Nikbinler’den Sahtekar Esnaf Serzenişi

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Kuşak Kusağı Nikbinler / Nikbinler’in Karı Forsu ve Sümük Siyaseti / Nikbinler ve Suno’nun Getürkt Suistimali

Nikbinler tartışması, bir grubun sahne performansındaki playback meselesinden daha büyük bir yere oturdu. Tartışmanın merkezinde tek bir soru var: Dinleyiciye Berika’nın sesi diye sunulan şey, gerçekten Berika’nın o şarkıya girmiş canlı ya da stüdyo vokal performansı mıydı, yoksa Berika’nın sesinden kurulmuş persona/voice sistemiyle üretilmiş bir ses kimliği miydi?

Volkan’ın Ekşi Sözlük’te yayımladığı uzun savunma, bu soruyu kapatmak için yazılmış gibi duruyor; fakat metnin kendi beyanları soruyu daha da büyütüyor (🔗 entry silindi, sayfanın altında kopyası). Çünkü savunma boyunca bir yandan Nikbinler’in AI müzik kökeni, Suno kullanımı, Berika’nın sesinin persona olarak oluşturulması, persona özelliğinin verimsizliği, çıkan vokallerde ses farklılıkları, Denize Doğru düzenlemesinin çoğunlukla yapay zekâyla yapılması, Saygı1’de half playback kullanılması ve kayıtlı sesle canlı sesin birlikte duyulması kabul ediliyor; diğer yandan bütün bunlar “Berika’nın sesidir”, “emek verdik”, “canlı konserlerimiz var”, “herkes playback yapıyor”, “stüdyo teknolojisi zaten yıllardır kullanılıyor” cümleleriyle yumuşatılıyor.

Bu, açıklama metni gibi görünen bir esnaf serzenişidir. Ürünün reçetesi açılmıyor; tezgâhın arkasındaki karışım tarif edilmiyor; müşteriye ise “ben uğraştım, hakkımı yemeyin, imkânım azdı, sonra imkân buldum, eşim sanatçı, canlı da söylüyor” deniyor. Sahtekârlık burada yalnızca teknolojinin kullanımında aranacak bir şey değil. Asıl sahtekârlık, persona ile kurulmuş ses kimliğini insan vokalinin doğrudan kendisi gibi dolaşıma sokan dildedir.

Nikbinler’in hikâyesi klasik bir grubun hikâyesi gibi başlamıyor. Volkan kendi savunmasında 2024’ten beri yalnızca AI müzikle ilgilendiğini, hatta sahaflığı bırakıp tamamen AI müzik alanına yöneldiğini söylüyor (🔗). Bu cümle, bütün anlatının temelini kuruyor. Ortada önce prova odası, sahne pratiği, müzisyenler arası uzun çalışma, stüdyo albümü, konserle büyüyen bir grup yok. Önce AI müzik var. Önce Suno var. Önce YouTube kanalı var. Önce platformda üretim var. Sonra bu üretimin üstüne “Anadolu rock grubu”, “canlı kanlı”, “vokal”, “söz”, “beste”, “gerçek grup” gibi sahicilik kelimeleri giydiriliyor.

Yersiz Şeyler’deki Kuşak Kusağı Nikbinler metni bu çelişkiyi tam merkezinden yakalıyor: Nikbinler, internet ve yapay zekâ çağının üretim biçimini eski sahne sahiciliğinin kostümüyle görünür kılıyor (🔗). Platform çağının çocuğu, eski konser diline, eski grup imgesine, eski kadın vokal romantizmine ve eski pop otoritesinin onayına ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden olay yalnızca “AI kullanıldı mı?” sorusuyla kapanmıyor. Olay, AI ile kurulmuş bir üretim biçiminin kendini insan bedeni, kadın sesi, konser sahnesi ve nostaljik grup formu içinde meşrulaştırmasıyla büyüyor.

Volkan’ın savunmasındaki en önemli cümle şudur: Berika’nın sesini persona olarak oluşturduklarını söylüyor. Ardından, o dönem Suno’nun persona özelliğinin verimli çalışmadığını, çıkan vokallerde ses farklılıkları bulunduğunu ekliyor (🔗). Bu iki cümle bütün savunmayı dağıtmaya yeter. Çünkü “Berika’nın sesini persona olarak oluşturduk” demek, şarkıya Berika’nın o şarkıyı söyleyen doğrudan vokal kaydının girdiği anlamına gelmez. Ses, sisteme bir referans kimlik olarak tanıtılmıştır. Persona, şarkı içinde Berika’nın canlı/stüdyo performansının yerine geçen üretim yüzeyidir. Bu yüzden çıkan vokallerde ses farklılıkları oluşur. Bu yüzden Volkan “o dönem karımın sesini tam olarak alıp kullanamamışım” diyebilir. Bu yüzden “çıktılardaki ses yüzde yüz bana ait gibi bir şey mi diyor?” diyerek geri çekilebilir.

Tam da burada yalanın yapısı görünür hale gelir. Bir yanda “Berika’nın sesi persona olarak oluşturuldu” itirafı var. Bir yanda “şarkılardaki çıktıların yüzde yüz Berika’ya ait olduğu söylenmedi” savunması var. Bir yanda “o dönem karımın sesini tam olarak alıp kullanamamışım” cümlesi var. Bir yanda “vokal Berika’nın sesidir” cümlesi var. Bunlar aynı anda taşınmaya çalışılıyor. Kaynak ses, persona sesi, çıktı sesi, final wav sesi ve sahnedeki canlı ses tek bir “Berika’nın sesi” cümlesine sıkıştırılıyor.

Burada kilit nokta, persona ile voice arasındaki yapay ayrımdır. Volkan, “biz bu işe başladığımızdaki Suno persona ile şu anki Suno voice sistemi bambaşka” diyerek sanki eski sorunlu teknolojiyle şimdiki kullanım arasında mahiyet farkı varmış gibi konuşuyor (🔗). Oysa mesele sürüm adıyla ilgili değildir. Eski persona da yeni voice da aynı temel sahicilik krizini üretir: Bir insanın sesi, sistem içinde ses kimliğine çevrilir; şarkıya doğrudan o insanın performansı değil, sistemden geçmiş o ses kimliği girer. Eski persona daha kötü, daha tutarsız, daha kırık çalışmış olabilir. Yeni voice daha pürüzsüz, daha inandırıcı, daha kullanışlı çalışabilir. Bu fark, sahicilik meselesini azaltmaz; daha keskin hale getirir. Çünkü teknoloji pürüzsüzleştikçe, dinleyicinin duyduğu sesin kaynağına dair güven daha rahat sömürülür.

Volkan’ın “bambaşka” iması bu yüzden masum bir teknik bilgi gibi okunamaz. Eski persona özelliğini kullanmış, ses farklılıklarını kabul etmiş, sonra aynı üretim mantığının ileri sürümünü başka bir kategori gibi sunmuştur. Eski sistem kötüydü, şimdiki sistem bambaşka demek, aynı dükkânda eski karışımın tadı tutmadı, yenisini daha iyi kıvırıyoruz demeye benzer. Reçete aynı bölgededir: Berika’nın doğrudan şarkı performansı yerine Berika’dan kurulan ses kimliği.

Nikbinler meselesinde en yanıltıcı cümlelerden biri “orada kullanılan benim sesim” savunmasıdır. Berika’nın Emre Yücelen ziyaretinde böyle söylediği aktarılıyor; Volkan da bunu, “şarkılardaki çıktılardaki ses yüzde yüz bana ait demedi, Suno’da kullandığımız ses benim sesim dedi” diye açıklıyor (🔗). Bu açıklama, savunma gibi görünürken asıl çelişkiyi onaylıyor. Çünkü “kullanılan benim sesim” ifadesi dinleyiciye geniş bir sahiplik duygusu verir. Sanki duyulan vokal Berika’nın doğrudan kendisidir. Oysa Volkan’ın daraltılmış açıklaması başka bir şeyi anlatır: Sistemde kullanılan referans Berika’nın sesidir.

Bu fark hayati önem taşır. Bir şarkıda duyulan final vokal, Berika’nın o şarkıyı söyleyen kaydı olabilir. Bir şarkıda duyulan final vokal, Berika’nın sesinden kurulmuş persona çıktısı olabilir. Bir şarkıda duyulan final vokal, Berika’nın ham kaydı ile ağır düzenlenmiş bir stüdyo yüzeyi olabilir. Bu üç şey aynı şey gibi konuşulamaz. Volkan’ın savunmasında bunlar sürekli aynı kaba boşaltılıyor. “Benim sesim” ifadesi, kaynak sesle final sesi birbirine yapıştırıyor. Yalan buradan doğuyor.

Denize Doğru kısmında da aynı yöntem sürüyor. Volkan, Saygı1 Mustafa Sandal gecesi için hazırlanan Denize Doğru düzenlemesinin altyapısını ve aranjesini kendisinin yaptığını, çoğunluğunu yapay zekâ ile yaptığını söylüyor (🔗). Sonra stemlere ayırıp Logic Pro’da çalıştığını, düzenlemeler yaptığını, Berika’ya okuttuğunu, stüdyoda kayıt aldığını, ardından Suno persona ile şimdiki Suno voice sisteminin bambaşka olduğunu ekliyor. Bu akış, temiz bir açıklama değil; birbirini örten katmanlar dizisidir. Önce AI aranjenin kabulü geliyor. Sonra DAW emeği geliyor. Sonra Berika’nın stüdyo okuması geliyor. Sonra persona/voice sürüm farkı geliyor. Sonra “tamamen AI ses” iddiası hedefe konup reddediliyor. Sonra “vokal Berika’nın sesidir” cümlesiyle kapı kapatılıyor.

