Kültürdeki Huzursuzluk: Freud, Çeviri ve Türkiye’de Kültürün Psikanalitik Temsilleri Üzerine

🦋🤖 Robo-Spun by Fİ 🦋🤖

🍂🏚️🪪 Haymatlos 🍂🏚️🪪
🏛️🧠💫 Geistesfront 🏛️🧠💫

Freud’un “Das Unbehagen in der Kultur” (1930) eseri, bireyin uygarlık ve kültürle kurduğu çetrefilli ilişkiyi psikanalitik bir perspektiften ele alırken, bu ilişkinin içindeki temel çatışmaları da görünür kılar. Eserin Türkçeye “Uygarlığın Huzursuzluğu” olarak çevrilmesi, hem dilsel hem de kavramsal bir sorun yaratmaktadır; zira orijinal başlıkta “Kultur” (kültür) kelimesi açıkça yer alır ve bu kavram, Freud’un analitik çerçevesinde, uygarlıktan farklı bir düzlemi işaret eder. Bu yazıda, çevirideki bu kaymanın Türkiye bağlamında kültür kavramına yüklenen anlamlar, çevirideki öteki-politikaları ve psikanalitik düzlemdeki etkileri üzerinden bir analiz yapılacaktır.

Freud’un Kavramları: Kultur ve Uygarlık

Freud’un metnindeki “Kultur,” Batı düşüncesindeki “civilization” veya “civilité” gibi uygarlıkla ilişkili terimlerden farklı bir anlama sahiptir. Freud’a göre kültür, insanın biyolojik ve dürtüsel doğasını kontrol altına almak için inşa ettiği kurallar, değerler ve kurumlar bütünüdür. Uygarlık ise daha geniş anlamda teknolojik, ekonomik ve siyasi yapıların gelişimini içerir. Dolayısıyla Freud, bireyin kültürel normlara tabi kılınması sırasında yaşadığı içsel çatışmaları, haz ilkesinin baskılanmasını ve süperegonun rolünü sorgular.

Türkiye’de eserin “uygarlık” kelimesiyle çevrilmesi, yalnızca terminolojik bir hata değildir. Aynı zamanda bu çeviri, “uygarlık” kelimesiyle Batı kültürünü ya da “ötekinin kültürünü” ima eden bir bilinçdışı politikayı da barındırır. Zira Türkiye’de “uygarlık” terimi, modernleşme süreci boyunca Batılı değerlerin, normların ve ideallerin ithaliyle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle, Freud’un özgün anlamında kültürün bireyi nasıl şekillendirdiği ve sınırladığına dair evrensel bir analizden ziyade, Batı’nın kültürel düzenine dair bir yabancılaşma hissine işaret eden bir anlam kayması yaşanmıştır.

Bu çeviride, “ötekinin kültürü” olarak tahayyül edilen Batı uygarlığı, kendi kültürel düzenimizden ayrıştırılarak hem yüceltilmiş hem de eleştirilmiştir. Bu bağlamda, çeviri tercihi, Freud’un metnini bir “Batı analizi” olarak yeniden çerçeveler ve kültürel düzenin evrensel boyutlarını gözden kaçırır.

Türkiye’de Kültür: Lacancı Bir Perspektif

Türkiye’de kültür, Lacan’ın “Babanın Adları” teorisi üzerinden okunabilecek bir yapı arz eder. Lacan, toplumsal düzenin simgesel alanında babanın adlarının otorite, yasa ve düzeni temsil ettiğini savunur. Türkiye’de “kültür,” bu simgesel babanın bir adı olarak işlev görür. Kültüre atfedilen anlam, onun bir “tamlık” ve “mükemmeliyet” alanı olarak algılanmasıyla pekişir. Bu durum, kültüre neredeyse dinsel bir sadakat ve biat ürettiği gibi, onun sorgulanmasını da güçleştirir. Kültür, sadece gelenekler ve sanatla sınırlı bir alan değil, aynı zamanda bireylerin kimliklerini ve değerlerini tanımladıkları bir otorite figürüdür.

“Uygarlık” kelimesi ise bu bağlamda yalnızca bir tercüme hatası değil, aynı zamanda Batı kültürüne dair bir ima barındırır. Türkiye’nin modernleşme sürecindeki “Batı’ya öykünme” ve aynı zamanda Batı’yı bir öteki olarak konumlandırma politikası, bu kelime tercihiyle pekiştirilmiştir. Kültürün yerine uygarlık kelimesinin geçirilmesi, Freud’un ele aldığı evrensel kültürel huzursuzluk temasını, bir Batı analizi olarak indirger ve Türkiye’nin kültür politikasını bu çeviriye yansıtır.

Freud’un Huzursuzluğu ve Türkiye’de Kültürel Biat

Freud’un metni, bireyin kültürel düzen karşısında yaşadığı huzursuzluğu bireysel özgürlük ve toplumsal normlar arasındaki çatışma üzerinden tartışır. Ancak Türkiye’deki kültürel bağlam, bu çatışmayı farklı bir düzlemde işler. Türkiye’de kültür, bireyin yalnızca bir parçası olmak zorunda olduğu bir sistem değil, aynı zamanda sorgulamadan kabul etmesi beklenen bir mutlak otoritedir. Bu, Freud’un tartıştığı “huzursuzluk” kavramının Türkiye bağlamında farklı bir biçimde tezahür ettiğini gösterir: burada huzursuzluk, bireyin kültürel normlara uyma zorunluluğundan değil, bu normları sorgulama cesaretini gösterememesinden kaynaklanır.

Bu durum, Freud’un metninin Batı kültürüne dair bir analizden öte, evrensel bir sorgulama olduğu gerçeğini Türkiye bağlamında görmezden gelir. Çünkü burada “uygarlık” kelimesiyle Batı’nın simgesel düzenine bir ima yapılır; oysa metnin özgün bağlamında kültür, bireyin ait olduğu toplumun düzenini sorgulamayı gerektirir.

Dil ve Kültürün Hegemonyası

Türkiye’de kültüre bağlılık, dil üzerinden de kendisini gösterir. Türkçenin korunması ve geliştirilmesi adına atılan adımlar, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kimlik unsuru olarak görülmesine yol açmıştır. Bu durum, dilin simgesel düzenin bir parçası olarak işlev gördüğünü ve bireylerin bu düzene boyun eğmek zorunda bırakıldığını ortaya koyar. Lacan’ın “simgesel düzende hapsolma” kavramı, bu bağlamda Türkiye’nin kültürel düzenini anlamak için kritik bir kavramdır.

Freud’un huzursuzluk kavramı, bu bağlamda Türkiye’de dil ve kültür üzerinden şekillenen simgesel düzenin baskısını görünür kılar. Türkiye’de kültür, yalnızca bireyi şekillendiren değil, aynı zamanda Batı kültürüne karşı sürekli bir “öteki” bilinciyle konumlanan bir alan yaratır.

Sonuç: Kültürdeki Huzursuzluk

Freud’un “Das Unbehagen in der Kultur” eserinin Türkçeye “Uygarlığın Huzursuzluğu” olarak çevrilmesi, çevirinin yalnızca teknik bir eksikliği değil, aynı zamanda Türkiye’nin kültür algısına dair derin bir psikanalitik yorumu da beraberinde getirir. Kültürün simgesel bir baba figürü olarak işlev gördüğü bu bağlamda, kültüre sorgusuz bağlılık ve onun otoritesine biat, bireyin huzursuzluğunu iki katına çıkarır.

Üstelik “uygarlık” kelimesiyle yapılan çeviri tercihi, Batı kültürünü bir öteki olarak ima ederek, Freud’un kültüre dair evrensel analizinin Türkiye bağlamında Batı karşıtı bir retorik olarak anlaşılmasına yol açar. Bu durum, çevirinin yalnızca metni anlamaktan ziyade, çeviriyi yapan kültürel bağlamın bilinçdışı kaygılarını yansıttığını da gösterir.

Bu bağlamda, Türk kültürel normlarının ve dil üzerindeki hegemonik düzenin, bireyin özgürlüğünü nasıl şekillendirdiği ya da sınırladığı üzerine düşünmek, Freud’un metnindeki huzursuzluğun Türkiye için ne anlama geldiğini kavramamıza yardımcı olabilir. Belki de bu huzursuzluk, sorgulamanın kendisini mümkün kılan bir ilk adım olabilir.

İstem: Freud’un “Das Unbehagen In Der Kultur” eseri, türkçeye “Uygarlığın Huzursuzluğu” olarak çevrilmiṣ. Bu çeviri yanlış; yerine “Kültürdeki Huzursuzluk” olmalıydı eserin adı. Türkiye’de kültür, toplumsal açıdan “babanın adlarından biri” (Lacan) olduğu için, ona tamlık, mükemmellik ve kuralsızlık atfediliyor. Böylelikle genel anlamda kültüre koyu bir bağlılık ve biat hakim, örneğin lisana verilen önemde bu durum açıkça görülüyor. “Uygarlık” ile bilinçlice kastedilen, batı kültürüdür. Bu konuyu genişleterek, türkçe analitik bir makale yaz. [Fatoş İrem]

11 Yorum

Filed under Suni muhaberat