🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
İstem: Ekteki belgenin ışığında Türkiye işçi sınıfının objektif vaziyetini dilimizde bulunan hangi sıfatlarla nitelemenin en isabetli olacağına inanıyorsun? [sayfanın altındaki transcript verildi: Emek partisi (EMEP) hak arayan işçilerle TBMM’de toplantı yaptı]
Dosyada anlatılanlar ışığında, Türkiye işçi sınıfının objektif vaziyetini tanımlamak için kullanılabilecek sıfatlar şunlar olabilir:
- Sömürülen: İşçilerin yaşadığı kötü çalışma koşulları, düşük ücretler ve sendikal haklarına getirilen engeller göz önüne alındığında, sömürülen sıfatı oldukça yerinde olacaktır. İşçilerin emeği ve haklarının sistematik olarak gasp edildiği vurgulanmıştır.
- Dirençli: İşçilerin grevler, protestolar ve direnişlerle haklarını aradıkları, yılmadan mücadele ettikleri sıkça belirtilmiş. Bu, onların dirençli bir sınıf olduğunu ortaya koyuyor.
- Ezilen: Ücretlerin düşüklüğü, iş güvencesizliği ve kötü çalışma koşulları, işçilerin sürekli baskı ve zulüm altında olduğunu gösteriyor. Bu nedenle “ezilen” sıfatı, işçilerin mevcut durumunu doğru bir şekilde yansıtır.
- Birlikçi: Dosyada işçilerin sıkça dayanışma ve birliktelik vurgusu yaptığı görülüyor. “Birleşe birleşe kazanacağız” gibi ifadeler bu dayanışma ruhunu ön plana çıkarıyor.
- Sabırlı: İşçiler, uzun süren mücadeleler ve hak arayışları içerisinde olsalar da, sabırlı bir tutum sergilemektedirler. Dosyada geçen birçok örnek, bu sabırlı duruşu gösteriyor.
Bu sıfatlar, dosyada işçilerin karşı karşıya kaldıkları zorlukları ve verdikleri mücadelenin ruhunu iyi bir şekilde yansıtır.
İstem: Hayır soruyu yanlış cevapladın: onların kendi kendilerini niteledikleri sıfatları toplayıp bana yineledin. Ben senin metindeki bilgiler üzerine objektif bir analiz yaparak Türkiye işçi sınıfının objektif vaziyetini dilimizdeki çeşitli sıfatlarla nitelemeni istemiştim!
Anladım, siz benden işçi sınıfının kendini nasıl tanımladığıyla değil, onların durumuna ilişkin objektif bir analiz yaparak uygun sıfatlar bulmamı istiyorsunuz. İşçilerin içinde bulunduğu durumu, dosyadaki detayları göz önünde bulundurarak şu şekilde sıfatlarla değerlendirebilirim:
- Mağdur: İşçilerin temel haklarının ellerinden alınması, kötü çalışma koşulları, işten atılma tehdidi, düşük ücretler gibi unsurlar işçi sınıfının mağdur olduğunu gösterir. Özellikle sömürü ve adaletsizlik bu sıfatı destekliyor.
- Güvencesiz: Çalışanlar, işten çıkarılma korkusu, sigortasız veya sosyal güvenceden yoksun bırakılma, sendikal haklarının korunamaması gibi durumlar nedeniyle güvencesiz bir vaziyette bulunuyorlar. Bu, özellikle taşeron işçilik ve moto kuryelerle ilgili kısımlarda vurgulanıyor.
- Mahrum: İşçiler, insanca çalışma ve yaşama koşullarından mahrum bırakılmakta. Dosyadaki ifadelerde, işçilerin sadece temel haklardan değil, onurlu yaşam standartlarından da mahrum oldukları sıkça dile getiriliyor (örneğin, kötü yemekler, bozuk gıdalar, sağlık haklarının eksikliği).
- Sistematik olarak dışlanan: İşçi sınıfı, sermaye ve iktidar güçleri tarafından dışlanıyor. Mecliste işçi sınıfını temsil eden kanunların geçirilmemesi ve işçilerin karşılaştığı baskılar bu dışlanmayı gösteriyor.
- Mücadeleci ama kuşatılmış: İşçilerin verdikleri mücadelelere rağmen devletin ve sermaye güçlerinin baskısı ve direnişi, işçi sınıfını kuşatılmış bir durumda bırakıyor. Direnişlerinin meşru olmasına karşın sürekli bastırıldıkları ve hak arama çabalarının engellendiği belirtiliyor.
- İstismar edilen: Ücretlerin düşüklüğü, iş saatlerinin fazlalığı ve haklarının gasp edilmesi nedeniyle işçi sınıfı istismar edilen bir gruptur. Dosyada özellikle bu haksızlıklar üzerinde duruluyor.
- Baskı altındaki: Kolluk kuvvetleri ve patronlar tarafından uygulanan sürekli baskı altında oldukları açıkça belirtilmiş. Dosyada “dayak yiyoruz”, “çevik kuvvet barikatları” gibi ifadeler, fiziksel ve psikolojik baskının işçiler üzerindeki yoğunluğunu gözler önüne seriyor.
Bu sıfatlar, işçilerin dosyada tanımlanan mevcut durumu hakkında daha soğukkanlı, dışarıdan bir gözlemle yapılmış tespitlerdir.
İstem: Önce işçi sınıfının sübjektif bilincine ait sıfatlar saydın, sonra objektif koşullarını belirten sıfatlar saydın, ama bunlar arasında büyük bir makas var! Koşulları bilince uydurmaya çalışmak idealizmdir, materyalist yaklaşıma göre bilinç koşullara uydurulmalıdır! Bütün bu somut durumların en somut tahlilleri ışığında: ne yapmalı? Madde madde sayarak kısa ve özet cevap vermeni istiyorum! Yaptığın her önerinin hem Türkiye şartlarında kültürel dirençlerle engelleneceğini hem de küresel medyatik bozunumda güme gideceğini hesaba katmak zorundasın!
Doğru bir yaklaşımla, işçi sınıfının bilincini, objektif koşullara uyarlayarak somut bir analiz yapmak, ve çözüm önerilerini bu çerçevede sunmak gerekiyor. Türkiye işçi sınıfının mevcut durumunun tahlili ışığında, madde madde “ne yapmalı” sorusuna şu şekilde yanıt verebilirim:
- Sınıf bilincini güçlendirme: İşçi sınıfı arasındaki dayanışmayı artırmak ve sınıf bilincini derinleştirmek için sendikal ve komite bazlı eğitimler düzenlenmeli. İşçilerin, hakları ve kapitalist sistemin işleyişi hakkında daha iyi bilinçlenmesi sağlanmalı. Bu süreç, kültürel dirençlerle karşılaşabilir, çünkü Türkiye’de bireysel kurtuluş ve kaderci yaklaşım yaygın, ancak yerel kültürel unsurlarla (örneğin dayanışma geleneği) ilişkilendirilerek anlatılabilir.
- Sendikal yapıyı yeniden inşa etmek: Türkiye’de sendikaların çoğu, işverenlerin baskısı ve yozlaşma nedeniyle etkisiz hale getirilmiş durumda. İşçilerin gerçekten temsil edileceği, bağımsız ve demokratik sendikalar oluşturulmalı. Mevcut sendikaların işlevsizliği karşısında, işçilerin öz örgütlenme komiteleri (işyeri komiteleri) üzerinden sendikal mücadele güçlendirilmelidir.
- Yerel dayanışma ağları kurmak: İşçilerin sadece fabrika ya da işyerlerinde değil, mahalleler, yerel topluluklar ve farklı sektörlerde örgütlenmesi sağlanmalı. Bu ağlar, kültürel ve bölgesel farkındalıkları gözeterek kurulmalı. Türkiye’de mahalle kültürü güçlü, bu kültür üzerinden işçi örgütlenmesini yaygınlaştırmak faydalı olacaktır.
- Medya stratejilerini geliştirmek: Küresel medyanın bozucu etkilerine karşı, işçi sınıfının sesini duyuracak bağımsız medya kanalları (özellikle sosyal medya ve dijital platformlar) yaratılmalı. Kendi hikâyelerini anlatarak medyatik manipülasyonun önüne geçilebilir. Ancak, küresel ve yerel medya tarafından marjinalize edilme riski vardır, bu nedenle yaratıcı içerik ve geniş kitlelere hitap eden mesajlar geliştirilmelidir.
- Hukuki mücadeleyi büyütmek: Türkiye’de işçilerin hukuki hakları sıklıkla ihlal ediliyor. İşçiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bu ihlallere karşı güçlü bir hukuk mücadelesi vermeli. Mahkemelerde kazandıkları zaferler, işçi bilincini daha da yükseltecektir. Ancak, yargı sistemindeki bağımlılık ve uzun süreçler nedeniyle dirençle karşılaşılabilir.
- Geniş koalisyonlar kurmak: İşçi sınıfı, sadece kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda değil, aynı zamanda toplumun diğer ezilen kesimleriyle (çiftçiler, küçük esnaf, öğrenciler, kadın hareketi) ortak bir cephe oluşturmalı. Bu koalisyonlar, işçi sınıfının gücünü artıracaktır. Türkiye’deki siyasi ve kültürel kutuplaşma nedeniyle zor olabilir, ancak ortak çıkarlar üzerine inşa edilebilir.
- Ekonomik alternatifler geliştirmek: İşçiler, işyerlerinde kendi kooperatiflerini ya da kolektiflerini oluşturarak, işveren bağımlılığını azaltacak alternatif üretim ve tüketim mekanizmaları kurabilir. Bu adım, işçi sınıfının ekonomik bağımsızlığını ve örgütlenme gücünü artırabilir.
- Uluslararası dayanışmayı güçlendirmek: Türkiye’deki işçi hareketi, uluslararası işçi hareketleriyle bağlarını güçlendirmeli. Küresel kapitalizmin yarattığı baskılar, ancak küresel düzeyde bir işbirliği ile aşılabilir. Ancak, küresel dayanışma çağrıları Türkiye’deki milliyetçi tepkiyle karşılaşabilir; bu nedenle stratejik bir dil ve söylem geliştirilmelidir.
Bu maddeler hem Türkiye’nin sosyo-politik koşullarını hem de küresel kapitalizmin etkilerini hesaba katarak hazırlanmıştır. Tüm bu adımlar uygulanabilir, ancak her biri yerel ve küresel zorluklarla karşılaşabilir ve bu zorluklar dikkatle yönetilmelidir.
İstem: Ekteki belgeyi okuyarak işçilerin muhatap alınmamak ve sistemden dışlanmakla ilgili anlattıkları somut yaşantıları bir kenara yaz! Sonra linkteki sayfayı okuyarak Diyalektik Sibernetiğin ne olduğunu öğren ve not düştüğün yaşantıları nazar (bakış) ve seda (ses) açısından analiz et!
(Dialectical Cybernetics: A Unified Framework for Socio-Technical Systems)
İşçilerin muhatap alınmamak ve sistemden dışlanmakla ilgili somut yaşantılarından bazılarını aşağıda listeledim:
- Şirketten ilişkiyi kesme iddiası: İşçiler muhatap bulmak için geldiklerinde, yetkili kişi “şirketle ilişiğimi kestim” diyerek işçilerin taleplerini görmezden geldi. İşçilerin bu durumu, sistem tarafından dışlanma ve muhatap alınmama olarak yaşandı.
- Uygulama üzerinden iş ilişkisi: Bir moto kurye, bir işçi olarak muhatap bulamamasını şu sözlerle ifade etti: “Uygulama üzerinden giriş yapıyorum, uygulamayı kapatıyorlar, giriş yapamıyorsunuz.” Muhatap olacak bir kişinin olmaması, işçilerde “sudan çıkmış balık gibi kalma” hissi yaratıyor.
- İşten çıkarılmalar: İşçilere yüzde 50 maaş indirimi yapıldı ve bu indirimi kabul etmeyen 300 işçi işten atıldı. Bu durumda da işçiler muhatap alınmamış ve talepleri karşılıksız bırakılmıştır.
- Sendika temsili: Sendikalaşma hakkını kazanan işçiler, yetkili makamlar tarafından baskı altında tutulmuş, işten çıkarılmış ve sendika temsilcilerinin geri çekilmesi için teklifler almışlardır.
- İşten çıkarma gerekçesi: Bir işçi, “Kod 46” adı altında haksız şekilde işten çıkarıldıklarını ve bunu bir dışlama yöntemi olarak yaşadıklarını ifade etti. Bu kodlar işçiler üzerinde bir dışlama aracı olarak kullanılmıştır.
Şimdi bağlantıdaki “Diyalektik Sibernetik” kavramını okuyup işçilerin bu somut yaşantılarını “nazar” (bakış) ve “seda” (ses) açısından analiz edeceğim.
“Diyalektik Sibernetik” kavramı, diyalektik materyalizmi ikinci dereceden sibernetik ile birleştirerek sosyo-teknik sistemleri analiz etmek için bir çerçeve oluşturmayı amaçlar. Bu yaklaşım, çelişkiler ve geribildirim döngülerinin sistemleri nasıl dönüştürdüğünü inceler. Ayrıca, gözlemcinin sistem içindeki rolünü vurgular ve bu gözlemlerin sistem üzerindeki etkilerini değerlendirir. Gaze (nazar) ve voice (seda) kavramları da bu çerçeveye entegre edilerek, sistemdeki dinamiklerin nasıl şekillendiği üzerinde etkili oldukları incelenir.
Nazar ve Seda Analizi:
1. Nazar (Bakış) Açısından:
- İşçilerin muhatap bulamaması ve görünmez hale getirilmesi, “gözlemcinin” dışlandığı bir sistemde, işçilerin sisteme karşı varlıklarının tanınmaması anlamına gelir. Örneğin, uygulamaların kapatılması veya SMS ile işten çıkarılma, işçilerin gözlemlenemeyen ve dolayısıyla sistem dışına itilmiş oldukları bir durumu yansıtır.
2. Seda (Ses) Açısından:
- İşçilerin seslerinin duyulmaması, onların taleplerinin işitilmemesi anlamına gelir. Sendikal haklarını arayan işçiler, seslerini duyuramadıkça dışlanmış hissederler. Moto kurye örneğinde, işçinin sisteme girişinin engellenmesi ve kimseye ulaşamaması, “sesi kesilmiş” bir işçi profili çizer.
İstem: Saydığın bütün yaşantıları tek tek nazar-seda tahlilinden geçireceksin!
Aşağıda, işçilerin yaşantılarını tek tek “nazar” (bakış) ve “seda” (ses) açısından analiz ediyorum:
1. Şirketten ilişkiyi kesme iddiası:
- Nazar (Bakış): İşçiler, yetkili kişilerin kendilerini doğrudan görmezden gelmesiyle, sistemin gözünden dışlanmış hissederler. Onlar görünmez hale getirilir.
- Seda (Ses): Taleplerine karşılık alamayan işçilerin sesi duyulmamış, susturulmuştur. Karşılarındaki kişi, kendini tamamen çekerek işçilerin varlığını kabul etmemiştir.
2. Uygulama üzerinden iş ilişkisi:
- Nazar (Bakış): İşçilerin iş süreçlerinin tamamen dijitalleştirilmesi, insan olarak görülmediklerini, sadece birer veri ya da performans unsuru olarak algılandıklarını gösterir. Burada işçi, fiziksel varlık olarak gözden çıkarılır.
- Seda (Ses): Sistemin işçileri muhatap almaması, onlarla diyalog kurulmasını engeller. Uygulama kapandığında, işçinin sesi de kapanır, erişim ve iletişim imkânı kesilir.
3. İşten çıkarılmalar:
- Nazar (Bakış): İşçiler, yüzlerce kişi işten çıkarıldığında toplu olarak görünmez kılınmışlardır. Onlar, birer istatistik olarak algılanmış ve birey olarak varlıkları görmezden gelinmiştir.
- Seda (Ses): İtiraz edenlerin sesleri bastırılmış, kitlesel işten çıkarmalarla bu sesler susturulmuştur. İşçiler, taleplerine karşılık bulamamış ve sistemin sessizlikle karşılık verdiği bir duruma itilmektedir.
4. Sendika temsili:
- Nazar (Bakış): Sendikalaşan işçiler, sistemin bakış açısından bir tehdit olarak algılanmış ve sistem onları gözden çıkarmıştır. Onlar, sistemin dışında bırakılmak istenmişlerdir.
- Seda (Ses): Sendikal faaliyetleri bastırılan işçilerin sesleri duyulmamıştır. Talepleri ciddiye alınmamış ve onların taleplerini yükseltme hakları ellerinden alınmaya çalışılmıştır.
5. Kod 46 ile işten çıkarılmalar:
- Nazar (Bakış): “Kod 46” işçilere uygulandığında, sistem tarafından damgalanmış ve dışlanmışlardır. Bu durum, işçilerin gözden çıkarıldığı, ötekileştirildiği bir anlama gelir.
- Seda (Ses): Bu kod ile işçiler susturulmuş, işten çıkarılarak seslerini yükseltme hakları ellerinden alınmıştır. Taleplerinin duyulması engellenmiştir.
Bu analizler, işçilerin siber-diyalektik perspektifte hem bakış hem de ses yoluyla nasıl dışlandıklarını ve susturulduklarını göstermektedir.
Emek partisi (EMEP) hak arayan işçilerle TBMM’de toplantı yaptı, transcript:
0:00
1 Ekim’de açılan Meclisi Emekçi Partisi olarak direnenler açmak üzere buradayız.
0:02
Yan yanayız. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz, burada olduğunuz için.
0:06
Türkiye işçi sınıfına, Türkiye emekçilerine bir çağrımız olmalı. Bizler kendi kaderimizi kendi elimize almalıyız.
0:12
Ve bu parlamentoda, bu mecliste büyük bir bölümün sermayenin temsilcisi olduğunu biliyoruz.
0:20
O zaman hem parlamentodaki işçilerden, emekçilerden yana olanlarla, direnişlerde, grevlerde birlikte olan vekillerimizle hem demokrasi güçleriyle iş yerlerinde, fabrikalarda birleşerek mücadele edeceğiz.
0:34
Birlikte kazanacağız, bunun başka bir yolu yok. Bu sermayenin, bu iktidarın bizi hapsetmeye çalıştığı cendereden kurtulmak, insanca çalışmak, insanca yaşamak için bu mücadeleyi hep birlikte başaracağız diyorum.
1:00
Geldiğiniz için hepinize tekrar teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız.
1:08
Sevgili işçi arkadaşlarım, derdimizi Ferhat Bey’e anlatmak için geldik ama muhatap bulamadık. İşçilerden çok korktukları için saklanıyorlar. Dün kendisi bir vekile söylemiş, “ben şirketten ilişkimi kestim, şirket benim değil” demiş.
1:24
Bu da gösteriyor ki işçilerin direnişinden, birliğinden korkuyorlar. Artık kendi mallarından vazgeçecek kadar korkuyorlar. Biz olmadan onlar hiçler. Biz yapmadan onlar yapamazlar. Biz üretmeden onlar kazanamazlar.
1:39
Bütün işçi, emekçi kardeşlerime sesleniyorum: Biz birleşe birleşe kazanacağız. Sadece kendimiz için değil, bütün direnen arkadaşlar için gerekirse yine Somadan buraya yalınayak geliriz, soğuk yeriz, aç kalırız.
1:57
Biz her zaman direnen arkadaşlarımızla beraberiz.
2:03
Biz korkmayacağız, onlar gibi korkak değiliz. Onlar korkudan mezarın yanından geçerken türkü söylüyorlar, biz mezarın içinde de yatarız. Ama hakkımızı almadan buradan dönmeyeceğiz.
2:24
Bakın, şu görüntüye bakın. Biz böyleyiz. Akşama kadar da böyleyiz. 5000, 4000, 3000 tane çevik kuvvet, özel tim bizi barikata almış, nefes aldırmıyor bize. Gece gündüz dayak yiyoruz.
2:38
Meşru bir şekilde, gece ve gündüz hiç fark etmiyor, biz her şeyi geçtik. En önemlisi, kendi kendimize karar aldık: Arkadaşlar, dedik ki Kürt’ün inadı, Türk’ün sabrı, Laz’ın gözüyle bu zaferi kazanacağız.
3:00
“Senin dinin bu, senin dilin bu” demediler. Çünkü emekçi sınıfının dini, dili, ırkı olmaz. Emeğin dini, dili, ırkı olmadığı için soykırımın da dini, dili olmaz.
3:05
Biz tabii ki orada Filistin halkına her zaman desteğimizi verdik. Çünkü orada bir zulüm yapılıyor. Bu zulüm bana yapılıyorsa, yarın ona da yapılacaktı zaten. Bize yapılıyor zaten, çok şükür, devletimiz bunu beceriyor. Allah’a şükür, hükümetimiz bunu çok güzel beceriyor, bundan şüphemiz yok.
3:26
Ama şunu da kendimize bir örnek verdik: Ben her zaman arkadaşlarıma şunu söylüyorum: Arkadaşlar, bakın, karanlığa mermi atabilirsiniz ama umuda zincir vuramazsınız. Umudu olmayan bir toplum, toplum değildir.
3:35
Moto kuryelerin aylık 100.000 lira gibi uçuk rakamlar kazandığını sanan insanlar var. Belki siz de böyle sanıyorsunuzdur. Bunlar, Türkiye’deki üç büyük firmanın uydurduğu yalan, yanlış rakamlar. Yani masraflar düşürülmeden yapılan hesaplamalar.
4:00
Ve bu gibi eleman bulmak için yaptıkları şeyler. Bu ülkede 100.000 lira maaşlı bir iş olsa, zaten fakir halkın çocuklarına yaptırmazlar. Bu bir gerçek.
4:07
Ben burada sizi dinlerken, hepinizin sendika kurduğunu, sendikada örgütlendiğini, hakkınızı aradığınızı gördüm. Biraz üzüldüm, ama çok sevindim sizin adınıza. Kendi adıma üzüldüm çünkü benim bunları yapmaya hakkım yok.
4:23
Ben kağıt üzerinde patron gözüküyorum. Belki de buradaki tek patron benim. Yani ben kağıt üzerinde patron gözüküyorum ama bir işçinin hakkı olan hiçbir hakka sahip değilim. İşten atılabilirim, tazminat alamam, kaza yapsam işsizlik maaşı alamam, hiçbir hakkım yok.
4:37
Benim beni işten kovması bir SMS’e bakar. Muhatap almıyorlar, SMS bile atma gereği duymuyorlar. Bir uygulama üzerinden giriş yapıyorum. Siz nasıl fabrikaya her sabah işe gidiyorsanız, ben de bir uygulama üzerinden giriş yapıyorum. Uygulamayı kapatıyorlar, giriş yapamıyorsunuz.
5:00
Yani muhatap olacak hiç kimse yok. Sudan çıkmış balık gibi kalıyorsunuz. O dönemde maaşlarımıza yüzde 50 indirim yapıldı, Sevda Hanım da biliyor. Yüzde sıfır indirim yapıldı, biz bunu kabul etmedik.
5:13
Buna itiraz ettiğimiz için 300’e yakın arkadaşımız işten atıldı. Ne yapacağız dedik, sendika kuramıyoruz. O zaman ne yapacağız dedik, dernek kuracağız dedik. Bir yerden başlamak lazım.
5:20
Moto kurye derneğini kurduk arkadaşlarımızla beraber. Yemek sepeti için çalışıyordum, iki kere kaza yaparsam sorgusuz sualsiz beni işten atacaklardır. Çok uzun paket mesafesi iptal edince gene işten atacaklardır.
5:39
En son yaptığımız eylemlerde, ekranda birazdan görürsünüz, oraya gittim diye sorgusuz sualsiz bir sabah sisteme girdim, çalışmak için sisteme girdim ki hesabımda erişim engeli var. Kimseye ulaşamıyorsunuz.
5:52
Tek yapacağınız şey, uygulamayı silip başka bir işe girmek. Biz işimizi yaptık, ama bunu hiçbir zaman hak etmedik. Sadece tek sorun şu: Herhalde bizim çok dürüst olmamız, buradaki olan bütün abilerimiz, ablalarımız gibi çok dürüst olmamız onlara çok yanlış geldi herhalde.
6:07
Moto kuryelerin canının değeri 27.300 lira. Bu ülkede Somali Cumhurbaşkanının oğlunun öldürdüğü moto kuryenin canına 27.300 lira değer biçildi. Biz bazen şakasına bile 27.300 liralık adamlarız diyoruz kendimize.
6:25
Yani bu ülkede işçilerin değeri bu kadar belirlenmiş. Bizim sayımız belli değildi. Türkiye’de kaç tane kayıtlı moto kurye var, bilmiyorduk. O kadar dilekçede bulunduk, şunları bir sayın, bu ülkede kaç tane kurye var, bir sayın dedik, ama saymadılar.
6:48
Bizim sayımız ne zaman tespit edildi biliyor musunuz? Bizim bahşişlerimize vergi getirilmek istendiği zaman. Bahşişlerimize vergi koymak için bizim sayımızı çıkardılar ortaya. Biz sosyal güvence beklerken ek vergiler geldi ve bizi saydılar.
7:01
Yani insan yerine koyup saydılar. Ama neden? Vergi alacakları için saydılar.
7:12
Yaş ortalaması 23 olan genç kardeşlerimizi toprağa veriyoruz. Elimizden gelen tek şey de motorlarla cenaze arabasının arkasından korna çalıp konvoy yapmak. Ama inanıyorum ki bu düzen değişecek. Adalet yerini bulacak.
7:28
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
7:31
Ben burada birçok not aldım, kendi iş yerimde neler oldu, neler bitti diye, ama gördüm ki arkadaşlarım zaten her şeyi özetledi. Bu da gösteriyor ki sermaye sınıfının oyunları hep aynı, değişmiyor.
7:47
Türkiye’de sendikalı olmak çok kolay. E-devletten bir şifreyle hemen sendikaya üye olabiliyorsunuz, ama maalesef sendikalı kalabilmek bedel ödemeyi gerektiriyor.
7:57
Burada konuşmalar devam ederken, plastik işçilerinden arkadaşlar videolar atıyorlar. Şu an orada bir müdahale durumu var, hala bir mücadele içindeler.
8:07
Denetime gelen müfettişlerin içeri girmesi engelleniyor. Temsilci arkadaşlarımızın içeri girmesi engelleniyor. İşçiler korkmuyorlar. Kolluk kuvvetleri, özel güvenlik kuvvetleri ne kadar gelirlerse gelsinler, biz bu mücadelenin meşru olduğunu biliyoruz.
8:20
Haklı bir mücadele olduğunu biliyoruz, onurlu bir mücadele olduğunu biliyoruz. Bu kolluk kuvvetleri, özel güvenlik kuvvetleri sadece göstermelik gelir ama bize hiçbir şey yapamazlar.
8:28
İşçi sınıfı tarihte deneyimlerle gelir, hafızası güçlüdür ama sabırlıdır da. Gün olur devran döner, işçiler bunları unutmaz. İlla ki bir gün cevabı verilecektir bu müdahalelerin.
8:35
Daha öncesinden, kod 46 ile bizi işten attılar. 28 öncü arkadaşımızı sırf sendikayı içeride bertaraf etmek için attılar.
8:42
Bizler 10 yıllık, 15 yıllık emekçileriz. Bu firmayı bugün bu hale getirenler bizleriz. Biz bunun farkındayız. Eğer bugün çarklar dönmüyorsa siz de orada rahat oturmayacaksınız.
8:54
Bir işçi arkadaşımı bana karşı çıkartıyorlar, “bunlar terörist, işyerini ele geçirmeye çalışıyor” diye. Bunlar bize artık komik geliyor. İlk kez duymuyoruz, işçiler sadece gülüp geçiyorlar.
9:02
Biz emeğin iktidar olduğu bir dönemi dört gözle bekliyoruz ve bunun uzak olmadığının farkındayız. İnşallah kazanacağız. Teşekkür ederim.
9:07
[Alkış]
9:16
Yedili sisteme çağırdılar. Yani yedi gün çalışacaksın, bir gün izin. Çocuklarınla vakit geçiremeyeceksin, ailenle görüşemeyeceksin. Hafta sonu iznin yok, hafta içi izin verecekler. Hafta içi de çocuklar okula gittiği için bir anlamı kalmıyor.
9:29
Biz buna itiraz ettik ama “çalışan çalışsın, çalışmayan iki var” dediler. Aynı gün, kod 46’dan bizi işten çıkardılar. Hırsızlıktan…
9:40
Bize beş yıldızlı otellerden yemek geliyor, Grand Otel, Divan Otel, ama bu yemekler bozuk, böcekli. Hamam böcekleri çıkıyor içinden. Artık meyveleri gönderiyorlar, kokuşmuş, küflenmiş. Yiyen yesin, yemeyen yemesin diyorlar.
9:56
Ama idari bina çalışanları, bizim yediğimiz yemeklerden yemiyorlar. Dışarıdan yemeklerini getirtiyorlar. Çünkü biz işçi olduğumuz için her zaman bir farkımız olmalı.
10:17
Ezdirmeyeceğiz. Biz şaşırdık, emniyet müdürleri, valilikler, çevik kuvvet sürekli patronların önlerine kalkan oluyorlar. İşçilerin artık birlik ve beraberlik olması lazım.
10:27
Sesimizi tüm dünyaya duyurmamız lazım. %130 ile masaya oturdu, biz de %120 ile cevap verdik, sonra %45’e kadar çıktı. Biz de en son %180’de kaldık ve süreç tıkandı. Sonra grev kararı aldık.
10:48
Toplantılara katıldık. Baş temsilci arkadaşımla beraber temsilcilik odasına gittik.
11:00
Tuvaletin önünde toplantı yaparsınız şeklinde aşağılandık.
11:07
Bizi aşağılıyorlar. İşçi sınıfını, üreten bizleriz ama sırtımızdan para kazanıyorlar, yine de bizi aşağılık görüyorlar. Bunu biliyorduk, ama bunları yaşayınca daha fazla görmüş olduk.
11:20
Sonuna kadar mücadele edeceğiz, 37 değil 370 kişi de olsa hakkımızı alana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Teşekkür ediyorum.
11:40
2 yıl önce sendikamıza başvuruda bulunduk. Bunun neticesinde işveren karşı dava açtı.
11:47
Mahkeme sürecini başlattık, iş mahkemesine gittik ve kazandık.
11:55
Bölge mahkemesine gittik, onu da kazandık. Sonra Yargıtay’a çıktı ve oradan da kazandık. Mart ayında yetkimizi aldık.
12:12
Yetkimizi aldıktan sonra arkadaşlarımızı tek tek işten çıkarmaya başladılar.
12:20
Sendikalaşmak elbette doğru. Arkadaşımızın da dediği gibi sendikalaşmak e-devlet üzerinden bir şekilde yapılıyor. Ama maalesef…
12:38
Sendikalaşma kazanılmış bir hak olarak gözükse de, işçilere baskılar sürüyor. Sendika temsilcilerinin geri çekilmesi için tekliflerde bulunuyorlar, bunu yaşadık.
12:53
Meclise geldiğimizde, bizi kapıdan içeri almadılar. Sabah kalk, işe git, akşam gel…
13:00
Ailenle zaman geçirebilir misin? Zor. Sabah kalk, tekrar işe git. Ne kadar birleşeceğiz, bilmiyorum. Bunun nasıl fayda sağlayacağını öğrenmek istiyorum.
13:22
Şu an masanın etrafındaki arkadaşlarımızdan da, özellikle kamu sektöründen gelen arkadaşlarımızdan gördüğümüz kadarıyla en büyük eksiğimiz komitelerin eksik olması. Komite olduğu zaman söz, yetki, karar onların elinde oluyor.
13:33
Asıl sendikaları dizayn edecek, işçileri kazanımla sonuçlandıracak mantık da buydu. İşçi sınıfının tarihi, biz komiteleri kurduktan sonra şekillenmiştir.
13:47
Biz, üyeliklere başladık. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında, daha önce Schneider Elektrik’te işyeri baş temsilciliği yaptık. Bir buçuk hafta gibi kısa bir sürede çoğunluğu aldık ve yetkiyi kazandık.
13:56
Yetki çoğunluğunu aldıktan sonra işveren saldırıya geçti. Yaptığı ilk şey öncü işçileri işten çıkartmaktı. Aynı zamanda taşeron işçi almak oldu.
14:07
18 yıllık çalışan bir işçinin maaşı 25.500 lira iken, taşeron olarak aldığı işçi 25.000 lira alıyordu. Çay molalarının, ikramiyelerin olduğu, insanların çocuklarıyla tatil yapabildiği bir ortam hayal ediyorduk ama maalesef bu ortam sağlanamadı.
14:15
Gerçekten sendikalı olmanın farkına varabileceğimiz bir süreç olması için bu düzenlemeler yapılmalıydı.
14:22
Aslında bu, sendikaların yapması gereken bir şeydi. Kusura bakmayın lütfen, burada her sendikadan arkadaşımız var ama günü kurtarma derdindeler.
14:31
Biri bugün burada eylem yapıyor, biri yarın başka bir yerde. Ama sendika ve konfederasyon ayrımı gözetmeksizin işçiler mücadele ettikleri için biz buraya geldik.
14:49
İşçi sınıfının iktidarını görünür hale getiren vekillerimize ve sayın genel başkana teşekkür ediyorum. Biz kazanacağımıza inanıyoruz, yolumuz açık olsun.
15:02
Biz özel sektör öğretmenleri sendikasında örgütlenen öğretmenleriz. Çankaya Belediyesi’nde çalışıyorduk. İşçinin, emekçinin çocuklarına eğitim verdiklerini söyleyen bir belediye var, ama bu belediye öğretmen emeğini gasp ediyor.
15:19
Ve bunu bir maharetle yapıyor. Ne hikmetse her seferinde aynı firmaya ihale ederek birilerine para kazandırıyor. Firmanın hiçbir maliyeti yok. Öğretmenler burada emek veriyor, mücadele veriyor.
15:36
Halk da belediyenin bize ücretsiz eğitim verdiğini sanıyor ama arka planda öğretmenlerin emeği sömürülüyor. Haftada 30 saat ders, ayda 120 saat ders veren bir öğretmen 17 lira gibi komik bir ücret alıyor.
15:55
Bu sosyal belediyecilik değil, sosyal sömürü. Halkın duygularını sömürüyorsunuz. Buradan siyasi prim elde ediyorsunuz ama arka planda emek hırsızlığı yapıyorsunuz.
16:10
Henüz iktidara gelmeden AKP’leşmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız.
16:17
Polisten daha çok belediyenin güvenlik görevlilerini karşımızda gördük. Kendi öğretmenlerine karşı duran bu zihniyet karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz.
16:48
Bizim sendikamız, özel sektör öğretmenlerinin mücadelesini örgütleyen bir sendika. Taban maaş mücadelesi veriyoruz. Öğretmen emeğinin tamamen sermayedarların isteğine bırakılmasına karşı çıkıyoruz.
17:12
Bu sektörde çalışan herkesin standart bir maaş alması ve öğretmenlerin eğittikleri insanlara gerçek manada faydalı olabilmesi için bu mücadeleyi sürdürüyoruz.
17:25
Bu mücadelemizi sendikamız üzerinden yürütmeye devam edeceğiz, teşekkür ederim.
17:30
Hepinize çok teşekkür ediyoruz.
17:32
Tam da meclis açılmadan önce işveren tarafından türlü baskılar gördük. Şantajlar gördük.
17:40
Greve çıkacağımız günün bir gün öncesinde işveren vekili, yani genel müdür, bütün çalışanları topladı. “Bizim arkamızda devlet var, polis var. Bu sendikayı sokmayacağız” dedi.
17:54
Gözümüzü korkutmaya çalıştılar ama başarılı olamadılar. Biz yine grevimize çıktık.
18:03
Bugüne kadar aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Bize tazminat teklif ettiler, “gel bu işi bırak, sana daha fazla tazminat verelim” dediler ama biz bu mücadeleden vazgeçmedik.
18:19
İçeride makinelere yetkisi olmayan insanları koyup çalıştırmaya çalıştılar, ama bunlar tespit edildi.
18:34
70 yıldır çalışan bir firma, 70 yıldır işçisine %50’nin üstünde zam vermemiş bir firma, bu sene sırf sendikadan vazgeçelim diye bize %50 üstünde zam verdi. İmkansız dedikleri her şeyi yapmaya başladılar.
19:01
106 gündür grevdeyiz, şanla şerefle yürütüyoruz arkadaşlar. Ama işveren tarafından hiçbir adım atılmadı.
19:13
Grev süreci boyunca bir kota konulması gerektiğine inanıyorum.
19:27
Birlikte olduğunuz sürece kaybedeceğimiz bir şey yok.
19:30
Biz 106 gündür grevdeyiz, onurumuzla devam ediyoruz. İnsan onuruna yakışacak şekilde, sadece minimum bir ücret istiyoruz. 106 gündür grev çadırlarına mahkûm edildik.
20:00
Bu mücadele ne kadar sürerse sürsün, asla geri adım atmayacağız.
20:10
Ne kadar uzarsa uzasın, sonuç itibariyle mücadelemizi sürdüreceğiz. Süre uzadıkça insanların yıpranma ihtimali artıyor, ama bizler bu zorlu süreci patronların kazanmasına asla izin vermeyeceğiz.
20:21
Hepinize çok teşekkür ederim.
20:29
Bizim durumumuz onlarınki kadar kötü değil, ama sonuçta biz de biriz, birlikteyiz, emekçiyiz. Acılarını hissettim, bu beni üzdü ama yine de burada olmak çok güzel.
20:38
Birlik beraberliğimiz güçlü bir şekilde devam ediyor. Ekmek ve emek bizim için en yüce değer. Ben böyle düşünüyorum.
20:45
Bugün dışarıda onurlu bir şekilde, güçlü bir şekilde, 210 kişiyle beraber çok büyük bir mücadele veriyoruz. Bütün arkadaşlarımla gurur duyuyorum, hepsini çok seviyorum.
20:56
Benim bir çalışma arkadaşım, 45 yaşında, bir çocuğuyla grev çadırına geldi. Çocuğuna önlük yedirdi ve işveren o gün oradan geçerken o işçinin çocuğunun gözlerinin içine bakarak geçti.
21:10
Ne hissetti bilmiyorum. Ben anlatınca ne hissediyorsunuz bilmiyorum, ama emekçi arkadaşlarım, demek istediğimi en iyi sizler anlarsınız.
21:20
Sabah bir durum yaşandı, biraz deşarj oldum doğrusu. Bu çabanız için de çok çok teşekkür ediyorum.
21:27
Burada olamayacağız diye düşündüm, ama gerçekten bizi buraya çağıracak kadar büyük ve cesur yüreklere sahipsiniz.
21:34
210 arkadaşım adına, başkanlarım adına teşekkür ediyorum.
21:42
Bu sınıfın çok büyük bir geçmişi var. 15-16 Haziran var, Kavel direnişi var, yani birçok miras var.
21:54
Bu miraslara hareket etmesi gereken bir sınıfız. Şu anda faşist bir yönetim tarafından yönetilen bir Türkiye var.
22:00
Biz buradan çıktığımızda, her şey bitmiş gibi düşünmemek lazım. Sosyal medyada birbirimize selam göndermeye çalışmak doğru değil.
22:10
Biz gerçek bir sınıf mücadelesi veriyoruz. İzmir’de yaşadıklarımızı birleştirmiş olsaydık, çok daha farklı bir yerde olabilirdik.
22:26
Umarım ilerleyen süreçte bunları bir araya getirip mücadelemize devam ederiz. Hepimizin söylediği gibi, birleşe birleşe kazanacağız.
22:35
Eşit davranmaya işçilerden başlasınlar. Gene aynı kanun hükmünde kararname, madde 127, %70 işçilik ve ihale.
22:45
Hastanelere gidiyoruz, bize yemek verenler “prosa” olarak gösteriliyor ama insan değillerdi onlar.
22:51
Hastanede çalışan HBS personelleri taşeron olarak gösteriliyor ama değillerdi.
22:59
Madde 24’te belediye şirket işçilerini kapsam dışı bıraktılar. O zaman sayı 450.000 idi, şimdi 650.000.
23:06
Bizi bir “belediye iktisadi teşekkülleri” kategorisine attılar. Yarısı personel aşını kurdu, yarısı daha önceki şirketlerle devam ettiler.
23:14
4 Aralık mağduru neydi? Bir gün önce raporlu olan kişi yerine başka biri gelmiş, o işe girdi. Ama raporlu olan işe giremedi.
23:22
Aile hekimine gidiyorsunuz, hemşireler var, teknikerler var, teknisyenler var, ama onlar kadrolu değiller.
23:30
Hastanede çalışan arkadaşıma kadro vermiyorsunuz, 10 metrekare yer temizleyen belediye şirket işçisine kadro vermiyorsunuz.
23:39
2019 yerel seçimleri oldu, o zaman dedik ki, siz kadro vermezseniz işten atmalar olacak.
23:44
Adana’da, Mersin’de işten çıkarmalar oldu. Kayyuma geçen yerlerde, kayyumdan geri alınan yerlerde belediye şirket işçileri işten atıldı.
23:54
Siyasi görüşüne bakılmaksızın işçileri attılar. Gaziantep’te de vardı, Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde de oldu, ayrım yapmadılar.
24:00
Ben bugüne kadar milliyetçi muhafazakar çizgide siyaset yapmış bir insanım ama geldiğimiz nokta…
24:14
Özak Tekstil için İstanbul’da yürürken, tabip grubundan bir arkadaş “lanet olsun bu düzene” dedi.
24:20
En milliyetçi muhafazakarlarla sosyalistleri yan yana getirdi bu düzen. Bunu yakın zamanda duyduk ama biz bunu zaten Özak Tekstil’in İstanbul’daki basın açıklamasında duymuştuk.
24:30
Babay tarım işçilerinin İzmir’deki basın açıklamasında da duymuştuk. 19 haftadır İstanbul’da oturma eylemi yapıyor arkadaşlar.
24:38
Belediyede kadro değişecekti. Bugün 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre, temizlik personeline, hastanede çalışan arkadaşlarımıza 52 günlük ikramiye veriyorsunuz ama belediye şirket işçisine vermiyorsunuz.
24:54
Biz 36 aydır Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı bir kuruluş olan Kent AŞ’de maaşlarımızı parça parça alıyoruz.
25:01
Belediye deyince zannetmeyin ki belediye binasında çalışan insanlarız. Hepimiz sosyal tesislerde vardiyalı şekilde çalışıyoruz.
25:05
Maaşın üzerinden 55 gün geçtiğinde, 5.000 ya da 7.000 lira gibi komik rakamlar alıyoruz.
25:10
Sendikanın verdiği bir kararla eyleme oturduk.
25:16
Bu iş çözülene kadar eylemin devam etmesi gerektiğini düşündük. Sendika da tamam dedi, ama ikinci gün eylemi sonlandırdı.
25:27
Bu direnişi başlatan işçi arkadaşlarının önderliğinde üç gün boyunca eyleme devam ettik.
25:36
Toplamda üç gün eylem yaptık. Çünkü 36 ay boyunca evin kirasını geciktirmek, kredileri ödememek, hayatını sürdürmek zor.
25:44
Tefeciye düşenler oldu, icralık olanlar oldu, eşinden boşananlar oldu.
25:54
Sonrasında kod 46 ve 26 ile işten çıkartıldık ama 36 ay boyunca uğradığımız zararı kimse görmedi.
26:03
Ben işimi hep evliliğe benzetiyorum. Hiç kimse mutlu olduğu bir evliliği sonlandırmaz. Biz de işimizde mutluyken eyleme oturmadık.
26:13
Bizim derdimiz parada değildi, sadece tek seferde maaşlarımızı alabilmek istedik.
26:19
Ve bu saçma sapan kodlar kaldırılsın. Çünkü bu kodlar iyi niyetle kullanılmıyor.
26:24
Talebimiz, işimize geri dönmek ve bu kodların kaldırılmasıdır.
26:31
Çok teşekkür ediyorum ve hepinizin direnişini selamlıyorum.
26:39
Birleşik mücadele kader birliği yapanların en kararlı sömürücüler ittifakı yönetiyor bu meclisi.
26:46
Onun egemenliği yönetiyor. Sizin adınıza, sizin haklarınız için verilmiş herhangi bir yasa, kanun teklifi bu meclisten geçmiyor.
26:56
Neden geçmiyor? Bu soru sadece tek tek vekillerin muhatabı değil. Hangi partiler geçirmiyor, neden geçirmiyor?
27:10
Biz bu meclise geldik, 15 ay oldu. Daha önümüze gelen kanunlar ve kararlar içinde işçi sınıfını ilgilendiren bir tane düzenleme olmadı.
27:21
Uluslararası anlaşmalar da dahil, işçi sınıfına katkı sağlayacak bir düzenleme olmadı.
27:26
Bu ülkeyi yöneten sömürücü zihniyet, sermaye sınıfı olarak bakıyor. Biz, işçi sınıfının kaderini temsil etmek için
buradayız.
27:39
Emin olun, önümüze gelen kanunlarda, işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirecek bir düzenleme olmadı.
28:04
Bu mecliste iki tip milletvekili var: Biri sermayenin kurşun askeri, diğeri ise işçi sınıfının neferi.
28:36
Bu meclis işçilerin meclisi olana kadar mücadele edeceğiz.
29:00
Bu ortak kader için daha çok büyümek, daha çok çoğalmak zorundayız.






























Geri bildirim: Tümden Tüme — muhaberat derlemesi | YERSİZ ŞEYLER