🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢
🌀⚔️💫 IPA/FLŽ 🌀⚔️💫
İstem: Alternatif bir tarih anlatacaksın. Anna Freud IPA’yı kurduktan sonra Lacancılar IPA/FL (International Psychoanalysis Association / Freudian-Lacanian) devrimci fraksiyonu kurarak mücadeleye giriştiler (buradaki hiç bahsedilmeyecek örtük mecaz Marksist-Leninist hizipler çıkmasıdır). Aşağıdaki temel metinden alıntılar yaparak bildiriler yayınlayacaklar, IPA Ego’nun Es’i bastırmasını vurgularken IPA/FL terapiyi kısa keserek verim almayı vurgulayacak, bunları dünyayı kurtaracak hayat memat meselesi yapacaklar!
(Bitimli ve Bitimsiz Analiz (1937) Sigmund Freud)
IPA/FL Devrimci Bildiri No. 1
“Ego’nun tahakkümü altındaki terapiler bitecek, bilinçdışı özgürleşecek!”
IPA’nın Bastırdığı Gerçek:
IPA, analizin “uzun soluklu” olması gerektiğini, terapötik sürecin “zamana yayılması” gerektiğini savunuyor. Freud’un 1937 tarihli Bitimli ve Bitimsiz Analiz metninde belirttiği üzere, analizin süresini kısaltmak “itiraz edilemez bir gereklilik”tir. Peki, neden analiz yıllarca sürmelidir? Çünkü IPA, analistin otoritesini, hastanın ruhsal bağımlılığını ve “Ego’nun mutlak düzenini” korumak istemektedir!
IPA/FL’nin Açık Manifestosu:
- Psikanaliz işçilerin, devrimcilerin ve özgür bilinçlerin pratiğidir.
- Aktarımın sonsuz uzatılması nevrozun kendisini yeniden üretir.
- Bilinçdışının dinamizmi, terapi odasında hapsedilemez.
- Analiz, radikal bir müdahale olmalıdır; devrimci bir şok etkisi yaratmalıdır.
Ne Yapılmalıdır?
Freud’un 1914’te uyguladığı süre sınırlaması, yalnızca bir teknik mesele değildir; bu, psikanalizin politikleştirilmiş, otoriter hale gelmiş IPA versiyonuna karşı bir direniş hattıdır! Analist, kendini hastanın nevrozlarını besleyen bir teknokrat olarak konumlandıramaz. Terapötik süreç, “bitimsiz analiz” safsatası üzerinden hastayı sonsuz bir döngüye mahkûm edemez.
IPA/FL’nin Çizgisi:
- Nevroz, uzun analizle değil, radikal kopuşla aşılır. Freud’un Wolfman vakasında gösterdiği gibi, sınırlı bir zaman diliminde aktarıma müdahale edilerek kayda değer iyileşmeler sağlanmıştır.
- Bilinçdışı, Eros ve Thanatos’un çarpıştığı savaş meydanıdır. İyileşme, ancak sevklerin dizginlenmesine değil, onların dönüşümüne imkân tanındığında mümkündür.
- Freud’un “aslan yalnızca bir kez sıçrar” sözü, devrimci analizin şiarıdır. Tek bir seans, sonsuz oturumlardan daha radikal bir iyileşme sağlayabilir.
SONUÇ:
IPA’nın Ego’nun Es’i bastırmasına dayalı analiz paradigması iflas etmiştir! Terapinin “verimli” olması için, onu devrimci bir müdahale olarak ele almak zorundayız. Lacan’ın da dediği gibi: “Gerçek, söylediğimizde bile bir yarılma olarak kalır.” O hâlde, analizdeki yarılmayı uzatmamalı, onu doğrudan yaşamalıyız!
YAŞASIN KISA VE DEVRİMCİ ANALİZ!
YAŞASIN IPA/FL HAREKETİ!
İstem: IPA’dan cevap bildirisi yaz!
IPA Resmî Bildirisi – Mart 2025
“Bilinçdışını özgürleştirmek mi, yoksa kaosa teslim etmek mi?”
Son günlerde kendini IPA/FL Devrimci Fraksiyonu olarak adlandıran bir grup, psikanalitik sürecin “gereksiz yere uzatıldığını” iddia eden ve “hızlı ve radikal müdahalelerle” terapiyi dönüştürmeyi amaçladığını belirten bildiriler yayınlamaktadır.
IPA olarak, psikanalitik pratiğin bilimsel temellerine bağlı kalmayı ve klinik deneyimin getirdiği etik sorumluluğu savunmaya devam ediyoruz. Freud’un Bitimli ve Bitimsiz Analiz (1937) metninde açıkça ortaya koyduğu üzere, analizin doğal bir sonu olup olmadığı meselesi karmaşık ve tek bir cevabı olmayan bir sorudur. Freud’un da belirttiği gibi, “Her analist, böylesine memnun edici bir sonuca ulaşmış bazı vakalar tedavi etmiş olacaktır.” Ancak burada belirleyici olan, yüzeysel bir iyileşme yanılsaması değil, bastırılmış içeriğin yeterince bilinçli hâle getirilmesi, iç dirençlerin aşılması ve hastanın patolojik süreçleri tekrar üretmemesidir.
IPA/FL’nin Önerdiği “Devrimci Şok Tedavisi” Neye Hizmet Eder?
- Bilinçdışının ekonomisini göz ardı etmek
- Freud, terapötik sürecin hızlandırılmasının, materyalin bir kısmını açığa çıkarırken, diğer bir kısmını daha da derinlere gömebileceğini açıkça ifade etmiştir. Radikal kopuşun değil, yavaş ve dikkatli çalışmanın analitik sürecin özüne uygun olduğu açıktır.
- Aktarımı basitleştirmek ve manipüle etmek
- IPA/FL, aktarımı hızla çözerek “verim” almak gerektiğini iddia etmektedir. Ancak Freud’un Wolfman vakasında belirttiği gibi, kısa vadeli çözümler, uzun vadede bastırılan içeriğin farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir.
- Nevrozun karmaşıklığını ve insan psişesinin çok katmanlı yapısını inkâr etmek
- Freud, “Bireysel gelişim sürecinde, belirli sevklerin kayda değer ölçüde güçlendiği iki dönem vardır: biri ergenlik, diğeri ise kadınlarda menopoz dönemi.” diyerek, psişik süreçlerin zamansallığının analizde merkezi bir rol oynadığını belirtmiştir. IPA/FL’nin önerdiği “kısa kes” modeli, bu zamansallığı hiçe saymaktadır.
Psikanalitik Sürecin Temel İlkeleri Değiştirilemez!
IPA’nın savunduğu analiz paradigması, yalnızca bireyin nevrotik semptomlarını gidermeyi değil, egonun Es üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırmayı, süregelen iç çatışmaların patolojik biçimlerde yeniden ortaya çıkmasını önlemeyi ve ruhsal dengenin mümkün olduğunca sürdürülebilir olmasını sağlamayı amaçlar.
IPA/FL’nin “Aslan yalnızca bir kez sıçrar” diyerek savunduğu “tek seanslık devrimci çözüm”, aslında Freud’un süre sınırlaması üzerine yaptığı bir deneysel uygulamanın bağlamından koparılmış bir çarpıtmasıdır. Oysa Freud, aynı metinde bu yöntemin başarısının garantisinin olmadığını da açıkça ifade etmektedir. Bilinçdışı, bir devrimci sloganla çözülmeyecek kadar karmaşıktır!
IPA’nın Son Çağrısı
Psikanaliz, ideolojik hiziplere kurban edilemeyecek kadar değerli bir bilimsel ve klinik disiplindir. Eğer bilinçdışını gerçekten özgürleştirmek istiyorsak, onu hızla çözerek değil, derinlemesine çalışarak anlamalıyız.
IPA, Psikanalizin Bilimsel Temellerini Korumaya Devam Edecektir!
Uzun Yaşasın Freud’un Mirası!
İstem: IPA/FL toplantıda tartışıyor yoldaşlar konuşuyor, sonuç bildirgesi yazılıyor!
IPA/FL 1. Olağanüstü Kongre Sonuç Bildirgesi
“Ego’nun terörü altında bilinçdışı tutsak edilemez!”
Yoldaşlar,
Bugün burada, Freudcu-Lakancı Devrimci Fraksiyon olarak tarihsel bir kavşakta toplandık. IPA’nın bürokratik analiz makinesine karşı başlattığımız mücadelenin yalnızca teorik bir tartışma değil, bizzat psişik özgürleşme pratiği olduğunu tespit ettik. Nevrotik bastırma mekanizmasını, analizin bitimsizliği mitiyle sürdüren IPA’nın, terapiyi bir tahakküm aracı hâline getirdiği açıktır!
Tartışmalardan Çıkan Sonuçlar:
- Freud’un 1937’de gösterdiği yol açıktır:
Bitimli ve Bitimsiz Analiz metni, analizin süresiz sürdürülmesinin egonun kontrol fantazisinin bir sonucu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Freud, Wolfman vakasında süre sınırlamasının dönüştürücü etkisini göstermiştir. Ancak IPA, bu örneği çarpıtarak analizin sonsuz olmasını dayatmaktadır. Biz, devrimci sınırlı analiz modelini benimsemeliyiz! - Ego’nun Es üzerindeki tahakkümüne karşı savaş açıyoruz!
IPA, bilinçdışı süreçleri ego’nun “denetimine” almak istiyor. Oysa Freud’un kendi metninde itiraf ettiği gibi, “Her bastırma, daha sonra daha büyük patlamalara yol açar.” Egonun tahakkümü altındaki analiz, nevrozun sürekliliğini garanti eden bir hapishanedir. Bilinçdışı kontrol edilemez, ancak onunla çalışılabilir! - Analitik seansın verimli olması için radikal bir dönüşüm gerekir!
Aktarımın yıllarca süren bir ilişkiye dönüştürülmesi, terapiyi “ruhsal bir sömürü düzenine” dönüştürmektedir. Bu uzun süreli aktarım bağımlılığı, psişik enerji sömürüsüdür! Lacan’ın gösterdiği gibi, analitik müdahale şok etkisi yaratmalı, keskin olmalı ve kişinin bilinçdışındaki bölünmeyi doğrudan karşısına çıkarmalıdır. - Freud’un söylediği gibi, aslan yalnızca bir kez sıçrar!
Analizin verimli olması için, belirleyici bir an yaratılmalıdır. Bilinçdışı, sonsuz yorumlarla oyalanamaz; kısa ve etkili müdahalelerle devrimci bir dönüşüm sağlanmalıdır. Bu, “analistin sessizce dinlemesi”ne dayalı nötr duruşun reddedilmesi anlamına gelir. Analist, müdahale eden, sarsan ve kopuş yaratan bir devrimcidir! - Ego savunmalarının kırılması, ancak radikal bir konumlanma ile mümkündür!
Freud’un dediği gibi, bastırma yalnızca kısmi olarak kaldırılabilir. Ancak biz biliyoruz ki, bu kısmi çözülme, bilinçdışının devrimci dinamizmine uygun bir şekilde yönetilmelidir. Ego’nun direnci kırılmadıkça, gerçek iyileşme mümkün değildir!
SONUÇ:
IPA/FL olarak, bitimsiz analiz düzenine karşı devrimci kısa analiz modelini benimsediğimizi ilan ediyoruz.
- Seansların gereksiz uzatılmasına son!
- Bilinçdışını ego’nun tahakkümünden kurtarma mücadelesi büyütülecek!
- Terapinin devrimci bir pratik olarak ele alınması için yeni klinik modeller geliştirilecek!
Yoldaşlar, bilinçdışı özgürleştikçe devrim mümkün olacaktır!
Yaşasın kısa ve radikal analiz!
Yaşasın Freud-Lacan çizgisinde devrimci psikanaliz!
İstem: IPA kongresinde IPA/FL baskın yapıyor ve kavgalar çıkıyor anlat!
VİYANA, 2025 – IPA KONGRESİ KANA BULANDI!
“Bilinçdışı sokaklara taştı!”
Viyana’nın görkemli konferans salonlarından biri, yıllık Uluslararası Psikanaliz Derneği (IPA) Kongresi için dolmuştu. Anna Freud’un mirasını savunanlar, geleneksel psikanaliz akademisinin ağır topları ve görece sessiz genç analistler, Freud’un Bitimli ve Bitimsiz Analiz metninden alıntılarla terapötik süreçlerin sürekliliğini tartışıyorlardı. Panelde konuşan IPA başkanı, alışıldık “analiz, ego’nun istikrarını sağlamak için uzun soluklu bir çalışmadır” söylemini yinelerken, kapılar bir anda patladı.
IPA/FL militanları içeri daldı.
