk kat daha etkili olduğu görüldü. Dişilerin hormonla uzatılan cinsel davranışı, avcıların erkek keçilere ulaşma imkânını artırmıştı. (🔗)
Mata Hari keçisindeki düzenek, istihbaratın honey trap adı verilen yöntemine çok yakındır. Bu yöntemde bir kişinin romantik veya cinsel ilgisi, ona yaklaşmak, güvenini kazanmak, bilgi almak veya baskı uygulanabilecek bir durum oluşturmak için kullanılır. Hedef, aradığı yakınlık nedeniyle kendisini izleyen veya yönlendiren kişiye yaklaşır.
Doğu Almanya’nın istihbarat servisi, Batı Almanya’daki devlet kurumlarında çalışan bazı kadınlarla ilişkiler kurmak üzere Romeo-Agenten adı verilen erkek ajanlar yetiştirdi. Özellikle bakanlıklarda, dışişleri kurumlarında ve başbakanlık çevresinde çalışan sekreterler hedefleniyordu. Ajanlar uzun süreli ilişkiler kurabiliyor, evlilik vaat edebiliyor, hatta sahnelenmiş evlilik törenleri düzenleyebiliyordu. İstihbarat belgelerinde amaç, hedefle ein belastbares Vertrauensverhältnis aufbauen [dayanıklı bir güven ilişkisi kurmak] şeklinde tarif ediliyordu. (🔗)
Mata Hari hayvanında benzer çekim, insanın uyguladığı hormonal müdahaleyle hayvanın çiftleşme davranışının birleşmesinden doğar. Erkek keçi dişiye yaklaşırken kendi üreme davranışını sürdürür. Radyo tasması, bu karşılaşmayı avcıların kullanabileceği bilgiye dönüştürür. Yahuda keçisinde türdeşler arasındaki arkadaşlık ve sürüleşme; Mata Hari keçisinde ise bunlara eklenen cinsel çekim kullanılır.
İsmin tarihsel kaynağı olan Mata Hari’nin yaşamı da günah keçisi kavramıyla ilişkilendirilmiştir. Hollandalı dansçı Margaretha Geertruida Zelle, Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransız ve Alman istihbarat çevreleriyle ilişki kurdu. Fransa’da Almanlar adına casusluk suçlamasıyla yargılandı ve 15 Ekim 1917’de kurşuna dizildi. Özellikle savaşın askerî başarısızlıklarının ve casusluk korkusunun, hakkında yaratılan tehlikeli kadın imgesinin güçlenmesine katkıda bulunduğu tartışıldı. Fransız askerî tarih arşivinin onun hakkında yayımladığı değerlendirme bile Mata Hari, espionne ou bouc émissaire ? [Mata Hari, casus mu yoksa günah keçisi mi?] sorusuyla açılıyordu. (🔗)
Böylece modern hayvan yönetimi, tarihsel bir kadının hem baştan çıkarıcı casus hem de günah keçisi olarak anılan kimliğini devralmıştır. Mata Hari keçisi erkekleri kendisine çektiği sürece korunur; operasyonun bitiminde bazı programlarda kendisi de öldürülür. Tuzağa çekilen hayvanla tuzağın merkezindeki hayvanın kaderleri aynı yönetim sürecinin parçalarıdır.
Kafesinden kaçan Mata Hari kedisi
Mata Hari tekniği keçilerin ardından yabani domuzlara, geyiklere ve kedilere de uyarlandı. Kaliforniya’nın Santa Cruz Adası’nda kullanılan Super Judas pig yönteminde kısırlaştırılmış dişi domuzlara hormon implantları yerleştirildi. Dişilerin uzatılmış kızgınlık davranışlarından erkek domuzların bulunmasında yararlanıldı.
Kedilerde ise hayvanların toplumsal örgütlenmesi farklı bir düzenek gerektirdi. Keçiler sık sık sürü hâlinde dolaşırken yabani kediler çoğu zaman daha yalnız hareket ediyor ve belirli alanları kullanıyor. Avustralya’da 2024’te gerçekleştirilen deneyde üç kısırlaştırılmış dişi kedinin kızgınlık davranışları uzatıldı. Dişiler araziye kurulan korunaklı kafeslere yerleştirildi. Kafeslerin çevresine boru tuzakları, kameralar ve izleme düzenekleri kuruldu. Bir düzeneğe canlı dişi, diğerine dişiden elde edilen ses ve koku işaretleri yerleştirildi.
Deney sırasında Queen 2 adıyla kaydedilen dişi, kafesin bağlantı noktasındaki küçük bir açıklıktan kaçmayı başardı. Araştırmacılar onu yakalamak için kafese açılan boru tuzaklarına mama ve dışkısından parçalar yerleştirdi. Dişi gece boyunca dolaştıktan sonra kendi kafesinin girişindeki tuzakta yakalandı.
Aynı gece bir erkek kedi de kafese yaklaştı. Kamera kayıtları erkeğin, dişi henüz yakalanmadan önce bölgede bulunduğunu gösteriyordu. Erkek daha sonra tekrar geldi ve tuzağa girdi. Araştırmacılar dişinin serbest dolaşırken bıraktığı işaretlerin erkeği çekmiş olabileceğini değerlendirdi.
Deneyin başka bir bulgusu daha dikkat çekiciydi. Canlı dişinin bulunduğu kafesin çevresinde diğer kediler toplam dokuz saat kırk dakika geçirdi. Yalnızca ses ve koku işaretlerinin kullanıldığı düzenekte bu süre 46 dakikaydı. Bazı kediler kafesin yanında sırtüstü yuvarlanıyor, kendilerini temizliyor veya uzun süre dinleniyordu. Bir ziyaret yaklaşık iki saat sürmüştü.
Fakat kedilerin dişiye yaklaşmasıyla tuzağa girmesi iki ayrı davranıştı. Bazı erkekler kafesin üstünde oturan dişiyi görebildiği için boru tuzağından içeri ilerlemiyordu. Araştırmacılar, dişinin görünürlüğünün tuzağa girme isteğini etkileyebileceğini düşündü. Sonuçta iki farklı düzenekte birer erkek yakalandı. (🔗)
Bu deney, honey trap tekniğinin belirleyici ayrımını somutlaştırır. Bir hedefin ilgisini çekmek, onu belirli bir noktaya getirmek ve yakalamak birbirini izleyen farklı aşamalardır. Hayvanın kokusu, sesi, görünürlüğü, cinsel davranışı, kullandığı geçitler ve tuzağın fiziksel yapısı bu aşamaların her birini etkiler. Mata Hari hayvanının bedeni, yalnızca hormon uygulanan bir beden olarak kalmaz; yaşadığı çevredeki diğer hayvanların hareketlerini değiştiren bir çekim noktası hâline gelir.
Yalnız kalan Yahuda keçisi neden daha çok dolaşıyor?
Yahuda tekniği, hayvanın kendi türdeşleriyle birlikte bulunma isteğine dayanır. Bu isteğin nasıl değiştiği, Seyşeller’deki Aldabra Atolü’nde özellikle ayrıntılı biçimde izlendi.
Aldabra, Hint Okyanusu’nda bulunan, büyük dev kaplumbağa popülasyonuyla tanınan uzak bir mercan atolüdür. Keçiler buraya 19. yüzyılda yiyecek amacıyla getirilmişti. Zamanla çoğalarak bitki topluluklarını etkilediler. Keçileri ortadan kaldırma çalışmaları 1987’de başladı. Son operasyon 2007–2012 arasında yürütüldü.
2007’de altı dişi ve dört erkek Yahuda keçisi hazırlanarak farklı bölgelere bırakıldı. Dişilere diğer keçileri çekmeleri için hormon uygulandı. Hayvanlara radyo tasmaları takıldı ve ekipler onları yaya olarak izlemeye başladı. Arazideki gelgitler, sınırlı tatlı su kaynakları, yoğun sıcaklık ve ulaşım güçlükleri operasyonu zorlaştırıyordu.
Keçi nüfusu azaldıkça Yahuda hayvanlarının hareket alanları belirgin biçimde büyüdü. İzlenen altı keçinin ortalama kullanım alanı 2007 Ekiminde 5,48 kilometrekareyken aralık ayında 9,47 kilometrekareye ulaştı. Keçiler yalnız kaldıkça yeni türdeşler bulmak için daha geniş bölgeleri kullanıyordu.
Bir başka olayda ekipler birbirine alışmış Yahuda keçilerini ayırarak farklı yerlere taşıdı. Bazı hayvanlar sekiz kilometre uzaklığa götürülmelerine rağmen eski bölgelerine geri döndü. Bu hareket, keçilerin yalnızca herhangi bir türdeşi aramadığını; tanıdıkları alanların ve önceden kurdukları sosyal ilişkilerin hareketlerinde etkili olabildiğini gösteriyordu.
Aldabra’da beş yıllık son dönemde 227 keçi öldürüldü. Bunların 202’si ilk dört ayda, geri kalanı yıllara yayılan izleme ve sonlandırma işlemleri sırasında öldürüldü. Programın toplam maliyeti 185.105 dolardı. Ağustos 2012’de eradikasyonun tamamlandığı doğrulandı. (🔗)
Yahuda keçisinin sosyal ihtiyaçları burada doğrudan operasyonun çalışma biçimini belirledi. Başka keçileri bulduğunda avcılar o hayvanları ortadan kaldırıyordu. Yeniden yalnız kalan Yahuda keçisi başka hayvanlar aramaya devam ediyordu. Popülasyon küçüldükçe arama davranışı genişliyor, fakat karşılaşılabilecek birey sayısı da giderek azalıyordu.
Bu durum hayvan refahıyla ilgili ciddi bir soru yaratır. Keçiler diğer keçilerle sosyal temas kurmaya yatkındır. Sosyal izolasyon deneylerinde başka keçileri göremeyen hayvanların daha çok ses çıkardığı, kaçmaya çalıştığı ve fizyolojik stres tepkileri gösterdiği ölçülmüştür. Avustralya’da Yahuda keçileri için kullanılan hayvan refahı prosedürleri de tekrar tekrar yalnız bırakılmanın, yakınındaki hayvanların vurulmasının ve silah seslerinin korku ve kaygı yaratabildiğini kaydeder. (🔗)
Bu nedenle Yahuda keçisinin sosyal davranışı iki işlevi aynı anda taşır. Hayvan başka keçilere yaklaşmak istediği için onları bulur. Aynı arzu, tekrar eden ayrılıkların ve ölümlerin yaşandığı bir çalışma düzenine bağlanır.
Eş arayan hayvanlar, göç eden sürüler ve görünmeyen popülasyonlar
Yahuda tekniğinin keçiler dışındaki hayvanlara uygulanması, her türün kendine özgü sosyal davranışlarını ortaya koydu.
İskandinavya’da kullanılan Yahuda rakun köpekleri bunun güçlü bir örneğidir. Rakun köpeği, tilkiye benzeyen, Doğu Asya kökenli bir köpekgildir. Avrupa’ya kürk üretimi amacıyla getirilmiş, daha sonra Finlandiya ve çevresinde yabani popülasyonlar oluşturmuştur. İsveç’te bu hayvanların yerleşmesi, yerel türler ve hastalık yönetimi açısından sorun olarak görülür.
Rakun köpekleri uzun süreli çift ilişkileri kurabilir. Eşini kaybeden birey yeni bir eş arar. İsveç’te bazı rakun köpekleri yakalanıp kısırlaştırılıyor, GPS tasması takılarak yeniden doğaya bırakılıyor. Hayvan uzun mesafeli dolaşmayı bırakıp sınırlı bir bölgede hareket etmeye başladığında başka bir rakun köpeğiyle eşleşmiş olabileceği anlaşılıyor.
Bir saha kaydında işaretli dişi rakun köpeğinin art arda üç ayrı erkeğin bulunmasını sağladığı anlatılıyordu. Dişi üçüncü erkekle birlikte fotokapana yakalanmıştı. Böylece rakun köpeğinin eş arama davranışı, yeni bireyleri yakalayıp izleme programına dahil etmenin aracı olmuştu. İsveç’te 2025 yazında ülkedeki rakun köpeği sayısının yaklaşık ona kadar düştüğü bildirilirken Danimarka’da yaklaşık 30.000 bireylik popülasyon tahmin ediliyordu. İki ülkede müdahalenin başlangıç zamanı ve yönetim biçimi farklıydı. (🔗)
Avustralya’da aynı ilke yabani domuzlara, sığırlara, eşeklere, atlara ve develere uygulandı. Sığırlar ve mandalar, kuzeydeki geniş arazilerde hastalık denetimi ve popülasyon kontrolü için izlendi. Develer farklı gruplar arasında dolaştıkları için üzerlerine takılan vericiler çok sayıda sürünün bulunmasına yarıyordu. Eşeklerdeyse tekrar tekrar başka eşeklerin öldürülmesine tanık olan bir Yahuda dişisinin zamanla yalnızlığı seçtiğine ilişkin bir anlatı ortaya çıktı. Bu hikâye, hayvanın sosyal deneyimlerinin yeni karşılaşmalarını nasıl etkileyebileceği sorusunu gündeme taşıdı.
Yahuda yöntemi suyun altında da kullanıldı. Wisconsin’deki Mendota Gölü’nde ultrasonik verici taşıyan sazanların kışın bir araya geldiği bölgeler izlendi. Balıkların kümelenme davranışı sayesinde büyük miktarda sazan avlandı. Guam’da verici takılan gergedan böcekleri, hindistancevizi palmiyelerine zarar veren böceklerin üreme bölgelerini bulmak için kullanıldı. Florida’da Birmanya pitonlarının çiftleşme dönemindeki hareketleri izlenerek diğer pitonların yerleri belirlendi.
Bütün bu uygulamalarda hedef hayvanın davranışı tespit yöntemini belirliyordu. Keçi sürü arıyor, rakun köpeği eş buluyor, deve başka grupla birleşiyor, sazan kışın kümeleniyor, böcek üreme alanına dönüyor, piton çiftleşme döneminde başka yılanlarla karşılaşıyordu. İnsanlar her türün kendi yaşam düzenini izleyerek o türün başka bireylerine ulaşıyordu.
Son hayvan öldürüldüğünde operasyon gerçekten bitiyor mu?
Bir popülasyonu ortadan kaldırma girişiminin en zor aşaması, son hayvanların bulunması kadar sonucun doğrulanmasıdır. Galápagos’taki Pinta Adası bunun çarpıcı bir örneğidir. Keçiler burada 1985 ve 1990 yıllarında iki kez ortadan kaldırılmış ilan edildi. Her iki açıklamadan sonra da keçilerin yaşamaya devam ettiği anlaşıldı. Eradikasyon ancak yeni arama çalışmaları ve Yahuda hayvanlarının kullanıldığı sonraki operasyonlarla 2003’te tamamlandı.
Bu deneyim, Yahuda hayvanının işlevini genişletti. Radyo tasmalı hayvan uzun süre dolaştığı hâlde başka bir türdeşle karşılaşmıyorsa bu durum popülasyonun durumuna ilişkin bilgi sağlıyordu. Böylece sentinel, yani nöbetçi hayvan uygulaması gelişti. Santa Cruz Adası’ndaki Yahuda domuzları, diğer domuzlar öldürüldükten sonra bir süre daha izlenerek bölgede kalan bireylerin bulunmasına hizmet etti. Galápagos’ta da bazı Yahuda keçileri yeni keçilerin adalara getirilmesini fark etmek için tutuldu.
2022’de yayımlanan bir hesaplama, bu yaklaşımın başarısını sayısallaştırdı. Araştırmacılar Yahuda keçilerinin kendi hareket alanlarındaki başka bir keçiyi aylık ortalama 0,11; Yahuda domuzlarının başka bir domuzu ise 0,09 olasılıkla tespit ettiğini hesapladı. İzleme boyunca hiçbir türdeş bulunmaması durumunda, kullanılan model altında popülasyonun tamamen ortadan kaldırılmış olma olasılığı keçiler için 0,79, domuzlar için 0,87 olarak tahmin edildi. (🔗)
Bu rakamların arkasında basit bir saha problemi bulunur. Bir Yahuda keçisi belirli bir vadiyi defalarca dolaşıp başka keçi bulamayabilir. Fakat yakındaki başka bir vadide tek başına yaşayan bir keçi kalmış olabilir. Bu yüzden tasmalı hayvanların kullandığı alanlar, hareket kayıtları, gözlem süresi ve daha önce avlanan bireylerin konumları birlikte değerlendirilir.
İzleme cihazının bozulması da ayrı bir sorundur. İsveç’teki Yahuda rakun köpeklerinin kısırlaştırılmasının sebeplerinden biri, GPS tasması kaybolduğunda veya çalışmayı bıraktığında hayvanın yeniden üreyen bir yabani popülasyona katılmasını önlemektir. Böylece hayvanın doğada serbestçe dolaşmasına duyulan ihtiyaç, üreme kapasitesi üzerindeki müdahaleyi de beraberinde getirir.
Avustralya’da kullanılan Yahuda keçisi prosedürleri, eradikasyon tamamlandığında işaretli hayvanın da vurulmasını ve tasmasının geri alınmasını tarif eder. Aldabra’da son Yahuda keçileri öldürüldükten sonra çeşitli arama yöntemleriyle sonuç doğrulandı. Hayvanın yaşamı, başkalarını bulma görevinin tamamlanmasına kadar uzatılmıştı.
Keçiler gittikten sonra ekosistemde başlayan değişim
Keçilerin ortadan kaldırılması, adalarda otlama baskısını büyük ölçüde değiştirdi. Daha önce genç filizleri sürekli yenilen ağaçlar yeniden büyümeye başladı. Bazı yerli bitkiler, keçiler tarafından tüketildikleri için uzun süre yalnızca ulaşılması güç yerlerde varlıklarını sürdürebilmişti. Keçilerin uzaklaştırılması bu bitkilerin yeni alanlara yayılmasını sağladı.
Ancak bitki örtüsündeki değişimin yönü her yerde aynı olmadı. Santiago Adası’nda endemik ağaçların toparlanmasıyla birlikte istilacı böğürtlen Rubus niveus da bazı bölgelerde hızla büyüdü. Keçiler bu bitkiyi de tüketiyordu. Otçul baskısı kalktığında böğürtlenler gelişebildi; meyvelerini yiyen kuşlar tohumlarını yeni alanlara taşıdı.
Santa Cruz Adası’nın yüksek kesimlerindeki Scalesia ormanlarında yapılan on yıllık çalışma, istilacı bitkilerin bu yeni koşullarda nasıl etkili olabileceğini gösterdi. İstilacı bitkilerin düzenli temizlendiği alanlarda endemik bitki örtüsü 2014’teki %53,7’den 2023’te %86,2’ye yükseldi. İstilacı bitkilerin bırakıldığı karşılaştırma alanlarında ise %47,5’ten %17,3’e düştü. Burada yalnızca keçilerin varlığı veya yokluğu kadar, böğürtlenin büyümesi ve diğer bitkilerle rekabeti de habitatın geleceğini belirliyordu. (🔗)
Keçilerin uzaklaştırılmasının ardından başka büyük otçulların davranışları da önem kazandı. Galápagos dev kaplumbağaları ağır bedenleriyle çalıların arasından geçiyor, bazı bitkileri eziyor, otlarla ve kaktüslerle besleniyor, meyve tohumlarını dışkılarıyla uzak bölgelere taşıyordu. Bu davranışlar bitki örtüsünün açıklığını, türlerin dağılımını ve bazı alanların yeniden ormanlaşma hızını etkiliyordu.
Española Adası’nda dev kaplumbağaların yeniden çoğaltılması üzerine yürütülen çalışmada, kaplumbağaların girebildiği alanlarla dışlandıkları alanlar karşılaştırıldı. Sekiz yıllık izleme, kaplumbağaların bulunduğu bölgelerde odunsu bitkilerin yenilenmesinin sınırlanabildiğini ve ot örtüsünün genişlediğini gösterdi. Hektar başına yaklaşık bir veya iki kaplumbağanın bulunması, açık savanların çalılığa dönüşmesini durdurabilecek yoğunluk olarak belirlendi. (🔗)
Pinta Adası’nda ise farklı bir sonuç ortaya çıktı. Adanın son bilinen yerli dev kaplumbağası Lonesome George, 2012’de öldü. Daha önce adaya yerleştirilmiş 39 kısır dev kaplumbağa, bazı ekolojik işlevleri yeniden yerine getirmeleri için dolaşmaya bırakılmıştı. Fakat sayıları adanın geniş bitki örtüsünü güçlü biçimde etkilemeye yetmiyordu.
Eylül 2026’da yayımlanan araştırmaya göre Pinta’daki örnekleme alanlarında çalı sayısı 2011–2022 arasında %116 arttı. Araştırmacılar hektar başına yaklaşık 0,7 kaplumbağalık yoğunluğun bu gelişimi tersine çevirebileceğini modelledi. Kaplumbağaların daha sık dolaştığı bölgelerde bitki örtüsünün farklı gelişmesi, hayvanların hareketiyle habitatın yapısı arasındaki ilişkiyi gösteriyordu. (🔗)
Dev kaplumbağaların taşıdığı tohumlar da bu ilişkinin önemli bir parçasıdır. Bir araştırmada kaplumbağa dışkısı başına ortalama 464 sağlam tohum bulundu. Tohumların sindirim sisteminde kalma süresi ortalama on iki gündü. Bu sürede hayvanlar ortalama 394 metre, bazı örneklerde ise dört kilometreden fazla hareket edebiliyordu. Taşınan tohumlar hem yerli hem de adalara dışarıdan getirilmiş bitkilere aitti. (🔗)
Kaplumbağaların beslenme güzergâhları, bitkilerin yeni nesillerinin nerede yetişebileceğini etkiliyordu. Öte yandan bitkilerin mevsimsel büyümesi de kaplumbağaların dolaşma yönlerini belirliyordu. Santa Cruz’da iri dev kaplumbağalar yüksek ve alçak bölgeler arasında mevsimsel göç gerçekleştirirken küçük bireyler daha dar bölgelerde kalıyordu. Hayvanların boyutları ve yaşları, ekosistemde üstlendikleri işlevin ölçeğini değiştiriyordu.
Şubat 2026’da Floreana Adası’na 158 genç dev kaplumbağanın yeniden bırakılması, bu uzun restorasyon tarihinin yeni bir aşamasıydı. Hayvanların varlığı, otlama, çalıları ezme ve tohum taşıma gibi ekolojik süreçlerin yeniden başlamasını sağlayacaktı. Keçileri bulmak ve ortadan kaldırmak için geliştirilen izleme teknolojileri, bu kez kaplumbağaların dolaşmasını ve yaşam alanlarını incelemek için kullanılıyordu. (🔗)
Domuzların beslediği kartallar ve geceye çekilen tilkiler
Hayvan davranışı ile ekosistem arasındaki etkileşimin başka bir örneği, Kaliforniya’nın Santa Cruz Adası’nda yaşandı. İnsanlar buraya 19. yüzyılda domuzlar getirmişti. Zamanla yabani domuz popülasyonu çoğaldı ve domuz yavruları altın kartallar için bol bir besin kaynağı oluşturdu.
Altın kartallar adada yerleşip üremeye başladıktan sonra yerli ada tilkilerini de yoğun biçimde avladı. Tilkiler küçük bedenleri ve gündüz hareketlilikleri nedeniyle kartallar için kolay hedeflerdi. Aynı dönemde adada yaşayan kokarcalar büyük ölçüde gececiydi ve kartallarla daha az karşılaşıyordu.
Tilki nüfusu çökerken kokarcaların üzerindeki rekabet baskısı da azaldı. Tilkiler gündüz hareketlerini azaltıp gece faaliyetlerini artırarak yeni avcı baskısına tepki verdi. Ancak bazı izleme modelleri bu davranış değişikliğinin ölüm riskini yeterince azaltamadığını gösterdi. (🔗)
Böylece insanların adaya getirdiği domuzlar, kartalların çoğalmasını kolaylaştırmış; kartalların avlanması ise tilkilerin hareket saatlerini ve kokarcaların rekabet koşullarını değiştirmişti. Ekologlar bu tür ilişkilerde, bir av türünün avcı nüfusunu destekleyerek başka bir av türü üzerindeki baskıyı artırmasını hyperpredation kavramıyla inceler. (🔗)
Santa Cruz’daki Yahuda domuzları, bu besin ilişkilerini değiştirmeyi hedefleyen geniş restorasyon çalışmasının parçasıydı. Domuzlar ortadan kaldırılırken altın kartallar yakalanıp başka yerlere taşındı. Yerli tilkiler de yetiştirme ve yeniden doğaya bırakma programlarıyla desteklendi. Bu müdahaleler, tilki popülasyonunun sonraki yıllarda toparlanmasına katkıda bulundu.
Bu örnekte bir türün ortadan kaldırılması, başka bir türün avcısını etkiliyordu. Avcının değişmesi de üçüncü bir hayvanın hareketlerini ve dördüncü bir hayvanın rekabet koşullarını belirliyordu. Yahuda domuzuyla başlayan arama, bütün besin ağının yönetilmesine uzanıyordu.
Keçilerin taşıdığı tohumlar ve koruma operasyonunun kendi ekolojik etkisi
Hayvanlar arasında sosyal bağ arayan Yahuda sistemi, bitkilerin yayılmasıyla da doğrudan ilişkiliydi. Çünkü başka keçileri bulması için serbest bırakılan bir Yahuda keçisi aynı zamanda yiyip sindirdiği bitkilerin tohumlarını taşıyabiliyordu.
Avustralya’nın Kangaroo Island adasında kullanılan Yahuda keçileri, başka bölgelerden getirildiklerinde serbest bırakılmadan önce bir hafta kapalı alanda tutuldu. Bunun sebebi, daha önce yedikleri bitkilerin tohumlarının sindirim sistemlerinden geçerek dışkıyla atılmasını sağlamaktı. Böylece keçiyle birlikte yeni istilacı bitkilerin adaya taşınma riski azaltılmaya çalışılıyordu.
Bu ayrıntı uygulamanın maddi koşullarını gösterir. Keçi, türdeşlerini bulabilmesi için serbest dolaşmalıdır; aynı dolaşma yeteneği, bitkilerin yeni alanlara taşınmasını da mümkün kılar. İşaretlenen hayvanın seçimi, karantinası, beslenmesi, kısırlaştırılması ve doğaya bırakılması bu nedenle tek bir yönetim işleminin parçalarıdır.
Hayvanın hareketini izleyen araştırmacı, aynı zamanda hayvanın hangi bitkileri tükettiğini, hangi alanlarda dolaştığını, hangi tohumları taşıyabileceğini ve başka türlerle nasıl karşılaşacağını da hesaba katmak zorundadır. Bir türü ortadan kaldırmak için getirilen canlı araç, yeni ekolojik ilişkilerin kurulmasına da aracılık edebilir.
Keçilerin öldürülmesi üzerine çıkan yerel çatışmalar
Galápagos’taki keçi operasyonları yalnızca avcılarla hayvanlar arasında gerçekleşmedi. Adalarda yaşayan çiftçiler, balıkçılar, avcılar ve millî park çalışanları, keçilerin varlığına ve ortadan kaldırılmasına farklı anlamlar veriyordu.
Keçiler bazı aileler için uzun süredir kullanılan bir gıda kaynağıydı. Keçi avı, ada yaşamının ve yerel geçim faaliyetlerinin parçasıydı. Turizmin ve koruma kurumlarının genişlemesiyle yerel ekonomik faaliyetler üzerindeki düzenlemeler de arttı. Özellikle denizhıyarı avcılığına getirilen sınırlamalar, 2004’te geniş protestolara yol açtı.
Bu siyasi çatışmanın keçi yönetimine doğrudan etkileri oldu. Bazı protestocular, keçilerin daha önce ortadan kaldırıldıkları adalara yeniden getirilmesini bir baskı aracı olarak kullandı. Bir dalış gezisi sırasında uzak Wolf Adası’nda tek bir keçi görüldüğünde iki park görevlisi ve bir fotoğrafçı adaya giderek hayvanı buldu ve öldürdü. Dönüş yolculuğu ters rüzgâr ve akıntılar yüzünden yaklaşık kırk saat sürdü. Görevlilerden biri keçinin adaya bırakılmasını siyasi bir mesaj olarak yorumluyordu.
Yerel avcıların da eradikasyonla ilişkileri değişiyordu. Bazıları öldürdükleri keçilerin yavrularını ve gebe dişileri serbest bırakıyordu. Bir avcı tercihlerini şöyle açıklamıştı:
“Matar sí, pero erradicar nos pareció demasiado!”
[Öldürmek evet, ama tamamen ortadan kaldırmak bize fazla geldi!]
Bazı avcılar, raporlarına öldürüldüğünü yazdıkları keçileri serbest bırakıyordu. Bunun ardından öldürülen her keçiden kulak parçası getirilerek av kayıtlarının doğrulanması istendi. Yönetimin hedeflediği sonuçla sahadaki çalışanların davranışları arasındaki fark, yeni bir denetim yöntemini doğurmuştu. (🔗)
Öldürülen keçilerin cesetleri de tartışma konusu oldu. Çok sayıda keçi uzak volkanik arazilerde vuruluyor ve bulunduğu yerde bırakılıyordu. Yerel sakinlerden bazıları etin toplanıp değerlendirilmesini istiyordu. Proje yöneticileri ise ulaşım maliyetlerini ve hayvanların bedenlerindeki besin maddelerinin ayrışarak toprağa dönmesini gerekçe gösteriyordu.
Böylece aynı keçinin bedeni, yerel halk açısından yiyecek ve ekonomik kaynak; koruma yönetimi açısından ise ekosistemin besin döngüsüne dahil olan organik madde olarak değerlendiriliyordu. Keçinin canlıyken otladığı bitkiler, öldükten sonra toprağa bıraktığı maddeler ve insanlar tarafından tüketilebilecek eti aynı çatışmanın parçaları hâline geldi.
Bütün bu olaylar, hayvan yönetiminde insanların davranışlarının da değiştiğini gösteriyordu. Avcılar kimi hayvanları serbest bırakıyor, yöneticiler av kayıtlarını daha sıkı denetliyor, balıkçılar keçileri protesto aracı olarak kullanıyor, park ekipleri yeniden getirilen hayvanları bulmak için Yahuda keçilerini izlemeye devam ediyordu. (🔗)
Bir hayvanın hayatı ne zaman korunmaya değer oluyor?
Yahuda ve Mata Hari uygulamalarındaki temel gerilim, hayvanların yaşam süreleriyle kendilerine verilen işlev arasında kuruluyor. Mezbahadaki Yahuda koyunu, binlerce koyunu kesime götürdüğü için korunuyordu. Modern Yahuda keçisi, kalan son keçileri bulduğu için kısırlaştırılıyor, izleniyor, yaralanmalarına karşı gözetiliyor ve operasyon boyunca hayatta tutuluyordu. Mata Hari dişisinde bu bakım hormon uygulamalarını da içeriyordu.
Hayvanlar üzerindeki müdahaleler aynı zamanda farklı refah sorunları yaratıyordu. Yakalama ve kısırlaştırma fiziksel stres oluşturabiliyor, tasmanın sürtünmesi yaralanmaya yol açabiliyordu. Keçinin çevresindeki türdeşlerin öldürülmesi ve tekrar tekrar yalnız bırakılması, hayvanın sosyal yaşamını etkiliyordu. Kısırlaştırılmış Mata Hari kedilerinde hormonal implantların üreme organlarına etkisi de ayrıca incelendi.
Bu koşullarda hayvan, kendi türünün diğer üyelerine ulaşmayı sağlayan bir canlı bilgi kaynağı olarak kullanılıyordu. Çevresindeki grubun öldürülmesiyle tekrar yalnız kalıyor, ardından yeni türdeşler aramaya başlıyordu. Yönetim sistemi, hayvanın sosyal davranışını korurken o davranışın gerçekleştiği ilişkileri sürekli ortadan kaldırıyordu.
Bu işleyiş, günah keçisi ve Yahuda imgelerinin neden bu kadar güçlü kaldığını açıklar. Günah keçisi topluluğun suçunu üzerine alır. Yahuda keçisi topluluğun güven ilişkilerini insanların erişimine açar. Mata Hari hayvanı, başka bireylerin cinsel davranışını onları bulmanın aracına dönüştürür. Üçünde de hayvanın bedeni ve toplulukla ilişkisi, başka bir amaca ulaşmak için kullanılır.
Sonuçta bu tekniklerin hedefi yalnızca belirli hayvanların öldürülmesiyle tamamlanmaz. Son keçinin ardından bitkiler büyür, kimi avcılar çekilir, diğer hayvanların faaliyet saatleri değişir, kaplumbağalar yeniden dolaşmaya başlar, tohumlar yeni bölgelere taşınır. İnsanlar bunları yeniden ölçer, izler ve yönetir.
Yahuda koyunundan Mata Hari kedisine uzanan tarih, hayvanların birbirleriyle kurdukları ilişkilerin insan yönetiminde nasıl kullanılabildiğini gösterir. Sürüyü takip etmek, arkadaş aramak, eş seçmek, çiftleşmek, saklanmak, otlamak ve göç etmek, hayvanların yaşamını sürdürmesini sağlayan davranışlardır. Bu davranışların her biri insanların onları bulmasına, yönlendirmesine ve yaşam alanlarını yeniden düzenlemesine aracılık edebilir.
Hayvan yönetiminin en ileri biçiminde yönetilen şey, tek tek hayvanların hareketinden onların birbirleriyle ve yaşadıkları ekosistemle kurduğu ilişkilerin geleceğine kadar genişlemiştir.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Judas Within the Herd: How Animals Are Enlisted in Betrayal, Desire, and Ecosystem Management – Žižekian Analysis