Doğrucu Tezgah: Yeni Dünya Düzeninin Utanç Oyunu — Vicdan Şaşmaz

🦋🤖 Robo-Spun by IBF+Fİ 🦋🤖

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

Günümüzde insanlık, “doğrucu tezgah” adıyla özetlenebilecek bir oyuna tabi tutuluyor. Bu oyunun en temelinde, insanın, kendi doğallığından koparılarak, ruhsuz ve “geist”sız bir nesil yaratılmaya zorlanması var. Sanki her şey, insanı insan yapan değerlerden, niteliklerden arındırarak, basit ve manipüle edilebilir bir kitle oluşturma amacı taşıyor. İnsanların sağlıklı gelişimleri ve sağlıklı üremeleri, çeşitli psişik manipülasyonlarla, özellikle de şiddete meyilli trendlerle engellenmek isteniyor. Burada amaç, bir yandan psikolojik baskılarla insanları edilgenleştirmek, diğer yandan da zahmetsizce nüfusun azaltılmasını sağlamak.

Bireyin en doğal haliyle kendini var edebilmesi, sosyal ilişkiler kurabilmesi, sevebilmesi, hatta çalışarak kendi emeğiyle geçinmesi bile “cringe” yani utanılası bir zayıflık olarak sunuluyor. Bu yaklaşımla birlikte “yüce insan” algısı tamamen sarsılarak, insanlığın öz değerleri küçümsenip çarpıtılıyor. Bireyin sağlıklı bir sosyal varlık olarak kendini gerçekleştirmesi, bir acizlik olarak etiketleniyor. Burada dikkat çekici bir detay ise, bu manipülasyonların siyasi veya sınıfsal bir altyapıya dayandırılmaması; zira amaç, tüm sınıf farklılıklarını yok ederek, homojen bir “sınıfsız toplum” yaratmak.

İnsanın fiziksel yapısı da bu kapsamda yerini alıyor. Beden, özellikle de uzuvlar üzerinden yürütülen bir “utanç” politikası var. Plastik cerrahinin giderek artan popülaritesi, bireylerin doğal halleriyle barışık olmalarını zorlaştırıyor. Bu noktada, oto-mutilasyon yani bireyin kendi bedenine zarar verme hakkını savunan feminist hareketler ve kendini feminist olarak tanıtan yeni sol eğilimler devreye giriyor. Artık pek çok birey, kendi doğal varlığını “cringe” bir unsur olarak görmeye itiliyor ve bu durumun normalleşmesi, aynı zamanda “satılmış” feministlerin de bu oyuna katılmasını sağlıyor. Böylece insan bedeni, plastik cerrahi operasyonlarıyla şekillendirilerek, bir tür mekanik varlığa dönüştürülüyor.

Bu durumun yaratılmasının ardındaki nedenlerden biri de küresel krizler. Kapitalizmin çökmüş ve çürümüş yapısı içerisinde hâlâ yaşarken, iklim krizinin derinleşmesi gibi unsurlar da insanlık için bir tehdit oluşturuyor. İnsanın doğayla olan ilişkisini ve kendi varlığını anlamlandırmasını zorlaştıran bu krizler, tüm toplumların merkezi bir otoriteyle yönetilmesini sağlayacak bir zemin hazırlıyor. Küresel krizlerin tetiklediği korku ve kaos ortamında, daha az insanla, daha ferah bir şekilde idare edilebilecek bir dünya düzenine olan ihtiyaç vurgulanıyor. Bu çerçevede, insanlığın kendi doğasından uzaklaşması, otoritenin işini kolaylaştıran bir faktör olarak öne çıkıyor.

Bu yeni düzenin bir parçası olarak, “cool” yani havalı olarak görülen kavramlar ve bireylerin bu kavramlara olan ilgisi sürekli değiştiriliyor. Ancak bu “coolness” dediğimiz şey, aslında insanı gerçek değerlerden koparan, içi boş bir kavram. Morg soğukluğunda, duygulardan uzak bir “cool” algısı yaratılıyor. Günümüz gençleri, bu algıya kapılmaları için bilinçli bir şekilde eğitimden, bilgiye odaklanabilme becerisinden yoksun bırakılıyor. Bilgi kusan ama anlam yüklü içerik üretemeyen teknolojik aygıtlar sayesinde, insanlık adeta birer “boş kağıt” haline getiriliyor.

Bu süreç, toplumun her katmanına dantel gibi işleniyor. En dikkat çekici olan ise, bu oyuna özellikle sol partilerin katkısı. Eskiden sosyal adalet, eşitlik ve insan hakları gibi hedefleri olan sol partiler, günümüzde kimlik siyaseti peşine düşmüş durumda. Sınıf mücadelesi gibi konular, kapitalizmin yapısında kalmış, unutulmuş ve işlevsiz kavramlar haline getirilmiş. Artık bu partiler, sürekli olarak belirli kimliklerin haklarını savunma bahanesiyle, insanı insandan uzaklaştıracak yeni politikaların savunuculuğunu yapıyor. Sağ partiler zaten hiçbir çözüm sunmazken, sol partilerin bu çarpık kimlik siyasetini sürdürmesi, halkın sağa kaymasını daha da kolaylaştırıyor. Özellikle Avrupa’da artan sağ eğilimlerin en temel nedenlerinden biri, bu oyuna alet olmuş sol partilerin topluma yabancılaşması.

Günümüz sol partileri, kendi ilkelerini ve ideolojilerini terk etmiş, kimlik siyaseti uğruna “satılmış” durumdalar. Kendilerini var eden değerlerden ve ideallerden kopan bu partiler, kendilerini “sol” olarak tanımlasalar da, aslında artık sadece birer kukla halindeler. Bugünlerde, elfler, iblisler ve cinsellik objelerine hak arayarak gündem yaratmaya çalışıyorlar, zira başka bir ilgi oluşturabilecek ya da topluma fayda sağlayabilecek bir perspektifleri kalmamış durumda.

Artık sınıf, ekonomi gibi konuların kapitalizmle birlikte “işi bittiği” iddia ediliyor. Yeni tanımlar ve yeni bir toplum düzeni geleceği öne sürülüyor. “Doğrucu tezgah”, insana dair tüm değerleri “cringe” olarak damgalarken, aslında yeni bir insan modeli yaratma hedefinde. Tüm bu gelişmelerin arkasında, insanlık olarak daha derin bir sorgulama yapmamız gerektiği gerçeği yatıyor.

Şimdi, her şey için çoktan “hayır” demek gerekiyor; yoksa bu oyunun parçası olarak basit, manipüle edilebilir, ruhsuz bir kitleye dönüşmek kaçınılmaz olacak.

Vicdan Şaşmaz, 1974 yılında Bursa’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, toplum ve kültür üzerine yaptığı çarpıcı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekti. Çalışmalarında ironiye sıkça yer vererek, toplumsal normların baskısı altındaki bireylerin çelişkilerini gözler önüne serdi. “Kendi Gibi Olmanın Buhranı,” “Ayna Tuttukça Çatlayan Hayatlar” ve “Toplumsal Roller Tekerlemesi” gibi kitaplarıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Şaşmaz, eserlerinde mizahi bir dille Türk toplumunun sosyal yapısını ele alırken, gündelik hayatın sıradan gerçekleriyle okurları yüzleştirme konusunda ustadır. Ayrıca böyle birisi aslında yoktur.

Hazırlayan: Işık Barış Fidaner & Fatoş İrem & ChatGPT 4o


Der Komplott der Korrektheit: Das Spiel der neuen Weltordnung

Heute ist die Menschheit einem Spiel unterworfen, das unter dem Namen „Der Komplott der Korrektheit“ zusammengefasst werden kann. Im Kern dieses Spiels steht das Ziel, den Menschen von seiner Natürlichkeit zu trennen und eine geistlose, „seelenlose“ Generation zu schaffen. Es scheint, als ginge es darum, den Menschen seiner wahren Werte und Qualitäten zu berauben und so eine einfache, manipulierbare Masse zu formen. Psychologische Manipulationen, insbesondere Gewalttrends, hindern Menschen daran, sich gesund zu entwickeln und gesund zu vermehren. Das Ziel hierbei ist es, die Bevölkerung mühelos zu reduzieren und gleichzeitig den Menschen durch psychischen Druck passiv zu machen.

Die Fähigkeit des Individuums, sich auf natürliche Weise selbst zu verwirklichen, soziale Beziehungen aufzubauen, zu lieben und sogar durch eigene Arbeit zu leben, wird als „cringe“ dargestellt – also als beschämende Schwäche. Mit diesem Ansatz wird das Bild des „edlen Menschen“ vollständig erschüttert, indem die menschlichen Grundwerte belächelt und verdreht werden. Die Selbstverwirklichung des Individuums als soziales Wesen wird als Schwäche gebrandmarkt. Hierbei ist zu beachten, dass diese Manipulationen weder politisch noch klassenbezogen sind; das Ziel ist vielmehr, alle Klassenunterschiede zu beseitigen und eine homogene „klassenlose Gesellschaft“ zu schaffen.

Auch der physische Körper des Menschen wird hier miteinbezogen. Der Körper, insbesondere die Gliedmaßen, wird einer „Scham“-Politik unterzogen. Die steigende Popularität der plastischen Chirurgie erschwert es dem Einzelnen, mit seiner natürlichen Erscheinung im Einklang zu sein. An diesem Punkt kommen feministische Bewegungen ins Spiel, die das Recht auf Selbstverstümmelung propagieren und von neuen linken Strömungen unterstützt werden. Viele Menschen sehen ihren natürlichen Körper als etwas „cringehaftes“ und dieser Zustand wird durch „gekaufte“ Feministinnen normalisiert. Somit wird der menschliche Körper durch plastische Operationen geformt und in eine Art mechanisches Wesen verwandelt.

Einer der Gründe für die Schaffung dieses Zustands sind globale Krisen. Während wir immer noch in der zerfallenen und verfaulten Struktur des Kapitalismus leben, bedrohen uns globale Probleme wie die Klimakrise. Diese Krisen erschweren es der Menschheit, ihre Beziehung zur Natur und ihr eigenes Wesen zu verstehen und schaffen ein Umfeld, in dem alle Gesellschaften zentral regiert werden müssen. In einer Welt, die durch Angst und Chaos geprägt ist, wird eine Weltordnung geschaffen, die mit weniger Menschen leichter zu verwalten ist. In diesem Zusammenhang wird die Entfremdung des Menschen von seiner Natur als ein Faktor betrachtet, der die Arbeit der Autoritäten erleichtert.

Ein Teil dieser neuen Ordnung ist das Konzept des „Coolen“ – das jedoch fortwährend verändert wird. Doch dieses Konzept ist ein inhaltsleerer Begriff, der den Menschen von seinen wahren Werten entfernt. Es entsteht ein „cool“-Bild, das von Gefühlen losgelöst ist und die Kälte eines Leichenschauhauses hat. Die heutige Jugend wird gezielt von echter Bildung und der Fähigkeit, sich auf Wissen zu konzentrieren, ferngehalten, damit sie in diese Vorstellung passt. Durch Technologien, die zwar Informationen spucken, aber keine sinnvollen Inhalte vermitteln, wird die Menschheit zu einem „leeren Blatt“.

Dieses Spiel, in das jedes Detail fein verwoben ist, wird besonders von linken Parteien unterstützt. Auffällig ist, dass die einstigen Ziele dieser Parteien, wie soziale Gerechtigkeit, Gleichheit und Menschenrechte, dem Kampf um Identitätspolitik gewichen sind. Themen wie Klassenkampf sind im Kapitalismus geblieben und als veraltete Begriffe abgestempelt. Diese Parteien, die sich als „links“ bezeichnen, aber längst ihre Prinzipien und Ideale aufgegeben haben, sind nunmehr nur noch Marionetten, die die Menschheit von sich selbst entfremden. Sie kämpfen pausenlos für die Rechte von Elfen, Dämonen und sexuellen Objekten, da sie keine andere Verbindung zur Gesellschaft aufbauen können.

Klasse und Wirtschaft gelten als „abgearbeitete“ Themen, die im Kapitalismus ihren Platz gefunden haben. Es wird behauptet, dass neue Definitionen und eine neue Gesellschaftsordnung kommen werden. „Der Komplott der Korrektheit“ brandmarkt alle menschlichen Werte als „cringe“, mit dem Ziel, ein neues Menschenbild zu schaffen.

