Her hitabet bir miktar Efendi söylemi barındırdığına göre edilen her lafın bir miktar ders verme hatta azarlama içerdiği düşünülebilir [1]. İnsanları işittikleri lafları algılamaktan alıkoyan tek şey inkarcılık değildir, birtakım vaizlerin onlara habire bir şeyler öğretmesinden de rahatsız olurlar. Buna göre zamirler şöyle dağılır:
Ben: Laf eden tekillik Sen: Laf işiten tekillik O: Lafı edilen tekillik
Biz: Laf eden çoğulluk Siz: Laf işiten çoğulluk Onlar: Lafı edilen çoğulluk
Bu tablo neden samimi muhataplara “sen” derken tanımadığımız kişilere “siz” dediğimizi de açıklar:
1) “Sen!” diyen “biz” adına konuşur: Samimiyette tekil çoğuldan laf işitir.
2) “Siz!” diyen “ben” adına konuşur: Tanımazlıkta çoğul tekilden laf işitir.
Samimiyet ilişkisi “Biz arkadaşız/sevgiliyiz/akrabayız” gibi sanal bir çoğulluğa yaslandığına göre birbirimize “Sen şöyle! Sen böyle!” dedikçe sanal bir çoğullaşma (“birlikteliği besleyip büyütmek”??) adına birbirimizin tekilliklerini azarlamış oluruz. Tekil çoğuldan azar işittikçe ona uyumlanmaya gayret eder, “normallik ve doğallık” bu yolla somutlanır. Dolayısıyla bütün samimiyetleri özetleyen cümle şudur: “Sen bize çalışıyorsun.” [2]
Tanımadığımız kişilerde samimiyet dayanağı olmadığı için çoğul bir yerden konuşamayız, ancak tekil bir yerden konuşabiliriz. Bu ikisi şöyle özetlenir:
1) Bilen/bilinen biz (samimi): Biz biliyoruz da söylüyoruz herhalde!
2) Bilinmeyen/bilemeyen siz (tanımaz): Ben acaba yoksa şayet herhalde?
Bunlardan ikincisi bir bilgiye tercüme edilemediği için çok daha yüksek bir bilişsel bedel ödetir. Biz sen’i (“normallikle ve doğallıkla”??) sindirebilir ama ben siz’i asla ve katiyen sindiremez. Dolayısıyla tanımazlık ister istemez kopuş tarzında ifade bulur: “Ben size çalışmam.”
İşte bu nedenle “sen yerine siz diyerek samimiyeti tanımazlığa dönüştürmek” sürekli bir tehdit olarak algılanır. Oysa “siz yerine sen diyerek (normallik ve doğallık adına??) tanımazlığı samimiyete dönüştürmek” çok daha büyük bir tehdittir, çünkü “Biz şöyleyizdir! Biz böyleyizdir!” tarzında sanal çoğulluklar kolaylıkla inkarcı bilirbilmezlik balonlarına dönüşebilirler [3].
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Muhataplık ve Dört Söylem”, “Adorno: Öğrenç! Bu da bize ders olsun!”, “Analitik/Eleştirel Öğrenç: Artık Bir Bitimli ve Artık Bir Bitimsiz Analiz”
[2] Bkz “Sen siz olmaz! Sen siz olmaz!”, “Duvar Evresi ve Üstbiz/Supernos: Biz Ruhlar Daha Daha Nasılız?”, “İcazetin Yani’si Yavan Olur: Herıld Yani (Olsun Muştu!) ve Yani Herhalde (Olsunmuştu…)”
[3] Bkz “İçerikleri İçeren Bilirbilmezlik Balonu: Yazılama ve Yazıklanma”
Kadın ne ister? Was will das Weib? (Freud)
Kadın “neyiz?” der. “Was wir?” sagt Weib.






























Geri bildirim: Babil — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Nezaketten Usturupa Doğru: Fallik Kadın Dininde Mıncık Yatkınlığı Meselesi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sen Ben Biz Siz Halk Gibi — Pulp | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dört Kişiyle Düşüş ~ Bülent Ortaçgil | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bilendam, Issıza dam, Biz/Nos İnşası: BİZ Brütüz! Sezarın Hakkı Sezara (Bıçakları Hazırlayın) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İklim Çöküşü Balık Çağının Mantıksal Neticesidir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Nalay etmek nedir? alay/yala: nalay/yalan — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Cıvıtma Mecburiyeti: Kontr-argo | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER