Bilgisayar biliminde “rastgelemsi” (pseudo-random) kavramı önemlidir: Tavlada zar atınca rastgele sayılar ürettiğinizi zannedebilirsiniz ama bilgisayarda algoritmalarla üretilen sayılar asla tam anlamıyla rastgele olamazlar, en fazla “rastgelemsi” olabilirler; yani rastgeleymiş izlenimi verirken sizin bilmediğiniz düzenlere riayet ederler.
Astrolojinin bilgisayar biliminden farkı, aynı algoritmik rakamlarınız gibi tavlada attığınız zarların da rastgele olamayacağı iddiasıdır. Tavlada attığınız zarlar, tarotta çektiğiniz kart, hatta annesinden doğan bebek, teleskopla keşfedilen gezegen… Astrolojiye sorarsanız bu tip “doğurusal” (nonlinear) olaylar rastgelemsidir, yani rastgeleymiş gibi göründüklerinde dahi çeşitli bilinmez düzenlere riayet ederler.
Bu aslında dilbilimsel bir kısıtlamadır: Onlara “rastgelmiştir” denebilir (onlardan fiil-yüklemler yapıp zarflara sarabiliriz) ama “rastgeledir” denemez (onlardan isim-yüklemler yapıp sıfatlarla paketleyemeyiz). Yani astrolojinin özü bazı ekstra gizemli varlıklara inanmak değildir (gezegenlere, arketiplere, vb.), “nesnellik” soyutlamasını epeşit-öpözgür tabana oturtan “rastgelelik” inancının terk edilmesidir [1].
İşte bu “rastgelemsi” olaylardan biri de 2016’da Güneş etrafında bize sürekli yoldaşlık eden küçük bir gökcisminin bulunuşu oldu. Bu yıldıztaşına (asteroid) Hawaii dilinde “dalgalanan gökcismi” anlamına gelen “Kamo’oalewa” ismi takıldı. Biz ona Türkçede Kamualev diyelim [2].
Geçen yıl bilimciler Kamualev’in Ay’dan kopmuş bir parça olabileceğini duyurdular; bir gökdelen boyundaki bu minik yıldıztaşı, Ay yüzeyindeki binlerce kraterden herhangi birinden oyulup çıkarılmış bir Ay Parçası olabilir. Ay yüzündeki çiziklere atıfla Kamualev’i Ø simgesiyle gösterelim.
Peki Kamualev’in Türkiye’yle ne alakası olabilir? Türkiye’nin (99’uncu yılında olduğumuz) kuruluş haritasında ve ülke tarihinde yer eden iki liderin doğum haritasında Kamualev’in bulunduğu derecelerin Sabian simgelerine bakarsanız şunları görürsünüz:
Atatürk: Atalar heyeti genç önderin dediklerini yapıyor (Kova 5)
Erdoğan: Dağdan inen kalabalıklar tek adamı dinliyor (Akrep 24)
Türkiye: Üç vitray pencereden biri bombardımanda parçalanmış (Oğlak 2)
Bunların çağrışımını anlatmama gerek var mı? Kemalizm ve Erdoğancılık şu anda Türkiye siyasetinin iki ana damarıdır, vitray pencerelerden sağlam kalan iki tanesi bunlardır, bombardımanda parçalanan üçüncü vitray pencere de sol partilerin oluşturmaya çalıştığı “üçüncü taraf”tır.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Rastgelelik inancına Bayesci dilde “iid” denir: independent and identically distributed = bağımsızca ve özdeşçe dağılmışlık = eşitçe ve özgürce türemişlik = eşitlik-özgürlük-kardeşlik = Fransız Devriminin ilkeleri
[2] Bkz “Ay Parçası Kamualev: Ay’ımızdan kopan minik cisim üç yüzyıl daha yörüngemizde kalacak” Tony Ho Tran
[3] Amerikalı ruhçuların astroloji dünyasına hediye ettiği Sabian simgeleri zodyaktaki 360 derecenin her birine bir imge tayin eder. Bkz “Avcılardan Saklanan Sincapların Bardaktan Boşanırcasına Kovalanacağı Günler Pek Yakın Değildir”






























Geri bildirim: Kamualev — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hançerli Psykhe ve solgu (aphanisis) — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İnanılmaz: Saçmalık Tehlikesi Beklenti-Umut Makasıdır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Astroanaliz — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ay Parçası Kamualev: Ay’ımızdan kopan minik cisim üç yüzyıl daha yörüngemizde kalacak — Tony Ho Tran | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ereksi yön rastyöneldir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kaderin Şakası Kamualev Ø: Yeni ve Kaotik Bir Astrolojik Gösterge — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saturni Id — special page | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ay Parçası Kamualev — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aries After Pisces: Saturn–Neptune 2026 and the Freudian Communist Constraint Without a Wall – Žižekian Analysis