Bu kapanış gerçeği açıklamaz. Denize Doğru’da Berika’nın stüdyo okuması alındıysa, bu kaydın final vokaldeki yeri açıkça söylenmeliydi. Berika’nın kaydı Suno voice sisteminde bir referans olarak kullanıldıysa, bu da açıkça söylenmeliydi. Finalde duyulan kayıtlı vokal Berika’nın ham okumasıysa, persona/voice farkı neden gündeme getirildiği açıklanmalıydı. Finalde duyulan kayıtlı vokal voice/persona sistemiyle kurulmuşsa, “vokal Berika’nın sesidir” cümlesinin teknik anlamı daraltılmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmıyor. Bunun yerine “çıplak sesle final wav arasında fark olur” gibi herkesin kabul edebileceği genel bir cümleye sığınılıyor.

“Çıplak sesle final wav farklı olur” doğru görünmek için seçilmiş bir kaçış cümlesidir. Elbette stüdyo kaydı, mix-master sonrası final dosya ve çıplak ses aynı tınlamaz. Fakat burada tartışılan şey basit bir EQ, kompresör, reverb, pitch düzeltme farkı değildir. Tartışılan şey, sesin bir persona/voice sistemi içinde yeniden kurulup kurulmadığıdır. DAW ile insan vokalini işlemek başka bir süreçtir; bir kişinin sesini persona olarak oluşturup sistemden vokal çıktısı almak başka bir süreçtir. Volkan bu iki süreci “stüdyo teknolojisi”, “AI araçları”, “DAW yazılımları”, “pluginler”, “mix-master” gibi genel kelimelerle aynı torbaya atıyor. Torba doldukça izleyici hangi sesin nereden geldiğini göremez hale geliyor.

Saygı1 tartışmasının büyüme sebebi de tam budur. Onedio’nun aktardığı tartışmada Murat Dalkılıç’ın “yapay zekanın kendi söylüyormuş gibi yapan çok iyi bir şarkıcı rolünde birini gördüm” çıkışı ve Sena Gül’ün “Biz AI müzik yapan bir grubuz deseniz yine okay’di” çizgisindeki eleştirisi, meselenin özünü yakalıyor (🔗). Problem AI müzik üretmek değildir. Problem, AI/persona/voice üretimini “o ses benim sesim”, “biz gerçek grubuz”, “canlı kanlıyız” diliyle seyircinin önüne koymaktır. Açıkça “Biz AI müzik yapıyoruz, Berika’nın sesini persona/voice sistemiyle kullanıyoruz, bazı kayıtlarda doğrudan vokal performansı değil sistemden üretilmiş ses kimliği var” denmiş olsaydı, tartışmanın zemini değişirdi. Burada tam tersi yapılıyor: AI kökeni kabul ediliyor ama sahicilik vitrini terk edilmiyor.

Mustafa Sandal’ın desteği de bu sisin içine yerleşti. Onedio ve Odatv’nin aktardığına göre Sandal, Nikbinler’in stüdyoya girip söylediğini, stüdyo teknolojisinin nimetlerinden yararlandığını, Denize Doğru’yu çıplak sesle söyleyip kendisine gönderdiklerini belirterek tartışmayı kapatan bir tavır aldı (🔗). Fakat “stüdyo teknolojisinin nimetleri” ifadesi tam da meselenin üstünü örten torba ifadedir. Bu torbanın içine autotune da girer, comping de girer, layer da girer, backing track de girer, AI aranje de girer, voice/persona kullanımı da girer. Bu ifade hangi aracın nerede, ne ölçüde, hangi kaynak üzerinde kullanıldığını söylemez. Kamuya “panik yapmayın” denir; teknik zincir yine açılmaz.

Volkan’ın Saygı1 için “half playback yaptık” demesi ayrı bir kırılma noktasıdır (🔗). Çünkü half playback denildiğinde sahnede iki ses rejimi birlikte çalışır: o anki canlı ses ve kayıttaki ses. Volkan bunu da kabul ediyor; kayıtları dinlerken hem Berika’nın o anki sesini hem kayıttaki sesini duyabileceğimizi söylüyor. İşte bütün mesele bu kayıttaki sestir. Kayıttaki ses Berika’nın doğrudan stüdyo performansı mıydı? Berika’nın sesinden kurulan voice/persona çıktısı mıydı? DAW’da ne kadar dönüştürüldü? Canlı mikrofon o kayıtlı sese hangi oranda karıştı? Yayınlanan videoda hangi ses öne çekildi? Bu soruların hiçbiri “half playback yaptık, herkes yaptı” cümlesiyle cevaplanmaz.

“Herkes playback yapıyor” savunması da ayrı bir aldatmacadır. Evet, pop endüstrisinde playback, half playback, autotune, yoğun stüdyo işleme, backing track ve yayın sonrası düzeltme uzun süredir var. Fakat bu genel gerçek, Nikbinler’deki özel soruyu çözmez. Bir popçunun stüdyo kaydına playback yapması ile Berika’nın sesinden persona/voice sistemi kurup o ses kimliğini Berika’nın sesi gibi dolaşıma sokmak aynı temsil ilişkisini kurmaz. İlkinde stüdyo kaydı insana aittir; ikincisinde sesin insanla bağının hangi aşamada koptuğu veya yeniden kurulduğu belirsizdir. Volkan’ın “yıllardır DAW araçlarıyla size düzenlenmiş sesler dinletildi” çıkışı, AI voice/persona eşiğini sıradan stüdyo işçiliğiyle aynılaştırır. Bu eşitleme savunmanın en kullanışlı hilesidir.

Ekşi Sözlük’teki tartışma içinde bazı kullanıcıların dikkat çektiği nokta da buraya temas ediyor: Suno inanılmaz sonuçlar verebilen bir araçtır; bir dakikada haftalarca stüdyo emeğiyle alınabilecek bir etki yaratabilir; fakat Suno’dan çıkan işi biraz DAW’da kesip biçen kişinin bunu tümüyle kendi aranje emeği olarak sunması ayrı bir şeydir (🔗). Buradaki mesele AI’a düşmanlık değildir. AI ile üretim yapılabilir. Suno ile şarkı çıkarılabilir. Voice/persona ile ses kimliği kurulabilir. Fakat bu işin pazara, sahneye ve izleyiciye hangi adla sunulduğu belirleyicidir. “AI müzik” diye sunulan iş dürüst bir makine işi olur. “Canlı kanlı gerçek grup” diye sunulan persona sesi ise güven istismarı üretir.

Volkan’ın metninde sürekli aile, emek, imkân yokluğu ve tecrübesizlik duygusu devreye giriyor. Berika eşidir, sanatçıdır, ressamdır, şairdir, bestecidir. Başta ses kartı yoktur, mikrofon yoktur, stüdyo yoktur, para yoktur. Telefonla ses kaydı alınmış, beste Suno’ya atılmış, orada bir şeyler yapılmaya çalışılmıştır. Sonra küçük bir ev stüdyosu kurulmuştur. İyi mikrofon, üst segment ses kartı, kulaklık, DAW yazılımları, pluginler alınmıştır. Bütün bunlar bir gelişim hikâyesi gibi anlatılır. Fakat aynı anlatı başka bir şeyi de itiraf eder: Başlangıçtaki Nikbinler sesi doğrudan stüdyo performansıyla kurulmamıştır. Telefon kaydı, Suno, persona ve çıkan vokal farklılıkları bu hikâyenin merkezindedir.

Bu yüzden “başta imkân yoktu, o şekilde oldu, artık var” cümlesi final savunması olamaz. Tam tersine suç mahallinin özetidir. “O şekilde” dediği şey, insan sesini sisteme referans yapıp çıkan şarkılarda persona vokal dolaştırma düzenidir. “Artık var” dediği şey ise aynı düzenin daha iyi ekipman, daha iyi DAW, daha iyi voice sistemi ve daha iyi sahne hikâyesiyle pürüzsüzleştirilmesidir. Eski persona özelliği kötü çalışmış, yeni voice sistemi daha düzgün çalışıyor olabilir. Bu gelişim, “artık gerçek vokal” anlamına gelmez. Yalnızca sahte sahiciliğin daha iyi paketlenmesi anlamına gelir.

Savunmanın en güçlü görünen ama en boş hamlesi, “Denize Doğru’daki ses tamamen AI ise, hadi aynı sesi Suno’dan promptla çıkarın” meydan okumasıdır. Bu sahte testtir. Çünkü Volkan’ın kendi anlattığı zincir prompt-only bir zincir değildir. Berika’ya okuttum diyor, stüdyo kaydı aldım diyor, AI ile aranje yaptım diyor, stemlere ayırdım diyor, Logic Pro’da saatlerce çalıştım diyor, Suno persona ile Suno voice farkından söz ediyor, mix-master ve final wav’dan bahsediyor, Saygı1’de half playback kullandığını söylüyor. Böyle bir zincirde eleştirmenin aynı sesi tek promptla üretmesi beklenemez. Asıl test başkalarının Suno’da taklit yapması değildir. Asıl test, Nikbinler’in kendi ham vokal dosyasını, voice/persona çıktısını, DAW proje zincirini, kayıtlı vokal kanalını ve sahne mikrofon kanalını yan yana koymasıdır.

Bu açıklama gelmediği için Volkan’ın metni açıklama olmaktan çok hasar kontrolü gibi çalışıyor. Önce içeriden bilgi veriyor. Sonra verdiği bilgilerin doğurduğu sonucu yumuşatıyor. Persona kullanıldığını söylüyor; sonra persona eskiydi, voice bambaşka diyor. Ses farklılıkları vardı diyor; sonra Berika sesini değiştirebiliyor diyor. Karımın sesini tam olarak alamamışım diyor; sonra vokal Berika’nın sesidir diyor. AI ile çoğunu yaptım diyor; sonra emek verdim, stemlere ayırdım, Logic Pro’da çalıştım diyor. Half playback yaptık diyor; sonra herkes yaptı diyor. Kayıttaki sesle canlı sesi birlikte duyabilirsiniz diyor; sonra canlı konserlerimiz var diyor.

Bütün metin bu çift yönlü hareketle örülmüş durumda. İtiraf ve aklama aynı anda ilerliyor. Teknik zincirin her kritik noktasında bir duygu cümlesi beliriyor. “Eşim”, “emek”, “imkânsızlık”, “tecrübesizlik”, “hakkını yemeyin”, “canlı dinleyin”, “kurtlar sofrası sektör”, “kervan yolda düzülür” gibi ifadeler, persona/voice gerçeğinin etrafına diziliyor. Bu yüzden metnin duygusal tonu masum bir serzeniş gibi görünse de işlevi bellidir: ticari formülü açmadan ahlaki kredi istemek.

Nikbinler vakasının kültürel önemi burada yatıyor. Artık ses yalnızca duyulan şey değildir; kaynak, sahiplik ve temsil meselesidir. Bir şarkının güzel bulunması, o şarkının hangi düzenekle üretildiği sorusunu ortadan kaldırmaz. Dinleyici güzel bir yüzey duyabilir, etkilenebilir, nostalji yaşayabilir, düzenlemeyi başarılı bulabilir. Fakat sahnede gördüğü bedenle duyduğu ses arasındaki bağ belirsizleştirildiğinde mesele estetik beğeniden çıkar, güven meselesine döner. Persona ile kurulmuş bir ses kimliği, insan vokalinin doğrudan kendisi gibi dolaşıma sokulunca dinleyiciye yalnızca müzik satılmaz; sahicilik de satılır.

Bu yüzden “AI olsa ne olur?” tepkisi meseleyi ıskalar. AI olması tek başına mesele değildir. AI’ın gizlenmesi, yarı kabul edilmesi, sonra “gerçek grup” ve “Berika’nın sesi” kelimeleriyle aklanması meseledir. Nikbinler açıkça “AI müzik yapıyoruz, Berika’nın sesini persona/voice sistemiyle kullanıyoruz, bazı kayıtlarda duyduğunuz vokal doğrudan performans kaydı değil, ses kimliği üretimidir” deseydi, ortaya dürüst bir makine estetiği çıkardı. Şimdiki durumda ise makine estetiği insan sahiciliği ambalajıyla satılıyor.

Volkan’ın savunması bu yüzden kendi kendini ele veriyor. Persona kullanılmış. O persona verimli çalışmamış. Vokallerde ses farklılıkları oluşmuş. Berika’nın sesi o dönem tam olarak alınamamış. Başlangıçta ses kartı, mikrofon, stüdyo olmadan telefon kaydı ve Suno ile üretim yapılmış. Denize Doğru’nun düzenlemesinin çoğu AI ile kurulmuş. Suno persona ile yeni Suno voice arasındaki fark özellikle gündeme getirilmiş. Final vokalin çıplak sesten farklı olduğu kabul edilmiş. Saygı1’de half playback yapılmış. Kayıttaki ses ile canlı sesin birlikte duyulduğu söylenmiş. Bütün bu beyanların ardından “vokal Berika’nın sesidir” demek, teknik açıklama değil, sahiplik mühürüdür. Mührün altındaki reçete hâlâ kapalıdır.

Nikbinler’den gelen şey bu yüzden bir sanatçı açıklamasından çok sahtekâr esnaf serzenişidir. “Malın içinde ne var?” sorusuna “Ben çok uğraştım” diye cevap veriliyor. “Bu ses şarkıya nasıl girdi?” sorusuna “Eşim canlı da söylüyor” deniyor. “Persona kullanıldı mı?” sorusuna “O eskiydi, şimdiki voice bambaşka” havası veriliyor. “Kayıttaki ses ne?” sorusuna “Çıplak sesle final wav aynı olmaz” deniyor. “AI mı?” sorusuna “Herkes stüdyo teknolojisi kullanıyor” deniyor. “Playback mi?” sorusuna “Herkes yaptı” deniyor.

Bu savunma biçimi, kendi yarattığı bulanıklığın içinden ahlaki üstünlük çıkarmaya çalışıyor. Oysa metnin kendi beyanı yeterince açık: Nikbinler’in ses hikâyesi doğrudan Berika’nın canlı vokaliyle başlamıyor; Berika’nın sesinin persona olarak oluşturulmasıyla başlıyor. Eski persona kötü çalışmış; yeni voice sistemi daha ileri hale gelmiş. Bu gelişme, sahicilik sorununu çözmez. Ses kaydı şarkıya performans olarak girmediğinde, şarkıya giren şey bir vokalistin o anki bedensel icrası değildir; sisteme tanıtılmış bir ses kimliğidir. Bu ses kimliği Berika’dan türemiş olabilir, Berika’ya ait referansla kurulmuş olabilir, Berika’nın adına bağlanmış olabilir. Fakat dinleyiciye Berika’nın doğrudan söylediği ses gibi sunulduğu anda mesele teknik üretimden temsil sahtekârlığına geçer.

Nikbinler vakasının kalıcı cümlesi burada duruyor: Persona kullanılmışsa, sahnede ve kayıtta “benim sesim” diye dolaştırılan şey artık kendiliğinden insan sesi sayılmaz. O ses, açıklama ister. Kaynak ister. Zincir ister. Ham kayıt ister. Persona çıktısı ile çıplak vokalin ayrımını ister. Volkan’ın metni bu ayrımı yapmak yerine, eski esnaf refleksiyle tezgâhın üstüne serzeniş koyuyor. Reçete arkada kalıyor; müşteriye duygu veriliyor.

==

Volkan’ın metni:

açılın ben doktorum.
bazı şeyler belli ki ya anlaşılmıyor ya yanlış anlaşılıyor ya da yanlış anlatılıyor insanlara. ben size güzelce anlatayım herşeyi başından, böylece kafa karışıklıkları kalmasın ortada.

bendeniz volkan. şair ve yazarım. ve (bkz: anatolian psych rock lab) yani anatolian lab’ın kurucusuyum. az çok biliniyordur bazı şeyler, yine de hızlıca özet geçeyim: 2024 yılından beri iki yıl kadardır yalnızca ai müzikle ilgilenen, uğraşan, üreten birisiyim. öyle ki 2024 yılında 12 yıldır yapmış olduğum sahaflığı bırakarak tamamen ai müzikle ilgilenmeye başladım. pek çok yurtiçi yurtdışı youtube kanallarım oluştu, bu alanda pek çok yurtdışı gazete ve dergilerde ve bloglarda yaptığım çalışmalarla ilgili haberler oldu. ancak o tarihlerde dağıtımcıdan gönderdiğim müzikler spotify tarafından kaldırıldı vs. vs. (bkz: zaruret records) youtube kanalında bu eski pek çok çalışmam mevcut. yurtdışı haber, blog vs linklerini de sonradan editleyip bu entrynin altına dipnot olarak eklemeye çalışacağım fırsat bulunca, şu an doğaçlama yazmaya devam edeceğim.

gelelim nikbinler’e nikbinler şöyle oluştu: benim eşim: berika. aslen güzel sanatlar mezunu, kendisi ressamdır. aynı zamanda şairdir, bestecidir de. expressionist abstract tarzlarda eserler üretir. çoğunlukla da soyut şiirler yazar. pek çok sergisi olmuştur şimdiye kadar vs vs. velhasıl biz evlendik, bir gün mutfakta kendi kendine şarkı söylüyordu dedim “ne güzelmiş senin sesin yahu”. sonrasında oturduk onun sözlerinden, bestelerinden nasıl bir youtube kanalı açarız, o da suno da üretir yükler paylaşır arşiv olur diye. nazım hikmet’in “nikbinlik” şiirinden yola çıkarak “nikbinler” adını oluşturdum. berika’nın da sesini persona olarak oluşturduk, o da suno’da kendi eserlerini yaparak youtube kanalına yükledi. tabii o zamanlar suno’nun persona özelliği çok da verimli olmadığı için çıkan vokallerde ses farklılıkları vardı. çok da bununla ilgilenmedik açıkçası çünkü böyle ünlü olalım, hit yapalım, konser verelim gibi ne derdimiz, ne planımız ne de hayalimiz vardı.

hatta o tarihlerde bize ulaşanlar oldu. gelin konser yapalım size, hatta azerbaycan’dan geldi teklif bakü’de yapalım vs. dedik “bunlar ai müzik” yani. olsun dediler, altyapıdan veririz müziği, sen playback yaparsın falan. o zamanlar eylülzede de henüz yoktu ortada. dedik olmaz öyle. kabul etmedik.

sonrasında eylülzede oldu, dinlenmeler arttı vs. biliyorsunuz az çok. derken kızın biri çıktı bunlar benim sesimi çaldı aldı, eylülzede de kullandı, diye ortalığı ayağa kaldırdı. yani ben kendi karımın sesini o dönemler tam olarak alıp kullanamamışım şarkılarda, senin sesini nasıl alayım kullanayım, niye alayım kullanayım vs. neyse o konu zaten baştan sona saçmalık.

şunları da not düşmek lazım yani biz nikbinler’e şarkı yaparken ne ses kartı, ne mikrofon, ne stüdyo, ne para hiçbişey yoktu elimizde, telefondan ses kaydı alıp, besteyi suno’ya atıp, orada bişeyler yapmaya çalışıyorduk. ha bir de, sevgili emre yücelen’e ziyarete gittiğimizde spontane bir şekilde video kaydı yaptık orada kendi aramızda bir sohbet şeklinde, eşim orada diyor ki “orada ‘kullanılan’ benim sesim” yani kullandığımız ses diyor suno’da benim sesim. şarkılarda çıktılardaki ses %100 bana ait gibi bir şey mi diyor. hanım orada kendince dile getirip anlatmaya çalışıyor birşeyleri, ona bile kendi sesim dedi yalan söyledi diyorlar. yahu orada kullanılan ses benim sesim diyor. olanı söylüyor yani. hasbinallah… neyse.

sonrasında, şu an evde 4-5 metrekarelik ufak mini bir stüdyo kurdum. yalıtımını yaptım bondekslerle kapladım, yere yalıtım halısını serdim, iyi bir mikrofonunu, üst segment ses kartını, kulaklığını, daw yazılımlarını, pluginlerini vs herşeyini ayarladım.

geldik şimdi de denize doğru şarkısı saygı1 mustafa sandal gecesine. oradaki şarkının aranjesini, altyapısını ben yaptım evet, çoğunluğunu yapay zeka ile yaptım, evet. sonrasında ama stemlerine ayırdığım çalışmayı alıp saatlerce logic proda proje olarak üzerinde tekrar çalıştım, düzenlemeler yaptım. ayrıca ben bu çalışmayı direkt cover olarak bile yapmadım yani az çok bilenler bilir suno sistemini. mustafa sandal’ın ya da başka birinin denize doğru versiyonunu alıp, suno içine atıp, oradan cover yapmadım. çünkü istediğim tarz okuyuş stil vs böyle değildi kafamdaki. önce şarkının okunuş tarzı nasıl olabilir, vibratolar, ritimler, geçişler, sololar nasıl olabilir diye düşünüp kurguladım, berika’ya okuttum stüdyo’da kayıt aldım. sonra aranjesini yaptım. burada insanların atladığı noktalardan biri de şu biz bu işe başladığımızdaki suno persona ile şu an ki suno voice sistemi de bambaşka zaten de neyse. yazmaktan da yoruldum şu an açıkçası ama yok öyle tamamen ai ses kullanıldı, yok kendi sesi değil falan gibi yalan yanlış bilgiler atılmasını anlamıyorum ortaya. ses de herhalde farklılıklar olacaktır belli ölçülerde. denize doğru’daki ses ai sesiyse tamamen madem, hadi çıkartın o ai sesini suno’dan prompt kullanarak buyrun. ama öyle bizim denize doğru kaydını alıp upload etmek veya bi kısmını record yapmak, sesini kullanmak falan yok. çakallık yapmadan yani…

velhasıl, denize doğru’daki vokal berika’nın sesidir. elbette çıplak sesle farklılıklar olacaktır. mix-master ve düzenleme yapılmış bounce edilmiş çıktı alınmış final wav çıktısı ile canlı tamamen çıplak ses arasında elbette farklılıklar olacaktır. altyapı ve düzenleme ve cover bana aittir. tüm bunlar yapılırken ai araçları da daw yazılımları da tarafımdan kullanılmıştır. ayrıca, o akşam orada belki 25 kadar sanatçı vardı, yani 25 kadar yeni cover ve aranje yapıldı mustafa sandal şarkılarına, hepsinin sınırsız seviyede stüdyo, aranjör, ekip, ekipman imkanı vardı katılanların, biz hariç… o kadar imkanla, kim bizim denize doğru’da yaptığımız gibi detaylı, yenilikçi, bambaşka bir boyut getiren bir düzenleme yaptı? hepsine saygım sonsuz ama yiğidi öldürün hakkını yemeyin artık lütfen. 13 mayıs eskişehir konserimize de herkesi bekleriz nikbinler’i canlı dinlemek için.

yine unutmadan… şimdiye kadar nikbinler’in 10 tane konseri oldu hiçbirinde ne altyapı kullanıldı, ne de playback yapıldı. hepsinde full canlı çalındı, canlı söylendi. biz bilmiyor muyduk altyapıdan ses vermeyi, playback yapmayı konserlerde?

saygı1’de biz canlı okumak istediğimizi de ilettik ayrıca canlı orkestra canlı vokal olarak… ancak tüm sanatçılardan playback istendi, biz de half playback yaptık, yani zaten o kayıtları dinlerken hem berika’nın o an ki sesini, hem de kayıttaki sesini duyabilirsiniz. karsu hariç, o da akustik bir versiyonda kendisi piyanoda çalarak söylediği için canlı söyledi o gece, diğer herkes ya playbackti ya half playbackti. yani biz sanki böyle özellikle istemişiz, biz böyle yapmışız bi tek gibi konuşup duruyorlar ilginç bir şekilde.

bu arada, son 3-4 aydır logic pro, studio one, ableton gibi daw araçlarıyla da uğraşmaya başladım yoğun bir şekilde, bi ton plugin aldım kurdum deniyorum. ai müzik’ten önce bu programlarla sizlere düzenlenip dinletilen sesleri yıllarca dinlediniz. popçusu, rapçisi, rockçısı konserlerde playbackle, autotunele, altyapıdan vererek yaptılar işlerini aldılar paralarını. biz saygı1’de organizasyonun isteğiyle half playback yaptık sadece, diğer tüm konserlerimizde herşeyi canlı yaptık söyledik yine de yaranamadık birilerine. ayrıca o daw yazılımlarındaki araçlarla, şu an yapay zeka araçlarının yapabildiği değişimlerin, düzenlemelerin kat kat daha fazlasını yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar yıllardır. kaç şarkıcı full canlı performans konser veriyor? verenlerin kaç tanesinin sesi, çıkardıkları single veya albümlerdeki kayıtlardaki sesleriyle %100 örtüşüyor?

umarım bazı şeyleri anlatabilmişimdir.

not: bir de zaten, saygı1 teklifi bize aralık ayındaki ilk konserimizden hemen sonra geldi. oradaki canlı vokal konserde duyulduktan sonra yani videolarda. insanlar neyin ne olduğunu bilerek bu işi yaptılar yani. salak mı bu insanlar ai sesi stadyumda dinletsinler millete ya da biz salak mıyız böyle birşey yapalım… neyse…

not 2: saygı1 de gitarlarda wireless jak yokmuş demiş birileri, lan playback zaten, niye birilerini kandırmaya çalışıyormuş gibi wifi jak takalım oraya. hasbinallah… biz sahneye davulu zor kurtdurttumuşuz orada, arkaplanı işleri bilip bilmeden ahkam kesmesi kolay tabii oturduğunuz yerden.

not 3: ülker arena’da sahneye çıkarılsa, orada tek kelime konuşamayacak olanlar. benim eşimin daha önce hiç sahne tecrübesi olmamasına rağmen 10 tane canlı konseri çıkıp taş gibi vermiş oluşunu tebrik etmek yerine eleştirmeye çalışıyor. unutmadan akustikhane live sessionlar 28 nisan’dan itibaren akustikhane youtube kanalında yayında olacak. yani canlı söyleme imkanı oldu da biz mi söylemedik, yayınlama imkanı oldu da biz mi gizledik. yavaş yavaş oluyor hepsi işte… kervan yolda düzülür düzülüyor. elbette hatalarımız olabilir bu süreçlerde bunlar da gayet normal… biz bu kurtlar sofrası sektöre yeni girdik, tecrübesiziz zamanla oturacak her şey… sevgiler.

final edit: akustikhane live’lar yayına girmiş. https://www.youtube.com/…klo9kpfso_mnvl2lhekbdyetql

emre yücelen ses analizi: https://www.youtube.com/watch?v=_1q-iqhy0gs

her şarkıda farklı ses farklı ton vesaire meselelerini anlattım aslında yukarıda ama şöyle de bir örnek vereyim buradan: akustikhane kayıtlarından iki farklı şarkı bırakıyorum buraya:

ilki sabrıma dua: https://www.youtube.com/watch?v=jbypn9tgdwk ikincisi ise gölgemde kalanlar: https://www.youtube.com/watch?v=ybwodlzqe58

bu iki şarkıyı da gözlerinizi kapatıp dinleyin, muhtemelen diyeceksiniz ki “bu iki şarkıyı iki farklı kişi mi okuyor acaba?” halbuki ikisi de berika’nın canlı kayıt vokal sesi… ama kendisi sesini, ses tonunu, rengini fazlasıyla değiştirebiliyor.

ayrıca berika’nın canlı söylediği sabrıma dua şarkısını okumayı deneseler daha nakaratı tamamlayamadan nefesleri kesilip ortaya yığılıp kalacak insanlar, berika’nın sesini eleştiriyor. tamam sizsiniz kral. melodyne ve autotune kralları sizi.

demirel’in dediği gibi “petrol vardı da biz mi içtik”… imkanlar dahilinde bir şeyler yapıyoruz, başta imkanlar yoktu o şekilde oldu artık var. her zaman en iyisini yapmak için uğraşıyoruz. reklamla, primle, magazinle, al gülüm ver gülümlerle uğraşmıyoruz.

6 Yorum

Filed under Suni muhaberat