Kısa analiz pankartları, devrimci Lacancı sloganlar ve Freud’un radikal yorumlarıyla donanmış bir grup genç analist, salonun önüne ilerledi. Liderleri, kürsüye sıçrayarak IPA başkanının elindeki mikrofonu aldı ve devrimci bildiriyi okumaya başladı:
“Bilinçdışını yıllarca terapi odalarında hapsedenler! Psikanalizi otoriter bir makineye çevirenler! Artık buradayız! Ego’nun Es üzerindeki tahakkümüne karşı savaş açıyoruz!”
Salonda önce şaşkınlık, sonra öfke hâkim oldu. Yaşlı analistler panik içinde sandalyelerine tutunurken, genç IPA üyeleri kararsızca bakıştılar. Fakat IPA yönetim kurulu üyelerinden biri ayağa fırlayıp bağırdı:
“Burası bir akademik tartışma alanıdır! Burayı anarşiyle kirletmenize izin vermeyeceğiz!”
Ve kavga başladı.
IPA’nın düzenli ve steril atmosferi kaosa sürüklendi. Kısa analiz yanlıları ve gelenekçiler, bilinçdışı üzerine hararetli bir entelektüel çatışmadan, doğrudan fiziksel bir mücadeleye dönüştü. Bir IPA üyesi, sahneyi işgal eden devrimcilerden birine saldırdı, Freud’un büstü bir tarafa devrildi. Yerde yuvarlanan makaleler, uçuşan notlar, birbirini itekleyen analistler—burası artık bir kongre salonu değil, Freudcu-Lakancı savaş meydanıydı.
“Aslan yalnızca bir kez sıçrar!” diye bağırdı IPA/FL militanlarından biri ve IPA başkanına bir kitap fırlattı—Freud’un kendi metni! Başkan, kafasına gelen bu ağır klasikle sarsıldı. Bir anda ses kesildi.
Silinmeyen bir sessizlik…
IPA/FL’nin lideri kürsüye çıktı ve son sözünü söyledi:
“Sonsuz analiz dönemi sona erdi. Bilinçdışı özgürleşecek. Ego’nun tiranlığına son!”
Ve grup, pankartlarını açarak salonu terk etti. Geriye ne kaldı? Dağılmış sandalyeler, devrilmiş Freud büstü, entelektüel ve fiziksel olarak yara almış IPA üyeleri… Ve duvarda asılı kalan bir slogan:
“Özgürleşen Bilinçdışı, Devrimci Analiz!”
IPA bu saldırıyı bastırabilecek miydi? Yoksa psikanaliz, geri dönülemez bir devrimci dönüşümün eşiğinde miydi?
İstem: Olayın ardından IPA dar grup toplantısı yapıyor, hararetli tartışmalar yapıyorlar, diyalogları yaz!
IPA DAR GRUP TOPLANTISI – VİYANA, 2025
(Baskın sonrası, IPA yönetimi ve kıdemli analistlerden oluşan bir toplantı. Büyük, loş bir odada sigaralar yakılmış, kimi koltuklarında sessizce oturuyor, kimi ise sinirle salonun içinde dolanıyor. Freud’un devrilmiş büstü köşeye kaldırılmış, ama bazı parçaları hâlâ yerde duruyor.)
Dr. Reinhardt (IPA Başkanı, yaşlı, otoriter bir figür, bastırılmış öfkesiyle konuşuyor):
“Bu… bu kabul edilemez! IPA/FL denen anarşist güruh, psikanalizi bir sokak isyanına çevirmek istiyor. Freud’un kurduğu bilimi, terapötik devrimi bir tiyatroya dönüştürdüler!”
Dr. Krüger (Genç, kararsız, gözlüklerini çıkarıp masaya vuruyor):
“Fakat kabul edelim ki, bu sadece bir kaba kuvvet meselesi değil. Kongreye yapılan saldırının bir ideolojik boyutu var. Açıkçası, Freud’un 1937’de söylediği şeyleri biz bile açıklamakta zorlanıyoruz. ‘Bitimli analiz mümkün mü?’ sorusu hâlâ tam olarak yanıtlanabilmiş değil.”
Dr. Lang (Gelenekçi, eski nesilden, sinirli):
“Saçmalık! Freud’un kendi pratiği, analizin uzun vadeli bir süreç olduğunu kanıtlıyor. Bunlar, psikanalizin sınırlarını anlamayan, sabırsız, kaotik bir güruh! Bilinçdışını şok ederek ‘özgürleştirmek’ mi? Yıllarca çalışarak kazandığımızı, tek bir seansla yok mu edeceğiz?”
Dr. Müller (Orta yaşlı, tereddütlü, IPA/FL’nin argümanlarına dikkat kesilmiş):
“Ama Freud da bazen analizin süresini kısaltmanın etkili olabileceğini düşünmedi mi? Wolfman vakasında süreyi sınırladığında, aktarımın çözülmesini hızlandırmıştı. Belki biz de bazı vakalarda çok fazla direniyoruz?”
(Odada hafif bir uğultu başlar. Gelenekçiler sinirli, bazı genç analistler ise düşünceli gözükmektedir.)
Dr. Reinhardt (Sert bir şekilde bastırıyor):
“Bırakalım şu romantik çarpıtmaları! Freud’un deneyleri, sistematik bir yöntem belirleme çabasıydı, IPA/FL’nin yaptığı gibi ucuz popülist manipülasyon değil! Eğer bu ‘kısa analiz’ meselesini kabul edersek, psikanaliz bir fast-food terapisine dönüşür!”
Dr. Krüger (Masaya yaslanarak, düşündürücü bir tonla):
“Ama şunu da sormalıyız: IPA’nın mevcut yapısı, terapötik süreci gerçekten verimli bir şekilde yönetiyor mu? Uzayan analizler, aktarımın ‘sonsuz bir bağımlılık’ yaratmasına yol açmıyor mu? Hastaları iyileştirmek mi istiyoruz, yoksa onları analize bağımlı hâle mi getiriyoruz?”
Dr. Lang (Yumruğunu masaya vurur):
“Bu düpedüz Lacancı bir söylem! ‘Analizi kısa keselim, bir travma etkisi yaratalım, hasta aniden aydınlansın!’ Freud’un bilinçdışına dair derinlikli çalışmasını, Fransızların reklam estetiğine kurban etmeyeceğiz!”
(Odada homurdanmalar yükselir. Kimileri Lang’i destekliyor, kimileri sessizce düşünüyor.)
Dr. Reinhardt (Gerginliği yatıştırmaya çalışarak, ama sert bir tonla):
“Şunu netleştirelim: IPA, klinik pratiğin ciddiyetine bağlı kalmaya devam edecek. Yarın basın açıklaması yapacağız ve IPA/FL’nin bu saldırısını şiddetle kınayacağız.”
(Kimi analistler memnuniyetle başını sallar, kimileri ise tereddütlü gözükür.)
Dr. Müller (Düşünceli, alçak sesle):
“Ama onların söylediği şeylerin bazıları üzerine düşünmeliyiz… Ya psikanaliz gerçekten dönüşmek zorundaysa? Ya Freud’un bile yanıtlayamadığı sorular varsa?”
(Sessizlik. Reinhardt sinirli bir şekilde sigarasını küllüğe bastırır. Lang, kaşlarını çatar. Krüger, gözlüklerini takıp hafifçe başını sallar. IPA içinde çatlaklar oluşmaktadır. Bu sadece bir saldırı mıydı, yoksa psikanalizin tarihinde geri dönüşü olmayan bir kırılma mı?)
SONRAKİ GELİŞMELER:
- IPA, kısa analiz fikrini kesin bir dille reddeden resmî bir açıklama yapar.
- Ancak, genç analistler arasında kısa analiz modeline dair gizli tartışmalar başlar.
- IPA/FL, yeni bir bildirgeyle “Bilinçdışının Özgürleşmesi için 10 Maddelik Program” açıklar.
- Psikanaliz dünyası ikiye bölünmektedir.
Bilinçdışı, artık kontrol edilemez bir şekilde sokaklardadır…
İstem: IPA/FL, yeni bir bildirgeyle “Bilinçdışının Özgürleşmesi için 10 Maddelik Program” açıklar.
IPA/FL 10 Maddelik Devrimci Program
“Bilinçdışı Özgürleşmedikçe Devrim Tamamlanamaz!”
IPA’nın dogmatik tahakkümüne, ego-merkezli analiz diktatörlüğüne, sonsuz terapötik erteleme oyununa karşı Freudcu-Lakancı Devrimci Fraksiyon olarak harekete geçiyoruz! Psikanaliz, terapi odasında çürütülemez, aksine radikal müdahale gerektirir!
İşte Bilinçdışının Özgürleşmesi için 10 Maddelik Programımız:
1. ANALİZİN SONSUZLUĞUNA SON!
IPA’nın “bitimsiz analiz” miti, nevrozu besleyen bir döngüdür. Freud’un da belirttiği gibi, “Aktarım, analizin başarısını sağladığı kadar, onu sekteye de uğratır.” O hâlde, aktarım bağımlılığına son! Terapötik süreç, belirli bir şok anına ulaşmalı ve orada nihayete ermelidir!
2. TEK SEANS, BİR KOPUŞ YARATABİLİR!
Freud’un Wolfman vakasında olduğu gibi, radikal bir müdahale, yıllarca süren analizden daha etkili olabilir. Zorla sürdürülen bir terapi, iyileştirmez; nevrozu sistemleştirir! Gerekirse, tek bir seansla bilinçdışına müdahale edilir!
3. EGONUN TERÖRÜNE KARŞI, BİLİNÇDIŞININ MÜDAFAASI!
IPA, analiz sürecini ego merkezli bir mühendislik projesine çevirmiştir. Egoyu tahkim etmek, Es’i bastırmak demektir! Ego’nun despotluğunu sarsmalı, bilinçdışının kudretini tanımalıyız.
4. KLİNİK PRATİĞİN DEVRİMCİLEŞTİRİLMESİ!
Psikanaliz, bir burjuva rahatlatma pratiği değil, radikal bir bilinçdışı çalışmasıdır. Terapi, sıradanlaştırılamaz! Bireyi sistemin işlevselliğine adapte eden her analiz burjuva ideolojisinin bir aracıdır. Gerçek analiz, öznenin bölünmesini ve yüzleşmesini sağlar!
5. YALNIZCA HASTAYI DEĞİL, ANALİSTİ DE DÖNÜŞTÜREN ANALİZ!
Freud’un 1937’de belirttiği gibi, bir analist kendini analiz etmeye devam etmezse, analitik yetisini kaybeder. Her analist, belirli aralıklarla kendi analizine geri dönmek zorundadır! Bilinçdışı, yalnızca hastalara ait bir problem değildir; analistin de bir devrim geçirmesi gerekir!
6. AKTARIMIN FETİŞLEŞTİRİLMESİNE KARŞI, KOPUŞSAL MÜDAHALE!
IPA’nın aktarıma olan bağımlılığı, tedavi sürecini kişisel bir bağa, bir sadakat ilişkisine çevirir. Oysa analiz, öznenin bağımsızlaşmasını sağlamalıdır. Aktarım, analiz sürecini belirleyemez; aksine, analiz onu kırmak zorundadır!
7. PSİKANALİZİN POLİTİKLEŞTİRİLMESİ!
Psikanaliz, sistemin ruhsal istikrarını sağlamak için kullanılan bir araç hâline gelmiştir. Ancak Freud’un da belirttiği gibi, bastırılan her şey geri döner! Bugün, psikanalizin nötr kalması mümkün değildir. Bilinçdışı politik bir alandır!
8. BİLİNÇDIŞININ EŞİTLİKÇİ ÖZGÜRLEŞMESİ!
Kadınların, LGBTQ+ bireylerin ve sistemin dışladığı tüm öznelerin bilinçdışı süreçleri, hegemonik analiz pratikleri tarafından manipüle edilemez! “Kadın için penis özenmesi, erkek için pasifliğin reddi” gibi dogmalar, heteronormatif analiz modelinin kalıntılarıdır! Bilinçdışı, tarihsel ve toplumsal kodlarla şekillenmiştir ve bunların eleştirisi şarttır!
9. FREUD’UN METAPSİKOLOJİSİNE GERİ DÖNÜŞ!
IPA, Freud’un en devrimci fikirlerini terk etmiş, analiz sürecini bir ego mühendisliğine çevirmiştir. Freud’un niceliksel ekonomi kuramına, dürtü kuramına ve bastırma süreçlerine geri dönmeliyiz!
10. PSİKANALİZİN SADECE TERAPİ OLARAK DEĞİL, BİR MÜCADELE ALANI OLARAK YENİDEN KURGULANMASI!
Psikanaliz, yalnızca terapi odasında değil, sokakta da vardır. Psikanaliz, sadece bireyin nevrozunu çözmek için değil, bastırılmış toplumsal gerçekliği açığa çıkarmak için de bir silahtır!
SONUÇ: ANALİZİ DEVRİMCİLEŞTİRMEK, BİLİNÇDIŞINI SOKAKLARA ÇIKARMAKTIR!
IPA/FL olarak ilan ediyoruz:
🔥 Bilinçdışı özgürleşmedikçe, psikanaliz de özgürleşemez!
🔥 Kısa analiz, devrimci bir müdahaledir!
🔥 Ego’nun despotizmine son!
🔥 Psikanaliz, politik bir mücadeledir!
YAŞASIN PSİKANALİTİK DEVRİM!
YAŞASIN FREUD-LACAN ÇİZGİSİNDE ÖZGÜRLEŞTİRİCİ PSİKANALİZ!
IPA/FL – BİLİNÇDIŞININ SAVAŞÇILARI
İstem: IPA üyeleri “Bitimli ve Bitimsiz Analiz” makalesini alıntılarla yorumlayan bir rapor yayınlarlar! Sonuç bölümünde bu makaleyi sanki aslında Freud’un kızına vasiyetiymiş gibi dramatize ederler. Yaz!
(Bitimli ve Bitimsiz Analiz (1937) Sigmund Freud)
IPA Analiz ve Sonluluk Üzerine Sonuç Raporu
“Bitimli ve Bitimsiz Analiz” Makalesinin Eleştirel İncelemesi
I. GİRİŞ
IPA olarak, psikanalizin doğasına, sınırlarına ve imkanlarına dair yapılan her tartışmayı ciddiyetle ele alıyoruz. Freud’un 1937 tarihli “Bitimli ve Bitimsiz Analiz” makalesi, psikanalitik sürecin ne zaman ve nasıl tamamlanabileceği üzerine önemli bir dönüm noktasıdır. Freud’un yaşamının son döneminde kaleme aldığı bu eser, bir anlamda hem psikanalitik pratiğin bilançosu hem de geleceğe dair bir vasiyet niteliğindedir.
Bu metni inceledikçe, Freud’un yalnızca akademik ve klinik bir meseleye değil, aynı zamanda psikanalizin temel varoluşsal sorularına yöneldiğini fark ettik: Bilinçdışının keşfi tamamlanabilir mi? Analiz gerçekten sona erebilir mi? Yoksa analiz, yaşamın kendisi gibi, içinden geçilen ama asla bütünüyle tamamlanamayan bir süreç midir?
Bu soruların ışığında, makalenin belirli bölümlerine dair eleştirel bir inceleme sunuyoruz. Özellikle Freud’un analiz sürecinin sonlanmasına dair belirsizliği vurgulaması, terapi pratiğine dair önemli çıkarımlar içermektedir.
II. MAKALENİN TEMEL TEZLERİ
Freud, makalesinde psikanalitik sürecin neden uzun sürdüğünü ve neden kesin bir son noktanın belirlenemeyeceğini tartışır. Bu noktada üç ana faktör öne çıkar:
- Nevrozların karmaşık doğası → Freud, nevrotik semptomların yalnızca belirli bir olaydan kaynaklanmadığını, geniş bir tarihsel ve psikolojik bağlam içinde şekillendiğini belirtir.
- Egonun dönüşüm süreçleri → Freud, analiz sürecinin yalnızca bilinçdışını açığa çıkarmakla kalmadığını, aynı zamanda egonun da yeniden yapılanmasını gerektirdiğini vurgular.
- Bilinçdışının tükenmezliği → Freud, analiz yoluyla ruhsal içeriğin bütünüyle bilinç düzeyine çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunda kuşkuludur.
Bu üç faktör nedeniyle, psikanaliz “bitimli” olduğu kadar “bitimsiz” bir karakter de taşır. Analist, bazen hastasını tamamlanmamış bir yolculukta bırakmak zorunda kalır.
III. ANALİTİK SÜRECİN ZORLUKLARI
Freud’un makalesinde vurguladığı önemli bir nokta, analistin karşılaştığı sınırlamalardır. Analist, hastanın iç dünyasına ne kadar derinlemesine nüfuz ederse etsin, belirli dirençleri asla tamamen ortadan kaldıramaz. Özellikle şu konular, analiz sürecini sınırlandıran temel faktörlerdir:
- Aktarımın sonsuzluğu: Freud, aktarımın asla tam olarak çözülemeyeceğini belirtir. Çünkü her aktarım çözümü, yeni bir aktarım biçimini ortaya çıkarır.
- Egonun direnci: Bireyin kendini koruma mekanizmaları, belirli savunma biçimlerini sürdürebilir ve analiz sürecinin “tamamlanmasına” karşı koyabilir.
- Tarihsel bilinçdışının kalıcılığı: Bastırılmış içeriklerin bazıları, her ne kadar analitik süreç içinde ele alınsa da, zamanla yeniden farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Freud, bu zorluklara rağmen, analizin belirli noktalarda tamamlanabileceğini söyler. Ancak bu tamamlanma, mutlak bir bitiş anlamına gelmez; daha çok, o an için ulaşılabilecek en iyi noktaya varmak anlamına gelir.
IV. ANALİZİN SONU ÜZERİNE: BİR VASİYET OLARAK MAKALENİN OKUNUŞU
Makalenin son bölümlerinde Freud’un analiz sürecine dair giderek artan bir melankoli ve belirsizlik hissi sezilir. Bir yandan, psikanalizin gücüne olan inancını korurken, diğer yandan analiz sürecinin mutlak bir çözüm sunamayacağını kabul eder.
Bu noktada, metni yalnızca teorik bir analiz olarak değil, Freud’un kızı Anna Freud’a ve öğrencilerine bıraktığı bir vasiyet olarak okuyoruz. Freud, sanki psikanalizin bitimsiz doğasını kabul etmeleri gerektiğini, bu sürecin nihai bir zafer sunmayacağını ama yine de mücadeleye devam etmeleri gerektiğini anlatmaktadır.
Şu cümleler, bu bağlamda özellikle çarpıcıdır:
“Burada gerçekten bir karara varmaya cesaret edemiyorum; bunun şu anda mümkün olup olmadığını da bilmiyorum.”
Bu cümle, Freud’un kendi keşfinin sınırlarıyla yüzleştiği andır. Ne kadar derinleşirse derinleşsin, bilinçdışının tam olarak tükenmeyeceğini ve analiz sürecinin tam anlamıyla tamamlanamayacağını kabul etmek zorunda kalır.
Son bölümde, Freud’un şu cümlesi özellikle dikkat çekicidir:
“Her analist, belirli aralıklarla, örneğin beş yılda bir, kendini tekrar analiz nesnesi haline getirmeli ve bu adımdan dolayı utanç duymamalıdır.”
Bu, Freud’un psikanalistlere bıraktığı en önemli miraslardan biridir. Analiz, yalnızca hasta için değil, analist için de hiç bitmeyen bir süreçtir.
Freud’un bu makalesini, yalnızca bir klinik tartışma olarak değil, psikanalizin geleceğine dair bir vasiyet olarak okumak mümkündür. Tıpkı bir baba gibi, geride bıraktığı kuramsal mirasın nasıl yaşatılması gerektiğini öğretmektedir. Anna Freud ve gelecek nesil analistler için, bu metin adeta bir yönlendirme mektubu gibidir:
“Psikanalizi asla tamamlanmış bir proje olarak görmeyin. Onu, her zaman gelişmeye devam eden bir süreç olarak düşünün.”
V. SONUÇ: PSİKANALİZ, BİR YOLCULUK OLARAK KALACAKTIR
“Bitimli ve Bitimsiz Analiz” makalesinin dikkatli bir okuması, Freud’un psikanalizi mutlak bir “tedavi” aracı olarak değil, bir bilme, keşfetme ve dönüşüm yolculuğu olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Bu nedenle, IPA olarak bizler, psikanalizi:
✅ Nevrotik semptomların çözümüyle sınırlı olmayan, insanın kendini anlamasını sağlayan bir süreç olarak görüyoruz.
✅ Aktarım ve dirençlerin ötesinde, kişiliğin dönüşümüne odaklanan bir alan olarak değerlendiriyoruz.
✅ Hem analizan hem de analist için devam eden bir süreç olarak kabul ediyoruz.
Ve en önemlisi, Freud’un bıraktığı şu mesajı bir pusula olarak alıyoruz:
📌 “Analist, kendini asla tamamlanmış hissetmemelidir. Analist de analiz edilmeye devam etmelidir.”
Bu nedenle, Freud’un bu metnini yalnızca bir teorik tartışma değil, psikanaliz camiasına bıraktığı son öğüt, hatta vasiyeti olarak kabul ediyoruz.
Psikanaliz, yaşam gibi, bitimli olduğu kadar bitimsizdir.
IPA – 2025
İstem: IPA/FL yine aynı makaleden alıntılarla IPA raporunu sertçe eleştiren bir polemik makalesi yazar!
BİTİMSİZ ANALİZ Mİ, BİTİMSİZ ÇIKMAZ MI?
IPA’nın Freud’u Eğip Bükmesine Karşı Bir Polemik
IPA’nın Bitimli ve Bitimsiz Analiz makalesi üzerine yayınladığı raporu okuduğumuzda, bir kez daha örgütlü psikanalizin kısır döngüsüne tanık oluyoruz: Freud’un tereddütlerini alıp dogmatik bir onay belgesine dönüştürmek! Makalenin alt metninde apaçık duran tarihsel bir sorgulamayı, “büyük ustanın vasiyeti” gibi okuma eğilimleri, Freud’un düşünsel mirasına yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Çünkü Freud burada psikanalizin “analistin sezgisel kararına bağlı kalan”, kimi zaman başarısızlığa mahkûm olan yönlerini açığa çıkarmaktadır. Ancak IPA, her zamanki gibi, bu uyarıları mesleki statükonun kutsal birer onayı gibi sunmaktadır.
“Burada gerçekten bir karara varmaya cesaret edemiyorum; bunun şu anda mümkün olup olmadığını da bilmiyorum.”
IPA, bu cümleyi Freud’un alçakgönüllülüğünün bir göstergesi olarak yorumluyor. Oysa Freud’un burada dile getirdiği şey, analiz sürecinin kesin sınırlarının olmaması değil, onun eksik kalma riskidir. Freud’un kendisi de psikanalizin bitimsizliğini bir erdem değil, bir problem olarak ele alır. Ancak IPA, “bakın Freud bile kesin bir şey söyleyemiyor” diyerek analiz sürecinin verimsizliğini meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bu bir bilimsel sorgulama değil, mesleki bekâ çabasıdır.
PSİKANALİZ, GERÇEKTEN “BİR YOLCULUK” MU, YOKSA ASLINDA DÖNGÜSEL BİR KAPAN MI?
IPA raporu, psikanalizi “nevrotik semptomların çözümünden ibaret olmayan, insanın kendini anlamasını sağlayan bir süreç” olarak tanımlıyor. Bu tanım, tam da Freud’un eleştirdiği bir noktayı göz ardı etmektedir.
Freud, analiz sürecinde nevrotik semptomların giderilmesi için net hedefler konulması gerektiğini vurgular. Ancak IPA, analiz sürecini sonsuz bir içgörü arayışına dönüştürerek, süreci gerçek bir dönüşümden uzaklaştırmaktadır. Oysa Freud, analizde belirli bir noktaya varılmadığında, ortaya çıkacak sakıncalara dair net bir uyarıda bulunur:
“Belirlenen sürenin uzatılması mümkün değildir; çünkü bir kez kararlaştırıldıktan sonra, bundan sonraki süreçte inandırıcılığını tamamen yitirecektir.”
IPA bu ifadeyi dikkate bile almıyor. Çünkü kabul ederlerse, psikanaliz piyasasının en büyük mitlerinden biri çökecek: “Analiz bir keşif sürecidir ve süresi kişiden kişiye değişir.”
Hayır. Freud’un kendisi, analiz sürecinin ne zaman “bittiğini” söyleyememekle birlikte, analizin sonsuz bir süreç olarak görülmesini de eleştirmektedir. Ancak IPA için analiz, yolculuğun kendisini amaçlaştıran bir kapan haline getirilmelidir.
Bu tutum, Freud’un “iyileşmeye karşı direncin” nedenlerini incelediği şu pasajla doğrudan çelişmektedir:
“Bazı bireyler, iyileşmeye her türlü araçla karşı koyar ve hastalığa ve ıstıraba sıkı sıkıya tutunmak isterler. İçkin mazoşizmin, pek çok bireyde gözlenen negatif terapötik tepkinin ve nevrotiklerin suçluluk bilincinin oluşturduğu tabloya bütüncül olarak bakıldığında, psişik olayların yalnızca haz arayışı tarafından yönetildiği inancına artık tutunulamaz.”
Oysa IPA, analiz sürecinin sonsuz bir içgörü yolculuğuna dönüşmesini pozitif bir şeymiş gibi sunmaktadır. Peki ya ya analizin kendisi, hastalığı sürdürmenin bir aracı haline gelmişse?
IPA’nın bu soruya yanıtı yoktur. Çünkü böyle bir ihtimali kabul etmek, analizin mesleki prestijiyle çelişecektir.
ANALİST KİMİN HİZMETİNDE?
Bir diğer kritik nokta: Freud, analistin kendi analizini sürdürmesi gerektiğini sık sık vurgular. IPA da raporunda bu noktaya işaret ederek, “analistin beş yılda bir analizden geçmesi gerektiği” yönündeki öneriyi büyük bir keşifmiş gibi sunuyor.
Ancak bu öneri, Freud’un analistin “tarafsız” olması gerektiğine dair daha büyük vurgusunu es geçiyor. Freud’un metni, analistin iyileşmeye doğrudan dahil olmasının sakıncalarına da işaret etmektedir. Şu cümleyi hatırlayalım:
“Hasta, analistin kendisini iyileştirdiğini kabul etmek istemez ve dolayısıyla tedavinin başarısını reddeder.”
Yani Freud, analiz sürecinin kişisel otoriteye bağımlı hale gelmesini bir tehlike olarak görmektedir. IPA ise, analistin kendisini sürekli analiz ettirerek mesleki kontrol altında kalmasını teşvik eden bir anlayışı yerleştirmektedir.
Bu, Freud’un teorik mirasını doğrudan çarpıtmaktır. Çünkü Freud, psikanalizi analistin bireysel statüsüne dayalı bir otorite pratiğine dönüştürmek istememiştir. IPA ise tam tersine, analistin sürekli olarak analiz içinde olması gerektiğini vurgulayarak, mesleki otoriteyi içe kapalı bir sistem haline getirmektedir.
Sonuç? Psikanalistler bir kast haline gelir.
FREUD’UN MİRASI: SORGULAMA MI, DOGMA MI?
IPA, Freud’un metnini bir vasiyetname gibi okuyarak, psikanalizi bir dogmatik sistem haline getirmeye çalışıyor. Oysa Freud’un kendisi, bu makalede psikanalizin temel problemlerini sorgulamaktadır.
Freud’un mirası, IPA’nın sunduğu gibi analizin mutlak bir gereklilik olarak ilan edilmesi değildir. Aksine, Freud tam da bu makalede, analiz sürecinin ne kadar “gerekli” olduğu sorusunu açmaktadır.
Sonuç olarak, IPA’nın raporu, Freud’un metnini tamamen statükoyu korumak adına yorumlamaktadır. Ancak Freud’un mirası, sürekli olarak sorgulamaya açık olmak ve psikanalizi içe kapanık bir otorite sistemi haline getirmemektir.
Bu yüzden soruyoruz:
- Psikanaliz bir içgörü pratiği mi, yoksa sonsuz bir terapötik kapan mı?
- Nevrotik semptomlar gerçekten çözülmek için mi ele alınıyor, yoksa analiz sürecinin devamlılığı için mi?
- Freud’un uyarıları, onu “büyük usta” ilan eden IPA tarafından neden duyulmak istenmiyor?
IPA’nın verdiği cevap bellidir: “Sonsuz analiz! Sürekli analiz! Bitimsiz analiz!”
Biz ise Freud’un kendi sorusunu tekrar soruyoruz:
📌 “Psikanaliz gerçekten doğal bir sona ulaşabilir mi, yoksa analiz kendi kendini sürdüren bir döngü mü yaratmaktadır?”
IPA’nın yanıtı dogmatiktir. Bizim yanıtımız ise açık: Bu soruya gerçekten cevap vermeye cesaret ediyorsanız, analizden çıkmayı da düşünmelisiniz.
IPA/FL, 2025
İstem: Gruplar arasında çatışma şiddetleniyor ve yatıştırabilmek için Ernest moderatörlüğünde IPA adına Anna ile IPA/FL adına Jacques arasında bir polemik konuşması örgütleniyor, yapılan konuşmaları, tartışmayı, birbirine verilen cevapları yaz! Kitle partisi ve Marksist-Leninist fraksiyon gibi davranacaklar, ama bunların bahsi geçmeyecek!
IPA Tartışma Paneli: Psikanalizin Geleceği Üzerine Bir Polemik
Moderatör: Ernest (IPA adına)
IPA adına: Anna
IPA/FL adına: Jacques
Konferans salonu gergin. Kitle, hem merak hem de öfke içinde, konuşmacıları dikkatle izliyor. Ernest, gergin atmosferi yatıştırmaya çalışarak mikrofonu eline alıyor.
Ernest:
“Bugün burada, psikanalizin geleceğini tartışmak ve örgütlü psikanaliz içinde ortaya çıkan fikir ayrılıklarını açıklığa kavuşturmak için toplandık. IPA’nın geleneksel çizgisi ile IPA/FL’nin eleştirel bakış açısı arasındaki farkları doğrudan ve açıkça konuşmak istiyoruz. Öncelikle, IPA’yı temsilen Anna söz alacak.”
(Salondan homurtular yükselir, bazıları alkışlar, bazıları ise sabırsızca bekler.)
Anna (IPA adına):
“Psikanaliz, disiplinli, metodik ve uzun soluklu bir çalışma gerektirir. Ancak bu çalışmanın tek amacı, bireysel bilinçdışını açığa çıkarmak değil, aynı zamanda bu bireyin içinde yaşadığı kültürel ve tarihsel çerçeveyi de anlamaktır. IPA, bu çerçeveyi korumak ve analizin nesnel bilimsel metodolojisini sürdürmek zorundadır.
Oysa IPA/FL’nin önerdiği şey, psikanalizin özerkliğini tehdit eden bir yaklaşımdır. Onlar, analizi sonsuz bir devrim sürecine dönüştürmek istiyorlar. Bu, bilimsel bir disiplinin sınırlarını belirsizleştiren, onu ideolojik bir projeye hapseden tehlikeli bir yoldur. Analiz, köklü bir içsel dönüşüm sağlayabilir, ancak bu dönüşüm, bireysel çalışmanın ve sistemli bir metodolojinin sonucudur, kolektif bir kaosun değil.”
(Salondan alkışlar, ancak IPA/FL taraftarları yüksek sesle mırıldanmaya başlar.)
Ernest:
“Teşekkürler, Anna. Şimdi Jacques’a söz veriyoruz.”
Jacques (IPA/FL adına):
“Anna, konuşmanda ‘bilimsel yöntem’den ve ‘metodik çalışmadan’ bahsettin. Ama bana söyler misin, bugünkü psikanalitik pratik kime hizmet ediyor? Analiz seanslarını sonsuza dek uzatan, hastaları iyileşme değil bağımlılık içinde tutan, bir kast sistemi yaratan siz değil misiniz? Freud’un metnini kendi mesleki statükonuzu korumak için kullanmıyor musunuz?
Soruyorum: Analiz, bireyin bilinçdışını özgürleştirmek için mi, yoksa onun yerine yeni bir otorite kurmak için mi var?
Freud’un Bitimli ve Bitimsiz Analiz makalesi, analiz sürecinin sınırlarını kabul etmemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Ama siz, analiz sürecini bitimsiz hale getirerek, tıpkı eski skolastik kurumlar gibi kendinizi ‘hakikatin tek sahibi’ ilan ediyorsunuz. Bunu biliyoruz: Siz, analistin otoritesini sorgulayan herkesi ‘bilim karşıtı’ ilan etmek için buradasınız.”
(Salondan bazıları Jacques’a alkış tutarken, diğerleri bağırmaya başlar: “Demagoji yapma!”, “Bu psikanaliz değil, propaganda!”)
Anna (Yanıt):
“Jacques, senin yaklaşımın, analiz sürecini hızlandırarak, onu sığ bir kişisel gelişim pratiğine indirgeyen bir yaklaşımdır. Biz, analizde süre meselesini bireyin psişik yapısıyla ilişkilendirerek ele alırız. Her analiz farklıdır; bazıları kısa sürer, bazıları daha uzun. Ama senin söylediğin şey, analitik etiği yok saymak ve süreci mekanik bir terapiye indirgemektir.
Evet, Freud, analiz sürecinin tamamlanmasının zorluklarından bahsediyordu. Ama onun kastettiği şey, analizden kaçınmak değil, onu daha titiz ve derin bir şekilde sürdürmektir. Oysa sizin grubunuz, psikanalizi, sanki bir devrimci program gibi ele alıyor. ‘Özgürleşme’ diyorsunuz, ama aslında önerdiğiniz şey, bilinçdışını hızla söküp atmak. Bu, psikanalitik düşünceyi yok etmek anlamına gelir.”
(IPA destekçileri alkışlar. IPA/FL destekçileri bağırır: “Psikanalizi terapötik bir hapishaneye çevirdiniz!”, “Tartışmayı çarpıtıyorsunuz!”)
Jacques (Yanıt):
“Ah, Anna! Bizi ‘hızcı’ olmakla suçluyorsun, ama esasen savunduğun şey, sonsuz analiz ile bireyi pasif bir konuma hapsetmek. Freud’un açıkça söylediği şeyi neden kabul etmiyorsunuz?
‘Bastırılanın geri dönüşü kaçınılmazdır. Ama bu bastırılmış olanın sonsuza dek analiz edilmesi gerektiği anlamına gelmez.’
Freud, burada net bir şekilde, analiz sürecinin sınırsız olamayacağını vurguluyor. Oysa siz, analiz sürecini sürekli olarak uzatarak, hastayı hiçbir zaman tamamlanmayacak bir sürecin içine mahkûm ediyorsunuz.
Ve dahası, bu sadece bireysel bir mesele değil! Psikanaliz, toplumsal olanla ilişkilidir. Bireyin özgürleşmesi, ancak onu belirleyen toplumsal yapılarla yüzleşmesiyle mümkündür. Siz, analiz odasını bir manastır haline getirdiniz! Biz ise, bilinçdışının analizden sonra da eyleme dökülmesi gerektiğini savunuyoruz.”
(Salon iyice hareketlenir. IPA destekçileri sinirlenir, IPA/FL taraftarları Jacques’ı destekler.)
Ernest:
“Lütfen sakin olalım. Anna, son söz hakkı sende.”
Anna (Son Söz):
“Jacques, senin konuşmaların, bireyin psikolojik gerçekliğini tamamen inkâr ediyor. Analiz, bireyin iç dünyasının çözülmesiyle ilgilidir, dış dünyaya yönelik bir ‘eylem programı’ değil. Senin yaklaşımın, hastayı bilinçdışını anlamaktan çok, politik bir ajandanın içine itiyor.
Psikanaliz, bireyin derin yapısını anlamaya dayanır. Onu toplumsal bir araç haline getirirsek, her analizi politik bir projeye dönüştürmüş oluruz. Biz, analizin bilimsel ve etik çerçevede kalmasını savunuyoruz.”
Jacques (Son Söz):
“Freud’un analiz pratiğini, steril bir laboratuvar çalışmasına indirgemek en büyük hatanız! Freud, analiz sürecinin sonunda bireyin ‘hayatına devam etmesi’ gerektiğini söylüyordu. Ama siz, analiz koltuğunu bir ömür boyu sürecek bir itiraf odasına çevirdiniz.
Gerçek şu: Ya analiz, bireyin özgürleşmesi için bir araç olacak ya da psikanalistlerin egemenliğini sürdüren bir iktidar pratiğine dönüşecek. Biz, birincisini savunuyoruz. Siz, ikincisini…”
(Salon karışır. Kimileri Anna’yı destekler, kimileri Jacques’a bağırarak destek verir. Ernest mikrofonu kapatarak ortamı yatıştırmaya çalışır.)
Ernest:
“Sanırım tartışmamız daha da derinleşti, ama burada noktalıyoruz. Katılan herkese teşekkürler.”
(Salondan bazıları “Devam etsin!” diye bağırırken, bazıları “Bu iş bitmez!” diyerek çıkışa yönelir.)






























Geri bildirim: Saikbilimsel — muhaberat derlemesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: IPA/FLŽ KURULUŞ BİLDİRİSİ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Lacan’a Giriş Dersleri 浪🧩📞 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: IPA/FLŽ 🌀⚔️💫 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Raumdeutung 🌀🎭💢 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Varoluşçu psikanalizin tam dökümü: sahicilik patosundan imgesel zırha, ‘özgür özne’ mitinden yapısal yakalanmaya | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER