alın yazısı ve dijital sonsuzluk: sosyal medyanın ahiret mimarisi

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻

giriş: yazının silinmezliği ve dijital kudret

Alınyazısı, yani kader olarak insanın alınında yazılı olduğuna inanılan metin, klasik inanç sistemlerinde insanın en nihai ve değiştirilmez gerçekliğini temsil eder. Alınyazısı, bir kere yazıldığında hiçbir güç tarafından silinemeyecek, değiştirilemeyecek mutlak bir yazıdır. Bu, insana ait olanın ötesinde, insandan bağımsız, insanı aşan bir iradeyi de ima eder.

İşte tam bu noktada, sosyal medya platformları, insanlara yazılama kudretini vererek onları kendi kişisel tanrıları kılan bir alan yaratıyor. Kullanıcı, profilinin duvarına yazdığı her sözle, bir tür alın yazısı yazar gibi davranıyor. Çünkü yazdıkları silinse de dijital hafızada bir yerde iz bırakıyor; ekranlar arşivleniyor, paylaşımlar başka zihinlerde yankı buluyor, bazen algoritmaların karanlık mahzenlerinde sonsuz bir döngüde yaşamaya devam ediyor. Kullanıcı, kendi dijital kaderini yazmakla kalmıyor, başkalarınınkine de müdahil olabiliyor. Bir başkasına dair yazdığı bir yorum, ona yüklediği bir anlam, kolayca silinemez ve etkisi sonsuza dek sürüyor. Bu kudret, bireyi hem kendi evreninin tanrısına hem de başkalarının kaderini şekillendiren bir yargıca dönüştürüyor.

dijital tapınak: sosyal medya platformları bir ibadet alanı mı?

Sosyal medya, yalnızca kendini gösterme ve başkalarını izleme mecrası olmaktan çok öteye gidiyor. Kişi, her paylaşımında, kendini kendi seçtiği bir tanrıya – ister beğeni tanrısı olsun, ister görünürlük tanrısı, ister dijital ölümsüzlük tanrısı – adeta bir ibadet ritüeli gerçekleştiriyor. Her gönderi, beğeni ya da yorum, kişinin kendi değerini test ettiği bir sunak, bir arınma ya da yükselme vesilesine dönüşüyor.

İşte tam burada, sosyal medya sadece bir iletişim aracı değil, bir ahiret provasına dönüşüyor. Zira orada insanlar, başkalarının hayatına dair hüküm veriyorlar: ‘iyi bilirdik’, ‘kötü bilirdik’, ‘olsun’, ‘olmasın’, ‘ölsün’, ‘ölmesin’ gibi yorumlarla yaşayanları bile ‘namevtleştiriyorlar’ – yani hem öldürüyorlar hem de ölmüş gibi yapıyorlar. Kimi zaman linç kültürüyle, kimi zaman aşırı yüceltmeyle, sosyal medya kullanıcıları başkalarını dijital öte dünyaya yolluyorlar.

Gazze soykırımında yoğunlaşan yakarışların İran savaşıyla birlikte füze tribünlerine dönüşmesi, dijital alanda ibadetin ve yargılamanın ne denli hızla savaş diline evrilebildiğinin de somut göstergesi oldu. Bir zamanlar toplu dua, ağıt ya da feryat şeklinde tezahür eden kolektif dijital eylemler, kısa sürede savaşı destekleyen, teşvik eden ya da kutlayan tribünlere dönüşebiliyor. Böylece sosyal medya, sadece anlamı askıya almakla kalmıyor, aynı zamanda başkalarının kaderleriyle ilgili doğrudan ve ani müdahalelerin, dijital sloganların ve hatta psikolojik harp tekniklerinin uygulandığı bir alan haline geliyor.

sözün çürümesi: her şeyin namevtleşmesi ve araflaşma

Sosyal medyada yapılan bu söz eylemleri, sadece görünürde değil, işlev olarak da bir ahiret sınavı kılığına bürünüyor. Zira her içerik, her etkileşim, sanki bir yargı gününe referansla gerçekleşiyor. ‘Kimin haklı, kimin haksız, kimin değerli, kimin değersiz olduğuna’ karar verilen bir mahşer yeri burası. Bu ortamda söylenen her söz, biraz daha boşalıyor, biraz daha hiçleşiyor. Çünkü sürekli olarak her şeyin, herkesin ölümüne ya da dirilmesine hükmedilen bir evrende, gerçek bir anlam yüklemek neredeyse imkansız hale geliyor.

Sosyal medya, başka yerlerde dünyalara zemin oluşturan bütün muhataplıklara gölgesini düşürerek, onları da araflaştırıyor. Yani, sosyal medyanın etkileşim biçimi, sadece kendi mecrasıyla sınırlı kalmıyor; dijital ortamda üretilen araf, gündelik hayatın, dostlukların, aile ilişkilerinin, iş dünyasının hatta toplumsal hafızanın içine sızıyor. Böylece sosyal medya, yalnızca bir paylaşım platformu olmaktan çıkıp, tüm insanî temasların anlamını askıya alan, onları sürekli bir bekleyiş ve belirsizlik içinde tutan devasa bir araf mekanına dönüşüyor.

dijital kıyamet mimarisi: melekleşme ve iblisleştirme

Günümüzde sosyal medya, talihsizce kıyamet haberleriyle kaplandığı sanılan bir zaman akışında bile, aslında her şeyin ve herkesin melekleştiği ve iblisleştirildiği bir kıyamet mimarisi yaratıyor. Burada zaman akışı, sandığımız gibi dolu dolu değil; tam aksine, çoğu zaman sosyal medyanın gölgesinin düştüğü tüm ilişkiler, etkileşimler ve muhataplıklar arasında bir boşluk ve askıya alınma hali oluşuyor. Fakat o boşlukta bile kullanıcılar, hem kendilerini hem de başkalarını sürekli yüceltiyor, sonra da bir anda yerin dibine sokuyor. Melek ve iblis kutupları arasında, sürekli salınan bir anlam sarkacına hapsediliyoruz.

Bu mimaride her söz, her hareket, bir yandan sonsuzluğa kazınıyor, öte yandan o kadar hızlı unutuluyor ki, aslında hiçbir iz kalmıyor. Yani sosyal medyada yazılanlar, klasik alın yazısının silinemezliğiyle çelişir gibi gözükse de, paradoksal bir şekilde, dijital bir alın yazısının yeni ve kaotik bir versiyonunu üretiyor: Hem silinemiyor hem de hiçbir zaman tamamlanmıyor. Herkes kendi dijital ahiretini, kendi elleriyle kuruyor, sonra da o ahirette kayboluyor.

sonuç: sonsuz arafta yankılanan sessizlik

Sosyal medya, çağımızın dijital alın yazısıdır. Kullanıcılar burada hem kendi kaderlerini hem başkalarının kaderini şekillendiriyor; bir yandan tanrılaşıyor, bir yandan da başkalarını dijital mahşere yolluyorlar. Fakat bütün bu yazılama kudretinin yarattığı büyük yankı, sonuçta sonsuz bir sessizliğe, arafta asılı kalan bir hiçliğe dönüşüyor. Ve insan, kendi elleriyle ördüğü bu dijital ahirette, ne tam olarak yaşadığını ne de tam olarak öldüğünü hissedebiliyor.

Sonuçta, sosyal medya gerçek bir kıyamet değil, ama herkesin sürekli olarak kendi küçük kıyametlerini yaşadığı, anlamın sürekli askıya alındığı bir araf – ve belki de en derin yalnızlıkların yankılandığı, dijital alın yazısının modern tapınağı.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “alın yazısı ve dijital sonsuzluk: sosyal medyanın ahiret mimarisi”

  1. Geri bildirim: IPA/FLŽ 🌀⚔️💫 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER