1895 (yeniden basılan baskı: 1922)
Psişik mekanizmaları ve etiyolojileri[^85-1]
Söze, “saplantılar ve fobiler” sendromları hakkında sık sık yinelenen iki iddiaya karşı çıkarak başlayacağım. Şunları belirtmek gerekir: 1º Bu sendromlar, dar anlamıyla nevrasteniye bağlı değildir; çünkü bu belirtileri gösteren hastalar arasında nevrastenik olanlara da olmayanlara da aynı sıklıkta rastlanır. 2º Bunların zihinsel yozlaşmadan kaynaklandığını ileri sürmek yerinde değildir; çünkü bu belirtiler, genel olarak nevroz hastalarının çoğundan daha fazla yozlaşmış sayılabilecek kişilerde görülmez; ayrıca kimi zaman hafifler, hatta kimi zaman tümüyle iyileştirilebilirler[^85-2].
Saplantılar ve fobiler, kendilerine özgü bir mekanizmaya ve bazı vakalarda açığa çıkarmayı başardığım bir etiyolojiye sahip, ayrı türden nevrozlardır. Umarım bu etiyoloji yeni vakaların pek çoğunda da aynı biçimde ortaya çıkar.
Konuyu bölümlere ayırırken önce, önemli olayların anılarından, bu olayların değişikliğe uğramamış imgelerinden başka bir şey olmayan şiddetli saplantılar sınıfını bir yana ayırmayı öneriyorum. Örneğin, arabasıyla birlikte Seine Nehri’ne yuvarlanmaktan kıl payı kurtulduğundan beri sol yanında sürekli bir uçurum gördüğünü sanan Pascal‘ın saplantısını anacağım. Bu saplantılar ve travmatik diye adlandırılabilecek fobiler, histerinin belirtileriyle bağlantılıdır.
Bu grubu bir yana ayırdıktan sonra şunları birbirinden ayırt etmek gerekir: A) sahi saplantılar; B) fobiler. Bunlar arasındaki temel fark şöyledir.
Her saplantıda iki şey bulunur: 1º Kendini hastaya dayatan bir fikir; 2º bu fikre eşlik eden bir duygulanım durumu. Fobiler sınıfında bu duygulanım durumu her zaman bunaltıdır; oysa sahi saplantılarda, kaygının yanı sıra kuşku, vicdan azabı veya öfke gibi başka bir duygulanım durumu da söz konusu olabilir. Önce, fobilerinkinden hayli farklı olan sahi saplantıların gerçekten dikkat çekici psikolojik mekanizmasını açıklamaya çalışacağım.
I.
Sahi saplantıların çoğunda asıl belirleyici olanın duygulanım durumu olduğu açıkça görülür; çünkü ona eşlik eden fikir değiştiği hâlde bu durum değişmeden sürer. Örneğin I. gözlemdeki genç kız, hırsızlık yapmak, kız kardeşlerine kötü davranmak, sahte para basmak vb. gibi hemen her şeyden ötürü vicdan azabı çekiyordu. Kuşkuya kapılan kişiler, birçok şeyden aynı anda veya art arda kuşku duyarlar. Bu vakalarda aynı kalan duygulanım durumudur; değişen ise fikirdir. Başka vakalarda fikir de sabitlenmiş gibi görünür: IV. gözlemdeki genç kız, nefret ettiği kişi değişip durduğu hâlde, evin hizmetçilerine anlaşılmaz bir nefret beslemeyi sürdürüyordu.
Bu vakaların titiz bir psikolojik analizi, duygulanım durumunun kendi başına her zaman haklı bir gerekçeye dayandığını gösterir. I. gözlemde vicdan azabı çeken genç kızın bunun için geçerli nedenleri vardır; III. gözlemde baştan çıkmalara karşı direnebileceklerinden kuşku duyan kadınlar, neden kuşkulandıklarını gayet iyi bilirler; IV. gözlemde hizmetçilerden nefret eden genç kızın da yakınmakta haklı olduğu bir durum vardır vb. Ancak patolojik damga tam olarak şu iki özellikte yatar: 1) Duygulanım durumu süregitmiş, âdeta ebedîleşmiştir; 2) ona eşlik eden fikir artık saplantının etiyolojisiyle ilişkili yerinde fikir, asıl fikir değildir; onun yerine geçen bir fikir, bir ikamedir.
Bunun kanıtı, hastanın geçmişinde, saplantının başlangıcında bulunan ve yerine başka bir fikir geçirilmiş olan asıl fikrin her zaman saptanabilmesidir. İkame fikirlerin ortak özellikleri vardır: Bunlar, kişinin cinsel yaşamında unutmaya çalıştığı, gerçekten acı verici izlenimlere karşılık gelir. Kişi, bağdaşmaz fikrin yerine başka bir fikir geçirmeyi başarmıştır; ne var ki bu yeni fikir, kendisi değişmeden kalan duygulanım durumuyla birleşmeye pek elverişli değildir. Saplantılara özgü saçmalığı açıklayan şey, duygulanım durumu ile ona eşlik eden fikir arasındaki bu uygunsuz birleşmedir. Gözlemlerimi aktaracak, sonuçta da kuramsal bir açıklama denemesi sunacağım.
Gözlem I. — Gündelik okumalarından etkilenerek hırsızlık yaptığı, sahte para bastığı, bir kumpasa karıştığı vb. gerekçelerle kendini suçlayan ve bu suçlamaların saçma olduğunu bilen bir genç kız.
İkamenin düzeltilmesi. — Gizlice sürdürdüğü ve vazgeçemediği mastürbasyon yüzünden kendini suçluyordu.
Mastürbasyon yapmasını engelleyen titiz bir gözetim sayesinde iyileşti.
Gözlem II. — Benzer bir saplantıdan mustarip, tıp öğrencisi genç bir erkek. Kuzenini öldürmek, kız kardeşinin bekâretini bozmak, bir evi kundaklamak vb. gibi her türlü ahlaka aykırı eylemden ötürü kendini suçluyordu. Öyle bir noktaya gelmişti ki sokakta arkasından geçen son kişiyi de öldürüp öldürmediğini anlamak için dönüp bakmak zorunda kalıyordu.
İkamenin düzeltilmesi. — Yarı tıbbi bir kitapta, kendisinin de yaptığı mastürbasyonun ahlakı bozduğunu okumuş ve bundan etkilenmişti.
Gözlem III. — Pencereden atlama, çocuklarını bıçakla, makasla vb. yaralama saplantısından yakınan birkaç kadın.
Düzeltme. — Tipik baştan çıkma saplantıları. Bu kadınlar, evliliklerinden hiç memnun olmadıkları için başka erkekleri gördüklerinde kendilerine musallat olan şehvetli arzulara ve fikirlere karşı mücadele ediyorlardı.
Gözlem IV. — Aklı bütünüyle yerinde ve son derece zeki olan bir genç kız, evin hizmetçilerine karşı denetleyemediği bir nefret gösteriyordu. Bu nefret, küstah bir hizmetçi yüzünden doğmuş, ardından hizmetçiden hizmetçiye aktarılmış ve sonunda evin idaresini olanaksız hâle getirmişti. Nefretle tiksintinin karışımı bir duyguydu bu. Genç kız, hizmetçilerin pisliklerinin kendi aşk anlayışını bozduğunu gerekçe gösteriyordu.
Düzeltme. — Bu genç kız, annesinin bir aşk buluşmasına istemeden tanık olmuştu. Yüzünü gizlemiş, kulaklarını tıkamış ve kendisini tiksindiren, ayrıca çok sevdiği annesiyle bir arada kalmasını olanaksız kılabilecek bu sahneyi unutmak için elinden geleni yapmıştı. Bunu başarmıştı; ancak aşk imgesinin kirletilmiş olmasından duyduğu öfke içinde kalmış ve bu duygulanım durumu çok geçmeden annenin yerine geçebilecek bir kişinin fikriyle birleşmişti.
Gözlem V. — İdrarını tutamama saplantılı korkusu yüzünden kendisini neredeyse bütünüyle yalıtmış bir genç kız. Kız, birçok kez idrara çıkmadan odasından ayrılamaz, ziyaretçi kabul edemez olmuştu.
Evindeyken ve tam bir dinlenme hâlindeyken bu korku ortaya çıkmıyordu.
Düzeltme. — Bu, bir baştan çıkma ya da güvensizlik saplantısıydı. Kuşku duyduğu şey mesanesi değil, aşkla ilgili bir dürtüye karşı direnme gücüydü. Saplantının kökeni bunu açıkça gösteriyordu. Bir keresinde tiyatroda, hoşuna giden bir erkeği gördüğünde, (kadınların kendiliğinden cinsel boşalmasında her zaman olduğu gibi) idrara çıkma isteğinin eşlik ettiği aşkla ilgili bir arzu duymuştu. Tiyatroyu terk etmek zorunda kalmış, o andan itibaren aynı duyumu yeniden yaşama korkusuna kapılmıştı; ancak aşkla ilgili arzunun yerine idrara çıkma isteği geçmişti. Tamamen iyileşti.
Sıraladığım gözlemler, karmaşıklık dereceleri değişse de şu ortak özelliği taşırlar: Asıl (bağdaşmaz) fikrin yerine başka bir fikir, bir ikame fikir geçmiştir. Şimdi ele alacağım gözlemlerde da asıl fikir yerinden edilir; fakat bu kez onun yerine başka bir fikir geçmez. Onun yerine, başlangıçta rahatlama yolları veya koruyucu yöntemler olarak iş görmüş olan eylemler ya da dürtüler geçer. Bunlar artık kendilerine uygun düşmeyen, fakat başlangıçtaki gibi değişmeden kalmış ve aynı ölçüde haklı bir gerekçeye dayanan duygulanım durumuyla tuhaf bir birleşme içindedir.
Gözlem VI. — Sayma saplantısı. — Bir kadın, parke tahtalarını, merdiven basamaklarını vb. durmadan sayma gereksinimi edinmişti; bunu saçma bir bunaltı hâlinde yapıyordu.
Düzeltme. — Kadın, zihnini saplantılı fikirlerinden (baştan çıkma fikirlerinden) uzaklaştırmak için saymaya başlamıştı. Bunu başarmış, fakat sayma dürtüsü başlangıçtaki saplantının yerine geçmişti.
Gözlem VII. — Düşünsel kurcalama düşkünlüğü (soyut düşünme deliliği) saplantısı. Bir kadın, yalnızca hasta olduğu dönemlerde kesilen ve o zaman da yerlerini hipokondrik korkulara bırakan bu saplantı nöbetlerinden mustaripti. Nöbetin konusu bedenin bir bölgesi ya da bir işleviydi; örneğin solunum: Neden solumak gerekir? Ya solumak istemeseydim? vb.
Düzeltme. — Başlangıçta delirmekten korkuyordu; bu, onun gibi kocasından tatmin olmayan kadınlarda hayli yaygın bir hipokondrik fobidir. Delirmeyeceğinden, hâlâ zekâsına sahip olduğundan emin olmak için kendi kendine sorular sormaya ve ciddi problemlerle uğraşmaya başlamıştı. Bu, önceleri onu yatıştırıyordu; fakat zamanla soyut düşünme alışkanlığı fobinin yerini almaya başladı. On beş yılı aşkın süredir, korku dönemleri (hastalık fobisi) ile soyut düşünme deliliği dönemleri birbirini izliyordu.
Gözlem VIII. — Kuşku deliliği. — Bu saplantının tipik belirtilerini gösteren, fakat gayet basit biçimde açıklanabilen birkaç vaka. Bu kişiler çeşitli saplantılar çekmişlerdi ya da hâlâ çekiyorlardı; saplantılarının bütün eylemlerini aksattığını ve düşüncelerinin akışını defalarca kestiğini bilmeleri, belleklerinin güvenilirliğine ilişkin haklı bir kuşku uyandırıyordu. Bir eylemi gerçekleştirirken dikkati defalarca dağıtılan herkesin kendine güveni sarsılır; böyle biri bir mektubu yeniden okumak ya da bir hesabı yeniden yapmak zorunda kalır. Kuşku, saplantıların varlığının son derece mantıklı bir sonucudur.
Gözlem IX. — Kuşku deliliği (tereddüt). — IV. gözlemdeki genç kız, gündelik yaşamın bütün işlerini, özellikle de giyinip temizlenmesini, son derece yavaş yapar olmuştu. Ayakkabılarının bağcıklarını bağlamak ya da el tırnaklarını temizlemek saatlerini alıyordu. Bunu, saplantılı düşünceler zihnini meşgul ederken de bu düşüncelerin hemen ardından da kişisel bakımını yapamamasıyla açıklıyordu; böylece saplantılı fikrin her geri dönüşünden sonra belirli bir süre beklemeye alışmıştı.