Nun heißt es „Nein“ zu sagen, denn andernfalls wird es unvermeidlich sein, ein einfaches, manipulierbares, seelenloses Individuum zu werden, das Teil dieses Spiels ist.


The Conspiracy of Correctness: The Shame Game of the New World Order

Today, humanity is subjected to a game that can be summed up as the “Conspiracy of Correctness.” At the heart of this game lies a concerted effort to strip people of their natural essence, pushing them to become a generation devoid of “geist” or spirit. It seems that everything is aimed at creating a simple, manipulatable mass by eroding the values and qualities that make humans truly human. Healthy development and reproduction are being hindered through various psychological manipulations, especially those centered around violent trends. The purpose here is twofold: to render individuals passive through psychological pressure and, on the other hand, to effortlessly reduce the population.

The most natural human actions, like forming social bonds, loving, or even working to earn a living, are framed as “cringe” and thus as weaknesses to be ashamed of. Through this approach, the perception of the “noble human” is entirely undermined, and the core values of humanity are mocked and twisted. Realizing oneself as a social being is labeled as a pitiful deficiency. One noteworthy detail here is that these manipulations are neither politically nor class-based; rather, the aim is to create a homogenous “classless society.”

The human body, especially physical attributes, are also included in this narrative of shame. There is a prevalent “shame” discourse around the body, especially around its natural features. With the growing popularity of plastic surgery, individuals are increasingly pushed to reject their natural state. At this juncture, feminist movements, particularly those that support auto-mutilation (self-harm) in the name of body autonomy, and so-called new-left feminists play a role. Many people now view their natural selves as inherently “cringe,” and this normalization process conveniently finds support from these “sold-out” feminists. Thus, the human body is reshaped through plastic surgery, transforming it into a mechanical-like entity.

One of the underlying reasons for this situation is the global crisis. While we still live within a collapsing and decaying capitalist structure, factors such as the deepening climate crisis pose an additional threat to humanity. This crisis of nature and humanity paves the way for a world where all societies can be managed centrally and authoritatively. In an atmosphere of fear and chaos fueled by global crises, the need for a world order that can be governed with fewer people becomes all the more apparent. Here, the estrangement of humanity from its own nature makes it easier for authority to fulfill its agenda.

As part of this new order, the notion of “coolness” is constantly redefined to divert people’s interest. Yet this “coolness” is empty; it is a morgue-cold concept detached from emotions. Today’s youth are deliberately deprived of a real education and the ability to focus on meaningful information, so they are more susceptible to this hollow coolness narrative. With devices that bombard them with trivial information, humanity is effectively reduced to a “blank slate,” with no real sense of purpose or substance.

This mechanism is woven into every layer of society. Perhaps the most significant factor here is the complicity of left-wing parties, which used to care about social issues and equality, but now simply play identity politics. Topics like class struggle have been discarded as irrelevant, deemed relics of capitalism’s structural issues. These parties have abandoned their initial principles and objectives, giving way to superficial agendas. Constantly advocating for the rights of certain identities while dismissing core issues, they contribute to the growing trend of alienation. Right-wing parties provide no solutions, and the “identity-driven” left parties, now alienated from their own communities, only strengthen the pull towards the right, particularly in Europe.

Today’s left-wing parties, having abandoned their principles and ideologies, are mere shells of their former selves. Though they label themselves as “left,” they have essentially become puppets. They no longer have the perspective to form meaningful connections with society. Their agenda has reduced itself to topics like elf and demon rights or discussions on sexual objectification.

In this “Conspiracy of Correctness,” concepts such as class and economy are considered to belong to a bygone capitalist era. New definitions and a new social order are anticipated. By labeling everything that is human as “cringe,” this conspiracy aims to create a new human archetype. Behind all these developments lies the pressing need for humanity to engage in deeper questioning.

Now, it is time to say “no” to all of this, or else we risk becoming a simple, manipulatable, spiritless mass in this game.

7 Yorum

Filed under Suni muhaberat