Şule Gürbüz’ün eserlerinde ‘sahi’nin ‘true’ anlamında [*] kullanımları taranırsa şöyle bir teori belirir:
Bir şeyin sahi olması (1) ya bir zandan ibarettir, (2) ya da o şey dayanılmaz bir mevcudiyettir.
Birinci durumda ‘sahilik arayışı’ varmış gibidir, ama burada ‘sahilik’ de ‘arayış’ da foldur, ikinci durumda ise ‘sahilik sahiden sahidir’ ama ‘arayış sahneleyen arzu’ yerine ‘dürtüsel kaçınganlık’ su yüzüne çıkmıştır.
Yani fol/hayali şeyleri sahi/gerçek zannederek kovalamayı seven insanlar, sahiden/gerçekten fol/hayali olmayan şeylerden hayalet görmüş gibi korkarak köşe bucak kaçarlar.
Alıntıların özeti:
1) sahi sanmak
2) sahi saymak
3) sahi öldürür
4) sahi saymak
5) sahi sanmak
6) sahi isem
7) sahi gelmesi, sahi’yi aramak
8) sahisi bilinmez
9) sahisini tecrübe etse bile
10) birazı sahi bakiyesi sahte
11) koku sahi değildi
12) hiddetli sahilik
13) insan sahi değildir
14) sahi ve tesirli bir söz
15) sahiyi yerinden kaldıramazsın
16) sahi ve teselli kabul etmez
17) sahi sanma
18) sahisini bulacaktı
19) sahi bir vuslat yok
20) film gibi sahi olmadığına
21) sahisi var sanılır
22) talipsizdi sahilik
23) sahi bir şey yoktu
24) bunlar galiba sahi değil
25) sahi görmediğini hissediyordu
26) teselliyi sahi duymak
27) sahiyi söylemesi gerekirken
28) sahi izaha muhtaç değildi
29) insanın en sahi resmi
30) dam sahi galiba, acı mı sahi sadece
31) sahi habere muhtacım
32) sahi bir tercüme
33) masala inanmak sahi yapar
34) sahi ise uzaklaşan etraf
35) vakar sahi mi, hıfzısıhha
36) sahiliğinden emin olunacak kısa soru
37) sahi sanmak
Alıntılar:
1) İçimden bir şeyler geri çekiliyor, “Adama döndün,” diyorlar. Okuduğum her şiiri, dinlediğim her şeyi sahi sandığım, ağrısını, aha şuramda duyduğum zamanlar ki bu zamanlar benim bütün ömrümdü, dünyayı kalın ve ağır, çok ağır hareketli, sisli bir perdenin arkasından gördüğüm ve onun hiçbir hareketine karışmadığım zamanlar, ben ve duygularım varken sadece ve benden ve duygularımdan habersiz ağır ağır kımıldayan dünyanın içinde sallandıkça ve bu sallanışta ben sonsuzluğu ve onun sonsuz kederini hep çepçevre dışımda duydukça, bazen kollarımın altındaki havanın ağırlığı, bazen gözlerimin önündeki süresiz boşluklar başıma bir uğultu verse ve ben bu uğultuyu gizleyerek hiç ses yokmuş, çıt çıkmıyormuş gibi davransam da, seslerin, kıpırdanışların, inceden gülmelerin, bağırmaların içinde her şeye lakayt dursam da, yaşadığımı ve bu iniltili şeyin benim yaşantım olduğunu duyduğum, sezdiğim, küçüldüğüm, azarlandığını her şeyin aslında gerçek olduğunu biliyordum; biliyordum da buna dayanamıyordum. (Zamanın Farkında, 2011)
2) Hepsini siler, herkesi yalanlarımla yalancı çıkarırım. Duvar deliğine anne der, yüz sene önce ölmüş şu resimdeki adama hocam derim, şu çok eskiden yıkılmış evin mutfağındaki çıkrıkla su çekilen kuyuyu gördüğüme yemin ederim, o kuyuya baka baka gördüğüm, gitgide manalı şekiller alan o kararan suyun bana gösterdiklerini yirmi sene gördüğüm insandan daha sahi sayarım. (Zamanın Farkında, 2011)
3) Belki de, ama belki de bütün bunlar gerçek değildir de hastayımdır. Belki bunun bilmediğim bir aşısı vardır da şişman bir hemşire “Elim hafiftir,” diyerek olanca ağırlığı ile bana bu doğruluk aşısını zerk etse sabaha nasıl kalkarım? Kendi gerçek ağırlığımı taşıyabilir miyim? Hayal ve yalanla hafifletilip seyreltilmiş gerçeğin bile üzerine inen bir sahi söz, bir gören bakış, bir gerçek gerçekle karşılaşma beni hemen öldürür. Gerçek beni öldürür. (Zamanın Farkında, 2011)
4) Genzimde toz ve toz kokusu, gözümde tuhaf sathi parıltı ile bir koca öğleden sonra, bir ömür gibi tüm tozlular ve kuytularla beraber, onlarla olduğumu bilen tüm geride kalmışlarla bizim evin salonunda öyle karanlıkta mı, fark eder mi bilinmez oturduk. Hayatın en incitici tarafı da sanki süslenmiş karşımda kendini sahi sayarak oturuyordu. Yaşamaktan duyduğum müthiş sıkıntı büyük dert, nefes almak ve tamam işime yaradı deyip geri vermek ama almam diyememek, nefesimi ne kadar tutsam da bir, üç, beş sonra dayanamayıp koy vermek, işte bu ve bu kadar. intihar edenleri büyük ölüler saymadım, imrendim, genç ölenler, işte onlara hayrandım, hayrandım da, ben bu hal ile sahi neydim? Bunu hiç bilemedim. (Coşkuyla Ölmek, 2012)
5) Hafızlık için gelen öteki iki çocuk bana, babaları da babama benzemiyordu. Benzemeyen her şeydi. Ayrılık her şeye aitti. Ama babam sanki ayrılık yokmuş gibi davranıyor, onlardanmış gibi duruyor, onlar da bunu sahi sanıyorlardı. Buna nasıl inanıyorlardı hala bilmiyorum. (Coşkuyla Ölmek, 2012)
6) Bana bu manzaraya bakarak bir şey söyleme, görüp göreceğimin bu olması kaderi çizilmiş, yazılmış, kazılmış. Başımı çevirmekten fayda yok, görmezden gelmek boşuna, ait değil gibi duruş beyhude, işte balkon, işte manzara, işte hayat. Varsam ve sahi isem işte de ben. (Coşkuyla Ölmek, 2012)
7) Kalbimde hep bir eziklik, her merdiven basamağı, her yerde duran dal, kıyıda bağlı kayıkların durmaksızın çalkalanışı, ağ kümeleri, teneke kutular, fırının duvarında asılı eski bir resimde buraların eski halini gösterir o başıboş çeşme, tek başına yapayalnız bir mezar taşı ve kurumuş sarı otların arasından aniden fışkırmış mosmor çiçekler, o solgunluklar ve durgun karşı kıyılar toprak tepeler, toz rengi bir dünyada tek başına kıyıya yakın duran bir mezar taşı bana sıcak ekmeklerden daha sahi geliyordu. Ben sahi’yi mi arıyordum, hadi buldum mezar taşını ne yapacaktım? O taşa bakıp bakıp taştan evvelki haline mi varacaktım? (Öyle Miymiş?, 2016)
8) Ben hiç o cevvallikte olamadım, bu akşamın gecesine sabahına sahisine yalanına kafa yormaktan sofraya uzanamadım, gerçek mi değil mi bilmem. Artık da ilgilenmem. Anladım ki gerçek, yalanın sofrasında da yer alabilecek bir yeryüzü bitkisidir ve kendinden mesul değildir. (Öyle Miymiş?, 2016)
9) Ne yapsın da ezberinden ve kolayından kurtulsun? Uzun anlatılanların sahisini kendi de tecrübe edebilse bile onların üstüne bu özetten payına düşen ne? Kısa fragmanları aşırdığı belli olmasın diye kalın kitaplar yazıp arasına serpiştirdi, sonra da muradı anlaşılmadı. Böylece muradı az da olsa oldu, her şeyi gibi. (Öyle Miymiş?, 2016)
10) Dayı kapıdan çıktıktan ve Aziz’in tekrar yerine oturmuş olduğuna kani olduğu bir zaman geçirdikten sonra bir şey unutmuş gibi tekrar binaya aceleyle girip ilk odaya daldı. Karşısına çıkan adama birazı sahi bakiyesi sahte bir mahcubiyetle, “Efendim, çok çok rica edeceğim bir sual etmeme müsaade edin ama mahrem bir sual,” diyerek sağdan üçüncü odada çalışan Aziz isimli genci nasıl tanıdıklarını, nasıl birisi olduğunu tekrar tekrar özür dileyerek sordu. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
11) İyiyken iyi yalan, kötüyken kötü yalan söyleniyordu. İyi koku kolonyaydı, gerçek sahibi süren değildi, kötü koku yine atılacak ya da birikmiş gene gidecek bir şeydi, koku sahi değildi. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
12) İnsan ne zaman gerçekten hiddetlenecek, bu hiddeti kalbinde kan köpürtecek kadar sahi olabilirse bu yedek cephanelik işte anca o vakit yarardı. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
13) İnsan gölgedir, sahi bir şey değildir, o yüzden burada vahşet olarak görüp Allah bunlara nasıl müsaade ediyor dediğin şeyler aslen vahşet değildir, gölgenin silinmesidir, o kadar. İnsan gerçek değildir, şu ağaç sahi mi sanıyorsun sen, dağı çıktın diye var mı sanıyorsun, gerçekten böyle mi sanıyorsun, sanma oğlum değil, hepsi gölge,” dedi. Aziz içinden titrediğini hissediyor, kendine, vücuduna bakarak bu titreyişin sahi mi his mi olduğunu anlamaya çalışırken sahinin gölge, gölgenin sahiden olan, yürüyen ama kaybolacak benliğini sanki arkasından izliyordu. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
14) Bir an sahi ve tesirli bir söz zihnimi süpürüyor, bir an oyunun taşı tam da ayak bileğimin kemiğine çarpıyor ama bunu ona söyleyemiyordum. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
15) Bir keresinde Fatma Bacı eskiden insanlar iyi ve nazikti, böyle höt zöt değillerdi, diye dert yanınca Baba gene tıkanarak gülmüş, “O iş öyle değil Fatma Bacı, eskiden sen genç ve güzeldin, kendinden bir şey umulurdun. Gördüğün nezaket ve hoşgörü bunun içindi. Kırkını geçtin gerçeği, adaleti gördün. Neden ihtiyarlıkta agah olunuyor zannediyorsun çok şeye, gözün açıldığından değil, aklın da artmıyor, bilakis. Hayat gerçeğine aracısız yaklaştırıldığından gözün görüyor artık, çünkü gözüne sokuyorlar. Kibar adam zannettiklerin zamparalardı, anlayışlı zannettiklerin pusuda umanlardı, kaba zannettiklerin de aslında namuslulardı. Şimdi orta yaşta bir şey yok, iyice yaşlanınca gene bir anlayış görebilirsin bazılarından, onlar da senden değil ama Allah’tan umanlar olacak. Ya Fatma Bacı ihtiyarlık zor değil, hakikat yüküdür, onlar sahi değildi Fatma Bacı, sen sahiyi yerinden kaldıramazsın,” demişti. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
16) Evlerine yaklaşınca içi bomboş kaldı. Bu boşluktan evin sahiden yandığını, kendinin sahiden işte böyle kaldığını, herhangi bir söze kimsenin girişememesinden benliklerin suskunluğundan bunun iğreti değil, sahi ve teselli kabul etmez bir şey olduğunu anladı. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
17) Bir tebessüm iki cihan arası yol aldırıyordu, bir ciddiye alma yani önemsenme ve sahi sanma aşağı yuvarlıyordu. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
18) Muhakkak başka bir yol olmalıydı, muhakkak ki, ölümün ortası vardı çünkü. O varsa yaşamın da ortasını, derinini, sahisini, ağlamanın kuyusunu, hissetmenin başkası engellemeden ilerleyebildiği yolunu, düşünmenin araya girenlerce perdelenmediği bir odasını bulacaktı. (Kıyamet Emeklisi 1, 2022)
19) Nuhu bunlara baktıkça, cebinde Afrodisias’ın Hazineleri kitabı ve bir nümizmatik kataloğu ile bir çay bahçesine oturduğunda kendisi okulda nasıl tahammül edilen bir talebe ise ilmin de kendisine tahammül ettiğini, nezaketle az az, anlayacağı kadar ama küçük düşürecek kadar da az söylediğini, gerçek bir açılmanın, kucaklaşmanın ve sahi bir vuslatın olamayacağını görüyordu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
20) Ev sanki bunların bir film gibi sahi olmadığına inanmış ve ikna olmuştu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
21) Çoğu kimse aslında yalandan dinlendiğinin, yalandan tasdiklendiğinin farkındaydı, bu parası ödenmiş, vakti olan, gerçeği duymaktan ümidi olmayan hem de istemeyen kimselerin karşısında sürdürülebilen bir sahne sanatıydı, süflisinden. Süfli sayılırdı, sahisi var sanıldığından. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
22) Yine de talipsizdi bu sahilik. Burada av da yoktu avcı da. Sahiyi gören nasıl oluyorsa şeytan görmüşe dönüyordu, sahi olduğunu bile bile. Nuhu dünyanın yalan ve yalan üzerine dönüşünü başının ve hayatının üzerinde hatta bizzat içinde dönende görüyor erkenden çaresizce, istemeden büyüyordu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
23) Nuhu insandan ümit kesmek üzereydi, saf ve sahi bir şey yoktu, kendi de dahil. Yüzünü kendine dönmeye karar verdi. En önemli kararı belki hayat boyunca aldığı ve tuhaftır uygulayabildiği de bu oldu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
24) Zaman geçmiyor demek ki, oyalanılamıyor demek ki. Halbuki sayfalardaki sporcu hanımlar, saç modelleri, kayak yapanlar, konserveler, cilt kremleri, Medine posteri, Turgut Reis dosyası. . . hep oyalamak için ama hayır Tevhide’yi de oyalayamıyor. Bunlar galiba sahi değil, sandığı boyatıp dedikleri gibi yatağın ucuna koyunca güzel bir mobilya olmuyor ya da patates kabuklarını demlikte suyun içinde iki gün bırakınca demlik lekelerinden ar edip utanmıyor, bunları hep deniyor ve hiçbiri olmuyor, yemeğin tuzuna da demliğin lekesine de böreğin yanığına da, “Üzülmeyin, çaresi var,” deniyor ama demek ki o çare her ne ise daha bilinmiyor. Çare bulunamıyor, son çare olarak yalan söyleniyor. Bununla oyalanılıyor, bir olmayacağı denerken oyalanılıyor. Sen yalan olduğunu anlamış ve kırgın ipi elinden bırakırken bir yeni iştahlı tutup o da deniyor, anlaşılan bunun da sonu gelmiyor. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
25) Sonrasında hep, “Benim sana söylediklerimin yarısını sen bana desen vallahi alır başımı giderdim,” diyordu ama Aziz’in o söylerken de sözün dinmesini beklerken de bu hali sahi bir şey olarak görmediğini hissediyordu. Kriz de geçirse ağlasa da kendini yerlere de atsa Aziz toparlanmasını söylüyor ama olanı gerçek bir şey saymıyordu. Yani Aziz oradaydı ama sözün tehdidin muhatabı değilmiş gibi duyuyordu kendini. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
26) Çünkü Allah hiçbir şey vermediğine genelde teselli verirdi. Teselliyi bulup keşfedecek, onu sahi duyacak aklı, görüşü verirdi. Bu akıldan dolayı da bir büyüklenme, yani ucundan gene bela verirdi. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
27) Ağlamaklı ve birden ağlamasının sahiciliği içinde bir şüphe uyandırarak durdu, tarttı. Kendini bir ezber, bir tirat içine yuvarlanmış duyarak en sahici anında en yalan hissetti, hem de en sahiyi söylemesi gereken yerde bu düşünce içinde sertleşti. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
28) Aziz’de sadece bir şeye atlamanın sonunda başka bir alem bulmanın hatırası kalmıştı. Ama öyle bir kalmıştı ki içine hiçbir düşüncenin, açıklama metninin giremeyeceği kadar sahi bir şey kalmıştı, onu açıklamaya, ne olduğunu anlatmaya ihtiyacı yoktu, karnından çıktığı anası gibiydi, artık sen kim ben ne yoktu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
29) Yüzü, hiç insan görmemiş birine, insanın dertli yüzü nasıldır diye merak edene bir robot resim gibi çizilse, istediği olmayan insan yüzü çizilerek insanın en sahi resmi, aslı ve, “Kederim,” diye sarıldığı derdi bir çocuk battaniyesi gibi kucağına verilse o olacak çizgileri birer birer alıyordu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
30) Utanıyorum. Babam’dan ayrıyım senelerdir, Allah ile bir olmaya çalışıyorum senelerdir, kendimle tek olmaya çalışıyorum senelerdir, gele gele geldiğim yer, tırmandığım yer işte burası, belki de burası en yüksek mevkidir diye düşünebilirim ama gerçek olmadığını bilerek tabii, ey gerçek nerdesin, niye benim için bu kadar mübrem bir ihtiyaçsın, bu kadar hayale batmış bir adam, bu kadar hayali bir damla, gerçek bulmak onu süzmek için mi yaşar, besler, bu da mı hayal yoksa, hayal olmayan ne, şimdiki an, şu dam sahi galiba, donuyorum ve her yanıma bir şey batıyor, acı mı sahi o zaman sadece, hayalin bir görünüp kaybolduğu an da değil. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
31) Öyle ya işte şu neyine dayanıp yaşadığı belirsiz adama nefes Babam diyor, bulmam lazım, pek perişanım diyor, ona geldim, öyle ya da böyle bir sahi habere muhtacım diyor ve tüm bu sözler bir kan damlasına, bir en ince tüye bile hareket vermiyordu. Oysa kendisi şimdi bunlardan biri olsa hayatının manasını hayrım bulmuş gibi olur, dört dönerdi. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
32) Öyle bir insan görürdün ki seni yüzyılların gerisine birden atıp çekivermesi ile kendini kadim bir bilginin, sahi bir tercümenin ayıklanmış ve tertemiz bir görünün içinde buluverirdin. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
33) Kıyıdan söylenen her ama her şey ister ilmi ister en koyusundan dini ister modern bilim olsun çocukça yalandan başkası değil, asıl kandırılanlar tam olarak onlar. Bugün eminim ki masal denilene inanmak bile seni sahi yapar inanmayanı değil. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
34) Odasına da aynı hal, ağzındaki dal ile çıktı. Her zaman olan oldu, etraf bir oyun yaptığını düşününce etrafına doluşan, soru soran, bir şey sahi ise ondan uzaklaşan etraf etrafım çevirdi, yani süküt ve görmezden gelme etrafım çevirdi, etrafı bomboş kaldı. Ağzındaki dala bakıp tek söz söyleyen olmadı çünkü dal gerçekten ağzındaydı. Dal yani gerçek kendini görünmez sözü hükümsüz kıldı. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
35) Eve vardığında da kısacık yolda da acaba Nuhu benim görüp bildiğimden yüksek bir varlık mı yoksa onu oturttuğumuz yer mi böyle bir vakar verdi ve bu vakar sahi mi sahte mi, diye düşünüyor, bir yandan her şeyin sahtesi ile sahisini ayırt etmekle görevli bir hıfzıssıhha memuru gibi olmada nasıl bir lezzet bulduğunu düşünüp duruyordu. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
36) O gün Tevhide sanki hastaneden taburcu olmuş gibi ziyaretçi kabul etti. Her gelen bir ruh yarasının, bir fahiş eksiğin, bir tedavi bulmazın etrafında dönüyor, tavaf ediyor, sahiliğinden emin olunacak kısa sorularla, “şimdi çok yormayalım, nasıla hayat böyle geçecek,” der gibi yoklayıp geçiyorlardı. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)
37) Sana mürşitlik tattırmak istedim, bunu hak ediyordun. Ama insan olarak dost olarak hak ediyordun, sahi sanmak ne yahu? Bu bir iltifattır, jesttir al, ama bilerek al, kapıp da dağlara çıkma. (Kıyamet Emeklisi 2, 2022)






























Geri bildirim: Çimdik — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Doğru — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Verim — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Trisolaris — derleme | YERSİZ ŞEYLER