Korkma Evladım derlemesinde incelenen filmleri gözden geçiriyorum.
(öncesi: Sağ Yaka, Sol Yaka: Lazer Göz Tedavisi)
Tali Bir Tanrının Evlatları (1986) filminde ‘çok başarılı bir hoca adamın sağır dilsiz (ama pek de güzel!) bir temizlikçi kadınla yarı-kurumsal aşk-evlilik münasebetleri’ adeta ‘insanlığın asil temsilcileri medeniyet adına uzaylı yaratıklarla irtibata geçiyormuş’ gibi bir edayla kurgulanmış. Bu yazının konusuysa filmin başında yaşanıp sonunda anımsatılan tek bir olayda sahnelenen espridir:
1) Adam ‘kolayca haberleşmek’ adına kadına “gel otur” der ve kendisi de sandalyeye oturur.
2) Kadın oturmaz, adamın isteğini duymamış gibi durur, okunaksız bir yüzle ona bakar.
3) Mesajının hedefine ulaşmadığını algılayan adam ‘denkleşmek’ adına yeniden ayağa kalkar.
4) Adamın haberleşme isteğini ‘kolaylaşma’ yerine ‘denkleşme’ kıstasına sevkettiğini gören kadın gönül rahatlığıyla adamın karşısındaki sandalyeye oturur.
5) Adam bu davranışa şaşırır ve yeniden aynı sandalyeye oturur – sonuç olarak kadın ‘kendini okunaklı kılmayacağını’ adama sessizce bildirmiş olur, sonra da adamın bacak hareketlerini taklit ederek Ekho rolüne girer [1].
Kadının adam nazarında okunaklı olması nesneleşmesidir (karşı sandalyeye oturmak budur). Kadın nesneleşmeye karşı değildir ama özerkliğini teslim etmemek kaydıyla. İşte bu oturma-kalkma esnasında dudaklarının okunacağını uman adamın çevirdiği monolog:
Oturmak ister misin? Bu sandalyeye… (Adam oturur) Peki o zaman ikimiz de ayakta duralım. (Adam kalkınca kadın oturur) Ha öyle mi? (Adam yeniden oturur) Çok iyi, şaşırttın valla… Bana bakabilir misin lütfen? Bana bakmazsan olmaz ki ama… (klip)
Kadın şayet ilk talep üzerine (‘kolayca haberleşmek’ adına) sandalyeye otursaydı ‘nesneliğini okunaklı kılmaya sevkedilmiş öznelik’ rolünü kabullenmiş (yani kendi özneliğini kendi nesneliğine tabi kılmış, dümdüz ifade edersek Ego inşasına sevkedilmiş) olacaktı.
Oysa kendi kendisini okunaksız bıraktığı bir gecikme sayesinde haberleşme kıstasını ‘kolaylaşma’ yerine ‘denkleşme’ye çevirdi ve böylece o sandalyeye ‘özneli bir nesne’ (kendi özneliğini yutmamış bir nesne) olarak oturabildi (çünkü ‘iletişimi aksatmak’ günahı ondan gitmiş oldu).
Filmin sonlarında ‘kadın adama geri dönerken’ bu baştaki sahneyi anımsatan yineleme, hem filmdeki esas-oğlanın hem de filmin senaryosunu yazanların size anlattığım bu espriyi çözememiş olduğuna delalet eder. Uzaylı gibi sulara dalmalı klasik müzikli gizemlemelerle bezenen senaryonun işlevi de bu noksanlığı perdelemektir. Filmin finalinde sahnelenen ‘aktarım aşkı’ esasen dirençtir, bu analizin eksikliğidir.
‘Kurumsal yetki’ (chair) gibi de okunabilecek ‘sandalye’nin kavramsal karşılığı ‘utanç hissinin suçluluk hissine tercümesi’dir.
Adam ve kadın film boyunca ‘derdini anlatamama utancını’ değiştokuş ederler. Müzikal Sandalye Kapmaca oyunundaki gibi müzik kesildiği anda sessizlikle başetmek için oturulan farklı sandalyeler vardır, Başat Tanrı (Bach dinleyenler medeniyeti) ve Tali Tanrı (işaret diliyle konuşanlar topluluğu) işte bu ayrık sandalyelerdir.
Müzik sustuğunda adam ve kadın birbirlerinin sandalyesine oturmak istemezler çünkü bu ‘bir suçu kabullenmek’ olurdu, kadın ‘konuşmak için ses çıkarmak’ mecburiyetini reddeder, adam da ‘garip Macar lehçesi’ dediği sağırlar topluluğunu tanımayı reddeder.
Sonuç olarak ‘suçlanma korkusu’na tercüme edemedikleri depisderin aşıkane hisler (!) ‘utandırılma kaygısı’ seviyesinde kalır. Uzaylı gibi sulara dalmalı gizemlerin gerçek kaynağı işte bu (cinsiyet farkıyla kodlanmış) utançlararası çözülmez ilintilerdir.
Aslında mesele basittir, arkaplanda dümdüz fallus rekabeti vardır:
Analitik söylem gösteriyor ki fallus (Φ) cinsiyetli iki varlıktan birinin diğerine hizmet etmeyi vicdanen reddetmesidir. (Lacan, Seminer 20)
Simgesel dünyaları ayrık olduğundan medeniyette gerek duyulan utanç → suç tercümesini yapamazlar, yani başkalarını yargılayacakları ortaklaşa bir mahkeme kuramazlar. Sonuç olarak istemeden de olsa ‘aktarım aşkını’ teşvik eden meşhur İsevi mesajın gereğini yapmış olurlar:
Eleşmek istemiyorsan eleştirme, nasıl eleştiriyorsan aynen öyle eleşeceksin. Kıstasın her neyse aynen sana gerisingeri iade edilecek. (İncil)
(sonrası: Tılsımım Koru Beni: Sınav Yapıldı Zaten)
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Ego, Ekosit (Çevrekırım) Öncesinde Ekhosittir (Yankıkırım)”
Bkz “Con-troll: Kontr-olamayan Kontr-Roboklamanın İronisi”

































Geri bildirim: Sağ Yaka, Sol Yaka: Lazer Göz Tedavisi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kördüğüm — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çatma Evladım — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tılsımım Koru Beni: Sınav Yapıldı Zaten — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Utanç & Suçluluk: Nazar & Seda: Ben İdeali & Üstben — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER