Çürümüş bir şey var Danimarka krallığında

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🧸🧴🔎 Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎

Nöbetçi Bernardo: Rüzgâr surları sarsıyor, şuleler titriyor; az evvel yine göründü o meçhul sûret!

Horatio: Şâyan-ı hayret! Gördüm; miğferli, meş’um ve suskun. Dilinin ucunda bir kıvılcım vardı, lâkin… A!

Hayalet: Kul— … —lak… ben— … —gele— … (uzaktan bir düğün borusu, güvercin sürüsü kanat sesi)

Marcellus: Düğün boruları mı? Şimdi mi? Bu saat-i muğlakta?

Hayalet: Kul— … —ak… dökü— … (birer birer sönüşen meşaleler, kapı tokmağına vurulma, köpek havlaması)

Horatio: Ne talihsiz tehalük! Ne zaman kelâm edecek olsa bir dış âfet, bir çan, bir kanat gürültüsü! Sükût-u gayr-i iradî içinde kayboldu mânâ.

Hamlet: Ey geceyi bürüyen sis! Sözü yarım kalmış bir hayal, aklıma tam düşmez mi? Kulak mı dedi, kul mu dedi, kulzüm mü? Durun! Ben koklayayım; taşın dibini, meşalenin fitilini, miğferin içini!

Nöbetçi Bernardo: Melek yüzlü prensim, duvar yosunu taptaze; rutubet kokar, çürüme değil!

Hamlet: Yosun mülayim; lakin kalbime çöken koku, görünmez bir küf. Bir şey var çürümüş Danimarka krallığında! O hâlde her şey tek tek teftiş olunacak! Ey sur taşı, ey kılıç kabzası, ey miğfer astarı— off! Hepsi gülyağıyla silinmiş gibi! Bu ne mütehayyir kalış!

Horatio: Yine gelirse, sözüne vesile verelim.

Hayalet: Ham— … —let! — Ben— … (yıldırım; sur topu patlar, düğün için atılan şenlik barutu) — Tı—

Hamlet: Tı… tılsım mı, tıpayı mı, tıynet mi? İçim kıpraşır. Mâtuf kokuyu bulacağım!

Claudio: Gülbahçesinden sabah şebnemini içeri aldık, Gertrude! Şu kristal fanus ne hoş parlıyor.

Gertrude: Balkondaki fesleğen saksılarını iki kere sulattım, kalın perdeleri ketenle tebdil ettirdim. Saadet gökkuşağı gibi üzerimize gerilmiş, Claudio.

Claudio: Bir de sabah kahvaltısında kuşburnu reçeli! Şehzadem, yüzünde niçin gam değil de sis gezdirirsin? Gel, yeni ipek yastık kılıflarını kokla; derler ki ipek ferah verir.

Hamlet: Saadet deyip gül reçeli döken, ipek yastıklar öven diller… Bırakınız! Taç? Veriniz. Minder? Veriniz. Kadeh? Veriniz. Tahtın kolçakları? Veriniz. Ben koklarım. Kokuya hükmeden, hakikate de hükmeder! Hımm… Taçta yalnız yeni cilâ; tahtın kolçağında taze balmumu. Kadehte tarçın ve karanfil. Hiçbirinde küf yok, hiçbirinde cüruf yok! Bu nasıl devlet-i lâle devri kokusudur? Benim burnum mu aldanır, yoksa dünya mı cilâ altına saklandı?

Gertrude: Sarayın küçük fıskiyesi de düzeldi; su artık şakırtıyla akıyor. Dün gece mizmar takımı geldi, Claudio ile saray mutfağına inip sıcak helva yedik.

Hamlet: Helva mı? — Pekâlâ, helva da koklanır. (derin nefes) Susam ve tereyağı… Yine pür-i temizlik! Saadetiniz, söz aralarında serpiştirilen şeker gibi; işitiyorum, lakin işitmiyormuşum gibi. İsolierung diye bir perde çekiyorum içime; OKB’nin telini geriyorum, titreyen telin sesiyle yürürüm artık.

Polonius: Efendim prensim, hikmetli nasihatlarım vardır: Gönül terazini orta ayarda tut, eline geçen fırsatı—

Hamlet: Polonius, şu arras perdeleri! Çabuk! Ben koklayacağım. Gizlerin en ziyade saklandığı yer nedir? Billur çini değil, kitap cildi değil; perdedir! (perdeye yüzünü sürüp koklar) Gülyağı, hafif lavanta, tertemiz! Bu perdede bir tek sinsi ter izi yok! Ah, kılı kırk yaran burnumla tiftik tiftik ettim ve yok!

Polonius: Ne kadar ferahlatıcı bir netice! Hah! Gül suyu ile yıkatmıştık. İnsan bazen suyun sadeliğini küçümser; hâlbuki…

Hamlet: Suyun sadeliği bazen cinayet kadar keskindir, Polonius! Fakat burada cinayet kokusu yok. Kayıyor elimden şüphe; lâkin şüphe, misk gibi kalbe geri dönüyor. Bir şey var çürümüş Danimarka krallığında! Nerede saklı?

Rosencrantz: Ey çocukluk dostumuz, şu flüt ile yüreğini serinletelim mi? Üfle, neş’e bul!

Guildenstern: Notalar bak, nasıl ipeklere sürünür gibi akar.

Hamlet: Flüt? Veriniz. Eh… (kokusunu alır) Akçaağaç gövdesi, balmumu, kurumuş salyongoz cilâsı… Tertemiz! Siz beni çalmak istersiniz; fakat ben koklarım, siz çalamazsınız! Flüt bile masum, peki insanın içi niye bu kadar müphem?

Oyuncuların Başı: Şehzadem, ‘Fare Kapanı’ adıyla minik bir temaşa döşedik. Kulaklara zehir döken bir sahne olacak; kralın kalbi urgan gibi gerilsin, yüzündeki renk gitsin—

Claudio: Temaşaya kıymet! Gertrude, şu bademli şerbeti al, seyir esnasında dudaklarını ıslat.

Gertrude: Seccadeleri değiştirdik, minderlerin içi kuğu tüyü… Dinlerken uyumayayım diye bir fiske kahve de içerim.

Hamlet: Sahne evvelâ koklanır! Şu küçük cam şişe? (koklar) Sirke! Zehir değil; yalnız sahne oyalaması! Taç? Kadife kokusu! Kulak memesi mi dedin? Hayaletin yarım kelâmı gibi: ‘Kul—’ sonra kiraz gibi dağılan sesler. Kral, bak! Gülersin ha? Gül! Ben koklarım, sen gül!

Claudio: Ha ha! Oyuncunun birisi kulağına sirke damlatıp gözlerini devirdi ya, güldüm elbet! Sirke balık kokusunu alır, cinayet kokusunu değil!

Hamlet: Sirke… sirke bile masum! Ey şüphe! Nereye saklandın?

Ofelya: Prensim, bahçede güller açtı. Babam der ki, derli toplu olmak insanın kalbini yormaz.

Hamlet: Ofelya… Çiçek mi kuruttun sen? Deyiver. Bir gül demetini bir sayfa arasında ezip kuruttun mu? Bir menekşeyi mi? Ben koklayayım. Kitabını ver.

Ofelya: İşte, araya lavanta serpiştirdim. Kurutmadım pek; güneşte kokusu sabit kalsın istedim. Al, bak!

Hamlet: (koklar) Lavanta, bir parça papatya, tek tük defne… Hepsi taze taze. Hile yok, çürüme yok! ‘Rahibelere soralım’ mı diyorsun? Sorulur; rahibelerin kütüphanesi de koklanır! Fakat rahibeler dahi miskle tütsülenmişler, eminim! Ofelya, kalbinin içini koklamama müsaade et— yok! Etme! Zira benim burnum insan kalbine ağır gelir. Çekil, masum kokuna kıymayayım.

Ofelya: Gül yaprağı gibi iki kelâm ettin, sonra rüzgâr gibi savruldun. Kalbim kırık değil; yalnız şaşkın. Yine de dua ederim.

Laertes: Prens Hamlet, dostâne bir idman! İnce folyo kılıçlar, uçları düğümlü; ter dökelim, söz uçsun.

Hamlet: Kılıç mı? Veriniz. (koklar) Çelik soğukluğu, yağ… Düğüm ucunda reçine. Temiz! Ne zehir, ne hile! Mücadele bile sabunlu su gibi. Karşıma çıkmaya cesaret eden çürüme yok mu sizin sarayda?

Claudio: Ey mücrim arayan değil, mizan arayan şehzade; bu akşam Gertrude ile saray mutfağında ayva hoşafı kaynattık, tarçın çubuklarını ben kırdım. Bunu da işit; saadet dediğin sessiz sürme gibidir, gözde fark edilmez, yokluğu anlaşılır.

Gertrude: Yatağa girmeden önce pencereden ayı seyrettik. Ay kâh bulut ardına saklandı, kâh gül gibi açıldı. Şekerpareleri fırına verdirttim; kokusu hâlâ koridorda.

Hamlet: Ay, bulut, şekerpare… Her şey masumiyetin envaıyla üzerime çullandı! Bir şey var çürümüş Danimarka krallığında; fakat nerede? Burnumun önünden kaçan tilki gibi! Hah, mektuplar! İngiltere’ye gönderilen şu mektuplar! Mühür? Hâtem? Veriniz!

Rosencrantz: Eh… Elçi yola çıktı çoktan.

Guildenstern: Mühür balmumu gülü gibiydi; koklayacak olsanız, gül sanırdınız.

Hamlet: Gül, gül, yine gül! Balmumundan gül, kalaydan güvercin! Benim şüphem bir şimşek; nereye çarpsa, önünde parlak bir şebnem. Küf yok, kül yok. Yalnız kalbimde bir çın, durmaksızın. Çın! Çın! Aksak bir zil gibi.

Horatio: Bu kadar tahkikten sonra bile mutma’in olmadın mı, dostum?

Hamlet: Mutma’in olsam şüphe ölür; şüphe ölürse ben kim olurum? Şimdi… mezarlar! Toprağın altını koklamak gerek. Toprak bilmez cilâyı, bilmez ipeği.

Mezarcı: Hey hey! Ağır ol, prensim. Küreğimin demiri soğuk, toprağın dili kalın. Ne ararsın?

Hamlet: Hakikatin küflenmiş çekirdeğini! Eline geçen eski bir kafatası var mı? Bir oyunbazın, bir soytarının, bir çocukluk kahkahasının? Var mı?

Mezarcı: Şu gördüğün, yirmi sene evvel sarayda şaka yapmadan duramayan bir adamın kafası. Adını unuttum; lâkin dişleri hâlâ alay eder gibi.

Horatio: Yorick… olmalı.

Hamlet: Yorick! Ey kahkahanın iskeleti! Ver onu bana. (yaklaşır, yüzünü yaklaştırır) Dur! Kimse konuşmasın. Ben koklayacağım. (derin, uzun bir nefes) Hah… hah! İşte! İşte bu! Bu koku! Sözle anlatılmayan, bal ile karışmayan, gül ile kapanmayan! Çürüme! Nihayet bir hakikat gibi, kaburgama yaslanan! Ey ey! İşte üzerine ad koyabileceğim tek şey! Yorick, sen çürümüşsün; seninle beraber benim çocukluğumun saf gülüşü de!

Mezarcı: Çürümüş olanı ne yaparsın, prens?

Hamlet: Öğütürüm! Değirmende öğütürüm! Toza çeviririm ki, rüzgâr onu her saadet lafının arasına serperek hatırlatsın: ‘Her şey geçer!’ Mezarcı, bir el değirmen getir! Varsa şimdi, yoksa taşını sök!

Mezarcı: Var benim küçük bir taş değirmenim; taneleri inceltir. Fakat bir kafatasını…

Hamlet: Getir! ‘Olmak yahut olmamak’ derken dilimin ucunda kalan o taş kırıntısını şimdi dişlerimle duymak isterim. Horatio! Dinle! Çın! Çın! İçimdeki aksak zil sustu bir an; yerini değirmen taşı aldı.

Horatio: Şaşkınlıkla dinliyorum; keşke hayaletin sözü kesilmeseydi…

Hayalet: Ham— … —let… (rüzgâr; kilisenin uzak çanı) — Ben— …

Hamlet: Muhterem hayal, geç kaldın; senin kelâmın yarım, benim burnum bütün bir cümle kurdu artık. Mezarcı! Taşı çevir!

Mezarcı: Çeviriyorum. Sesi hoş değil. Gıcırdar. İnsan kemiği un gibi olmaz; ama olurmuş gibi de… İşte… unumsu, ağır bir koku.

Hamlet: Hah! İşte bu un, şüphemle yoğrulsun! Claudio, Gertrude! Saadetinizin aralarına — evet, laf aralarına — bu tozu serpin görün; köşe yastığında bir tıksırık, kadehin kenarında bir hırıltı! Ben artık kayıtsızım; çünkü şüphem karılmış ve kabarmıştır. ‘Rahibelere soralım’ dedim; onlar da ‘toprağa sor’ der. Toprak cevap verdi!

Claudio: Prensim, bu sözlerin garip bir ferahlığı var. İçim titrese de kalbim kendine güveniyor; zira suçsuzum ve yine de gözlerim yanıyor. Gül reçeli, ayva hoşafı… Hepsi bir toz bulutunun içine girdi şimdi.

Gertrude: Yastığa baş koyduğumda, minik bir hırıltı bekleyeceğim; belki de saadet, hırıltıyı işite işite vakarla olur. Seni anlıyorum.

Horatio: Yorick’in tozu havada çizgiler çizdi. Nefeslerimize karıştı. Ne tuhaf bir sükût.

Hamlet: Sükût mu? Hayır! Değirmen hâlâ dönüyor içimde. Bir şey vardı çürümüş Danimarka krallığında; onu bulmak için her şeyi kokladım, her şey temiz çıktı! Meğer çürüme, yalnız zamanın kendisiymiş; zaman, insana tebessüm ederken dişlerinin arasından un dökermiş! Şimdi rahat mıyım? Bilmem. Bir soru, bir ünlem, bir yarım sözdür hayat! Ben artık yarım sözleri, unla karıştırıp hamur edeceğim.

Mezarcı: Hamurdan ne yaparsın, prens?

Hamlet: Bir küçük ekmek! Adını ‘Teslim’ koyarım. Onu yerken, gözlerimiz nemlenir; ama boğazımıza dizilmez. Çünkü ben kokladım, tattım, öğüttüm; şüphemin değirmenini durdurdum — şimdilik!

Horatio: Şimdilik… Evet. Şimdi saraya dönelim mi?

Hamlet: Dönelim. Yol boyu ipek yastıkların arasında uçuşan toz zerreleri gibi konuşalım: bir kelime, bir çın, bir gülümseme. Claudio, Gertrude, saadetinize değen taneleri görürseniz, üflemeyiniz; kalsınlar. Zira koku ile başladık; koku ile biteriz. Ve ben — ben artık kokuyu biliyorum!

Claudio: Gel, sofraya oturalım; gül reçeli yerine ballı süt ikram edeyim. Tozu görsem de tebessüm ederim.

Gertrude: Perdeleri aralık bırakayım; ayın ışığı tozla birlikte dans etsin.

Hamlet: Ayla toz, tozla kelâm, kelâmla sükût… Eh, Horatio, bak! Aksak zil sustu. Yerine değirmenin mırıldanışı geldi. Şimdi konuşmayalım… yahut… konuşalım… yahut— …

İstem: şimdi hamlet’in değişik bir versiyonunu yazacaksın, external talihsiz aksaklıklar nedeniyle babasının hayaleti gelince sözü yarıda kesilecek mesajını iletemeyecek, hamlet “çürümüş bir şeyler var danimarka krallığında” diye obsesif kompülsif her yeri araştırıp koklayacak, bütün karakterlere burnunu sokup bütün mekanlarda orijinal öyküde geçen objeleri elden geçirecek ve hepsi ironik bir sebeple temiz çıkacak, hamlet’in herşeyden kuşkulanan sorularına karakterlerin reaksiyonları da orijinal hikayenin akışı ile zıtlık içerecek. annesi ve amcası saadet yaşıyor olacak hamlet bunlara tuhaf bir kayıtsızlık içinde olacak (isolierung yaparak OKB’ye dönüştürdüğü için) diğer sahnelerde de gertrude-claudio saadetini ima eden bir sürü detay laf arasında geçecek, hepsine kayıtsız. herşeyi tek tek koklayacak ve diyaloglar özgün hikayenin yankılarından oluşacak. mesela ofelya’ya en son rahibelere soralım diyecek, sen çiçek mi kuruttun vb. en sonunda mezarcıyı bulup kurukafayı koklayacak ve hah işte bu çürümüş deyip değirmende öğütecek, uzun detaylı belagatli eski lugattan kelimelerle ballandıra ballandıra dilde konuşacaklar. bu söylediğim tariflerin hiçbiri öyküye girmeyecek, uzaktan soyut tarif olmayacak, herşeyi diyaloglarla sahnelemen gerekiyor. cümleler kapalı olmasın, ünlem kelimeleri soru kelimeleri yarım kalan ifadeler dramatik akışın dönüm noktalarını işaretlesin, hamlet’in hissettiği aksaklık her yerde karşısına çıksın

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Çürümüş bir şey var Danimarka krallığında”

  1. Geri bildirim: TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER