浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
(öncesi: Jaklakanya Seyrüseferi 2: Sizi Öcüleştiren Domuzcuklara (Yerliş Eleştirmenlere) Yem Olmayın)
Dicle nehri Hazar gölünün tatlısuyunu Basra körfezinin tuzlusuyuna akıtır. İşte Jaklakanya da Dicle gibi kişisel göl(ge) sularını alıp toplumsal (kimler)denizlere aktarır [1].
Kişisel gölleri güdüleyen saik gösterenlere dayanarak bilgilenmektir. Toplumsal denizleri güdüleyen saik ise imleyenlere dayanarak bilebilmektir.
Şimdi bir tatlısu Lacancısının psikanalizden ne anladığına bakalım:
Hasta konuştukça serbest çağrışım yapamadığı anlar ortaya çıkar; “aklıma bir şey gelmiyor” der; “niye bunları konuşuyoruz, bu çok can sıkıcı” der; “bütün bunlar çok saçma, hiçbir şey anlamıyorum” der… Burada bir boşluk açılır. Bu noktadan sonra önünde temel olarak iki yol vardır: ya cahil kalmayı kabul edip daha ileri gitmez ve terapiyi bırakır ya da ileri doğru yürümeye devam eder. Nereye doğru yürüdüğünü, nereye gittiğini bilmez… Bundan sonra ne olur? Eğer cehalet tutkusuna yenik düşüp terapiyi bırakmazsa şöyle diyen biri olmuştur: “Bilmiyorum ama bilmek istiyorum. Bunlar başıma geliyor demek yetmiyor, bunların içinde benim payım ne görmek istiyorum. Artık yeter, bunlardan kurtulmak istiyorum.” (Özgür Öğütcen, Lacancı Başlangıçlar, s. 296-297)
Buna göre terapiden canı sıkılıp gitmeye yeltenen her hasta cehalet tutkusuna yenik düşmüş bir gafildir, oysa bilmek/bilgilenmek isteseydi şu fani dünyada üzerine nasıl bir pay düştüğünü görebilecekti, tabi pahalı ve süresiz bir sözleşmenin belirsiz sonuna kadar sabredebilirse! Eh böylesine bir Hesap Günü yaklaşımı da ister istemez düştüğü derin gafletten kurtarılacak zavallı hastanın “psikanalize devam etmesi yönünde güçlü istek dışavurumlarına [adlı adınca: telkine] ihtiyacı (!) olduğunu” düşündürecektir [2].
Lacan’a göreyse [3]:
1) Nasıl ki nevrotik aşk arzusu sevebilmenin zıttıysa, bilme/bilgilenme arzusu da bilebilmenin zıttıdır.
2) Cehalet kaba bilmezliktir, analize gerekense öğrenilmiş bilmezliktir:
Analiz kendi ölçüsünü yalnızca öğrenilmiş bilmezliğin yollarında bulur. (Écrits, sf. 300)
3) Bilmezlik tutkusu analitik durumu yapılandırır, hakikat/sahilik arayışının sadece önkoşulu değil ayrıca itici gücüdür de:
Eğer özne hakikat/sahilik arayışına angaje oluyorsa bilmezlik boyutunda yerlendiği içindir. (Seminer 1, sf. 277)
O halde psikanaliz “cehalete yenik düşmeme” mücadelesi veren bir din akımı veya aydınlanmacılık olamaz [4]:
Analist sazlık yakamozudur (will-o-the-wisp)… Bu sazlık yakamozunda bulduğum tek yarar, “ışık olsun!”dan farkıdır (fiat lux). Sazlık yakamozu hiçbirşeyi aydınlatmaz, hatta genelde zararlı şeylerden kaynaklanır. Bu onun gücüdür. (Lacan, Seminer 21)
İşte kişisel göllerden gelen Jaklakanya sularının neticede aktığı toplumsal denizi güdüleyen saik bilgilenmek değil bilebilmektir, yani bilgileri bir yerde toplayıp biriktirmek (mesela kendine bir özyaşamöyküsü veya Ego inşası kurgulamak) değil, iş-bilgisi veya iş-başında-bilgi oluşturmaktır (know-how, savoir-faire), o da akışkanlığı gereği bilgi değil bilgidışı statüsündedir, üniversite söylemi değil analitik söylem tarzındadır (şu akademi artık biraz aka de mi?).
Denizlere akmak dururken tatlısularda oyalanan Lacancılar ‘gösteren’ terimiyle kendi kişisel anlam topaklarını ‘göstere göstere’ vakit geçirirler. Oysa Jaklakanya menderesini kıvıran girdapları katetselerdi ellerindeki hayali anlam topakları dağılacaktı ve daha sağlam bir tutunma noktası bulacaklardı: kelimeler, harfiyet/mektup (letter), imleyen = signifier.
Onlarsa ‘gösteren’ dedikleri şeyin aslında ‘imleyen’ olduğunu çok iyi bilseler dahi Jaklakanya menderesine adım atmamak için ‘imleme’ terimini gizli köşelere saklarlar:
“Babanın-adının işlevi, öznenin göstereninin ve gösterilenin arasında bir kapitone noktası olmaktır. Bu özneye yaşamı ve idealleri için bir imleme sağlar… Bu imleme olmadığı zaman psikoz ortaya çıkar, özne için dünya başladığı yerde yıkıma uğrar ve yok olur.” (Stevens’tan çeviren Özgür Öğütcen, Lacancı Başlangıçlar, s. 119)
Babanın-Adı işlevi mademki ‘imleme’ ise ona neden hâlâ ısrarla ‘gösteren’ diyelim ki?
(sonrası: Jaklakanya Seyrüseferi 4: Turistik Animatör, Yerliş Rehber, Gerçek Rehber)
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Balık (hayvancık): Göl, Deniz, Umman”
[2] Bkz “Babalizan ve Onun Telkinci Babalisti: Güçlü İstek Dışavurumlarına İhtiyaç Mı? Ha? Ne?”
[3] Bkz “Ignorance’a Cehalet Değil Bilmezlik Denmelidir”, “İş-bilgisi’nden Episteme’ye” Jacques Lacan, “Bilgi ve Bilebilgi: Bilen Bilemez Ancak Bilmeyen Bilebilir”
[4] Bkz “Analist sazlık yakamozudur” Jacques Lacan
Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri (Ferhan Şensoy babalist rolünde)
































Geri bildirim: Jaklakanya Seyrüseferi 2: Sizi Öcüleştiren Domuzcuklara (Yerliş Eleştirmenlere) Yem Olmayın — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Alm İrem — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Babalizan ve Onun Telkinci Babalisti: Güçlü İstek Dışavurumlarına İhtiyaç Mı? Ha? Ne? — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saussure Dil Lokantası — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Jaklakanya Seyrüseferi 4: Turistik Animatör, Yerliş Rehber, Gerçek Rehber — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Lacan’a giriş — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Deli deli ~ MFÖ | YERSİZ ŞEYLER