Diyalektik Ateizm: Tanrının Fanilik Haseti ve Kayıp Erek Efsanesi — Işık Barış Fidaner

Din ve ateizmi karşı karşıya koyarsanız şunları görürsünüz:
1) Din: Tanrı erekli bir gayrifanidir, istikamet verici ve yazgılayıcıdır.
2) Ateizm: İnsanlar ereksiz fanilerdir, istikametsiz evrime uyarlar, yazgılanmamış devrimler yaparlar.

Oysa bu tabloda hem birbirinden kopuk hem de ters ilintili sayılan fanilik ve ereklilik bizi ölümlü kılan iki boyuttur:
1) Fani olmamız birinci (biyolojik) ölüme tabi olmamızdır.
2) Erekli olmamız ikinci (simgesel) ölüme tabi olmamızdır.

Yani fani olmayanlar erekli de olamazlar. Tanımı gereği insan fanidir, Tanrı gayrifanidir. O halde yalnızca biz insanlar erekli olabiliriz, Tanrı asla erekli olamaz. Bu noktada düz ateizm şöyle bir sonuca varır:

Şu anda Tanrıyı erekli zannettiğimize göre din adamları ortaçağda (karanlık devirde) muhakkak bir dolap çevirmiş olmalı!

Ama sonuçta din adamları da bizim gibi fanilerdir, onca insanı kandıracak kadar kurnaz olamazlar. O halde bu teoriyi bir adım daha geriye sarmalıyız:

Şu anda Tanrıyı erekli zannettiğimize göre Tanrı insanlığın tarihöncesinde muhakkak bir dolap çevirmiş olmalı!

Diyalektik ateizm adını vereceğimiz bu yaklaşımın dayandığı efsaneyi kurgulayalım şimdi:
1) Gayrifani Tanrı kendisi asla erekli olamayacağı için insanın faniliğine hasetlendi.
2) Erek potansiyelini sabote etmek için Tanrı insanlık karşısında ereklilik tasladı.
3) Korkutulan insan ereklere direnç geliştirdi, ereksizliğe aşık oldu ve kaygılara gömüldü.

Bu efsanenin en önemli sonucu şöyledir: Tanrının asıl tecellisi korkutucu dini erekler değildir, direnç geliştiren insanın gömüldüğü kaygılı ereksizliktir. Ereksiz Tanrı insan için “O beni sahnelesin” demiştir (Freud: Wo Es war soll Ich werden). İnsanın Tanrıyı sahnelemesi iki boyuttan oluşur:

1) Aşkınlığın şaşkınlık yaratması, Sanal Tanrının fol bir erek öne sürerek insanlığı kandırmasıdır; bunun dildeki karşılığı mecaz yani anlam yoğunlaşmasıdır (naman-ı pir: les noms du père).

2) İçkinliğin şişkinlik yapması, ereksizliğe kapılan insanlığın çoğalıp farklılaşması, çeşitlenmesidir; bunun dildeki karşılığı da mecaz-ı mürsel yani anlam kaymalarıdır (kanman iptir: les non-dupes errent).

Bunların her ikisi de kısır döngüdür ve bileşimleri de kısır döngüdür. Oysa efsanemize göre Tanrı sabote etmeden önce insanın gerçek bir ereği vardı. Şimdi onun adını koyalım:

Kayıp Erek

Bu söz öbeğini sıfat tamlaması gibi okursanız Tanrının insana kaybettirdiği Görcül Ereği kastetmiş olursunuz. Kayıp Erek’in güçlü anlamı lüzum veya eryazgıdır:

Ereğimizi kaybettik hükümsüzdür.

Eğer aynı öbeği bir cümle gibi okursanız kaybettiğimiz Görcül Ereğin telafisi için tutunduğumuz gerçel ereklerin kaypaklığı anlaşılır. Kayıp Erek’in zayıf anlamı keyfiyet veya sapkınlaşmadır:

Hadisene kayıp da erek yahu!

İkinci okunuşun yan etkisi olarak beliren “Kaymadan Erek” ise Sanal Tanrının ahlakçılığını teşkil eden ayıplayıcı hayalettir (ahlak bombası).

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Bkz “Eryazgı (predestination)” Slavoj Žižek, “Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir”, “Naman-ı Pir: Kanman İptir, Anlam: Al Nam! (les noms du père: les non-dupes errent)” Jacques Lacan, “Ahlak Bombasını Reddetmek ve Etkisiz Hale Getirmek”, “İnkârcı Katlanma ve İkrar Zarı: Baş-kası, Ar-kası, Hır-kası” (1) (2)

5 Yorum

Filed under Şey