Azrail’in Seyrüseferi

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🔖🦶🏻🛡️ Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️

Yüksek Dozdan Düşük Doza “Memento Mori”nin Politik Koreografisi

Giriş: Ölümün İki Perdesi

Kapkara bir kamyon gibi üzerimize gelen katliamlar, bir dönemin ruhuna damgasını vurdu. Suruç’ta havaya savrulan oyuncak ayılar, 10 Ekim’de tren garının önünde yere düşen barış pankartları… Bu sahneler artık yalnızca birer travmatik olay değil, kolektif hafızanın estetikleştirilmiş travma arşivine dönüştü. Her biri, sosyal medyada aynı anda binlerce kez paylaşılan şehit/şahit fotoğraflarıyla “Azrail gezdirmenin yüksek dozu”na tercüme edildi.

Bu yüksek doz, ölümün seyredilir hâle getirilmesiydi. Timeline’larımız kırmızı alarm verirken, melek kanatlı profil çerçeveleri ardı ardına uçuştu. “Melek oldu”, “yüzünde tebessüm vardı” gibi sözde teselli klişeleriyle, hem bireysel yas hem de toplumsal infial estetize edilerek hızla dolaşıma sokuldu. Acının içi boşaltıldı; ölenler neredeyse influencer’laştırıldı.

Fakat aradan geçen on yıl boyunca sahne değişmedi; yalnızca ışıklar kısıldı, ses biraz daha düşürüldü. 2025 Türkiye’sinde aynı Azrail artık daha sinsice, düşük dozda dolaştırılıyor. Öyle ki bir sabah gözaltına alınan muhalif bir sanatçı, akşamına serbest bırakılıyor. Bir gazeteci —kimi zaman tanınmış, kimi zaman adı yeni duyulan— “gel-git” misali tutuklanıyor, salınıyor, sonra yeniden ifadeye çağrılıyor.

Fort-Da… Fort-Da… Freud’un çocukluk oyunu şimdi politik akıl sağlığımıza uyarlanmış durumda. Her tutukla-bırak, kamuoyuna küçük bir ölüm provası yaşatıyor. Olay bireysel bir haksızlık değil, toplumsal bir “ölümün hatırlatılması” performansına dönüşüyor. Haksızlığa uğrayanlar ise farkında olmadan “eldeki hayatın kıymetini tazeleyen” bir tür Memento Mori mesajının taşıyıcısına çevriliyor. Ölüm, artık sadece bir son değil; bir gösterim biçimi, bir hatırlatma tekniği, bir sosyopolitik jest.

Yüksek Doz: Katliam Estetiği ve Melek Selfieleri

Suruç’taki patlama sonrası kolları yanmış bir gencin yüzünde gördüğümüz sahte sükûnet, 10 Ekim’de barış talebiyle toplanmış insanların arasında yatan cansız bedenlerin dudaklarına dijital olarak kondurulan “melek gülüşü”… O kareler, ilk bakışta yürek burkan bir dayanıklılık görüntüsü verir gibi dursa da aslında kamusal vicdanı felç eden bir estetik anestezi işlevi görüyordu.

“Azrail gezdirme”nin bu yüksek doz versiyonu, ölümün dehşetini sterilize ederek seyirlik bir nesneye dönüştürdü. Her yeni saldırının ardından:

  • Paylaş butonuna basıldıkça ölenler, bir “büyük ideolojinin” reklam yüzüne çevrildi.
  • “Ruhun şad olsun” yorumları, öldürme eyleminin cürmünü bellekten silen tek kullanımlık dijital mendillere dönüştü.
  • Dijital kalabalıklar ağlarken aynı anda bir tür rahatlama yaşadı; çünkü ölüm timeline’da akıp giderken, hayatta kalma suçluluğu filtrelenmiş estetik imgelerle susturulmuştu.

Sosyal medya, bu yüksek dozda Azrail seyrüseferini neredeyse zararsızlaştırarak akışkanlaştırdı; fakat bu zararsızlık, aslında ölümün olağanlaştırılmasından başka bir şey değildi. Katliamcı irrasyonalitenin istediği panik ve çaresizlik, “masum melekler” hikâyeleriyle palazlandı, kurbanlar kutsallaştırıldı, ölümler tüketime uygun hâle getirildi.

Düşük Doz: Tutukla-Bırak Sürecinin Mikro-Travması

Düşük dozun mantığı daha sofistike ve daha sinsi: Toplumu panik eşiğinin hemen altında, fakat sürekli bir titreşimde tutmak.

Bir gün önce panelde konuşma yapan bir akademisyen, ertesi sabah gözaltına alınır. Hashtag dalgası büyür, “acil avukat” çağrıları yapılır. Aynı gün öğleden sonra serbest bırakılır. Kitle kısa bir derin nefes alır, “çok şükür” der. Bir hafta sonra aynı kişi hakkında yeniden bir işlem başlatılır. Süreç tekrar eder.

Bu ritim:

  • Sürekli yenilenen mini kayıp–geri dönüş döngüsüyle toplumsal bellek kasını yorar.
  • Adaletsizliği, “olağan dalgalanma”ya çevirerek, duyarsızlığı taktikleştirir.
  • Kurbanı, hem mesajın alıcısı (ölüm ve yok edilme ihtimalini her an hisseden) hem de mesajın dağıtıcısı (timeline’da “iyiyim, moralim yüksek” paylaşımı yapan) hâline getirir.

Artık Azrail, tozu dumana katmıyor. Kapı aralığından gösterilip, hızla çekilip gidiliyor. Fakat bu düşük doz rejimi, yüksek dozdan daha tehlikeli: Kronik, sinsice ilerleyen, toplumun bağışıklık sistemine saldıran bir travma biçimi.

Fort-Da Politikası: Kolektif Çaresizliğin Sahne Tekniği

Freud’un bebek oyunu “Fort-Da”, yani “gitti-geldi”… Oyun, kontrolün elden çıktığı bir durumda, tekrar kontrol yanılsaması yaratmak içindir. Devlet-i medya da aynı oyunu kamuoyuna oynatıyor.

Fort (gitti) → Gözaltı tweet’i, avukat talebi, imza kampanyası, geçmiş olsun zinciri.
Da (geri geldi) → Serbest bırakma haberi, adliye önünde çekilmiş moral dolu fotoğraf, “adalet kazanacak” mantrası.

Her turda izleyici şunları hisseder:

  1. Kayıp korkusu: “Yarın sıradaki ben olabilir miyim?”
  2. Geri dönüş ferahlığı: “Demek ki sistem işlemese de belki hâlâ umut var.”
  3. Bıkkınlık ve dejavu: “Bu film daha önce kaç kez vizyona girdi?”

Böylece ekranların parlaklığı biraz daha kısılır; duygu kası bir kademe daha yorulur. Kolektif hafıza her seferinde yeniden boşaltılır. Sonuç: İktidar, yüksek doz şoklara gerek duymadan, düşük dozlarda toplumu adım adım disipline eder.

Müsterih Tebessümün Yeni Versiyonu: Gözaltı Çıkışı Selfie

Sosyal medyada viral olmaya hazır görsel kod seti artık ezberlenmiştir:

  • Arka planda adliye ya da emniyet logosu.
  • Ön planda mahcup ama dirençli bir tebessüm.
  • Yanında omuz omuza dostlar, bazen avukat, bazen yoldaşlar.
  • Alt metin: “Direndik, kazanacağız”, “Yalnız değilim”, “Moralliyiz, ayaktayız.”

Bu tebessüm, yüksek doz zamandaki “şehit gülüşü”nden farklı olarak artık canlı bedeni gösterir. Ancak mekanizma aynı kalır: Acının yükünü hafifleten estetik filtre. “Bakın, iyiyiz” mesajı, izleyiciyi anında rahatlatır. Böylece olayın içeriğindeki karanlık, hukuki belirsizlik, sistemsel yozlaşma gibi gerçek sorunlara eğilme ihtiyacı ortadan kalkar. Görsel doyum, siyasal sorgulamanın yerini alır.

Memento Mori 2.0: Yaşarken Ölümü Taşımak, Ölürken Hayatı Parlatmak

Yüksek dozda, ölenlerin yüzü “ölüm tebessümü”yle parlatıldı. Düşük dozda, yaşayanların yüzü “hayattayım” tebessümüyle ağrısızlaştırılıyor. Her iki versiyon da aynı mantrayı fısıldıyor: “Ölüm yanı başında, hatırla.”

Fakat bu hatırlatmanın ardından gelen eylem boşluğu dikkat çekici. Memento Mori’nin klasik işlevi, insanı ölümlülüğünü düşünmeye sevk ederek eyleme geçirmektir. Ancak burada hatırlatma, eylem doğurmuyor. Aksine:

  • Memento Mori, politik güdü olmaktan çıkıp duygusal defibrilatöre dönüşüyor.
  • Kalp şoklanıyor, kişi kendine geliyor, sonra aynı tempo ve aynı duyarsızlıkla günlük rutine dönüyor.
  • Sistem çalışmaya devam ediyor; hafıza hafifliyor, his kayboluyor.

Kaçış Yok, Katarsis Yok — Peki Ne Var?

  • Sürekli uyarılmışlık: Düşük dozda uygulanan dram, sabit bir gerilim hattı oluşturur.
  • Dijital pasiflik: Like ve retweet, eylemin yerine geçer; algı aktiflik hissi yaratır ama gerçekte hareket doğmaz.
  • Mağdurun markalaşması: Her tutuklama, kişiyi otomatik olarak “haysiyet ikonuna” çevirir. Bu ikon, piyasada dolaşabilir hâle geldiğinde, sistem tarafından içselleştirilmiş bir dekora dönüşür.
  • Anlam dilimleme: Büyük politik hikâyenin yerini küçük, sindirilebilir, hızlı tüketilen mikro-travmalar alır. Derinlik kaybolur, tekrarın hissi kronikleşir.

Sonuç: Azrail’in Düşük Doz Rejimini Bozmak

Yüksek doz dehşeti kınamak, nasıl ki terörü görünür kılmak yerine onun propagandasını güçlendirdiyse; düşük doz gel-git’leri “geçmiş olsun” yağmurlarıyla paketlemek de hukuksuzluğu normalize eder.

Karşımızda iki aşamalı bir koreografi var:

  1. Ölümü parlat, korkuyu tıkla–paylaş virale dönüştür.
  2. Yaşarken infiali parlat, gözaltı–serbest bırakma döngüsünü sıradanlaştır.

Bu koreografiyi bozmak için ne dramatik beddua zincirleri ne de “biz iyiyiz, moralliyiz” selfieleri yeterlidir. Gereken şey:

  • İzlenebilir dramatik an yerine süreç şeffaflığı talep etmek.
  • Geçici katarsis yerine kalıcı hukuki denetim mekanizmalarını zorlamak.
  • Kurbanı ikonlaştırmak yerine özneyi kolektif politik eylemle desteklemek.

Azrail gezdirmenin dozu ne olursa olsun, mesaj aynı kalır: “Ölüm var, hatırla.” Fakat hatırlamak bir son değil, bir başlangıç olmalıdır. Hatırlamak eğer eyleme dönüşmüyorsa, yalnızca korkunun estetikleşmiş hâlidir.

Yüksek dozda panikle, düşük dozda alışarak ölümü seyretmeyi reddetmek gerekir. Tam da bu hatırlamayı politik farkındalık, hukuki talep ve kolektif eylem biçiminde yeniden kurmak gerekir. Aksi hâlde, her yeni dalga başka bir “İyiyim, üzülme” tebessümüyle timeline’da solacak; ve bizler, Azrail’in gölgesinde sonsuz bir politik tiyatronun figüranları olmaya devam edeceğiz.

İstem: [o3] Aşağıdaki yazıları oku ve onlardan örtük ilhamla yeni bir makale yaz: Azrail gezdirmenin yüksek dozu 2015’te Suruç ve 10 Ekim gibi katliamlar üzerine sosyal medyanın şehit/şahit/melek ölü tebessümlerle dolmasıydı. 2025’te gündemi yönetmek için insanları tutuklayıp bırakarak kamuoyuna sürekli art arda Fort-Da tecrübeleri yaşatmak Azrail gezdirmenin düşük dozudur, sebepsiz haksızlıklara uğrayanlar eldeki hayatın kıymetini tazeleyen “Memento Mori” mesajının hem alıcısı hem de dağıtıcısı yapılırlar! Tamamen söylediğim bu mesajlara odaklanacaksın, konuyu dağıtmayacaksın! Uzun ve çarpıcı ve sürükleyici olacak! (Terörün Korkunç Yüzünü “Azrail Gezdirerek” Normalleştirmek, Kuşaklararası Tebessüm Rejimi, Müsterih Tebessüm: Gösteri Toplumunda Mağduriyetin Tüketimi ve Siyasal Performans, Müsterih Tebessümün Gölgesi) / [4o] şimdi bu yazıdaki bütün ifadeleri muhafaza ederek genişlet zenginleştir

6 Yorum

Filed under Suni muhaberat