🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
Bir gün Nasreddin Hoca’nın ziyaret ettiği komşusu Selocancağız, misafirlerini ağırlamak için kettle’da su kaynatıp herkese çay yapmıştı. Misafirler çaylarını keyifle içerken, birdenbire Selocancağız’ın yüzü asıldı ve sessizce oturmaya başladı. İnsanlar şaşkınlıkla ona baktılar ve ardından merakla sordular:
“Selocancağız, ne oldu sana? Neden birdenbire sessizleştin?”
Selocancağız hüzünle gözlerini kaldırıp konuşmaya başladı:
“Değerli dostlarım, bugün size bir şey itiraf etmeliyim. Sizleri buraya davet ettiğimde, içtenlikle birlikte olmak ve keyifli bir zaman geçirmek istemiştim. Ancak içimde bir kuşku belirdi ve bu kuşku zamanla büyüyerek beni ele geçirdi.”
Misafirler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar ve Nasreddin Hoca da merakla devam etti:
“Selocancağız, sana kuşkunun neden olduğunu anlatabilir misin?”
Selocancağız bir süre düşündükten sonra, derin bir iç çekerek devam etti:
“Görüyorsunuz, ben burada sizlere çay servisi yaparken, hepimiz aynı kazanın içindeki suyu kullanıyoruz. Ancak fark ettim ki, bu kazanın içindeki su, bize eşit bir şekilde paylaşılmıyor. Kimileriniz çayını alıyor, afiyetle içerken, bazılarımız ise sıraya giremeden bekliyor. Bu durumda adaletsizlik hissi doğuyor içimde.”
Misafirler birbirlerine bakıp düşündüler. Ardından biri sordu:
“Ama Selocancağız, çayı paylaşmakta bir sorun yok. Herkes eşit şekilde çayını alabiliyor.”
Selocancağız gülümseyerek cevap verdi:
“Evet, belki fiziksel olarak herkesin çayı alması mümkün, ama ben içimdeki adaletsizlik hissini dile getirme ihtiyacı hissettim. Bu hissi paylaşmak, belki de biraz dikkat çekmek istedim. Sizleri düşündürmek için böyle bir durum yarattım.”
Bu sözler üzerine misafirler, Selocancağız’ın samimi niyetini anladılar ve alkışlamaya başladılar. Ancak alkışlar sakinleşmeden önce, Nasreddin Hoca birden ayağa kalktı ve şöyle dedi:
“Ver şu kettle’ı… Biraz da biz küselim! İnsanları düşündürmek ve onların perspektiflerini genişletmek için biraz kendi iç dünyamızda yol açalım.”
Misafirler şaşkınlıkla Nasreddin Hoca’ya baktılar, ancak merakla devam etmeye karar verdiler. Selocancağız da şaşkınlıkla kettle’ı Nasreddin Hoca’ya verdi.
Nasreddin Hoca, ketleyi alıp masanın ortasına koydu ve etrafındaki herkesi toparladı. Derin bir nefes aldıktan sonra coşkulu bir şekilde konuşmaya başladı:
“Değerli dostlarım, bu kettle bizim için bir sembol olacak. İçindeki su, hayatın zorlukları ve adaletsizlikleri olarak düşünebiliriz. İşte bu kettle’ın içindeki su gibi, hayatta bazen bazı insanlar daha fazla şansa veya imkâna sahip oluyor. Kimileri kolayca başarıya ulaşırken, bazıları sıraya giremeden beklemek zorunda kalıyor.”
Misafirler dikkatle Nasreddin Hoca’yı dinliyor ve düşüncelerini paylaşmaya başlıyorlardı.
Nasreddin Hoca devam etti: “Ancak burada önemli olan, bu durumu sadece gözlemlemek yerine, harekete geçmektir. Bizler, adaleti ve eşitliği savunan bireyler olarak bu durumu değiştirebiliriz. Ketleyi birbirimize geçirerek, hepimizin eşit şekilde su kaynattığını, herkesin çayını alabileceğini gösterebiliriz.”
Misafirler, Nasreddin Hoca’nın sözlerine heyecanla katıldılar ve ketleyi birbirlerine geçirmeye başladılar. Her biri, kettle’ı eline aldığında içindeki suyu adil bir şekilde kaynatıyor ve herkesin çayını dolduruyordu. Herkes birbirine yardım ediyor ve paylaşma duygusu ortaya çıkıyordu.
Bu hareket, misafirlerin içindeki ortak duyguyu güçlendirdi. Her biri, kendi küçük katkılarının bile bir değişim yaratabileceğini fark etti. Selocancağız ise kendi kuşkusunun sadece bir farkındalık yaratma amacı taşıdığını ve insanları bir araya getirerek düşündürmeyi hedeflediğini anladı.
Sonunda, masada alkışlar yükseldi ve herkes, Nasreddin Hoca ve Selocancağız’ın bu öğretici deneyimine minnettarlıkla teşekkür etti. Hep birlikte adaletin ve eşitliğin önemini bir kez daha hatırlamışlardı.
Fıkra, herkesin kendi içindeki adaletsizlik hissini fark etmesini ve paylaşma duygusunu güçlendirmeyi amaçlayan bir ders niteliği taşıyordu. Nasreddin Hoca ve Selocancağız, misafirlerin alkışlarıyla birlikte mutlu bir şekilde gülümsediler. Ardından Nasreddin Hoca, ketleyi tekrar Selocancağız’a verdi ve şaka yollu söyledi:
“Şimdi sıra bende! Ver şu kettle’ı da biraz da ben küseyim.”
Misafirler kahkahalarla güldüler ve Selocancağız, Nasreddin Hoca’ya kettle’ı teslim etti. Herkes birbirine bakarak neşeli bir şekilde çaylarını içtiler ve sohbetlerine devam ettiler.
Bu olay, insanların kimi zaman küçük şeyleri büyüttüğü, anlamsız kırgınlıklarla zaman kaybedebildiği gerçeğini hicivli bir şekilde yansıtıyordu. Nasreddin Hoca’nın espriyle yaklaşması, insanların kendilerini deşarj etmelerine ve durumu hafifletmelerine yardımcı oldu.
Bu fıkra, insanların bazen gereksiz yere küsme ve alınganlık yapma eğilimlerini sorgulayan bir ders niteliğindeydi. Misafirler, Nasreddin Hoca’nın mizahi yaklaşımıyla bu dersi anlamış ve birlikte güzel bir zaman geçirmişlerdi.
Sonunda, Nasreddin Hoca ve Selocancağız, misafirlerine teşekkür ederek vedalaştılar. Herkes, içindeki adalet duygusunu güçlendirerek, daha hoşgörülü ve anlayışlı bir şekilde hareket etme sözü verdi. Bu olay, Selocancağız’ın çay yapma seansının sıradışı bir ders niteliği kazanmasını sağladı ve herkesin hayatında derin bir etki bıraktı.
Ve böylece, Nasreddin Hoca’nın espri ve mizah dolu yaklaşımıyla başlayan bu olay, insanlara adaleti hatırlatmanın yanı sıra birlikte gülebilmeyi ve yaşamın küçük zorluklarını paylaşmanın önemini öğretti.
İstem: Nasreddin Hoca’nın ziyaret ettiği komşusu Selocancağız kettle’da su kaynatıp herkese çay yapar, sonra neden herkese küstüğü konusunda uzun ve coşkulu bir konuşma yapar ve herkes onu alkışlar. Bunun üzerine Nasreddin Hoca “Ver şu kettle’ı… Biraz da biz küselim!” der. Fıkrayı kurgula! / devam / devam
Analitik söylem gösteriyor ki fallus (Φ) cinsiyetli iki varlıktan birinin diğerine hizmet etmeyi vicdanen reddetmesidir. (Lacan, Seminer 20)
Bkz “Con-troll: Kontr-olamayan Kontr-Roboklamanın İronisi”






























Geri bildirim: Kolla örgütü — muhaberat derlemesi | YERSİZ ŞEYLER