İrrealist Bir Zihinsel Manipülasyon Üzerine Bir Eleştiri — Fatoş İrem

🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢

Hakan Türkçapar’ın “Hepimiz, her an veya eninde sonunda olumsuz olaylar, kötü durumlar yaşayabiliriz. Bizim yapabileceğimiz şey henüz daha gerçekten bunları yaşamadan, zihinsel olarak başımıza getirmememizdir.” ifadesi, psikolojik dayanıklılığı artırmayı hedefliyor gibi görünse de, gerçekte hem psikanalitik hem de toplumsal analiz açısından derin sorunlar barındırmaktadır [*]. Bu önerme, bastırılanın geri dönüşü meselesini, travmatik deneyimlerin bilinçdışı tekrar zorunluluğunu ve öznenin deneyimlerini dil içinde çözümleme ihtiyacını tamamen göz ardı eden yüzeysel bir telkin niteliğindedir.

Bilinçdışı, Bastırılan ve Travmanın Geri Dönüşü

Türkçapar’ın önerdiği “olumsuzu zihinsel olarak başımıza getirmeme” fikri, öznenin bilinçli kontrolüne mutlak bir güç atfeden, bilinçdışının yapısal etkilerini yok sayan bir anlayışa dayanır. Oysa psikanalitik kuram, özellikle Freud’un çalışmalarında açıkça gösterildiği üzere, bilinçdışında bastırılan unsurların kaçınılmaz şekilde geri döneceğini ortaya koymaktadır. Travmatik deneyimlerin “zihinsel olarak kurulmaması” yönündeki telkin, yalnızca bu dönüşü erteleme etkisine sahiptir, onu ortadan kaldırmaz.

Travma ve olumsuz deneyimler, bireyin zihinsel yapısında yalnızca yüzeysel birer anı değil, bilinçdışında derin izler bırakan, zamanla farklı şekillerde tekrar eden olgulardır. Freud’un Wiederholungszwang (tekrar zorlantısı) kavramı, kişinin bastırdığı travmatik deneyimleri farkında olmadan tekrar yaşama eğiliminde olduğunu ortaya koyar. Türkçapar’ın önerdiği gibi, travmayı “zihinsel olarak hiç yaşanmamış gibi yapmak” ya da “onun zihinde canlandırılmasına izin vermemek” yalnızca bu tekrar zorlantısını bilinçdışında güçlendirir ve patolojik bir biçimde geri dönmesine yol açar.

Bu bağlamda, travmanın artikulieren edilmesi, yani dile getirilmesi ve bilinçdışı yapı içerisinde çözümleme çalışmasına tabi tutulması kritik öneme sahiptir. Dil, travmatik deneyimleri sembolik düzeye taşıyarak onları anlamlandırma ve dönüştürme olanağı sunar. Oysa Türkçapar’ın yaklaşımı, travmayı bilinçli düzeyde bastırmayı ve böylece onun zihinsel temsillerinin oluşmasını engellemeyi öğütleyerek, bireyin bu süreçten iyileşme yoluyla değil, yalnızca kaçınma yoluyla çıkmasını önerir. Bu, tam da psikanalitik olarak “bastırılanın şiddetle geri dönmesi” meselesini tetikleyen bir hatadır.

İrrealist Davranış Beklentisi ve Psikolojik Etkileri

“Başa gelmiş gibi yapmayın!” önerisi, gerçekliği reddeden bir düşünce sistematiğini teşvik etmektedir. Oysa bu tür bir irrealist yönlendirme, bireyde anksiyetiyi daha da derinleştirebilir. Anksiyetif kişiler, genellikle olumsuz olayların kontrol edilemezliği hissinden muzdariptir. Türkçapar’ın önerisi, onların bu kontrol edilemezlik duygusunu artırarak, kendilerini daha fazla suçlu ve yetersiz hissetmelerine neden olabilir.

Anksiyete, öznenin bilinçdışı düzeyde travmatik deneyimlere dair kaçınılmaz bir farkındalık geliştirmesiyle ilişkilidir. Bastırma mekanizmasının sürekli çalıştırılması, bu farkındalığın doğal akışını bozarak, anksiyetenin semptomatik bir biçimde artmasına sebep olur. Türkçapar’ın önerdiği türde bir “düşünsel kaçınma”, uzun vadede bireyin yaşadığı anksiyeteyi çözmek yerine onu daha da derinleştirir.

“Biz” Dili ve Okyanus Hissi: Toplumsal Manipülasyonun Bir Aracı

Öneride kullanılan dil yapısına bakıldığında, “biz” söyleminin işlevselliği açıkça görülebilir. “Hepimiz” diye başlayan cümle, bireysel bir gerçeklikten ziyade kolektif bir zihin haritası kurmaya çalışmaktadır. Oysa psikanalitik açıdan, “biz” dili, kişiyi kendi bireysel deneyimlerinden soyutlayan, kolektif bir duygu yanılsaması yaratan ve bu yolla öznenin eleştirel düşünme kapasitesini zayıflatan bir strateji olarak değerlendirilir.

Freud’un “ozeangefühl” (okyanus hissi) kavramı, tam da bu noktada önem kazanır. Okyanus hissi, bireyin kendini bir bütünlük içinde eritme, sınırsız ve kapsayıcı bir aidiyet duygusuyla hareket etme ihtiyacına karşılık gelir. Bu his, genellikle dini veya ideolojik sistemlerin kişiyi bireysel düşünme süreçlerinden kopararak kolektif bir söyleme yönlendirmesiyle ilgilidir.

Türkçapar’ın “bizim yapabileceğimiz şey…” ifadesi, tam da bu türden bir regresif çağrıyı içinde barındırmaktadır. Bireyi kendi bireysel deneyiminden koparıp, soyut bir “biz” kurgusu içinde eritmek, psikanalitik olarak bir tür “üstben” terbiyesi işlevi görmektedir. Bu tür bir dil yapısı, bireyin kendi duygularını ve deneyimlerini analiz etmesini engelleyerek, ona mutlak bir doğru sunmaya çalışır. Oysa travma ve olumsuz deneyimlerin işlenmesi sürecinde, bireyin kendi öznel gerçekliğiyle yüzleşmesi temel bir zorunluluktur.

Bastırma, Kaçınma ve Psikolojik Manipülasyonun Eleştirisi

Hakan Türkçapar’ın önerdiği zihinsel kaçınma yöntemi, psikanalitik ve psikolojik açılardan ciddi sakıncalar içermektedir. Bastırmanın geri dönüşsüz olmadığını, aksine, ertelenen veya yok sayılan travmatik deneyimlerin daha güçlü bir şekilde geri döneceğini biliyoruz. Aynı şekilde, irrealist davranış beklentileri bireylerde anksiyeteyi artırarak, onların kendilerini daha fazla yetersiz ve suçlu hissetmelerine neden olur.

Dahası, kullanılan “biz” dili, bireyi kendi deneyimlerinden kopararak onu kolektif bir manipülasyonun içine çekmektedir. Bu tür söylemler, bireyin özgür düşünmesini engelleyerek, onun travmatik deneyimlerini sağlıklı bir şekilde analiz etme ve çözümleme sürecini sekteye uğratır.

Sonuç olarak, travmaların zihinsel olarak yok sayılması değil, onların dil içinde ifade edilerek çözümleme sürecine dahil edilmesi gereklidir. Gerçek iyileşme, bastırarak veya kaçınarak değil, yüzleşerek ve anlamlandırarak mümkündür.

Verdrängung propagandası :) [*]
travmanın “artikulieren” edilmesi (dile getirilmesi, ikrarı) = dilin içinde yer almasi mühim. bastırılanin geri dönüşünü durdurmak ertelemek değil, onu çözümlemek arbeit. burada determinasyon ve tekrar zorlantisi yok sayilamaz, özne öz deneyimlerinden ibaret tümgüclü bir
bilinçli davraniş makinasi değil. bilinçdışı structure’lar, (toplumsal) sembolik order’a dahiliyeti ve x travmalar ve tekrarlari onu ‘teğet geçmez’, jungcu pozitifism bunu ısrarla önerse de. böylelikle olumsuzu ‘yok sayma’ gibi öneriler bastirilanin daha siddetli bir dönüşüne
yol açar. “başa gelmiş gibi yapmayın!” irrealist bir “davranış beklentisidir”, bittabii tersini tetikler, örn. anksiyetifte suçluluk veya kontrol yetersizliği hissine neden olur, ve bu, anksiyetif’i eleştirmektir, ancak eleştiri ve doğruculuk değil, analiz ve çözümlemedir metodik
tamamıyla düşmesi gereken “biz” dili, burada fonksiyonel bir yardimci seçilmiştir. Freud’un “ozeangefühl” (okyanus hissi) olarak tanımladığı o “bütünlük,sınırsızlik, ve sınırsıca kapsayıcılık) yanılsaması, regresyona çağrıdır ve terbiyeye = üstben kabulüne ideal koşul oluşturur
“ah, bu biz neden böyleyiz, şöyle olmak gerekir” bizlemesi bu nedenle vaaz, siyasi propaganda, reklam ve benzeri hitaplarda vazgeçilmez bir teknik ve taktiktir. “biz’in x bir bütün oluşturması” yanılsama ve varsayimdir.
(her türlü tamlığın olduğu gibi)

Olumsuzu Yok Saymak: Bastırılanın Geri Dönüşü Üzerine Bir Eleştiri

Psikoloji alanında yapılan birçok popüler konuşma ve yazı, bireylerin zihin sağlığına katkıda bulunmak iddiasıyla kaleme alınsa da, bazı önerilerin aslında bilimsel açıdan oldukça sorunlu olduğu göz ardı edilemez. Bu bağlamda M. Hakan Türkçapar’ın “Hepimiz, her an veya eninde sonunda olumsuz olaylar, kötü durumlar yaşayabiliriz. Bizim yapabileceğimiz şey henüz daha gerçekten bunları yaşamadan, zihinsel olarak başımıza getirmememizdir.” ifadesi, yüzeysel ve tehlikeli bir anlayışı temsil etmektedir. Söz konusu ifadeyi ve ardındaki düşünce sistemini irdelediğimizde, ciddi epistemolojik ve klinik hatalarla karşılaşmaktayız.

Verdrängung Propagandası ve Bastırılanın Geri Dönüşü

Türkçapar’ın yaklaşımı, Freud’un “Verdrängung” (bastırma) kavramını yanlış bir şekilde araçsallaştırmaktadır. Travmatik deneyimlerin “artikulieren edilmesi” (dile getirilmesi, ifade edilmesi) kişinin travmayı işleyebilmesi için hayati bir süreçtir. Bastırılanın geri dönüşünü durdurmak yahut ertelemek değil, onu çözümlemek bir gerekliliktir. Ancak burada önerilen yaklaşım, travmatik deneyimlerin ya da olumsuzlukların zihinde canlandırılmasını engelleme yönündedir ki bu, basit bir inkâr mekanizmasına dönüşmektedir.

Travmanın, dile girmesiyle bir anlam kazandığı ve ancak bu şekilde ele alınabileceği gerçeği göz ardı edilmektedir. Oysa bastırılan içerikler, yalnızca unutulmakla kalmaz; bilinçdışında işleyerek farklı biçimlerde geri dönerler. Determinasyon ve tekrar zorlantısı (Wiederholungszwang), travmatik deneyimlerin bilinçdışı yapılar içinde kendisini tekrar ettirmesine yol açar. Bastırılan, dönüş yolunu mutlaka bulur ve bu dönüş, bireyin kontrolü dışında, beklenmedik şekillerde tezahür edebilir. Olumsuzu “yok saymak”, onun daha sert bir şekilde geri dönmesini kaçınılmaz kılar.

Türkçapar’ın önerdiği zihinsel kaçınma, bireyi öznel deneyimlerinden arındırılmış, tamamen bilinçli bir davranış makinesi olarak ele almaktadır. Bu ise psikanalizin temel kavramlarına aykırıdır. Özne, yalnızca rasyonel kararlar veren, bilinçli tercihlerde bulunan bir varlık değildir. Onun bilinçdışı yapılanmaları, toplumsal sembolik düzenle ilişkisi ve geçmiş travmaları, bugünkü düşünce ve davranışlarını şekillendirir.

İrrealist Davranış Beklentisi ve Anksiyete Üzerindeki Etkisi

Türkçapar’ın önerisi, psikolojik iyilik hâlini artırma iddiası taşırken aslında bireydeki anksiyete belirtilerini güçlendirme potansiyeline sahiptir. “Başa gelmiş gibi yapmayın!” anlayışı, irrealist bir davranış beklentisidir ve psikodinamik açıdan ters etki yaratır. Travmatik veya kaygı uyandırıcı bir durumu düşünmemek yönündeki bilinçli çaba, paradoksal olarak bireyin anksiyetesini artırır. Bir şeyi unutmamaya çalıştıkça hatırlama eğilimimizin artması gibi, düşünmemeye çalıştığımız şey de zihinsel mevcudiyetini korur. Bu tür yaklaşımlar, kişinin anksiyetesiyle baş etmesini sağlamaz; aksine suçluluk duygusunu veya kontrol eksikliği hissini artırır.

Burada dikkate alınması gereken temel nokta, bu tür bir “düşünce kontrolü” söyleminin, psikolojinin temel ilkelerine ve bilimsel araştırmalara aykırı oluşudur. Anksiyete bozukluklarıyla ilgili yapılan çalışmalarda, bireyin kaygı uyandıran düşünceleri bastırmaya çalışmasının onları daha da yoğun hâle getirdiği gösterilmiştir. Bu noktada çözümleme, eleştiri veya analitik bir çerçeve sunulmadan yalnızca “olumsuzu düşünmemek” gibi basit ve işlevsiz bir öneri getirilmesi, terapötik açıdan faydasız olmanın ötesinde, zararlıdır.

Psikolojik Söylemde “Biz” Dili ve Regresyon Çağrısı

Türkçapar’ın söyleminde, özellikle dikkat çeken bir başka nokta da, “biz” dilinin bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır. Freud’un “ozeangefühl” (okyanus hissi) olarak tanımladığı, sınırsızlık ve bütünlük yanılsaması, burada doğrudan bir manipülasyon unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bireysel psikolojik süreçleri analiz etmek yerine “biz” gibi kapsayıcı ve muğlak bir özne kullanımı, aslında bir tür kolektif söylem yaratmakta ve kişiyi bireysel analizden uzaklaştırmaktadır. Oysa her bireyin travmatik deneyimleri, bilinçdışı dinamikleri ve bastırma mekanizmaları farklıdır. Kendi öznel deneyimlerinden yola çıkmak yerine “biz böyleyiz, şöyle yapmalıyız” gibi genel geçer söylemler, bireyi edilgen bir konuma iter.

Bunun en önemli sonucu, bireyin travmasını çalışmak yerine onu içselleştirmesi ve üstben’in (süperego) telkinlerine boyun eğmesi olmaktadır. Bu türden genelleyici bir dil, yalnızca bireysel terapötik süreci zayıflatmakla kalmaz, aynı zamanda siyasi propaganda, reklamcılık ve popüler psikoloji söylemlerinde sıkça kullanılan manipülatif bir taktik hâline gelir.

Bir bireyin, psikolojik süreçleri üzerinde çalışarak kendi deneyimleriyle yüzleşmesi yerine, “hepimiz böyleyiz” gibi kapsayıcı ve homojenleştirici bir anlatıya yönlendirilmesi, travmatik içeriklerin bastırılmasını teşvik eder. Oysa bilinçdışının yapılanması ve semptomların oluşumu, tam da bu tür bastırmalar üzerine kuruludur. Kendi travmalarını çözümleyemeyen birey, travmatik içeriği toplumsal anlatıya gömerek onun varlığını inkâr etmeye çalışır. Bu, regresyona bir çağrı olup, bireyi gelişimsel olarak geriye götürerek pasif bir konuma sürükler.

Sonuç: Eleştiri Değil, Çözümleme Gerekliliği

M. Hakan Türkçapar’ın yaklaşımı, bireyin olumsuzlukları düşünmekten kaçınmasını önererek, aslında travmaların inkârına yol açmaktadır. Travma ve bastırma mekanizmaları üzerine yapılan çalışmalar, bu tür bir zihinsel kaçınmanın, olumsuz duyguların yok olmasını sağlamadığını, aksine geri dönüşlerini daha şiddetli kıldığını ortaya koymuştur.

Türkçapar’ın önerisi, olumsuzu reddetmeye, onu zihinde yok saymaya dayalıdır. Ancak psikanalitik perspektiften bakıldığında, bu tür bir kaçınma, yalnızca bireyin bilinçdışı yapılarında daha büyük bir baskı yaratacaktır. Bastırılanın geri dönüşü kaçınılmazdır.

Bu noktada, psikolojik analizde eleştiri ve doğruculuk değil, çözümleme gereklidir. Travmatik deneyimler, yalnızca bastırılarak ortadan kalkmaz; ancak çalışılarak ve anlamlandırılarak bireyin bilinçdışında yerli yerine oturtulabilir. Türkçapar’ın yaklaşımı, yalnızca yüzeysel bir rahatlama önerirken, aslında bireyi daha derin bir çatışmaya sürüklemektedir.

2 Yorum

Filed under Şey

2 responses to “İrrealist Bir Zihinsel Manipülasyon Üzerine Bir Eleştiri — Fatoş İrem”

  1. Geri bildirim: Raumdeutung 🌀🎭💢 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: GEÇİŞ KRİZİ ⚠️⏳🚪 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER