İnsanda halet-i ruhiye renkten renge girer. Sık sık dönüşüm geçiren insan ruhu (pek belli etmek istemese de) karşısına çıkan her yenilikte sanki ona “ce-ee!” yapılmış gibi şaşırır. Hepimizde bulunan bu ruhsal özelliğe cehalet-i ruhiye adını verelim. Cehalet-i ruhiyenin dört seviyesi vardır:
1) Ben kendimi bilemem.
2) Ben onu bilemem.
3) O beni bilemez.
4) O kendini bilemez.
Şimdi bunları tek tek ele alalım.
1) Ben kendimi bilemem: İnsan kişilik sahibi bir varlık olduğunda ne kadar ısrar etse de kimse bugününün yarınını tutacağını garanti edemez. “Şöyle biriyimdir, böyle biriyimdir…” diye sayılıp dökülen listelerin amacı günlerden bir gün özgüvenli bir rahatlık içinde “Biriyimdir!” diyebilmek olsa da o gün asla gelmez. “Ben benim” diyebilmek Tanrı’nın ayrıcalığı olmakla kalır ve biz ölümlüler en fazla çeşitli nesnelerle ilişkilenerek “ben ona bağlıyım, onun gibiyim, ondan farklıyım, ona karşıyım, vb.” diyebiliriz, o’nu bilebilme zannına tutunarak.
2) Ben onu bilemem: İnsan onu bilebilmek için gecesini gündüzüne katmış, yüzlerce bilimsel formül ve denklem yazmış, karmakarışık deneyler yapmıştır, ama nihayetinde ancak “O birimdir! (kuantum)” diyebilmiştir, onun ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu hâlâ bilemiyor ve açıklayamıyor. Onu bilememek insanı korkulara gark eder. O dost mu düşman mı; iyicil mi yoksa bir canavar mı; lezzetli mi yoksa bizi yutacak mı? Bunların hiçbirini bilemem çünkü o’nun beni kuşatan nazarı benim kör noktamdır; onunla konuşamam, onun sözünü duyamam, “Beni nasıl bilirdiniz?” diye sorup yanıtını alamam.
3) O beni bilemez: Gerçi herşeye rağmen onunla empati kurabilirim; ben nasıl onu bilemiyorsam, o da aynı şekilde beni bilemez. Bu simetrik yansıtma korku nesnesini eriterek korkuyu kaygıya dönüştürür. Bu simetriyi algıladıktan sonra artık mahallenin delisinden korkan mahallenin akıllısı gibi davranamam, deliyi görünce çomağını saklayan bir başka deli olurum. Yaşadığım dünyada zombi kıyameti başgöstermiş olsa dahi, ben de virüs kapmış olabilirim. Eğer kendinizi bilmekte ısrarcıysanız, karanlıktan korkuyor ve aydınlanmadan duramıyorsanız, bu kaygı sizi ezecektir; oysa kör noktasına saklandığınız o’nun artık sizi avlayamaz olduğunu fark ederseniz aynı kaygı ile yelkenleri de şişirebilirsiniz.
4) O kendini bilemez: En mühim noktaya geldik. Freud, Lacan ve Žižek şunu vurgular: Başkasının nazarı karşısında duyduğunuz kaygı bütün duygularınız arasında en hakikatlisidir, diğer duyguların hepsi farklı şeyleri örtüp sizi yanıltıyor olabilir, kaygı ise sizi kandırmaz, gerçektir ve güvenilir bir dayanak noktasıdır. Şimdi bunun bir adım ötesine geçelim: Evet en hakikatli (vraie) duygu kaygıdır ama şaşırma hali kaygıdan daha bile sahidir (vraie vérité). Bu tespit sizi fazla şaşırtmamalı, zira şaşırmanın (surprise) malumat fazlası (surplus-information) ile matematiksel ilişkisi iyi bilinir [1]. İşte hepimizi şaşkınlaştıran ayırı/gedik “O kendini bilemez” gerçeğidir. Şaşkınlığını maskelemek isteyenler bu yüzden şöyle derler: “O kendini biliyor!”
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Entropy (information theory)” Wikipedia, “Sahi Sahiliğin Anlamsız İmletimi”
ruh ruleti






























Geri bildirim: Kozmik Böcek — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Askıda inanmazlık (willing suspension of disbelief) — Griggs, Coleridge | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Mine Goth — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kuantum — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER