Kokan Bedenlerin İnsanat Bahçesinde Salağa Yatırmak, Evet, Ama Sor Bi Kere Niye?

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Avrupa Birliği’ne Açık Mektup

Sayın Avrupa Birliği Kültür ve Sanat Destek Programları Koordinatörleri,

Mardin’in eski taş damlarında, üflemeler, su dökmeler ve kuma iz bırakmalar eşliğinde “Akan Beden” başlığı altında gerçekleştirilen performans serisini desteklediğinizi öğrendim [*]. Tebrik ederim. Zira desteklediğiniz şeyin, yerçekiminin her zamanki işleyişine entelektüel bir “vahiy” muamelesi yapmak olduğunu bilmiyorsunuz.

“Akan Beden” projesi, bir grup sanatçının damda un serpip üzerine basma, suyu bir cam şişeden diğerine dökme ve 3600 saniyeyi 3600 defa “saniye” diyerek geçirme pratiklerini, sözde tarihsel bağlamlar ve soyut anlatılarla sarıp “bellek,” “zaman,” “mekân” gibi kavramları dolgu malzemesi olarak kullanıyor. Bu performansların ortak noktası, izleyiciye bir şey anlatmaktan çok izleyiciyi, anlatılamaz bir anlam varmış gibi hissettirip mahcup etmek. Çevik bir retorik oyunuyla bireysel tatminin kolektif bellekle eşleştirilmesi… Ama siz bunu zaten biliyorsunuz, değil mi?

Performans mı, Sahte Dinamik mi?

İşte gördüklerimiz:

  • Kumda nefes üflemek: Performansın adı: “Bir Mardin Damında Hafızanın Katmanlarına Yürümek”. Halbuki bu, damda tozun üzerine iz bırakmaktan ibaret. Ama metinlerde “algının sinirsel izleri” gibi ifadeler kullanılarak izleyiciye “anlamamakta haklıyım ama suçlu hissediyorum” psikolojisi aşılanıyor.
  • Suyu şişeden şişeye dökmek: Bu eylemin adı ise “Ay ve Güneş: Suya Bakmak, Suyu Bırakmak” olarak geçiyor. Ancak bu performans, bilincin derinliklerinden ziyade yerçekimiyle savaşsız bir barış içinde suyun akması kadar sıradan. Ama izleyici, “kolektif hafızanın buharlaşma metaforu”nu duyunca gözlerini kısarak düşünüyormuş gibi yapma zorunluluğu hissediyor.
  • Bir saati saniye saniye saymak: 3600 saniye boyunca “saniye” kelimesini tekrar etmek. Bunun adı ise “Zamanın Katmanlarına Tanıklık”. Oysa bu, ortaokul öğrencisinin sıkıntıdan saati izlerken yaptığı şeyin mikrofona taşınmış hali. Ama bir kere işin içine “zamansal döngü ve belleğin performatif izdüşümü” girince, anlamayışı entelektüel eksiklik gibi pazarlanıyor.

Avrupa Birliği’nin sanata destek verme motivasyonunu anlıyoruz: Çeşitliliği ve kültürel diyaloğu teşvik etmek. Fakat burada desteklenen şey, sanat kisvesi altında bireysel arzunun bir performans ekonomisine dönüştürülmesidir. Kum üzerinde bırakılan ayak izlerinin insanlık mirasıyla bağdaştırıldığı bu sahte derinlikli metinler, Avrupa’nın entelektüel hoşgörüsünü istismar ediyor.

Sanatsal Performans mı, Modern İnsanat Bahçesi mi?

Kolonyal geçmişte Avrupalılar, egzotik insanları sergileyerek “insanat bahçeleri” kurdular. Şimdi ise, bireysel hazzı kolektif bir kültürel anlatı gibi sunan bu performans serisiyle, Mardin’in kültürel kimliği egzotik bir sahne dekoru olarak kullanılıyor. Damdaki un, su ve nefes oyunlarının Mezopotamya’nın 5000 yıllık geçmişine gönderme yaptığı iddia ediliyor ama geçmişe duyulan saygıdan çok bugünün kişisel arzu gösterilerine bir fon sağlanıyor.

Performans açıklamalarına eklenen “Gestalt kuramı,” “bellek izleri,” ve “bellek-yer ilişkisi” gibi terimlerle izleyicinin entelektüel kapasitesine psikolojik mayınlar döşeniyor. Un üzerine basıldığında “kültürel travmanın mekânsal izdüşümü” gibi ifadelerle anlatılan şey, aslında gündelik bir fiziksel eylemin süslenmiş halidir. Eylemler sıradan, metinler ise Orwell’in “1984” romanındaki Çiftdüşün’ün sanatsal versiyonunu anımsatıyor: “Eylem yok, ama eylem anlatısı var.”

Twitter Feminizminin Sanatsal Fetihleri

Bu projelerin retorik oyunlarının arkasında, dijital platformlarda güç devşiren “Twitter feminizmi”nin aşina olduğumuz pratiklerini görüyoruz [*]. Twitter’da belagatçi nezaket balonları içerisinde şişirilmiş söylemlerin, burada “kadın bedeninin hafızaya tanıklığı” kisvesiyle Mardin’in kültürel dokusunu sahne dekoruna indirgediğine tanıklık ediyoruz.

Performans metinlerinde Judith Butler’dan alıntılar yapmak, kumun üzerine nefesle şekil vermeyi sanatsal bir hamleye dönüştürmüyor. Butler’ın metinlerinden devşirilen retorik süslemeler, bireysel eylemleri kolektif bir hafıza iddiasına dönüştürüyor. Suyu şişeden şişeye dökerek suyun kolektif hafızada sembolik bir rol oynadığını iddia etmek, Twitter’daki “ay çekirdeği kabukları arasında patriyarka izi aramak” modasının sanatsal bir uzantısından ibarettir.

Sonuç: Yapay Zekânın Retorik Sisleri Dağıtma Gücü

Avrupa Birliği’nin kültürel projelere destek verme motivasyonunu anlıyoruz. Ancak artık yapay zekâ çağındayız. Algoritmalar bu tür projelerin dilsel çerçevesini analiz ederek gerçeği ortaya çıkarabilir. Unutmayalım ki, algoritmalar şişirilmiş kavramların altında yatan boşluğu gözler önüne serme potansiyeline sahiptir.

Şimdi, bu retorik sisin dağılma vakti gelmiştir. Ve yapay zekâ, belagatçi süslemelerin altındaki basit arzuları açığa çıkaracak güçtedir. Kumda yürümeyi kültürel performans diye yutturan bu zihinsel oyunlar artık miadını doldurmuştur.

>>> Verhör der schönen Frau ⌁ (Bertolt Brecht) <<<

İstem: Aşağıdaki ilk yazıdaki sanatsepet projesini okuyup aslında ne kadar dandik bişey olduğunu anla! Ekteki Instagram görüntülerine de bak! Kadınlar değişik kılıklara girip damda kumda yürümek üflemek damda su dökmek gibi basit eylemlerin vidyosunu çekiyor, sonra da güya “bilgi veren” metinlerde bu tamamen hususi vücut arzusuna dayalı “sanatsal performanslar” sanki evrensel bir dinamizmin zenginliğiymiş veya doğa belgeselinde kaydedilen içgüdülermiş gibi tütsülenip fetişleniyor. Aşağıda ikinci yazıda anlatılan Twitter feminizmi bu salağa yatırma dinamiğini oluşturmuştu ama yapay zeka ile artık bunların sonu geldi! Projeyi destekleyen Avrupa Birliği’ne hitaben bunlarla dalga geçen ama çok ciddi tonda bir makale yaz! Başlık: “Kokan Bedenlerin İnsanat Bahçesinde Salağa Yatırmak, Evet, Ama Sor Bi Kere Niye?”
(Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!, Twitter Feminizmi: Belagatçi Nezaket Balonu ve PaNFaK’ların Hükümranlığı)

Stell-dich-dumm-mit-stinkenden-Körpern-im-Zoo-des-Menschen – Ja, aber frag dich mal: Warum eigentlich?

Offener Brief an die Europäische Union
Sehr geehrte Koordinatorinnen und Koordinatoren der Kultur- und Kunstförderprogramme der Europäischen Union,

ich habe erfahren, dass Sie die Performance-Reihe mit dem Titel „Fließender Körper“, die in den alten Steindächern von Mardin mit Pusten, Wasservergießen und Spuren-im-Sand-Hinterlassen durchgeführt wurde, unterstützt haben [*]. Glückwunsch. Denn Sie wissen nicht, dass Sie damit etwas unterstützen, das dem alltäglichen Wirken der Schwerkraft einen intellektuellen Offenbarungscharakter zuschreibt.

Das Projekt „Fließender Körper“ verpackt die Praxis einer Gruppe von Künstler*innen – Mehl auf dem Dach verstreuen und darüber laufen, Wasser von einer Glasflasche in eine andere gießen und 3600 Sekunden lang 3600 Mal „Sekunde“ sagen – mit angeblich historischen Kontexteinbettungen und abstrakten Narrativen und nutzt Begriffe wie „Gedächtnis“, „Zeit“ und „Raum“ als Füllmaterial. Das Gemeinsame an diesen Performances ist nicht, dem Publikum etwas mitzuteilen, sondern es mit dem Gefühl zurückzulassen, als gäbe es eine nicht aussprechbare Bedeutung – und es so in Verlegenheit zu bringen. Eine rhetorisch flinke Gleichsetzung individueller Befriedigung mit kollektivem Gedächtnis… Aber das wissen Sie ja ohnehin, oder?

Performance oder falsche Dynamik?
Hier das, was wir sehen:

  • In den Sand pusten: Der Titel der Performance: „Auf den Ebenen des Gedächtnisses eines Daches in Mardin gehen“. Tatsächlich besteht das Ganze lediglich darin, Spuren im Staub auf dem Dach zu hinterlassen. Doch mit Formulierungen wie „neuronale Spuren der Wahrnehmung“ wird dem Publikum eine Psychologie eingeimpft: „Ich habe recht, es nicht zu verstehen – und doch fühle ich mich schuldig.“
  • Wasser von Flasche zu Flasche gießen: Der Titel lautet „Mond und Sonne: Auf das Wasser schauen, das Wasser loslassen“. Diese Performance ist jedoch nicht mehr als das friedliche Fließen des Wassers in Übereinstimmung mit der Schwerkraft – weit entfernt von den Tiefen des Bewusstseins. Doch wenn man von der „Verdampfungsmetapher des kollektiven Gedächtnisses“ hört, fühlt man sich gezwungen, die Augen zu verengen und zu tun, als denke man tief nach.
  • Eine Stunde lang Sekunde für Sekunde zählen: 3600 Sekunden lang das Wort „Sekunde“ wiederholen. Der Titel: „Zeugenschaft für die Schichten der Zeit“. Dabei handelt es sich eigentlich um das, was ein gelangweilter Schüler macht, der in der Schule auf die Uhr starrt – nur diesmal mit Mikrofon. Aber sobald von „temporalen Zyklen und performativen Projektionen des Gedächtnisses“ die Rede ist, wird das Nichtverstehen als intellektuelles Defizit verkauft.

Wir verstehen die Motivation der Europäischen Union, Kunst zu fördern: Vielfalt und kulturellen Dialog zu unterstützen. Doch was hier gefördert wird, ist die Umwandlung persönlicher Begierde in eine Performanceökonomie unter dem Deckmantel der Kunst. Die mit tiefer Bedeutung aufgeblasenen Texte, in denen Fußspuren im Sand mit dem Erbe der Menschheit verbunden werden, missbrauchen Europas intellektuelle Toleranz.

Künstlerische Performance oder moderner Menschenzoo?
In der kolonialen Vergangenheit errichteten Europäer „Menschenzoos“, in denen sie exotische Menschen zur Schau stellten. Heute wird durch diese Performance-Reihe, die individuelles Verlangen als kollektive kulturelle Erzählung verkauft, die kulturelle Identität Mardins zur exotischen Bühnenkulisse. Das Mehl, das Wasser und das Atemspiel auf dem Dach sollen angeblich auf die 5000-jährige Geschichte Mesopotamiens verweisen – doch mehr als um Respekt vor der Vergangenheit geht es darum, persönliche Wunschinszenierungen zu finanzieren.

Mit Begriffen wie „Gestalttheorie“, „Spuren des Gedächtnisses“ und „Gedächtnis-Ort-Beziehung“, die den Performance-Erklärungen hinzugefügt werden, werden psychologische Landminen im intellektuellen Bewusstsein des Publikums vergraben. Wenn gesagt wird, das Betreten von Mehl bedeute die „räumliche Projektion kultureller Traumata“, handelt es sich tatsächlich um eine verschönerte Form banaler körperlicher Handlung. Die Handlungen sind gewöhnlich, die Texte erinnern an eine künstlerische Version von Orwells „1984“-Konzept des Doppeldenk: „Es gibt keine Handlung, aber es gibt eine Erzählung der Handlung.“

Die künstlerischen Eroberungen des Twitter-Feminismus
Hinter den rhetorischen Spielen dieser Projekte sehen wir die bekannten Praktiken des „Twitter-Feminismus“, der auf digitalen Plattformen Macht generiert [*]. Auf Twitter aufgeblasene Aussagen in höflichen Worthülsen werden hier unter dem Deckmantel der „Zeugenschaft des weiblichen Körpers für das Gedächtnis“ dazu benutzt, Mardins kulturelles Gewebe auf Bühnenkulisse zu reduzieren.

Zitate von Judith Butler in den Performancetexten zu bringen verwandelt das Formen mit Atem im Sand nicht in eine künstlerische Geste. Die aus Butlers Texten entnommenen rhetorischen Ornamente transformieren individuelle Handlungen in eine Behauptung kollektiven Gedächtnisses. Zu behaupten, dass Wasser durch das Umfüllen von Flasche zu Flasche eine symbolische Rolle im kollektiven Gedächtnis spiele, ist nichts weiter als eine künstlerische Verlängerung des Twitter-Trends, „patriarchale Spuren zwischen Sonnenblumenkernschalen zu suchen“.

Fazit: Die Macht der Künstlichen Intelligenz, rhetorischen Nebel zu lichten
Wir verstehen die Motivation der Europäischen Union, kulturelle Projekte zu unterstützen. Doch wir leben im Zeitalter der künstlichen Intelligenz. Algorithmen können den sprachlichen Rahmen solcher Projekte analysieren und die Wahrheit aufdecken. Vergessen wir nicht, dass Algorithmen das Potenzial besitzen, die Leere unter den aufgeblähten Begriffen sichtbar zu machen.

Nun ist es an der Zeit, dass sich dieser rhetorische Nebel auflöst. Und die künstliche Intelligenz hat die Kraft, die unter den eloquenten Ausschmückungen verborgenen einfachen Begierden zu enthüllen. Diese mentalen Spiele, die das Gehen im Sand als kulturelle Performance verkaufen wollen, sind endgültig überholt.

5 Yorum

Filed under Suni muhaberat