Gözlem X. — Kuşku deliliği, kâğıt korkusu. — Bir genç kadın, mektup yazdıktan sonra vicdani tereddütler çekiyor, aynı dönemde gördüğü bütün kâğıtları topluyordu. Bunu, geçmişte itiraf etmek istemediği bir aşka bağlıyordu.
Sevgilisinin adını durmadan kendi kendine yinelediği için, bu adın kalemine sızmış olabileceği ve dalgın bir anında onu bir kâğıt parçasına yazmış olabileceği korkusuna kapılmıştı[^89-1].
Gözlem XI. — Pislik fobisi. — Ellerini günde yüz kez yıkayan ve kapı kollarına yalnızca dirseğiyle dokunan bir kadın.
Düzeltme. — Bu, Lady Macbeth’in durumuydu. Yıkanma eylemleri simgeseldi ve kaybettiğine üzüldüğü ahlaki temizliğin yerine bedensel temizliği geçirmeye yönelikti. Anısını zihninden kovmaya karar verdiği evlilikteki sadakatsizliğinden ötürü vicdan azabıyla kendine eziyet ediyordu. Cinsel organlarını da yıkıyordu.
Bu ikame kuramı bakımından burada ortaya çıkan üç soruyu yanıtlamakla yetineceğim:
1º Bu ikame nasıl gerçekleşebilir?
Bu, özel bir psişik yatkınlığın ifadesi gibi görünmektedir. En azından saplantılarda, histeride olduğu gibi, benzer belirtilerin kalıtımla aktarılmasına oldukça sık rastlanır. Nitekim II. gözlemdeki hasta bana babasının da benzer belirtilerden mustarip olduğunu anlatmıştı. Bir gün beni, saplantıları ve kasılmalı tiki olan öz kuzeniyle ve henüz on bir yaşındayken saplantılar (muhtemelen vicdan azabı saplantıları) göstermeye başlayan kız kardeşinin kızıyla tanıştırdı.
2º Bu ikamenin saiki nedir?
Bence bu ikame, egonun bağdaşmaz fikre karşı bir savunma (Abwehr) eylemi olarak görülebilir. Hastalarımdan bazıları, acı verici fikri ya da anıyı bilinç alanından uzaklaştırmak için gösterdikleri irade çabasını hatırlarlar (bkz. III, IV ve XI. gözlemler). Başka vakalarda ise bağdaşmaz fikrin bu şekilde kovulması, hastanın belleğinde hiçbir iz bırakmayan bilinçdışı bir süreç olarak gerçekleşmiştir.
3º Saplantılı fikre bağlı duygulanım durumu, egomuzun öteki durumları gibi sönüp gitmek yerine neden sürüp gitmiştir?
Bu soruya, Bay Breuer ile birlikte histerik belirtilerin oluşumu hakkında geliştirdiğimiz kurama başvurarak yanıt verilebilir[^90-1]. Burada yalnızca şuna dikkat çekmek istiyorum: İkamenin bizzat kendisi, duygulanım durumunun ortadan kalkmasını olanaksızlaştırır.
II.
Bu iki sahi saplantı grubuna, şimdi ele almamız gereken “fobiler” sınıfı da eklenir. Saplantılarla fobiler arasındaki büyük farkı daha önce belirtmiştim: Fobilerde duygulanım durumu her zaman kaygı, korkudur. Saplantıların çeşitli ve daha özelleşmiş, fobilerin ise daha tekdüze ve tipik olduğunu da ekleyebilirim.
Ama bu temel bir fark değildir. Fobileri de korkunun nesnesine göre iki gruba ayırabiliriz: 1º Yaygın fobiler: Herkesin tiksindiği ya da bir ölçüde korktuğu şeylerden aşırı derecede korkmak; gece, yalnızlık, ölüm, hastalıklar, genel olarak tehlikeler, yılanlar vb. 2º Duruma bağlı fobiler: Sağlıklı insanda korku uyandırmayan özel koşullardan korkmak; örneğin agorafobi ve yer değiştirmeyle ilgili öteki fobiler. Bu sonuncu fobilerin, sahi ve yaygın saplantılar gibi saplantılı bir nitelik taşımadığını belirtmek ilginçtir. Burada duygulanım durumu yalnızca hastanın özenle kaçındığı belirli koşullarda ortaya çıkar.
Fobilerin mekanizması, saplantılarınkinden bütünüyle farklıdır. Artık ikamenin hüküm sürdüğü alanda değilizdir. Burada psişik analiz, yerine başka bir fikir geçirilmiş bağdaşmaz bir fikri açığa çıkarmaz. Karşımıza yalnızca, bir tür seçme işlemiyle fobinin nesnesi olmaya elverişli bütün fikirleri öne çıkarmış olan bunaltılı duygulanım durumu çıkar. Agorafobi ve benzeri durumlarda çoğu kez bir bunaltı nöbetinin anısına rastlanır; gerçekte hastanın korktuğu şey, kaçamayacağını düşündüğü özel koşullarda böyle bir nöbetin yeniden ortaya çıkmasıdır.
Fobilerin temelinde yatan bu duygulanım durumunun bunaltısı, herhangi bir anıdan türemez; öyleyse sinir sisteminin bu güçlü durumunun kaynağının ne olabileceğini sormak gerekir.
İleride, başlıca belirtisi bu duygulanım durumu olan özel bir nevrozun, bunaltı nevrozunun, ayrı bir kategori olarak tanımlanması gerektiğini gösterebileceğimi umuyorum. Bu nevrozun çeşitli belirtilerini sıralayacak ve onu, günümüzde kendisiyle karıştırılan nevrasteniden ayırt etmek gerektiğini vurgulayacağım. Dolayısıyla fobiler bunaltı nevrozunun bir parçasıdır ve hemen her zaman aynı belirti dizisinden başka belirtilerle birlikte görülür.
Görebildiğim kadarıyla bunaltı nevrozu da cinsel kökenlidir; ancak cinsel yaşamdan alınmış fikirlere bağlı değildir: Doğrusunu söylemek gerekirse psişik bir mekanizması yoktur. Ona özgü etiyoloji, cinsel perhizin ya da sonuçsuz kalan cinsel uyarılmanın yol açtığı üreme işleviyle ilgili gerilim birikimidir (geri çekilerek yapılan cinsel birleşmenin, kocanın göreli iktidarsızlığının, nişanlıların doyuma ulaşmayan uyarılmalarının, zorunlu cinsel perhizin vb. etkilerini genel bir formülle ifade etmek gerekirse).
Bunaltı nevrozu, özellikle günümüz toplumundaki kadınlar açısından son derece yaygın olan bu tür koşullarda gelişir; fobiler de bu nevrozun psişik bir tezahürüdür.
Sonuç olarak, fobi ile sahi saplantının birleşebileceğini, üstelik bunun çok sık gerçekleştiğini belirtmek isterim. Hastalığın başlangıcında, bunaltı nevrozunun bir belirtisi olarak gelişmiş bir fobi bulunduğu görülebilir. Korkuyla bağlantılı olarak fobiyi oluşturan fikrin yerine başka bir fikir ya da daha doğrusu korkuyu hafifletiyor gibi görünen koruyucu yöntem geçebilir. VI. gözlem (soyut düşünme deliliği), bu kategorinin, yani ikame yoluyla sahi bir saplantıyla katmerlenmiş fobinin, güzel bir örneğidir.
Notlar
[^85-1]: Revue neurologique, III, 1895.
[^85-2]: Konumuzla ilgili en yeni yazarların benimkine yakın görüşler dile getirdiğini görmek beni çok memnun ediyor. Bkz. Gélineau, Hastalıklı Korkular ya da Fobiler (Des peurs maladives ou phobies), 1894; ve Hack Tuke, Buyurucu Fikirler Üzerine (On imperative ideas), Brain, 1894.
[^89-1]: Ayrıca şu Alman halk şarkısına bakınız: “Auf jedes weiße Blatt Papier möcht’ ich es schreiben: Dein ist mein Herz und soll es ewig, ewig bleiben.” [“Her beyaz kâğıda bunu yazmak isterim: Kalbim senindir ve sonsuza dek, sonsuza dek öyle kalacaktır.”]
[^90-1]: Neurologisches Zentralblatt, 1893, 1. ve 2. sayılar.






























Geri bildirim: Saikbilim Evirileri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER