Istırabın Son Kertesini Yaşayan Kadıncağız İçin Kahrolurkene — Aydın Çubukçu

💔👑🔮 MENKIBE 💔👑🔮

Aydın Çubukçu 1991 Kültür ve Politika, s.111:

Hugo, “Sefiller”in amacını şöyle açıklamıştır: “İnsanın proletarya tarafından alçaltılmasını, kadının açlık yüzünden düşmesini, çocuğun karanlık, yani cehalet yüzünden gelişememesini ortaya koymak.” Bu amacın biçim kazanması için, en başta kendisi acı çekme pahasına, geçtiği her yere mutluluk ve esenlik getiren mazlum kaçak mahkum Jean Val-Jean ve onu karşıt bir gölge gibi izleyen polis memuru Javert, ayaklanma sırasında barikatlarda şarkı söyleyerek ölen yoksul Paris’li çocuk Gavroche, okuyucuyu kötülükleriyle nefretlere garkeden korkunç Thenardier ailesi, başından geçen her olay ayrı hıçkırık nöbetlerine neden olan zavallı anne Fantine, ve iyiliğin ve kötülüğün doruklarında ya apak ya kapkara duran niceleri seferber olur.

Çizdiği karikatürler, Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” ile eşdeğerde görülen Fransız devrimci ressamı Daumier’nin “Tiyatroda” adını taşıyan ve özel olarak romantizmi konu edinen bir deseni var… Lamartin’in, “bir damla gözyaşında yeryüzünün bütün kitaplıklarında olduğundan daha çok deha vardır” sayıklamasına yöneltilmiş gibi duran bu ustura gibi keskin karikatür, Romantizm karşısındaki ironik ve eleştirel bakışı örneklemek bakımından tipiktir. Romantizmin özellikle bayağı bir hal aldığı burjuva, küçük burjuva içerik karşısında Daumier, sahneyi, tiyatronun hemen anlaşılabilir konusuyla birlikte çizmiştir: Acılarla dolu “ve fakat” kaçınılamaz “aşk üçgeni”… Canhıraş parlaklıkta beyazlar içinde bir kadın, biri belli ki umutsuz aşkın gerilimiyle gebermiş yerde yatan ve diğeri ayakta duran karalar giyinmiş iki herif… Ayaktakinin, bir eli yerde yatanı gösterirken, diğeri umutsuz ve yalvaran, açıklayan bir eda ile kadına uzanıyor. Perde facia ile kapanmak üzere… Seyirciler, Daumier’nin küçük burjuvaları, heyecan ve yeis içinde ellerini kavuşturmuşlar; ıstırabın son kertesini yaşayan kadıncağız için kahroluyorlar. Mutlaka, “kötü herif”e de, en az beyazlar içindeki kadının kötü kaderine olduğu kadar lanet ediyorlar. Romantizm kelimesini duyan bütün küçük burjuvaların, ister onu aşmak için çaba gösteriyor olduğu söylensin, isterse onun “devrimci” versiyonu bakımından sıkıntılar ve endişeler taşıyor olsun, duyguları bu küçük gravürde anlatılandan farklı değildir.

s. 117:

Burjuvazi, devrimci çağında geçmişin gölgelerini şaşaayla donatarak kendi görünüşü gibi sunmuştu; proletarya ise kendi varoluşunu tamamen ters yönden, gelecekten türeterek tanımlayacaktır. Romantizmde biçim kazanan burjuva “rüya”, ancak bugünün kötülükleriyle “tabir edilebilir”; proleterin hülyası ise, kendi “paçavralar içindeki” haline, özlenen gelecekten bakış üzerine kurulmuştur. Geçmişe özlem duyan burjuva kuruntusu, kısmen kendisinin çok gerilerde kalmış devrimci ve atılımcı gerçekliğinin, bütün insanlığın ortak niteliği olarak sunma başarısını gösterdiği kendine özgü dönüştürücü eyleminin “mezar taşlarıyla övünmek”ten, kısmen de bugünün azabına “vicdanlı” bir iç çekişten ibaret iken, işçi romantizmi, gelecekten indirilmiş bir atılım ve ilerleme iradesinin düne ve bugüne yönelmiş bir öfkeyle beslenmesidir.

Dipnot 14:

“Camille Desmoulins, Danton, Robespierre, Saint Just, Napoleon, birinci Fransız Devriminin partileri ve yığınları kadar, kahramanları da, Romalı kılığında ve Roma’ya özgü cafcaflı sözler kullanarak kendi çağlarının ödevini, yani modern burjuva toplumunun meydana çıkması işini yerine getirdiler… burjuva toplumu ne kadar kahramanlara özgü bir toplum olmasa da, onu dünyaya getirmek için kahramanlık, özveri, terör, iç savaş ve dış savaşlar gene de zorunlu olmuştu. Ve onun gladyatörleri, Roma Cumhuriyetinin kaskatı klasik geleneklerinde, kendi savaşım­larının dapdar burjuva içeriğini kendi kendilerinden gizlemek ve coşkularını, esrimelerini büyük tarihi trajedi düzeyinde tutabilmek için kendilerine gerekli olan ülküleri, sanat biçimlerini, yanılsamaları buldular. Gene bunun gibi, yüzyıl önce, gelişmenin bir başka aşamasında Cromwell ve İngiliz halkı, kendi burjuva devrimlerine gerekli olan dili tutkuları ve hayalleri, Ahdiatik’ten almışlardı. Gerçek amaca varıldığı zaman, yani İngiliz toplumunun burjuva toplumuna dönüşümü gerçekleşince, Locke, Habakkuk’un ayağını kaydırıp onun yerini aldı…. 19. yüzyılın toplumsal devrimi, şiirsel anlatımını, geçmişten değil, ancak gelecekten alır. 19. Yüzyılın devrimi, geçmişin bütün hurafelerinden kendisini sıyırmadan, kendisiyle harekete geçemez. Daha önceki devrimlerin kendi öz içeriklerini kendilerinden gizlemek için tarihi hatırlamalara gereksinimleri vardı. 19. yüzyılın devrimi ise, kendi öz nesnesini gerçekleştirmek için, kendi ölülerini gömsün diye ölüleri bırakmak zorundadır. Eskiden söz, içeriği aşıyordu, şimdi içerik sözü aşıyor.” (MARX, K. 1976 Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i s.14,15,16)

s. 149:

“Parti Örgütü, Parti Edebiyatı” başlığını taşıyan makaleye yöneltilen “yorum”, “eleştiri” ve saldırıların en yaygın temasını, bu yazıda güzel sanat olarak edebiyatın değil, parti basınında yayınlanan propaganda ve ajitasyon malzemesinin kastedildiği iddiası oluşturmaktadır.

“Parti Örgütü, Parti Edebiyatı” başlıklı yazının tartışılmaya başlanmasında en önde ileri sürülen bu tez, ancak zaman içinde ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XX. Kongresinden sonra girdiği süreç ilerledikçe çeperini genişletmiş ve yeni kanıtlar bulmak kolaylığını bu sürecin derinleşmesi koşullarında elde etmiştir.

Bir zamanlar yazılarında kullandığı teorik kanıtları “Leninist-Stalinist” olarak adlandırdığı cephanelikten seçmeye özen gösteren, ve tezlerini geçerli kılmak için olur olmaz bu dehşetengiz deyimi kullanan G. Lukacs, tartışmanın taraflarının kombinezonunu, ve tezlerin mahiyetini şu satırlarında gösteriyor:

“…İki yıl önce, Družba Naradov (1960, sayı 4) adlı Sovyet Dergisi, Krupskaya’nın şimdiye kadar bilinmeyen ve Lenin’in ünlü “Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı” adlı yazısında, –benim uzun zamandan beri inandığım gibi– güzel sanat olarak edebiyatı kastetmediğini açıklayan bir mektubunu yayınladı. Lenin’in bu yazısı, Stalin ve Jdanov’un ideoloji diktatörlükleri sırasında sanat alanındaki yobazlığın kutsal kitabı sayıldığı için, Krupskaya’nın açıklamasının önemi çok büyüktür.” (27)

Lukacs’ın açıklaması, sonraki dönemlerde, yazıyı sosyalizmin temelleri bakımından kavramaya yanaşmayan pek çok aydın tarafından en önemli bir tanıklık olarak kabul edildi ve ileri sürüldü. Lenin’in makalesi üzerine yapılan bütün tartışmalar, artık Krupskaya’ya maledilen ve geçerliliği pek tartışılmayan bu mektup aracılığıyla bitirilmiş sayıldı. (28)

Bu kuşkulu tanıklık, literatür kelimesinin etimolojisi üzerine geliştirilen başka tartışmalarla “zenginleştirildi”. “Herkes biliyordu ki”, literatür kelimesi, hem güzel sanat olarak edebiyatı, hem de, belli bir bilim ya da politika vs. alanında yazılanların tümünü ifade ediyordu. Lenin’in makalesinde ise, kelimenin hangi anlamda kullanıldığı “kesin değildi”!

Krupskaya’nın, bütün tartışmaları bir anda bitiriveren bir tanık olarak kabul edilmesine şaşılmamalı. Marksizmin tarihi boyunca, nice yakın dost, nice aile mensubu, bir sözün ya da yazının “gerçekte” ne anlama geldiğini, ya da yazının gerçekte bilinen ustaya ait olup olmadığını açıklamak üzere ölmüş ustanın “yorumcusu” olarak pek çok kez boygöstermiştir. Ama Lenin’in yöntemi bu değildir ve onun yazılarına ancak onun yöntemiyle yani daima tartışılan bir yazının, bir kural ya da ilkenin özünü bulup onun eksenindeki politikayı anlamak çabasına değer vererek ulaşılabilir. Kuşkusuz, “…Parti Edebiyatı” makalesinin tek başına değil, Lenin’in eyleminin ve teorik mirasının tümünün gözönüne alınarak yapılacak bir değerlendirmesi de yalnız başına Leninist teori ve pratiğe yöneltilen eleştirileri karşılamaya yetmez. Ama hiç olmazsa, “Lenin’in karısı Krupskaya’nın tanıklığı” gibi, politik olmaktan çok kötü anlamıyla ideolojik bir içerik taşıyan, kenar mahalle bayağılıklarıyla yüklü mevzilerin yıkılmasında yeterlidir.

2 Yorum

Filed under Şey

2 responses to “Istırabın Son Kertesini Yaşayan Kadıncağız İçin Kahrolurkene — Aydın Çubukçu”

  1. Geri bildirim: Menkıbe 💔👑🔮 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Aydın Çubukçu’ya Açık Mektup | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER