🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Epstein Davası: Jack Lang vedasını ederken Arap Dünyası Enstitüsü’nde aramalar
2026’da patlayan Jeffrey Epstein dosyası, Jack Lang’ı “eski bir bakan” olmanın konforlu sisinden çekip çıkardı (tam metin bu sayfanın en altında): e-postalar, hediyeler, jestler, uçaklar, araçlar, “kolaylaştırmalar” ve bir offshore düzenek; hepsi bir “ağ”ın diliyle konuşuyordu. Bu ağın vitrini Institut du Monde Arabe idi; Lang yıllarca orada “alanının tartışmasız hâkimi” gibi durabildi, ta ki dosya “herkesin bildiği” ayrıcalık alışkanlığını kamuya taşırana kadar. İstifaya zorlanma ve Fransız mali soruşturması, bir kişinin “yanlış çevre”ye düşmesinden çok daha fazlasıydı: toplumsal kredinin, ilişkilerin ve dokunulmazlık hissinin nasıl işletildiğine dair çıplak bir sahneydi. (🔗) (Le Monde.fr)
Lang burada “sadece bir isim” değildi; Fransız sosyalist devlet adamı olarak, François Mitterrand döneminin simgesel kültür siyasetinin yüzlerinden biriydi: Kültür Bakanlığı, ardından Eğitim Bakanlığı; kültürü “yüksek sanatın kalesi” olmaktan çıkarıp kamusal bir seferberlik gibi kurma iddiası; Fête de la Musique gibi kitlesel kültür hamleleri. Bu çizginin ham maddesi de 68’in iklimiydi: kurumlara karşı şüphe, beden ve arzu hakkında “baskı” kelimesini kolayca devreye sokan bir özgürleşme retoriği, teoriyle eylemi aynı cümlede birleştiren bir zaman ruhu. Lang’ın gençliğinin kültür-örgütleme damarında (Nancy’deki tiyatro çevreleri, festivalcilik, “kültür makinesi” kurma hevesi) 68’in gölgesi zaten vardı; sonra bu gölge, devletin kültür aygıtında “ilericilik” imzasına dönüştü. (Wikipedia)
Tam bu hattın içine, 1977’deki Fransız Pedofilik Aydınlar Dilekçeleri oturur: pedofiliyi normalleştirmek o zamanın Fransasına o kadar normal geliyordu ki imzacılar psikiyatristlerle doluydu. Birinci Dilekçe (tam metin bu sayfanın altında), Versailles/Yvelines davası vesilesiyle “ahlâk” dosyası diye küçümsenen bir şiddetsiz “edep/haya saldırısı” suçlamasını, “okşamalar ve öpücükler için üç yıl hapis” tonuyla çerçeveledi; rıza iddiasını ve “yasanın modası geçmişliği” temasını öne sürdü. Bu metnin imzacıları arasında Lang da vardı; aynı listede Gilles Deleuze ve Félix Guattari de vardı. 1977’de aynı dilekçeyi imzalarken Lang 37, Guattari 46, Deleuze 52 yaşındaydı; “ağabeylik” tam da burada, yanlış yerde ve yanlış biçimde çalıştı. (🔗) (Le Monde.fr)
Sonra Le Monde gazetecisi Pierre Georges duruşmanın ardından moralist bir pedofili savunusu yayınladı (tam metin bu sayfanın altında): “iki yetişkinin üç yılı aşan tutukluluğu kabul edilemez” diyerek başlayıp, davanın özünü “çok gençlerin cinsel dürtülerini kendi çıkarlarına ve hazlarına göre devralmış yetişkinler” diye tarif ederek kurdu; ama aynı metinde “zorlanmadılar, tehdit edilmediler” gibi formüllerle, pornografik fotoğraf/film biriktirme ve çocuklarla yetişkinler arasındaki cinsel pratiklerin ayrıntılarını da soğukkanlı bir kayıt diliyle dolaşıma soktu. Pedofili, bir yandan “fazla sert toplum” klişesine, öte yandan “moral” ambalajına yerleştirilerek konuşulur hâle geldi. Yani insanın libidinal sömürüsünde Fransız psikiyatri ve medyasının Amerikan psikiyatri ve medyasından altta kalan hiçbir yanı yoktu. (🔗) (Le Monde.fr)
Üstelik bununla bitmedi: daha usturuplu bir dille yazılmış İkinci Dilekçe ile (tam metin bu sayfanın altında, ceza kanununun “reşit olmayan–yetişkin ilişkileri” başlığında revizyonu çağrısı), “örf ve âdetlerin hızlı evrimi”, “rıza” ve “baskıcı metinlerin güncellenmesi” ana melodisiyle başka bir kalabalık aynı çizgiye dizildi. Burada Lang’ın çevresinde bir tür “Fransız teorisi + kamu saygınlığı + uzmanlık prestiji” kümelenmesi görünür hâle geldi: Michel Foucault, Jacques Derrida, Louis Althusser, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Roland Barthes, Jean-François Lyotard, André Glucksmann, Bernard Kouchner, Françoise Dolto, Alain Robbe-Grillet, Patrice Chéreau, Guy Hocquenghem, René Schérer, Gabriel Matzneff, Pierre Guyotat, Michel Leiris, Louis Aragon, Francis Ponge, Catherine Millet. “Özgürlük” kelimesi burada, kırılganı koruyan sınırı güçlendirmek için değil; sınırı gevşetirken yetişkin ağına alan açmak için işledi. (🔗) (Le Monde.fr)
Slavoj Žižek’in deyişiyle 1972 Anti-Oedipus ile Guattari Deleuze’ün ahlakını bozmuştu; “kötü bir etki” diye okunan şey, arzu ve kaçış diliyle kesintiyi erteleyen, ölçüyü dağıtan ve güçlü tarafın manevrasını estetik bir hareket gibi parlatan bir kaymaydı. Sonuç olarak Lang’a da kötü bir ağbilik yapmış oldular: imza, teoriyle birlikte bir tür dokunulmazlık havası üretti; o hava, “rıza”yı bir parola gibi dolaşıma soktu. Bu okumanın sertliği, Lacancı bir yerden gelen itirazla birleştiğinde daha da netleşiyor: anti-Ödipal ateş, yasayı sıfırlama hevesine dönüştükçe, öznenin ve arzunun kurulduğu zemini de yakıyor; geriye özgürlük değil, istismarın kolay dili kalıyor. (🔗) (🔗) (Žižekian Analysis)
Ve Jacques Lacan bunun istisnasıydı: bu sözde “özgürlükçü” gerzekliklere asla prim vermedi. 1977’de Le Monde’un yayımladığı imzacı listelerinde Lacan yoktu; çünkü “rıza” denilen şey, yapısal asimetriyi buharlaştıran bir mühür gibi işletildiği anda, yasanın koruma işlevini değil, yetişkin ağının dokunulmazlığını büyütür. 1977’de rıza, iktidarı görünmez kılan bir temize-çekme operatörüydü; 2026’da ağ, sorumluluğu görünmez kılan bir temize-çekme operatörü olarak aynı mantıkla sahneye çıktı. (Le Monde.fr)
İade 1: Gilles Deleuze & Félix Guattari
1977’deki dilekçe hattının en çıplak hamlesi şuydu: Yasa “modası geçmiş”, toplum “gündelik gerçeklikte” çoktan başka bir yere kaymış, çocukların “rıza”sı vardır, dolayısıyla ağır cezalar skandaldır; hatta bunu sıradanlaştıran bir dil bulunur: “okşamalar ve öpücükler için” yıllarca hapis “fazla”dır. (🔗) (Le Monde.fr) Bu dil, kendini bir özgürleşme dili gibi sunar: bastırmaya karşı, ahlâkçılığa karşı, devletin yaş çizgisine karşı.
Deleuze–Guattari alet çantası bu söylemi ilk anda çok rahat tanır: arzu-üretim, akışlar, bağlaşmalar, kesintiler; Oidipus’un “kapatma”sına karşı anti-Ödipal kopuş; çizgiler, kaçışlar; bir yanda moleküler özgürleşme vaadi, diğer yanda tam da onların adını koyduğu mikrofaşizm riski. Çünkü arzu-üretim dili, yalnızca “yasak = baskı” diye kurulmaz; aynı anda “akışların yönetimi”nin de dilidir. Akış dediğin şey, kendiliğinden bir cennet değildir; her akışın bir keseni, her bağlaşmanın bir düzenleyeni, her kaçışın bir kaptanı vardır. Yersiz Şeyler’in Anti-Ödip’ten taşıdığı o makineler sözlüğü, bunu bilerek konuşur: bir makine-organ akış salar, başka bir makine onu keser; “akışlar ve kesintiler” birlikte yürür. (🔗) (YERSİZ ŞEYLER)
Reductio burada başlar: “çocuğun rızası” savunusunu arzu-üretim diye çevirdiğin an, asimetrinin üstünü estetikle örtme imkânı doğar. Yetişkinin elinde dil vardır, süreklilik vardır, statü vardır; çocuğun elinde ise ancak yetişkinin kurduğu sahneye eklemlenen parçalı bir “evet” kalır. Arzu-üretim dili, bu “evet”i akışın doğal imzası gibi okuduğu anda, güç ilişkisi kaybolur. Kaçış çizgisi söylemi, güçlü tarafın kaçışını “etik” diye paketlediğinde, kaçış çizgisi bir mikro-iktidar tekniğine dönüşür: “Ben bastırmıyorum; yalnızca akışa izin veriyorum.” Burada “izin veren” kimdir sorusu, teorinin parlaklığında buharlaşır.
Zaman asimetrisi işi bitirir: çocuk için “deneyim” diye sunulan şeyin bedeli, çoğu zaman geleceğe yollanan bir borçtur; borcu kimin ödediği, o anın “özgürleşme” retoriğinde görünmezleşir. Üstelik kurum ve ağ desteği devreye girince, bu dil yalnızca bir fikir değil, bir dokunulmazlık tekniği olur: imza, ün, uzmanlık, çevre; hepsi “rıza”yı, bir güç ilişkisi olmaktan çıkarıp bir meşruiyet mührüne çevirir. Žižekian Analysis’in Lacan hattından kurduğu itiraz tam buraya basar: “kesik” ve “eylem” yerine akışların tezahüratı geldiğinde, arzu “ele geçirilir”; kesinti işlevi aşındığında, özgürleşme dili yeni bir tahakküm biçimine hizmet eder. (🔗) (Žižekian Analysis)
Hüküm kısa ve acı: Arzu-üretim dili, rızayı “akışın serbestliği” diye kutsadığı anda, en güçlü tarafı “en iyi akış yöneticisi” yapar; yani en becerikli manipülatör, en “özgürleştirici” figüre dönüşür. Kaçış çizgisi etik bir rozet olursa, kaçan gerçekte sorumluluktan kaçar. Mikrofaşizmi teşhir edeceğine, mikrofaşizme stil kazandıran bir operatör seti üretirsin. Rıza, asimetriyi görünmez kılan bir temize-çekme makinesine dönüşür.
Sahneleme, aynı mantığın iki ayrı zamanda iki ayrı cümle tipiyle akmasıdır: 1977’de “okşamalar ve öpücükler” diye küçültülen şey, cezayı “fazla” göstererek dokunulmazlık talep eder. (🔗) (Le Monde.fr) 2026’da ağ dili, hediyeler, ilişkiler ve ayrıcalıklar üzerinden aynı işi yapar: “dostluk”, “bağ”, “alışkanlık” gibi kelimeler, hesabı görünmezleştirir. (🔗) (Le Monde.fr)
İade 2: Michel Foucault
1977 söylemi kendini, bastırmaya karşı bir hakikat söylemi gibi kuruyordu: toplum cinselliği bastırıyor, hukuk modası geçmiş, rıza varsa suç yok; üstelik “ahlâk” dosyası diye küçültülen şeyin içinde yetişkinlerin çocukların cinselliğini kendi çıkarına devralması gerçeği duruyordu. Le Monde’un duruşma kroniği, “öfkelenilecek” yerin uzun tutukluluk olabileceğini kabul ederken, sonra bir eşiği çizmek zorunda kalır: mesele, çocukların dünyasına yetişkinin kendi haz ve çıkarını yerleştirmesidir. (🔗) (Le Monde.fr) Bu kronik, tam da dönemin “normalleştirme” iklimini açığa vurur: çocuk ile yetişkin arasındaki asimetri görünür olduğu hâlde, rıza diliyle üstü örtülebilir sanılır.
Foucault için burada anahtar kelime “rıza” değildir; “rıza”nın nasıl üretildiğidir. İktidar yalnızca yasaklayan bir yumruk değildir; bilgiyle, normla, kurumla, sınıflandırmayla çalışan bir düzenektir. Dispozitif tam da bu demektir: aile, okul, klinik, medya, hukuk; hepsi bir arada çalışarak bazı cümleleri kolaylaştırır, bazı cümleleri imkânsızlaştırır. Böyle bir düzende “rıza” masum bir iç ses olamaz; rıza, kurulan sahnenin diliyle konuşur.
Reductio bu yüzden çok nettir: Eğer rıza bile iktidar ilişkileri içinde üretiliyorsa, en yoğun asimetrilerin olduğu yerde “rıza” en hızlı dolaşıma sokulan maskeye dönüşür. “Ben zorlamıyorum, o istiyor” cümlesi, iktidarın en kısa yoludur; çünkü zorlamayı görünmez kılar, sorumluluğu buharlaştırır, faili “özgürlükçü” bir figür gibi parlatır. Dilekçenin yaptığı, bastırmayı eleştirirken, bastırmanın yerine seçici cezasızlık üreten bir cihaz kurmaktır: güçlü olanın dili, çocuğun diliymiş gibi dolaşıma sokulur; çocuğun konuşması, yetişkinin hukuki-entelektüel cümleleriyle ikame edilir. Böylece “itiraf rejimi” tersyüz olur: çocuğun deneyimi, yetişkinin “özgürleşme” anlatısına ham madde yapılır; çocuk konuşuyor gibi görünür, ama konuşan aslında kurumların prestijli dilidir.
Zaman asimetrisi burada ikinci kilittir. Çocuğun zararının dili, çoğu kez sonradan kurulur; şimdi “rıza var” diye kapatıldığında, ileride kurulabilecek cümlelerin önü kesilir. Kurum ve ağ desteği de işin son halkasıdır: imza, uzmanlık ve medya dolaşımı bir araya geldiğinde, rıza söylemi yalnızca bir argüman değil, dokunulmazlık üretme tekniği olur.
Hüküm: Rızayı “özgürleşme” diye parlatan dispozitif, iktidarın en kestirme maskesine dönüşür. Bastırmayı hedef alırken dokunulmazlık üreten bir düzenek kurulduğunda, bastırma azalmaz; yalnızca seçici hâle gelir. Rıza, iktidarın temiz dili olur. Eleştirilen mekanizma, imzanın verdiği prestijle meşruiyet devşirir.
Sahneleme, iki dönemin “temiz dil” benzerliğidir: 1977’de dilekçe, “ayırt etme gücü” gibi bir mantıkla yasanın çelişkili olduğunu söyleyip rızayı parlatır. (🔗) (Le Monde.fr) 2026’da ağ dili, e-posta trafiği, karşılıklı iyilikler ve statü üzerinden aynı temizliği üretir; ilişki, etik hesabın yerine geçer. (🔗) (Le Monde.fr)
İade 3: Jacques Derrida
1977’nin ikinci hattı daha “usturuplu” görünerek ilerler: mesele yalnızca bir dava değil, ceza kanununun revizyonudur; örf ve âdetler değişmiştir; metinler “gençleştirilmeli”, yaş sınırları ve ayrımlar “modası geçmiş”tir. (🔗) Bu dil, sınırı keyfî göstererek sınırın kendisini hedef alır. İmza listesinde Derrida adı da bu “revizyon” çağrısının içinde durur. (🔗)
Derrida’nın alet çantası, tam da “sınır” ve “karar”ın bu kadar kolay konuşulmasına tahammül etmez. Anlam bağlamla kayar; kelime, taşıdığı yükü gizler; karar, bir aporia’nın içinden çıkar: hem zorunludur hem de tam temellendirilemez. Böyle bir düşüncede “rıza” kelimesini mühür gibi kullanmak, Derrida’nın en sevmediği metafiziğe geri düşmektir: sanki “evet” kendinde hazır bir özdür, sanki bağlamdan bağımsız bir kapanıştır. Oysa burada “evet”, yetişkinin kurduğu metindir; çocuğun cümlesi, yetişkinin arşivine eklenmiş bir satır hâline gelir.
Reductio bu yüzden şu basit gerçeğe dayanır: “Sınır keyfî” denince, sınır fiilen en güçlü tarafça kaldırılır. Çünkü asimetride sınırı kaldırmak, özgürlük dağıtmak değildir; fiilî serbestliği güçlünün eline teslim etmektir. Kararı ertelemek de masum değildir: aporia, “bekleyelim” demek değildir; kararın yükünü büyütür. Erteleme, kırılganı korumasız bırakır. Burada “otoimmünlük” mantığı çalışır: koruma mekanizmasını bütünüyle çözen hamle, sistemi kendi kendine saldırıya açar; en kırılgan olan, korumanın ilk yokluğunu hisseder.
Kurum ve ağ desteği geldiğinde, “revizyon” dili yalnızca bir eleştiri değil, bir ayrıcalık tekniği olur: sınırın şiddetini azaltma iddiası, sınırı tamamen çözüp dokunulmazlık üretmeye hizmet eder. Deconstruction’ın etik görevi tam tersidir: sınırı yok etmek değil, sınırın şiddetini azaltırken koruma fonksiyonunu güçlendirmektir. Bu iş, “keyfî” diyerek kestirme yapılacak bir iş değildir; sorumluluk, tam da bu kestirmeyi reddetmekle başlar.
Hüküm: Aporia, sorumluluğu askıya alma lisansı değildir; sorumluluğun ağırlığıdır. Asimetride erteleme, güçlü tarafa serbestlik verir. Sınırı keyfî diye çökertmek, “özgürleşme” değil, otoimmün bir çöküştür: korunması gerekeni en önce korumasız bırakır. “Rıza”yı mühür gibi kullandığın an, çocuğun sözünü korumaz; çocuğun sözünü yetişkinin yazısına ekleyip kapatırsın.
Sahneleme, “metinleri gençleştirme” tonuyla “kurumsal zırh” tonunun akrabalığıdır: 1977’de “gençleştirme” kelimesi sınırı estetik bir reform gibi göstererek fiilî serbestliği büyütür. (🔗) 2026’da kurum, itibar ve ağ, aynı reform havasını başka bir dilden üretir: ilişki ve statü, hesabın yerini alır; etik, “bağlantı” içinde erir. (🔗) (Le Monde.fr)
İade 4: Louis Althusser — Eşit-Özne Masalıyla Kurulan Rızanın İdeolojik Üretimi
1977 hattı, “rıza” kelimesini bir kilit gibi kullanıp kapıyı açıyor: yaş sınırı keyfî, bastırma baskıcı, çocuk da özne, öyleyse rıza tanınmalı. Bu kilidin en parlak yanı, “özne” sözcüğünün kendisini parlatması; en karanlık yanı, özneyi kimlerin hangi aygıtlarla ürettiğini unutturması. O dönemin dilekçe mantığı, “ayırt etme gücü” argümanını bile bu kilide yediriyor: eğer belirli yaşta bir çocuk suçtan sorumlu tutulabiliyorsa, aynı yaşta cinsellikte de rıza verebilmeli. Bu akıl yürütme, 26 Ocak 1977 açık mektubunun omurgasında açıkça görülüyor. (🔗) (Le Monde.fr)
Althusser’in alet çantası burada kendi sahibine dönüyor. Çünkü “özne” dediğin şey, boş bir çekirdek değil; ideolojinin çağırıp yerleştirdiği bir konum. Çağırma (interpellation) tam da böyle çalışır: kişi “sen” diye çağrılır, dönüp baktığı anda “özne” olur. O halde “çocuk rıza verdi” cümlesi masum bir kayıt değil; çocuğu belirli bir ideolojik pozisyona çağıran cümledir: rızacı özne pozisyonu. Yetişkinin eylemi, bu çağırma sayesinde “özneler arası özgür sözleşme” kılığına bürünür. “Eşit iki taraf” masalı, en başta maddi eşitsizliği buharlaştırmak için gereklidir; buharlaşma olmazsa masal tutmaz.
Reductio burada başlar: “Çocuk da özne” denildiği anda, öznenin üretim koşulları görünmezleşir; görünmezleştiği anda rıza en ucuz meta olur. Çünkü rızayı üreten taraf, dili, zamanı ve kurumları elinde tutandır. Dil asimetrisi kendini “ifade özgürlüğü” diye gösterir: çocuğun cümlesi yetişkinin hukukî-entelektüel cümlesine tercüme edilir, tercüme edilirken de içerik kaymaz; bizzat yön değiştirir. Zaman asimetrisi kendini “deneyim” diye gösterir: geri döndürülemez izler, şimdiki bir “evet”e sıkıştırılır; o “evet”in bedelini gelecekte kim taşıyacak sorusu, ideolojik sahneden çıkarılır. Kurum ve ağ asimetrisi kendini “aydın cesareti” diye gösterir: imza, prestij ve medya dolaşımı, failin çevresine görünmez bir zırh örer; eleştiri değil, dokunulmazlık üretir.
Bu noktada hüküm kaçınılmazdır: ideoloji eleştirisi adına rızayı bayrak yaptığın anda, ideolojinin en kaba numarasını yeniden üretmiş olursun. Çünkü ideoloji, en çok “özgür seçim” görüntüsüne ihtiyaç duyar. “Rıza”yı yükselttiğin ölçüde, asimetriyi düşürürsün; asimetriyi düşürdüğün ölçüde, güç farkının kendisi görünmez bir yasa gibi işlemeye başlar. 1977’de “rıza” ile yapılan budur; bu yüzden rıza burada özgürleştirici değil, yeniden üretimin parolasıdır. Dilekçe metninin Mayıs 1977 imzacı listelerinde Althusser adının görünmesi, bu parolanın aydın çevrede ne kadar rahat dolaştığını gösterir. (🔗) (Le Monde.fr)
İade 5: Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir — Özgürlük Sloganı Karşılıklılık Eşiğini Yuttuğunda
Dilekçe dili, “baskıcı yasa” ile “özgürlükçü tutum” arasında sahne kurar. Sahnede yasa yaş sınırları koyarak haksızdır; özgürlük ise bu sınırları gevşeterek erdemlidir. Bu sahne, ilk bakışta tanıdık bir 1968 sonrası refleksi gibi görünür: kurumlar baskılar, bedenler konuşur, özgürleşme ilerler. Mayıs 1977 metninin imzacı dizgesinde Sartre ve Beauvoir adlarının yer alması, bu refleksin dilekçe formunda da rahatça işletilebildiğini gösterir. (🔗) (Le Monde.fr)
Ama Sartre’ın kendi kavramlarıyla konuşulduğunda, bu sahne derhal çöker. Sartre için özgürlük, yalnız “seçmek” değildir; seçimin sorumluluğunu üstlenmektir. Ve “kötü niyet” tam da burada devreye girer: insan, kendi sorumluluğunu bir rolün, bir sistemin, bir gerekçenin arkasına saklayarak kaçmaya çalışır. “Çocuk istedi” cümlesi, asimetrik ilişkide textbook kötü niyettir: yetişkin, kendi eylemini çocuğun seçimine havale ederek etik yükten kurtulmaya çalışır. “Ben yapmadım, seçim yaptı” diye konuştuğu anda, özgürlüğü savunmuyor; özgürlüğü maske yapıyor.
Beauvoir’ın çizgisi bu maskeyi daha da sert indirir. Beauvoir’da özgürlük, ötekinin özgürlüğüyle birlikte düşünülür; öteki, bir doğrulama ekranı değil, kendi geleceği olan bir varlıktır. Asimetri koşulunda “rıza”yı kutsamak, çocuğu bir gelecek öznesi olarak değil, yetişkinin şimdiki arzusunu aklayan bir nesne olarak kurma riskini büyütür. “Durum” (facticity) burada sloganı yutar: çocuk, yetişkinle aynı durumda değildir; bağımlılık, hayranlık, korku, öğretilebilir itaat, korunma ihtiyacı, konuşma kapasitesinin biçimi, hepsi bir “durum”dur. Özgürlük söylemi bu durumu yok sayarsa, özgürlük değil, üstün konumun estetiği olur.
Reductio, dilekçenin “özgürlükçülük” iddiasını kendi içinden patlatır: özgürlük dilinin gerçek testi, karşılıklılık eşiğidir. Karşılıklılık yoksa, özgürlük sözcüğü otomatik olarak güçlünün lehine çeviri yapan bir makineye dönüşür. Güç asimetrisi, “özgür seçim” anlatısını en kolay üreten zemindir; çünkü güçlü olan, seçimin koşullarını belirleyendir. Dil asimetrisi, “rıza”yı şık bir cümleye dönüştürür; cümle şıklaştıkça içerik kirlenir, çünkü çocuğun deneyimi yetişkinin kavramlarıyla paketlenir. Zaman asimetrisi, “an”ı yüceltir; an yüceldikçe sonrasının geri döndürülemezliği görünmez olur. Kurum ve ağ asimetrisi ise etik hesabı askıya alır: aydın imzası, medya dolaşımı, “baskıya karşı cesaret” pozu, bir sosyal kredi üretir; sosyal kredi büyüdükçe hesap küçülür.
Hüküm, Sartre’ın sorumluluk sertliğiyle ve Beauvoir’ın karşılıklılık ısrarıyla aynı yere çıkar: asimetrik ilişkide “rıza”yı özgürlük diye kutsamak, özgürlüğü değil kötü niyeti örgütler. Özgürlük adına kurulan bu istisna, özgürlüğün temel şartını, yani ötekinin geleceğini, sahneden çıkarır. Böylece “özgürlük” kelimesi, güçlü tarafın eylemini hafifleten bir etik kılıfa dönüşür; içeride kalan, çıplak güç farkıdır.
İade 6: Roland Barthes — Masum Rıza Figürünün Mit Makinesi
1977 dilekçe evreninde bazı cümle tipleri özellikle işe yarar: şiddet yerine “yakınlık”, istismar yerine “sevgi”, suç yerine “ahlâkçılık”, yasa yerine “keyfî metinler” konuşur. Böylece mesele, korunma ve güç değil, dilsel bir “aşırılık” tartışmasına çekilir. Le Monde arşivinde 1977’de yayımlanan metinlerde bu tonun nasıl dolaşıma sokulduğu görülebilir; aynı dosya hattı içinde rıza, “doğal olan”la özdeşleştirilmeye elverişli bir kelime gibi çalışır. (🔗) (Le Monde.fr)
Barthes’ın kavramları burada bıçak gibi keser, çünkü Barthes’ın derdi tam da “doğal” görünenin nasıl ideoloji taşıdığıdır. Mit dediği şey, tarihselliği silip çıkarı masumlaştıran gösterge düzenidir. Mit, bir şeyi “olması gerektiği gibi” değil, “zaten böyle” diye sunar. “Çocuğun rızası” figürü, bu mekanizmanın en elverişli ham maddelerinden biridir: güç farkı, “karşılıklı yakınlık” görüntüsüne çevrilir; geri döndürülemezlik, “bir an”ın romantikleştirilmesine gömülür; yetişkinin sorumluluğu, “doğal arzular”ın akışına bırakılır. Böylece yetişkin fail, kendi eylemini “doğa”ya havale ederek temize çıkarır; doğa, en büyük aklama makinesidir.
Reductio şöyle işler: eğer “rıza”yı masum bir işaret gibi dolaşıma sokarsan, o işaretin en büyük alıcısı güçlü taraf olur; çünkü işaret, güçlü tarafın çıkarını “masum” gösterme işine yarar. Güç asimetrisi, Barthes’çı anlamda bir gösterge ekonomisine dönüşür: güçlü taraf, göstergeleri seçer, çerçeveyi kurar, anlatıyı dağıtır. Dil asimetrisi, mitin motorudur: “yakınlık” sözcüğü, korunma ihtiyacını yutar; “ahlâkçılık” sözcüğü, zarar ihtimalini yutar; “özgürleşme” sözcüğü, sorumluluğu yutar. Zaman asimetrisi, mitin sürekliliğini sağlar: şimdi kurulan hikâye, gelecekteki itiraza karşı bir ön-metin olur; “o zaman da öyleydi” diye kapanır. Kurum ve ağ asimetrisi ise mitin dağıtım şebekesidir: imza listesi, prestij, kültürel otorite, gazetede görünürlük, mitin “kanıt” gibi sunulmasını sağlar. Mayıs 1977 metninde Barthes imzasının imzacı listesinde geçmesi, mitin nasıl bir “aydın dili”yle taşınabildiğini gösterir. (🔗) (Le Monde.fr)
Hüküm Barthes’ın soğuk netliğiyle konur: “masum rıza” figürü bir hakikat değil, bir mit üretimidir. Mit çözücü olmak gerekirken, rızayı doğallaştıran dil mit yazarlığına kayar. En tehlikeli mit, kendisini “özgürleşme” diye pazarlayan mittir; çünkü okur, etik alarmı değil estetik rahatlığı satın alır. Rıza, burada bir ölçüt değil, bir ambalajdır; ambalaj şıklaştıkça, içindeki güç ilişkisi daha kolay görünmez olur.
Bu iadeler birlikte okunduğunda aynı düğüm görünür: 1977’nin “rıza”sı, farklı teorik alet çantalarıyla meşrulaştırılabilir bir kestirme gibi kullanıldığında, her seferinde aynı sonuca varır: asimetri görünmezleşir, sorumluluk yer değiştirir, korunma eşiği düşer, dil dokunulmazlık üretir. (Wikipedia)
İade 7: Jean-François Lyotard
1970’lerin Fransa’sında “özgürleşme” dili yalnızca yatak odasına değil, hukuka ve gazeteye de taşmıştı. Bir yanda, savaş sonrası kuşağın aileyi, ahlâkı ve devleti aynı cümlede hedef alan büyük kopuş enerjisi; öte yanda, ceza hukukunun “yaş” çizgileriyle kurduğu kaba bir koruma mantığı vardı. Bu gerilim, kimi metinlerde “baskı”ya karşı “rıza”yı, sanki tek hamlede bütün meseleleri çözecek bir anahtar gibi öne çıkardı. Ocak 1977’de yayımlanan ve “rızaya dayalı ilişki” iddiasını merkez alan metin, çocukların “rıza gösterdiğini” ileri süren bir cümle tipi kuruyordu; üstelik bunu cezayı “aşırı” göstermeye yarayan hafifletici bir tonda paketliyordu (🔗). (Le Monde.fr)
Lyotard’ın aygıtı, tam bu noktada, “rıza”yı bir doğruluk mührü gibi kullanan söylemi kendi içinden patlatır. Dil oyunları, cümle rejimleri, tanıklık ve “ifade edilemeyen zarar” fikri şunu söyler: Bir çatışmada haklılık, yalnızca “kim daha ikna edici konuşuyor” sorusuyla belirlenirse, en çok zarar gören tarafın kaybı çoğu kez daha baştan görünmez olur. Çünkü zarar, özellikle çocuk söz konusu olduğunda, her zaman o anda tam adını bulamayabilir; bedensel bir sarsıntı, utanç, kafa karışıklığı, korku ya da “normalleştirilmiş” bir alışkanlık hâli, ancak zaman içinde dile dönüşebilir. Dilin geriden gelişi, zarar yok demek değildir; tam tersine, zararın dili henüz kurulmamıştır. “Rıza vardı” cümlesi, bu gecikmeyi bir kanıt eksiği gibi yorumlayıp, zayıf tarafın gelecekte kuracağı cümleyi bugünden hükümsüzleştirir.
Bu noktada reductio, Lyotard’ın kendi ritmiyle çalışır: “Mağdur yok; rıza var; hukuk şiddet uyguluyor” denildiğinde, adaletin ölçütü olarak yalnızca mevcut cümlelerin gücü kabul edilmiş olur. Oysa “differend” tam da şudur: Bir tarafın uğradığı yanlışın, karşı tarafın diliyle ölçülmeye zorlanması; ölçüldüğü anda da yanlışın yanlış olarak bile görünememesi. Zararın cümlesi kurulmadan önce “dosya kapanıyorsa”, kapanan şey gerçekte dosya değil, tanıklığın imkânıdır. Güç asimetrisi burada kaba bir baskı olarak değil, cümle kurma üstünlüğü olarak belirir: Yetişkin, hukuku, gazeteyi, kavramları ve çevreyi kullanarak “rıza”yı cümleleştirir; çocuk ise çoğu zaman ancak yıllar sonra “bana ne oldu” cümlesini kurabilecek bir mesafe kazanır. Dil/ifade asimetrisi, bu gecikmeyi çocuk aleyhine çevirir. Zaman asimetrisi, geri döndürülemezliğin bedelini kırılgana yazar. Kurum ve ağ desteği, “özgürleşme” cümlesinin dolaşımını hızlandırıp, tanıklığın koşullarını yavaşlatır.
Hüküm, Lyotard’ın adalet sezgisinden gelir: Rızayı tek ölçüt yaptığın anda, çocuğun zararını yalnızca inkâr etmiyorsun; onu daha baştan “ifade edilemez” bir konuma yerleştiriyorsun. Çünkü “şimdi evet dedi” cümlesi, gelecekteki “ben bunu seçmedim, anlamamıştım, korkmuştum” cümlesinin konuşma hakkını çalar. Adalet, güçlü cümleleri çoğaltmak değildir; zayıfın cümle kurma koşulunu güvenceye almaktır. Rıza anahtar yapılınca, kilitlenen kapı hukuk değil, tanıklıktır.
Sahneleme, yalnızca mantık akrabalığı kurar. 1977’de “rızaları vardı, cezalar aşırı” tınısı, olayı hafifleten bir dil ekonomisi üretmişti (🔗). (Le Monde.fr) 2026’da ise “herkes biliyordu / ödemiyor” türü cümleler, ayrıcalığı alışkanlık gibi gösterip, sorumluluğu ağın içinde eritmeye yarayan bir ekonomi kuruyor; kurumun ritmi, tanıklığın ritmini yine geride bırakıyor (🔗). (Le Monde.fr)
İade 8: Guy Hocquenghem ve René Schérer
Aile eleştirisi, 1970’lerde yalnızca bir “yaşam tarzı” meselesi değil, iktidarın temel sahnesi olarak okunuyordu. Çocuğun bedeni, eğitimi, konuşması, hatta “masumiyet” imgesi, burjuva düzenin yeniden üretim mekanizması gibi görülüyordu. Bu bakışın gücü şuradaydı: Aileyi doğal bir yuva değil, disiplin üreten bir düzenek olarak teşhis etmek. Tehlikesi ise şuradaydı: Aileyi hedef alırken, aile dışındaki yetişkin iktidarını otomatik olarak sıfırlamak. Tam bu yanılsama, “çocuğu özgürleştirme” sloganının karanlıkta bıraktığı noktayı büyütür.
Ocak 1977 metninde çocukların “rıza gösterdiği” iddiası, yalnızca bir hukuki argüman değil, norm eleştirisinin kestirme bir uygulaması gibi durur: “Toplum bastırıyor; yasak şiddet; rıza varsa suç yok” çizgisi, aile ahlâkını hedef alırken, yetişkin–çocuk ilişkisindeki maddi asimetriyi söylem içinde eritir. Hocquenghem ve Schérer’in norm eleştirisi, “yasak”ı teşhir ederken, yasağın neyi koruduğu sorusunu askıya aldığında kendi kuyruğunu ısırır: Koruma eşiğini düşüren her hamle, aileyi zayıflatırken yetişkin erişimini güçlendirebilir. Metin, “özgürleşme”yi, çocuğun korunma ihtiyacının yerine koyarsa, özgürleşen çocuk değil, yetişkinin hareket alanıdır. (Le Monde.fr)
Reductio burada dört katmanlı işler. Güç asimetrisi açıktır: “Normlara karşı cesaret” rolü, yetişkinin elinde bir prestij aracına dönüşür; çocuk ise bu prestijin maliyetini ödeyen tarafa kayar. Dil/ifade asimetrisi daha sinsi çalışır: “Çocukluk siyaseti” gibi büyük bir terim, çocuğun somut korunma ihtiyacını bir işarete indirger; çocuğun tekil deneyimi, hareketin genel anlatısına tercüme edilir. Zaman asimetrisi, sloganın en ağır faturasıdır: “Bugün özgürleştirdik” denilen şeyin bedeli, yıllar sonra anlaşılabilecek bir kayıp hâline gelebilir; geri çağrılamazlık, sloganın içinde görünmezleşir. Kurum ve ağ desteği ise, “aydın çevre”nin ortak diliyle dokunulmazlık üretir: Eleştiri, kendini eleştiriden muaf kılan bir halka kurar; “biz baskıya karşıyız” cümlesi, “bizden zarar gelmez” cümlesine dönüşür.
Hüküm şudur: Aile eleştirisi, aile dışı iktidarın yokluğunu garanti etmez. “Çocuğu özgürleştirmek” cümlesi, çocuk için bir koruma eşiği kuramıyorsa, özgürlük değil erişim üretir. Norm eleştirisi, en çok da yetişkin–çocuk asimetrisinde, normu yıkmanın yetmediğini; yeni bir vesayetin sessizce kurulabileceğini kabul etmek zorundadır. Eğer “yasak”a duyulan nefret, “koruma”yı da aynı sepete atıyorsa, ortada yıkılan şey ahlâk değil, sınırdır; sınır yıkıldığında ilk kazanan hep güçlü taraftır.
Sahneleme, yine mantık akrabalığıdır. 1977’de “onlar rıza gösterdi, cezalar çok ağır” cümlesi, toplumsal norm eleştirisini somut bir asimetriyi görünmez kılmak için kullanıyordu (🔗). (Le Monde.fr) 2026’da “hediyeler, ayrıcalıklar, kurumsal mevkiler” çevresinde kurulan ağ, aynı görünmezleştirmeyi başka bir yoldan üretiyor: “Bu işler böyle yürür” tonu, etik sınırı bir alışkanlığa çeviriyor (🔗). (Le Monde.fr)
İade 9: Françoise Dolto
Dolto çizgisi, dışarıdan bakınca “çocuğu ciddiye alma” vaadi taşır: Çocuk bir nesne değil, konuşan bir öznedir; yetişkinin görevi, çocuğu susturmak değil, çocuğun sözünü mümkün kılmaktır. Bu vaadin çekiciliği anlaşılırdır, çünkü uzun süre çocuk, yetişkinlerin “iyiliği” adına konuşma hakkı elinden alınmış bir varlık gibi yönetilmiştir. Ancak tam bu noktada, Dolto’ya iade edilecek reductio başlar: Çocuğu özne diye tanımak ile çocuğun rıza beyanını yetişkinin eylemine kalkan yapmak aynı şey değildir; hatta çoğu durumda birbirini bozan iki harekettir.
Mayıs 1977’de ceza kanununun ilgili maddelerinin “revizyonu” için yapılan çağrıda, imzacı listesinde Dolto’nun adı geçer; metin, yaş sınırının “keyfî” olduğuna benzer bir dil kurup, rıza vurgusunu bir anahtar gibi kullanır (🔗). (Le Monde.fr) Dolto’nun kendi arşivinde yer alan belgeler, o dönemde bu çizgideki dilekçe ve tartışmalara dahil oluşunu doğrulayan bir iz sunar; tartışmanın “revizyon” ve “baskı” ekseninde kurulduğu görülür (🔗).
Dolto’nun teorik araçlarıyla düşünülünce, “çocuğun rızası” savunusu, kendi iddiasına ters yönde çalışır. Aktarım fikri, yetişkinin konumunu yapısal olarak üstün kılar: Çocuk, yetişkine yalnızca bilgi vermek için değil, anlam bulmak için de yönelir; bu yönelim, yetişkinin sözünü ve jestini ağırlaştırır. Bu ağırlaşma, “çocuk istedi” cümlesini otomatik olarak şüpheli kılar, çünkü çocuk çoğu zaman “istediğini” yetişkinden öğrenir; daha doğrusu, çocuğun arzusu, yetişkinin konumuna göre şekil alabilir. Burada dil/ifade asimetrisi belirleyicidir: Çocuğun “evet”i, yetişkinin kurduğu bağlamın içinde anlam kazanır; bağlamın kurucusu ise çoğu kez yetişkindir. Zaman asimetrisi, bu bağlamın etkisini daha da büyütür: Çocuk, olan biteni ancak yıllar sonra, başka ilişkilerde, başka kelimelerle yeniden adlandırabilir. O adlandırma geciktiğinde, “rıza vardı” cümlesi geçmişe dönük bir kilide dönüşür; kilit, çocuğun sonradan kuracağı sözün önüne konur. Kurum ve ağ desteği ise klinik dil üzerinden işler: “Baskı eleştirisi” ile “sınır koyma” arasındaki fark silinirse, yetişkinin ihlali, “özgürleştirici deneyim” ambalajına girebilir; klinik sözcükler, koruma yerine meşruiyet üretir.
Hüküm, Dolto’nun kendi vaadinin içinden çıkar: Çocuk konuşan özne ise, yetişkinin görevi çocuğun sözünü kendi eylemine tercüme etmek değil, çocuğun sözünün koşullarını korumaktır. “Rıza”yı sloganlaştırdığın an, çocuğu özne yapmazsın; çocuğu, yetişkinin eylemini aklayan bir cümleye indirgersin. Aktarımın yapısal eşitsizliğini kabul etmeden rıza savunusu kurmak, çocuğun öznesini tanımak değil, çocuğun öznesini rehin almaktır. Koruma eşiği düşürüldüğünde “özne” sözcüğü dekor olur; dekorun arkasında işleyen şey, yetişkinin konumudur.
Sahneleme, yine mantık akrabalığıdır. 1977’de “yaş sınırı keyfî, rıza varsa suç yok” tonu, koruma çizgisini “baskı” diye tek renge indirgeme eğilimindeydi (🔗). (Le Monde.fr) 2026’da kurumsal konum ve ağ alışkanlıkları, etik sınırı “normal” diye bükme eğilimini başka bir yüzle yeniden üretir: Özel ayrıcalıklar, “işin doğası” gibi sunulur; sorumluluk, ilişkilerin içinde dağılıp kaybolur (🔗). (Le Monde.fr)
“Rıza” sözcüğü, asimetriyi görünmez kılacak kadar hızlı dolaşıma sokulduğunda, özgürlük üretmez; dokunulmazlık üretir. Zayıfın cümle kurma zamanı ile güçlü tarafın cümle kurma gücü birbirine eşit değilse, rıza, hakikati açan bir anahtar değil; tanıklığı kilitleyen bir sürgüye dönüşür. Bu dönüşümün nasıl “operatör kelime” gibi çalıştığına dair çağdaş bir okuma hattı, kavramların bağlayıcı kesintiyi iptal ederek sorumluluğu erteleyen bir dolaşım üretebildiğini tartışır (🔗). (yersizseyler.wordpress.com)
İade 10: Bernard Kouchner, André Glucksmann, Jack Lang — Hak dili, koruma vaadi ve “insanî” kestirme
1970’lerin Fransa’sında, “özgürleşme” kelimesi yalnız bir duygu değildi; hukuk, aile, okul, klinik ve medya gibi kurumların cinsellik etrafında kurduğu disipline karşı kullanılan bir anahtardı. Bu anahtar bazen gerçek bir kilidi açtı: konuşulamayanı konuşturdu, utancı hafifletti, keyfî cezalandırmanın alanını daralttı. Fakat aynı anahtar, özellikle asimetri içeren ilişkilerde, başka bir kilidi de sessizce kapatabildi: kırılganı koruyan sınırların kilidini. 1977’de Le Monde hattında dolaşan dilekçe ve metinler, “yasanın körlüğü”ne karşı “insanîlik” ve “hakkaniyet” çağrısı olarak konumlandı; fakat aynı anda “rıza” kelimesini bir temize-çekme operatörüne dönüştürmeye elverişli bir retorik alan da açtı. Bağlam düğümleri: Le Monde arşiv anlatısı (🔗) ve 1977 dilekçe/geri dönüş okuması (🔗). (Le Monde.fr)
Bu iadenin kavram seti, üç ismin kamusal imajının ortak çekirdeğinden kurulabilir: mağdur, korunma, hak dili, kamu yararı, acil durum, iyi niyet, ölçüsüz ceza eleştirisi, prestijin güven üretmesi ve ağların görünmez kalkan etkisi. Bu söz dağarcığı, normal koşullarda kırılgan lehine çalıştığında, “yükümlülük” demektir: güçlü olanın özgürlüğünü değil, zayıf olanın güvenliğini öncelemek. Tam burada reductio başlar; çünkü “hak dili” bir kere “özgürlük alanını genişletme”ye indirgenirse, asimetriye dair en temel soruyu atlar: aynı eylem alanına giren iki beden ve iki hayat, aynı risk yükünü taşımıyor.
Güç asimetrisi düzleminde “insanî” retorik, en kolay şu cümleye dönüşür: zorlamadım, o istedi. Bu, kaba bir itiraf değil, cilalı bir aklama biçimidir; çünkü “insanî” kelimesi, failin niyetini parlatarak fiilin sonuçlarını karartır. Çocuğun rızasını merkeze alan savunma, hak dilini, güçlü olanın kendini “merhametli” ve “ilerici” sunmasına yarayan bir vitrine çevirmeye başlar; vitrin ışığı arttıkça içerideki eşitsizlik daha az görünür olur.
Dil ve ifade asimetrisi düzleminde, hak söylemi özellikle tehlikelidir; çünkü en iyi konuşan tarafın lehine çalışır. Çocuğun deneyimi, yetişkinin hukukî-entelektüel cümleleriyle “çeviriye” uğrar. O çeviri, çoğu zaman çocuğun cümlesini güçlendirmez; yetişkinin eylemine gerekçe üretir. Böylece “hak” kelimesi, kırılganın dilini büyüten bir araç olmaktan çıkar, kırılgan adına konuşmanın yetkisine dönüşür. Yetki bir kez kurulunca, rıza artık bir ilişki olgusu değil, bir imza gibi davranan tek kelime olur; o tek kelime, bir hayatın uzun zamanına yayılabilecek etkileri bir anda kapatır.
Zaman asimetrisi düzleminde, “iyi niyet” anlatısı bedeli geleceğe iter. Rıza, burada anlık bir fotoğraf gibi muamele görür; oysa kırılganın hayatı fotoğraf değildir. Sonradan ortaya çıkabilecek anlamlandırma, pişmanlık, kendine yabancılaşma ya da yalnızca “o yaşta bunu nasıl kabul ettim” sorusu, “o an rıza vardı” cümlesiyle daha en baştan mahkeme dışı ilan edilir. Zamanın büyüttüğü şeyi “an”ın içine sıkıştırmak, özgürlük değil, geleceğin ipotek altına alınmasıdır.
Kurum ve ağ desteği düzleminde ise reductio en çıplak halini alır: prestij, “insanî” dili bir koruma kalkanına dönüştürür. İmza, kimi zaman “kırılganı savunmak” değil, “dokunulmazlık üretmek” işlevi görür; çünkü imza, kamu gözünde failin değil imzacıların “iyi niyeti”ne işaret eder. İyi niyetin kolektifleşmesi, sorumluluğun dağıtılmasıdır. Bu noktada, 2026’da Le Monde’un Jack Lang dosyasındaki ağ mantığına benzer bir şekil belirir: herkesin bildiği, kimsenin hesabını sormadığı, hediyelerin ve ayrıcalıkların “alışkanlık” diye normalleştiği bir ortamda, görünürdeki nezaket içerideki hesabı kapatır (🔗). (Le Monde.fr)
Hüküm şudur: Hak dili, asimetriyi yumuşatmak için değil, asimetriyi görünmez kılmak için kullanıldığında, hakkın zıddına çalışır. “İnsanîlik” adına koruma eşiği indirildiğinde, ortaya çıkan şey özgürleşme değil, güçlü tarafa tanınan erişim ayrıcalığıdır. “Merhamet” görüntüsü, kırılganın güvenliğini artırmıyorsa, merhamet değil vitrindir. Vitrin büyüdükçe, rıza kelimesi, güçlü olanın sorumluluktan kaçışına yol veren en kısa tünel haline gelir.
Sahneleme: 1977’de, bir dilekçe ve ona eşlik eden kamu dili, “caresses et des baisers” gibi hafifletici bir tonla fiilin ağırlığını küçültüp cezanın “aşırı” göründüğü bir çerçeve üretebiliyordu (🔗). (Le Monde.fr) 2026’da ise “kimse ödemezdi, herkes biliyordu” tonuyla ağın ayrıcalığı alışkanlığa çevirmesi, aynı türden bir temize-çekme iklimi yaratır; nedensellik değil, mantık akrabalığı budur (🔗). (Le Monde.fr)
İade 11: Gabriel Matzneff — İtirafın estetikleşmesi, transgresyonun sermayeye dönüşmesi
1977 bağlamında “çocuğun rızası” savunusu bazen doğrudan felsefî bir soyutlamayla değil, edebî bir tavırla da taşındı. Burada kavram seti, teorik şemalardan çok bir yazı rejimi gibi çalışır: itiraf, skandalın çekimi, transgresyon estetiği, ayrıcalığın sanatsal maske üretmesi, kamusal şokun dikkat ekonomisi, anlatıcının kendini dürüstlükle aklaması, kurbanın sesinin metinde figüranlaşması. Bu setin kilidi “itiraf”tır; çünkü itiraf, ilk bakışta sorumluluğa benzer. Oysa itiraf, sorumluluk olmak zorunda değildir; performans da olabilir. Bağlam düğümü: 1970’ler metin hattı ve dilekçe geri dönüşü (🔗). (Le Point.fr)
Reductio, şu basit kayma üzerinden kurulur: “Saklamıyorum” cümlesinin, “Zarar vermiyorum” cümlesinin yerine geçmesi. İtiraf, burada bir aydınlanma değil, bir sis üretir; çünkü okur, olguyla değil anlatıcıyla ilişki kurar. Anlatıcı kendini “dürüst” olarak konumlandırdığında, okurda otomatik bir kredi açılır. Bu kredinin bedeli ise çoğu zaman metin içinde görünmeyen tarafa, yani kırılgana yazılır.
Güç asimetrisi düzleminde transgresyon estetiği, en öngörülebilir sonucu üretir: sınırı yıkan, bedeli başkasına ödettiği ölçüde “özgür” görünür. Burada rıza, özgürleşmenin kanıtı değil, yazarın özgürlük imajını parlatan bir sahne aksesuarıdır. Yetişkinin arzusu “cesur” ve “tabu yıkan” diye sunulur; çocuğun hayatı ise bu cesaretin dekoruna dönüşür. Asimetride “cesaret” kelimesi, güç farkını temize çeken bir boya gibi davranır.
Dil ve ifade asimetrisi düzleminde itiraf, daha da keskinleşir: metin, en iyi konuşanın lehine çalışır. Çocuğun cümlesi, yetişkinin cümlesi kadar uzun, karmaşık, alımlanabilir, şık değildir; zaten bu yüzden metin, çocuğu alıntılamaz, temsil eder. Temsil, burada koruma değildir; temsil, el koymadır. Rıza, bu el koymanın meşruiyet belgesi haline gelir: “Bakın, o da istiyordu.” Fakat bu cümle, çocuğun dünyasında kurulmuş bir cümle değil, yetişkinin kamu diline tercüme edilmiş bir cümledir.
Zaman asimetrisi düzleminde transgresyon edebiyatı, anı büyütür, sonrayı küçültür. Skandalın parıltısı, geleceğin yükünü görünmez kılar. “Bir an”ın hikâyesi, yılların etkisini yutar. Oysa kırılgan için mesele çoğu zaman “o an” değil, “o andan sonra”dır; bu yüzden rızayı anlık bir onay gibi kullanmak, zamanın içinden geçen zarar ihtimalini konuşulamaz hale getirir.
Kurum ve ağ desteği düzleminde ise estetik, bir dolaşım ağına bağlanır: yayıncılık, medya, salonlar, prestij ve “sanatçı dokunulmazlığı” hissi. Burada “itiraf” daha da işlevselleşir; çünkü skandal, satışa ve konuşulmaya dönüşür. Böylece transgresyon, bir tür sermaye halini alır. Sermayeye dönüşen transgresyonun en temel özelliği şudur: risk, sermaye sahibine değil, kırılgana yüklenir; sermaye sahibi yalnızca hikâyeyi taşır, bedeni taşımak zorunda kalmaz.
Hüküm şudur: İtiraf, sorumluluğu üstlenmiyorsa, yalnızca failin kendini aklamasının daha incelmiş biçimidir. Transgresyon, kırılganı korumuyorsa, özgürlük değil ayrıcalıktır. Skandalın estetiği, koruma yükümlülüğünü iptal ettiği anda, okuru “cesaret” diye satın aldığı şeyin aslında “cezasızlık imajı” olduğunu fark etmeye zorlar; fark ettirmiyorsa zaten estetik görevini değil, kalkan görevini görüyordur.
Sahneleme: 1977’de “plaidoyer” ve dilekçe dili, bir yargılama bağlamını “aşkın suçu olur mu” türünden bir hikâye çerçevesine çekerek olguyu estetik bir alana taşımaya müsaitti (🔗). (Le Monde.fr) 2026’da “herkes biliyordu” cümlesinin ağı, olguyu etik alandan çıkarıp “alışılmış ayrıcalık” alanına taşıyabilir; iki durumda da ortak olan, sorumluluğun görünmezleşmesidir (🔗). (Le Monde.fr)
İade 12: Jacques Lacan — İstisnanın mantığı ve rızanın yapısal kırılganlığı
1977 dilekçeleri etrafında dolaşan isim listelerinde Jacques Lacan adının görünmemesi, tek başına “neden” açıklaması değildir; ama en azından bir “yokluk kaydı” olarak, o dönemin rıza söylemine mesafeli bir duruş ihtimalini akla getirir. Bu kayıt, derleme niteliğindeki listelemelerde görülebilir (🔗). (Wikipedia) Buradaki iade, biyografik bir niyet okumasına yaslanmadan, Lacancı alet çantasının rıza savunusunu kendi içinden nasıl patlatacağını adım adım kurar; çünkü bu alet çantası, “rıza” kelimesinin sorunsuz bir mühür gibi kullanılmasına baştan kuşkuyla bakar.
Kavram seti şudur: arzu ile talep ayrımı, Yasa’nın sembolik işlevi, öznenin bölünmüşlüğü, aktarım ilişkisi, jouissance düğümü, “bilen özne” yanılsaması, nesne-sebep mantığı ve kesinti fikri. Bu set, rıza iddiasını şu yalın dilekçe varsayımına çevirerek yakalar: “Rıza beyanı varsa, suç yoktur; yasa baskıcı bir engeldir.” Bu varsayımın çekirdeği, rızayı bir cümleye indirger: “Evet.” Lacancı okuma, tam burada frene basar; çünkü “evet”in kime ait olduğundan önce, “evet”i mümkün kılan sahnenin nasıl kurulduğunu sorar.
Güç asimetrisi düzleminde, aktarım ilişkisi belirleyicidir: çocukla yetişkin arasındaki ilişki, salt iki birey arasındaki serbest alışveriş değildir; pozisyonlar eşit değildir, biri diğerinin dünyasında otorite, bilgi, onay, korku, hayranlık ya da bağımlılık düğümleriyle yer alır. Bu durumda yetişkinin “rıza”yı sahnelemesi, çocuğun talebini kendi arzusunun kanıtına çevirmeye çok elverişlidir. “O istedi” cümlesi, çoğu zaman çocuğun talebinin değil, yetişkinin arzusu için kurulmuş bir sahnenin ürünüdür. Asimetride sahne kurma gücü, rızanın içeriğini belirleyen gizli el haline gelir.
Dil ve ifade asimetrisi düzleminde “bilen özne” yanılsaması devreye girer: rıza beyanı, sanki özne kendini tümüyle biliyormuş gibi ele alınır. Oysa bölünmüş özne fikri, kişinin söylediğiyle ne istediği arasındaki mesafenin yapısal olduğunu vurgular; çocuk söz konusu olduğunda bu mesafe küçülmez, büyür. Rıza, burada “hakikat” değil, bir sembolik düzen içinde kurulmuş kırılgan bir düğümdür. Düğümü “mühür” saymak, düğümün nasıl bağlandığını görmezden gelmektir.
Zaman asimetrisi düzleminde jouissance düğümü önemlidir: bazı yaşantılar “an”ın içine sığmaz; iz bırakır, geri döner, sonra anlamlanır. “O an evet dedi” cümlesi, sonradan kurulacak anlamın önünü kapattığında, aslında öznenin gelecekteki konuşma ihtimaline karşı bir set çekmiş olur. Bu yüzden, rıza savunusunun zamansal problemi yalnız “pişmanlık” değildir; öznenin kendi deneyimini sonradan cümleye dökebilme hakkıdır. Bu hak, “an”ın otoritesiyle iptal edildiğinde, özgürleşme değil sessizleşme üretilir.
Kurum ve ağ desteği düzleminde Yasa’nın sembolik işlevi yeniden görünür olur. Yasa eleştirisi, “yasa kalksın” diye kurulduğunda, koruma işlevi arzu maskelerine karşı zayıflar. Asimetri koşullarında “yasa yok” demek, çoğu zaman “güç farkı konuşulmayacak” demektir. Bu yüzden Lacancı mantık, yasayı kutsallaştırmaz; ama yasayı sıfırlamanın, en kırılganı korumasız bırakma riskini merkeze alır. Burada “kesinti” fikri belirleyici hale gelir: arzu akışının önüne bir durak koymak, baskı değil, asimetriyi görünür kılan bir güvenlik koşuludur. Bu hat, Türkçe düğümlemelerde de “kesinti/eylem” gerilimi üzerinden tartışılır (🔗).
Bu noktada, “operatör” gibi dolaşıma sokulan kavramların, rıza kelimesiyle birleşince nasıl bir kısa devre üretebileceğine dair uyarı, güncel bir polemik dilinde de açıkça görülebilir: kavramlar, bir sorumluluk artışı üretmiyorsa, kolayca rozetleşir; rozetleşen kavram ise en güçlü pozisyona estetik bir maske sağlar (🔗). (Žižekian Analysis) Bu uyarı, Lacancı iadenin özünü destekler: rıza, bir rozetin arkasına saklanmaya en elverişli kelimedir; çünkü “özgürlük” görüntüsü verirken asimetriyi tek hamlede görünmez kılabilir.
Hüküm şudur: Rıza bir mühür değil, öznenin bölünmüşlüğü, aktarımın yönü, zamanın geri dönüşleri ve Yasa’nın sembolik koruma işlevi içinde kurulan kırılgan bir düğümdür. Asimetride “rıza var” cümlesi, çoğu kez çocuğun konuşmasını güvenceye alan bir sınır üretmez; tersine, çocuğun konuşma ihtimalini yetişkinin meşruiyet belgesine çevirir. Yasa eleştirisi, korumayı kaldırmaya değil, korumayı arzu maskeleri karşısında daha görünür ve daha işlevsel kılmaya yönelmediğinde, istisna üretir. İstisna, özgürlük vaat ettiği özneyi korumasız bıraktığı anda, özgürlük değil dokunulmazlık üretir.
Sahneleme: 1977’de “yasanın aşırılığı” tonuyla rıza, dosyayı hızlıca kapatan bir anahtar gibi kullanılabiliyordu; “kırılgan için konuşma koşulları” yerine “yetişkin için temize çıkma koşulları” üretme riski buradaydı (🔗). (Le Point.fr) 2026’da ağların “herkes biliyordu” cümlesiyle sorumluluğu buharlaştırması, aynı kısa devreyi başka bir düzlemde tekrarlar: bir kelime ya da bir ağ, sorumluluğun yerine geçmeye başladığında, etik alan kapanır (🔗). (Le Monde.fr)
Birinci Pedofilik Aydınlar Dilekçesi:
Bir Dava Hakkında
26 Ocak 1977, Le Monde
Aşağıdaki bildiriyi aldık:
” 27, 28 ve 29 Ocak tarihlerinde, Yvelines ağır ceza mahkemesi huzurunda, on beş yaşından küçük çocuklara karşı şiddet içermeyen edep haya saldırısı suçlamasıyla, 1973 sonbaharında tutuklanan ve hâlihazırda üç yılı aşkın süredir tutukluluk hâlinde bulunan Bernard Dejager, Jean-Claude Gallien ve Jean Burckhardt yargılanmak üzere mahkemeye çıkacaklardır. Yalnızca Bernard Dejager yakın zamanda sanıkların serbest bırakılması ilkesinden yararlanmıştır.
” “Ahlâk”a ilişkin basit bir dosyayı soruşturmak için bu denli uzun bir tutukluluk; çocukların en ufak bir şiddetin mağduru olmadığı, tersine, soruşturma hâkimlerine rızalarının bulunduğunu belirttikleri (her ne kadar adalet bugün onlara rıza bakımından her türlü hakkı inkâr ediyor olsa da) bir olayda bu denli uzun bir tutukluluk, bize zaten skandal gibi görünmektedir.
” Bugün, ya bu küçüklerle—erkek ve kız—cinsel ilişkide bulundukları için, ya da onların cinsel oyunlarını kolaylaştırıp fotoğrafladıkları için, ağır bir hapis cezasına çarptırılma riskiyle karşı karşıyadırlar.
” Bir yandan, böylesi bir sertliği haklı kılan ‘suç’ nitelemesi ile isnat edilen fiillerin niteliği arasında; öte yandan, yasanın modası geçmiş karakteri ile çocuklar ve ergenlerde bir cinsel yaşamın varlığını tanıma eğilimindeki bir toplumun gündelik gerçekliği arasında açık bir orantısızlık bulunduğunu düşünüyoruz (on üç yaşında bir kızın hap alma hakkı varsa, bu ne içindir?).
” Fransız yasası, yargılayıp mahkûm edebileceği on üç ya da on dört yaşındaki bir küçüğün ayırt etme gücünü tanırken; konu onun duygusal ve cinsel yaşamı olduğunda bu gücü ona reddederek kendi içinde çelişmektedir.
” Okşamalar ve öpücükler için üç yıl hapis, bu kadarı yeter. 29 Ocak’ta Dejager, Gallien ve Burckhardt’ın özgürlüklerine kavuşmamasını anlayamayız. “
Birinci Pedofilik Aydınlar Dilekçesi imzacıları:
Louis Aragon, Francis Ponge, Roland Barthes, Simone de Beauvoir, Judith Belladona, Dr. Michel Bon (sosyal psikolog), Bertrand Boulin, Jean-Louis Bory, Francois Chatelet, Patrice Chereau, Jean-Pierre Colin, Copi, Michel Cressole, Gilles ve Fanny Deleuze, Bernard Dort, Frangoise d’Eaubonne, Dr. Maurice Eme (psikiyatrist), Jean-Pierre Faye, Dr. Pierrette Garrou (psikiyatrist), Philippe Gavi, Dr. Pierre-Edmond Gay (psikanalist), Dr. Claire Gellman (psikolog), Dr. Robert Gellman (psikiyatrist), André Glucksmann, Félix Guattari, Daniel Guérin, Pierre Guyotat, Pierre Hahn, Jean-Luc Hennig, Christian Hennion, Jacques Henric, Guy Hocquenghem, Dr. Bernard Kouchner, Francoise Laborie, Madeleine Laik, Jack Lang, Georges Lapassade, Raymond Lepoutre, Michel Leyris, Jean-Frangois Lyotard, Dionys Mascolo, Gabriel Matzneff, Catherine Millet, Vincent Monteil, Dr. Bernard Muldworf (psikiyatrist), Negrepont, Marc Pierret, Anne Querrien, Griselidis Real, Francois Régnault, Claude ve Olivier Revault d’Allonnes, Christiane Rochefort, Gilles Sandier, Pierre Samuel, Jean-Paul Sartre, René Schérer, Philippe Sollers, Gérard Soulier, Victoria Thérame, Marie Thonon, Catherine Valabrèégue, Dr. Gérard Vallès (psikiyatrist), Hélène Vedrine, Jean-Marie Vincent, Jean-Michel Wilhelm, Danielle Sallenave, Alain Cuny.
Çocuk, Aşk, Yetişkin
Pierre Georges (gazeteci)
29 Ocak 1977, Le Monde
Üç adam—bir doktor, bir tıbbi tanıtım temsilcisi, R.A.T.P. çalışanı bir personel—27 Ocak Perşembe günü Versailles’ta, Yvelines ağır ceza mahkemesi huzurunda yargı karşısına çıktı. Gerekçe: on beş yaşından küçük reşit olmayanlara karşı şiddet içermeyen edep ve hayaya saldırılar. Bu dava Le Monde’da iki kez gündeme getirildi. İlk kez, Bay Gabriel Matzneff imzasıyla, bir görüş yazısında, ‘Aşk Bir Suç mu?’ çarpıcı başlığı altında pedofili lehine bir savunma olarak (Le Monde, 7–8 Kasım 1976). İkinci kez ise, üç yıldır tutukluluk hâlinde tutulan üç sanığa reva görülen muamele karşısında öfkelenen yaklaşık altmış kişinin imzaladığı bir bildiri-dilekçe biçiminde; ‘okşamalar ve öpücükler’ için (Le Monde, 27 Ocak).
Ne birinin kesin kanaatine, ne de ötekilerin otoritesine sahip olarak, Versailles’ta, başkan Bay Ramin’in, tartışmaların hassas niteliğine rağmen, kapalı duruşma kararı vermeyi gerekli görmediği bu davanın ilk celsesini izledik. İyi olmuş: böylece, yalnızca jüri üyeleri değil, başkaları da, üç sanığa isnat edilen fiillerin niteliği hakkında bir kanaat edinebilecek ve ‘okşamalar ve öpücükler’ sözlerinin ya da bu aşk kavramının tam olarak neyi karşıladığını bilebilecekti.
Evet, söyleyelim: iki adamın, iki yetişkinin, üçüncüsü de yalnızca birkaç aydır kefaletle serbest bırakılmışken, yargılanmadan önce üç yılı aşkın süre tutukluluk hâlinde tutulması kabul edilemez. Kendilerine isnat edilen fiillerin niteliği ne olursa olsun. Öfke burada duracaktır.
Bu dava, ergenlerin, hatta ön-ergenlerin cinselliğini hesaba katmayı reddeden; en gençlerin cinselliği karşısında aşırı baskıcı bir toplumun davası değildir. O, yalnızca, çok genç erkek ve kız çocuklarının cinsel dürtülerini kendi çıkarlarına ve hazlarına göre devralmış üç adamın davasıdır.
Bu dava, on iki ile on beş yaş arasında altı gence aşkı öğreten üç yetişkinin davasıdır: büyük A ile Aşk; ‘erotik sonuçlarla naturist fotoğraflar ve filmler’, yani pornografik; okşamalar, yani karşılıklı mastürbasyon; öpücükler, yani karşılıklı fellatio; partouze’lar, yani on üç yaşında bir kız ve aynı yaştaki kardeşi de dâhil iki erkek çocuk, pratik alıştırmalar için aynı yatakta çıplak, sodomiye kadar varan.
Bu gençler, büyüklerinin kurguladığı bu senaryoyu sevdi. Bu gençler ne zorlandı ne de tehdit edildi. Yetişkinlerden ikisiyle yalnızca sınırlı cinsel ilişkileri oldu; fellatio ve okşamalar, ve bunlar rızaya dayalıydı. Yetişkinler de sevdi; öyle ki, içlerinden birinin söyleyeceği gibi, “beni ilgilendiren, çocukların cinselliğini görmekti” diye, bir fotoğraf ve film koleksiyonu oluşturdular. Ama bu aşk biçimini ve bu ilgiyi sevmemek doğaldır.
İkinci Pedofilik Aydınlar Dilekçesi:
Reşit Olmayan-Yetişkin İlişkileri Hakkında Ceza Kanununun Revizyonu İçin Bir Çağrı
23 Mayıs 1977, Le Monde
Seksen kişi, yetişkinlerle reşit olmayanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen metinlerin değiştirilmesini talep eden bir çağrıyı, ceza kanunu revizyon komisyonuna imzaladı. Bu ilişkiler, şu anda kısıtlamalara tabidir: reşit olmayanı yoldan çıkarma – suçun oluşması, tek başına, bir reşit olmayanı bir gece için barındırmakla bile mümkün olabilir, – on beş yaşından küçük çocuklarla cinsel ilişki yasağı, on beş ile on sekiz yaş arasındaki reşit olmayanların dâhil olduğu hâllerde eşcinsel ilişkilerin yasaklanması
İmzacılar, örf ve âdetlerin hızlı evrimini hesaba katmayan metinleri güncellemenin gerekliliği üzerinde ısrar ediyor. Ceza düzeninin hafifletilmesini, bugün ağır ceza mahkemesinin yetkisine giren bu tür davaların bir asliye ceza mahkemesi tarafından görülmesini talep ediyorlar.
1810 ceza kanunu, şiddet eşlik etmeyen cinsel fiiller için hiçbir yaptırım öngörmüyordu. 28 Nisan 1832 tarihli yasa, on bir yaşından küçük bir çocuğa karşı şiddet olmaksızın işlenen edep ve hayaya saldırı suçunu ihdas etti. Bu yaş sınırı iki kez yükseltildi: 1863’te on üç yaşa ve 1945’te on beş yaşa. Metnin yazarları, “suç niteliği”nin bugün saçma sonuçlara yol açtığına dikkat çekiyor. Zira yasa koyucu, bir yandan, değeri on beş yaşın altındaki kızlara doğum kontrol araçlarının satışına izin vererek, öte yandan da, suç sayılan fiilin suç ortağı hâline geliyor.
Metinleri gençleştirmek.
Eşcinsellik suçuna gelince, Fransız yasalarının araç setinde, ancak 6 Ağustos 1942 tarihli Vichy yasasıyla görünür; bu yasa, “kendi cinsinden bir reşit olmayanla (…) bir ya da birden fazla edepsiz ya da doğaya aykırı fiil işlemiş olan kimseyi” hedef alır.
Bu açık mektubun yazarları, “Bu bir toplum sorunudur,” diye ileri sürerek şu soruyu ortaya koyuyor: – Çocuklar ya da ergenler, bir cinsel ilişkiye özgürce rıza gösterebilecek durumda, kaç yaşında kabul edilebilir? “
1942 yasasının terimleri – “edepsiz ve doğaya aykırı” – bugün modası geçmiş görünüyor. Otuz beş yıldır, hatta hukukî kelime dağarcığı bile, anlam bakımından pek çok kayma yaşadı ve kavramlar evrildi. Dolayısıyla, ceza kanunu revizyon komisyonu isterse, bu mektubun imzacılarına göre, – artık bugün yalnızca salt polisî tacizleri ve kontrolleri haklı çıkaran – metinleri büyük güçlük çekmeden gençleştirip güncelleyebilmelidir.
İkinci Pedofilik Aydınlar Dilekçesi imzacıları:
Louis Althusser, École Normale genel sekreteri Supérieure, rue d’Ulm; Dennis Altman, yazar; Jean-Paul Aron, École pratique des Hautes Études’de profesör; Claude Bardos, profesör Paris-Nord Üniversitesi’nde; Collège de’de profesör olan Roland Barthes Fransa; “Arcadie”nin yönetmeni André Baudry; Simone de Beauvoir, Yazar; Dr. Frits Bernard, psikoseksolog, Rotterdam; Pasteur G. Paris-Nord Konsistori Başkanı Berner; Jean-Claude Besret, Boquen Manastırı’nın başrahibi; Dr. Boegner, Merkez’de görev yapan psikiyatrist. Fleury-les-Aubrais’den Hospitalier Spécialisé; Michel Bon, psikolog sosyal; Jean-Louis Bory, yazar; Bertrand Boulin, eğitimci; Hristiyan Burjuva, editör; Christine Buci-Glucksmann, doçent; Dr. Cabrol, psikiyatrist; Dr. Challou, Centre Hospitalier’deki psikiyatrist Fleury-les-Aubrais Uzmanlığı; François Chatelet, profesör Paris VIII Üniversitesi’nde; Patrice Chéreau, yönetmen; Jean-Pierre Colin, Reims Üniversitesi’nde profesör; çizgi roman sanatçısı, yazar; Alain Cuny, oyuncu; Fanny Deleuze; Gilles Deleuze, Paris Üniversitesi profesörü VII; Jacques Derrida, Ecole Normale Supérieure’de profesör, rue Ulm’un; Dominique Desanti, yazar; Jean-Toussaint Desanti, profesör Paris I Üniversitesi’nde; Françoise Dolto, nöropsikiyatrist, psikanalist; Bernard Dort, Paris III Üniversitesi’nde profesör; Françoise d’Eaubonne, Yazar; Doktor Maurice Eme, psikiyatrist, Hastane bölüm başkanı Beaumontsur-Oise; College de France profesörü Michel Foucault; Dr. Pierrette Garreau, çocuk doktoru; Philippe Gavi, gazeteci; Dr.R. Gentis, psikiyatrist; André Glucksmann, Ulusal Merkez’e bağlı bilimsel araştırma; Renaud Goyon, görsel sanatçı; Felix Guattari, psikanalist; Daniel Guérin, yazar; Pierre Hahn, gazeteci; Jean-Luc Hennig, gazeteci; Christian Hennion, gazeteci; Guy Hocquenghem, Paris VIII Üniversitesi’nde profesör; Roland Jaccard, psikanalist; Pierre Klossowski, yazar; Anne Laborit, müdür; Madeleine Laik, psikolog; Paris VIII Üniversitesi profesörü Georges Lapassade; Dominique Amiens Üniversitesi’nde asistan olan Lecourt; Jacques Lefort, araştırmacı Centre National de la Recherche Scientifique’de; Michel Leiris, Musée de l’Homme’un müdürü; Michel Lobrot, üniversitede profesör Paris VIII Üniversitesi’nden Jean-Frangois Lyotard; Paris VIII Üniversitesi’nde profesör; Michel Mardore, film yapımcısı; Dionys Mascolo, yazar; Gabriel Matzneff, Yazar; Doktor Michel Meignant, psikiyatrist, seksolog; Gérard Molina, Doçent Doktor Vincent Monteil, Paris Üniversitesi’nde profesör. VII. Direniş Madalyası; Doktor Bernard Muldworf, psikiyatrist, Hastane doktoru; Nicole Nicolas; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jean Nicolas- Kadın doğum uzmanı; Marc Pierret, yazar; Jacques Rancière, Üniversite profesörü Paris VIII’den; sosyal psikoloji profesörü Claude Revault d’ Allonnes Paris VII Üniversitesi’nde; Profesör Olivier Revault d’Allonnes Paris I Üniversitesi’nde; Jean Ristat, yazar; Christiane Rochefort, Yazar; Alain Robbe-Grillet, yazar; Gilles Sandier, tiyatro eleştirmeni; Jean-Paul Sartre, yazar; Renée Saurel, tiyatro eleştirmeni; Rene Scherer, Paris VIII Üniversitesi’nde profesör; Doktor Séguier, Merkez’de psikiyatrist. Fleuryles-Aubrais’in Hospitalier Spécialisé’si; Doktor Pierre Simon, Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı; Philippe Sollers, yazar; Victoria Thérame, yazar; Docteur Torrubia, Centre Hospitalier Specialisé’deki psikiyatrist Fleury-les-Aubrais; Hélène Védrine, Paris I Üniversitesi’nde profesör.
Epstein skandalı Jack Lang’ı nasıl devirdi: ‘Herkes onun hiçbir şey için asla para ödemediğini biliyordu’
10 Şubat 2026, Le Monde
Cumhurbaşkanı François Mitterrand döneminin simgesel bakanı, Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü’nün başkanlığından çekilmeye zorlandı. Eski müttefikler ve rakipler, etkisini ve ağını görkemli bir yaşam tarzını sürdürmek için kullanan bir adam hakkında konuşmaya başladı.
3 Şubat Salı günü Jack Lang hâlâ alanının tartışmasız hâkimi gibiydi. Le Monde’u, 13 yılı aşkın süredir yönettiği Paris kurumunun, Institut du Monde Arabe’ın (IMA, Arab World Institute) sekizinci katındaki cam duvarlı ofisinde, kanepenin üzerinde oturarak karşıladı.
Cumhurbaşkanı François Mitterrand döneminin eski kültür bakanı, istifa etmeyi planlayıp planlamadığı sorulduğunda şaşkınlıkla irkildi. “Kınanacak ne yaptım? Hakkımda hangi hukuki işlem yapıldı? Bu saçma,” dedi. Bir gün önce Mediapart, Lang ailesi—kendisi ve kızı Caroline—ile, Ağustos 2019’da gözaltında ölen, geniş bir ağa sahip olmasıyla bilinen Amerikalı iş insanı ve cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki “mali bağları” ortaya çıkarmıştı.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından 30 Ocak’ta yayımlanan e-postalar yığını içinde, Lang ailesi ile Epstein arasındaki ilişkinin, 2019’da cinsel yırtıcının tutuklanmasına kadar uzanan yedi yıl boyunca karşılıklı hediyeler ve iyiliklerle örülmüş olduğu görülüyordu. İronik biçimde, Lang’ın kendisi e-posta kullanmıyordu: çevresi e-postaları onun için çıktısını alıyor, o da üzerlerine notlar düşüyordu. IMA’daki ekibi, “Onun bilgisayarı yok; hayatında tek bir e-postayı bile kendisi yazmadı,” diye doğruladı. Lang dünyanın her yerine seyahat ediyordu, ama İngilizceyi de çok iyi konuşmuyordu.
Bu nedenle, iki adam arasındaki iletişimin büyük bölümünü, 30 yıl boyunca Amerikan şirketi Warner Bros Television’da çalışan kızı Caroline yürüttü. Caroline, 2016’da Epstein’le birlikte kurulan ve Lang’ı devirecek skandalın merkezinde yer alan offshore şirket Prytanee LCC’nin ortak mülkiyetini paylaşıyordu.
Olası olmayan üçlü
E-postalar, Epstein’in fikri ortaya attığını ve Kasım 2015’te bunu Jack Lang’a sunduğunu, ardından da Caroline Lang’a özetlediğini gösteriyor: Neden, kendisinin 20 milyon dolar katkı koyacağı bir fon yaratılmasın; Jack Lang bu parayla sanat eserleri satın alsın, sonra yeniden satsın ve kârı Epstein ile Lang ailesi arasında yüzde 50–50 bölüşsün? “Sizin taraf için risk yok. Eğlenceli olacak!” “Vay canına!!!” diye yanıtladı Caroline Lang. Oysa Caroline, daha önce, Paris Match ve diğer medya organlarının 11 ay önce yeni bir şikâyet ve Prens Andrew’ya yönelik tecavüz suçlamalarını izleyerek haberleştirdiği, Epstein’in çocuklara yönelik cinsel suçlardan mahkûmiyeti konusunda Epstein’e endişesini dile getirmişti. Epstein bunu “Sadece kötü basın” diye küçümsedi.
Bu olası olmayan üçlü, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Ocak 2013’te Jack Lang’ı IMA’nın başına atamasından yaklaşık bir yıl önce oluştu. Lang’lar, Paris’te Bourbon-İki Sicilya kraliyet ailesinin verdiği bir yemekte, film yapımcısı Woody Allen ve eşi Soon-Yi Previn’le—ki aynı zamanda onun evlat edinilmiş üvey kızıdır—tanıştı. Caroline Lang ile Previn arkadaş oldu.
Allen ve Previn Paris’e geldiklerinde, Lang’lar onları en iyi sergilere götürüyordu. Bir gün çift, yanlarında bir arkadaşlarını getirmeyi istedi: Epstein. Finansçı, 16. arrondissement’ta Avenue Foch’ta 800 metrekarelik bir daireye sahip olduğu Paris’te sık sık vakit geçiriyordu; 2012’deki bir akşam yemeği sırasında Lang’lara yakınlaştı. Bağlantı kuruldu.
Bu dostluğun başlangıcı, 1980’lerden beri kültür dünyasının ikonlarından olan Lang’ın uzun siyasi kariyerinin sonuna denk geldi. Bu, aynı zamanda ailenin, 2013’te kanserden aniden ölen oyuncu kızları Valérie Lang’ı kaybederek yas tuttuğu bir dönemdi. Bu yeni dost Epstein, ABD’den gelen cömert bir hayırsever gibi görünüyordu.
IMA’nın dinamik direktörü
Lang, IMA’da kaldırılan eski bir ayrıcalık olan şoförlü araca artık erişemediğinde ne oldu? Epstein aracını ona ödünç verdi. Peki Fas’ın Marakeş kentine gitmek istediğinde? Epstein özel jetini ona ödünç verdi. Ya eski seçilmiş siyasetçi, adının giderek kamusal görünürlükten silineceğinden korktuğunda? Epstein, kızına saygı duruşu niteliğinde bir filme 30.000 dolar, Lang yıllarının parlak günleri hakkında bir filme 50.000 dolar harcadı ve eğitim üzerine bir kitap için 100.000 dolar ödemeyi düşündü.
IMA’nın enerjik başkanı, Fransa ile Arap dünyası arasında kültürel diplomasi için altın bir vitrine dönüştürmek ve canlı tutmak istediği bir enstitüyü hareketlendirmek üzere, sürekli fon toplamaya da uğraşıyordu. Buna rağmen, altı yıl boyunca, onunla sık sık buluşmayı ayarladığı IMA’yı desteklemesi için hayırsever dostundan para istemek aklına gelmedi.
3 Şubat’ta Lang, küstahça, “İstemeliydim… Neden yapmadım? Çünkü ben bir aptalım,” diye yanıtladı. Belki de bunun nedeni, Epstein’in birlikte görünülmek istenmeyecek biri olduğunu bilmesiydi? Lang, medyada kurbanların suçlamalarının geniş yer bulmasına—bazılarının tecavüzler sırasında yalnızca 14 yaşında olmasına—rağmen, Epstein’in 2008’de bir reşit olmayanı fuhuş için temin etmekten mahkûmiyetini ya da Florida’da çektiği hapis cezasını hiçbir şekilde bilmediğinde ısrar etti.
O sırada Lang, siyasi kariyerini yeniden canlandırmak için son bir hamle yapıyordu: Haziran 2012 milletvekili seçimlerinde Vosges’u temsil eden bir sandalye için aday oluyordu. Ülkeyi bir Sosyalist dalga süpürmesine rağmen, Mitterrand yıllarının eski medya ağır topu seçilemedi. Şimdi kim hatırlıyor, 2002’den 2012’ye kadar Pas-de-Calais milletvekili olduğunu? Fransa’nın Fête de la Musique kutlamasının kurucusu, yerel parti üyelerini kaygılandıran bir kopukluk yaratma pahasına, bu eski işçi sınıfı kalelerine tepeden indirilmişti.
2002 kampanyası sırasında bir gün, Lang ekibinin hesabını ödemeden ayrıldı. Yerel il meclisinden bir çalışan, sonunda hesapla baş başa kaldı. Uzun süreli yerel seçilmişler, yıldız politikacıyı yeniden hizaya sokmak zorunda kaldı: “Bunlar senin kampanya giderlerin. Senin için koşturan çocuklara içki ısmarlamak için cebinden para çıkarıp ödersin…” Başka bir seferinde, Sosyalist aktivistler ondan seçim bölgesinde düzenli danışma saatleri yapmasını istediğinde Lang tersledi: “Ben sosyal hizmet uzmanı değilim!”
‘Üretim makinesi’
Eski bakan ve 2012’de Pas-de-Calais’den seçilen Sosyalist senatör Brigitte Bourguignon hatırladı: “O bir lorddu. Ayağı hiç yere basmadı. Kim ödüyor diye bakmadan kalkıp giderdi; sanki hayatta bir şeylerin parasının ödenmesi gerektiğini bilmiyormuş gibi. Ağlarını hep kullanırdı—birçok insan far ışığında donup kalan tavşan gibiydi. Olağanüstü bir karakterdi ve bazen alışılmış kuralların dışındaydı. Zamanla imaj soldu. Her şey bir oyunmuş gibi oldu.” Lang, şans yıldızına ve muazzam popülerliğine inanıyordu. Pas-de-Calais’de yeniden aday gösterilmediğinde Sosyalist aktivistlere, “Nereye gidersem gideyim, seçilirim,” diyordu. Bu sefer değil.
IMA’da, kendi kişisel oyun alanında, Lang aşırı hareketli, yaratıcı ve her şeye hükmeden bir başkandı. Bu yoğun enerji yıllar öncesine dayanıyordu ve çalışma arkadaşlarını yıpratıyordu. Kültür ve Millî Eğitim Bakanlığı’nda eski özel danışmanı Bernard Latarjet şöyle hatırladı: “İnanılmaz çalışırdı; talepler, talimatlar ve isteklerle üzerimize gelirdi, bizi boğardı. Ne pazar günleri, ne akşamlar, ne hatta tatil. İşin büyüklüğünü kavrayamazsınız. Ve en küçük ayrıntı için patolojik, neredeyse sağlıksız denecek bir hafızası vardı. Lang bir üretim makinesiydi.”
O dönemin Élysée Sarayı’nda eski bir özel kalem şefi, Lang’ın atamalar, kararlar ya da nişanlar elde etmek için, kimsenin benzeri olmayan amansız bir baskı uyguladığını söyledi. Eski kültür bakanı Rima Abdul Malak şöyle hatırladı: “Bakan olmayı hiç bırakmadı. Her gün beni arardı, mektuplar, e-postalar, mesajlar gönderirdi… Benim özel bir Lang klasörüm vardı.” Abdul Malak’a 2022 Basın Kulübü Mizah ve Siyaset Ödülü verildiğinde, Lang Suudi Arabistan’dan dönmek için uçak biletini değiştirdi.
“Onu spot ışığına çıkaracak bir fırsatı asla kaçırmaz—bir onur, bir madalya; mirasının ve tanınırlığının hayatının her saniyesinde bekçisidir… Cannes’da hiçbir şey için asla para ödemediğini herkes bilirdi,” dedi Abdul Malak. “Her yere, her zaman lüks koşullarda davet edilmesi gerektiğine inanır. Kişiliğinin bu yönü; şampanyacı-sosyalist sol eleştirilerini, paranın cazibesini, lüks ve iktidar çevrelerini çağrıştırır. Ama aynı zamanda Techno Parade kortejlerine katılabilir ve sanatçıları desteklemek için küçük yeraltı atölyelerine de uğrayabilir.”
Cezasızlık duygusu
İkircikli; kurumların ve fikirlerin adamı; korsanlık hukuku alanında uzman eski bir profesör ve protokole pek bağlı olmayan Lang, hâlâ, 1981’de Cumhurbaşkanı Mitterrand’ın kültür bütçesini iki katına çıkarma vaadinden yararlanan simgesel bir bakan olarak sicilinin halesinden besleniyor. Bu haleyi ve bağlantılarını dünyanın her yerinde büyüttü; eleştirmenlerinin iddiasına göre, her şeye gücü yetme ve cezasızlık hissine kayma pahasına. IMA’daki çevresinden bir kişi, “Artık geçerliliği kalmamış bir saflığı ve bir zihin hâli var,” dedi.
Epstein’le bağlantıları açığa çıktığından beri, kaide çatlamaya başladı. Fransa Ulusal Mali Savcılığı’nın (PNF) nitelikli vergi dolandırıcılığı aklama suçlamasıyla başlattığı soruşturmanın yanında, binlerce e-postanın yayımlanmasıyla alevlenen sosyal medyanın da beslediği, geçmiş ihlallere dair anılar düzensiz biçimde yeniden su yüzüne çıktı. Lang ve eşi Monique polis korumasına alındı.
Daha temkinli biçimde, eski müttefikler ve siyasi rakipler, ödenmemiş hesaplar ve görkemli bir yaşam tarzı hakkında konuşmaya başladı. Bazıları, Paris restoranlarının Lang çiftinin içeri girmesinden korktuğunu söyledi. 1990’larda siyaset ve medya elitinin önemli uğraklarından Chez Edgard’da, işletmeci, Lionel Jospin hükümetinden eski bir bakana şöyle itirafta bulundu: “Lang’lar bende, bir daha asla; bana 10 yıllık öğle yemekleri borçlular.”
Cannes Film Festivali’nde Croisette üzerindeki lüks oteller geri itmeye karar verdi. Kültür ve sinema dünyasından isimler festival tarafından, kahvaltı dâhil iki gece için davet ediliyordu. Ancak o dönemin organizatörlerine göre, Lang çiftinin faturaları birkaç bin avroya ulaşıyordu—tahsis edilen tutarın üç ya da dört katı—bazen uzatılmış konaklamalar, bazen misafirlerle yenilen yemekler nedeniyle. Hiçbir otel artık onu ağırlamayı kabul etmiyordu. Nitekim, festivalin eski başkanı Pierre Lescure’un sosyal medya platformu X’te açıkladığı üzere, Croisette otellerindeki “önemli ödenmemiş faturalar”dan söz ederek, Lang 2020’den sonra artık davet edilmedi.
IMA: Tam zamanlı bir iş
Onu ve eşini tanıyan siyasal ve kültürel liderlerin çoğu bunu bir “yaşam biçimi”, “bilinen bir alışkanlık” diye tarif etti. Uzun süre, eşi perde arkasındaki itici güç ve onun gizli halkla ilişkiler avantajıydı. Bir başka eski Sosyalist kültür bakanı Aurélie Filippetti, “Lang’ın paraya yaklaşımı anormaldi—bütün politikacılar bunu yapmaz,” diye ısrar etti.
İlke olarak, yönetim kurulu başkanları ücret almadan görev yapar. Ancak Lang, IMA başkanlığını tam zamanlı bir işe çevirdi. O dönemde yönetim kuruluna, kendisi için aylık 10.000 € maaş onaylattı; bu, bir hükümet bakanının kazandığından fazlaydı. Bu ayrıntı, Hollande hükümetinin üyelerini şoke etti; özellikle de Cumhurbaşkanı bakan maaşlarını %30 kesmişken ve bakanların değeri 150 €’yu aşan her hediyeyi iade etmesi gerekirken.
2011–2013 arasında IMA’yı yöneten Renaud Muselier şöyle hatırladı: “IMA’da tüm ayrıcalıkları kaldırmıştım. Ne maaşım ne şoförüm vardı ve yemek masraflarım çok sınırlıydı. Bu uygulamalar benim etik anlayışıma uymuyordu. Lang ve ailesinin işleyişi, Fransa’nın ödediği bir kamu kurumunun başındaki bir pozisyon için uygun değildi.”
Lüks takımlar
Lang, IMA’nın ortağı Lübnanlı catering firması Noura’ya, kendisi ve misafirleri için “ayrıcalıklı bir tarife” kabul ettirdi. Ancak Le Canard Enchaîné gazetesinin 2015’te açıkladığı üzere, restoran, 41.000 € tutarındaki ödenmemiş bir faturanın enstitü tarafından ödenmesini resmen talep etti. Mahkemeler, kayyımlık sürecindeki restoran ile Enstitü arasında karşılıklı borçları tanıdı.
Le Canard Enchaîné ve L’Obs’a göre Lang, ayrıca, Fas Kralı II. Hasan’ı (1929-1999) giydiren terzinin İtalyan markası Smalto gibi lüks takımlar da aldı. Olası zimmete para geçirme üzerine bir soruşturma açıldı, ardından 2023’te nihayetinde kapatıldı. Yves Saint Laurent gibi başka tasarımcılar ve Japon tasarımcı Issey Miyake de ona takım elbise hediye etti. Lang’ın avukatı Laurent Merlet, “Rakamlar birbirini tutmuyor,” diye savundu. “1990’dan beri, iftira ve özel hayatın gizliliği konularında itibarını ve imajını savunmaya başladığımdan bu yana, onu kaba saba göstermek için ödenmemiş restoran faturaları üzerinden açılmış tek bir davayla bile karşılaşmadım.” Bu konular hakkında kendisine ulaşıldığında, Lang yorum yapmayı reddetti.
Lang medya fırtınalarına yabancı değildi ve yerini nasıl koruyacağını bilir. Ancak geçmişteki açıklamalar, öncü ve ilerici bir figür olarak imajını gölgeliyor. 16 Mayıs 2011’de, o zamanki IMF başkanı ve Fransız cumhurbaşkanı adayı Dominique Strauss-Kahn, New York’taki Sofitel’de, hizmetçi Nafissatou Diallo’ya tecavüz ettiği gerekçesiyle tutuklandığında, Lang akşam haberlerinde verdiği bir röportajda olayı küçümseyerek “Kimse ölmedi,” dedi.
Ocak 2018’de Allen, evlat edindiği kızı Dylan Farrow tarafından, 7 yaşındayken kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yeniden suçlandığında, Lang popüler program Quotidien’de, “Woody bashing” dediği şeye ve “hiçbir kanıt olmaksızın” “bir aile içi komplo”ya karşı çıktı. Lang, “Bazen politik doğrucu olmamak ve akıntıya karşı gitmek gerekir,” diye ileri sürdü; ayrıca New York savcısının 1993’te dosyayı dayanaksız bulduğunu ekledi; gerçekte bu doğru değildi. Kızı, ortak dostları Allen’a yönelik bu kamu desteğini e-postayla Epstein’e bildirdi.
Gérard Depardieu, yaklaşık 20 kadın tarafından suçlanıp tecavüz ve cinsel saldırıyla itham edildikten sonra, Lang Fransız aktörle arkadaş kalmayı sürdürdü. Ayrıca, 2009’da ABD’nin talebi üzerine İsviçre’de, 1977’de bir reşit olmayana cinsel saldırı nedeniyle tutuklanan Roman Polanski’ye kamuya açık destek verdiği için eleştirilmiş olsa da, Lang bugün bunu yeniden yapacağını ısrarla söylüyor.
Mediapart’ın ifşalarının ardından, mali savcıların 6 Şubat Cuma günü Jack ve Caroline Lang hakkında bir soruşturma açması, Élysée’nin baskısı altında, seksenlerini süren adamın istifa kararını hızlandırdı. Üç gün önce, kızının Ulusal Yapımcılar Birliği’nden istifası hakkında, offshore şirkete atıfla, “Onun için çok üzücü; fonlarla ilgili bu işin tamamından o sorumlu,” demişti. “Tek bir sent bile almadım,” diye Caroline tekrar etti.
Lang’ın görev süresi, 83 yaşındayken, 2023’te yenilendi; bu, benzer kurumların tepesindeki normlarla—kamu kurumlarının liderleri genellikle yaş ve görev süresi sınırlamalarına tabidir—çelişiyordu ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görevi eski dışişleri bakanı Jean-Yves Le Drian’a ayırma vaadini de görmezden geliyordu. Lang uyarmıştı: Kalacaktı.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Their 68: The French Pedophilic Intellectuals’ Petition 1977 – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Epstein Davası: Jack Lang vedasını ederken Arap Dünyası Enstitüsü’nde aramalar | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER