Spirit of the North’ta Lanetlenmiş Ötüken: Tilki-Asena’nın Kızılkara Dolaşımı

(playlist)
(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Spirit of the North Enhanced, kısaca SotN1, ilk bakışta kuzey ışıklarının doğuşunu anlatan sessiz bir tilki yolculuğudur. Oyunun açık mitolojik çekirdeği Fin Tulikettu / revontulet efsanesine dayanır: ateş tilkisi karlı tepelerde koşar, kuyruğundan çıkan kıvılcımlar göğe saçılır, kuzey ışıkları belirir. Bu çekirdeğin etrafında İzlanda’nın volkanik manzaraları, hexagonal bazalt patikalar, Nordik runestone ve standing stone estetiği, kayıp bir uygarlığın taş hafızası ve konuşma kullanmayan çevresel anlatı yer alır. Bütün bu kuzey yüzeyi Türkçe okunduğunda başka bir hafızaya açılır: oyun, Bozkurt-Asena efsanesinin Tilki-Asena’ya çevrildiği [oyundaki tilkinin tilki sesi çıkarmak yerine kurt gibi havlaması da bu yorumu destekler], Orhun Yazıtları’nın lanetlenmiş taş düzeneklere dönüştüğü, Ötüken’in ise coğrafi bir merkezden çok bozulmuş bir töresel dolaşım haline geldiği karanlık bir masal gibi çalışır. Ötüken burada taş, yol, Kut, çiçek, asa, ruh, ses, geyser ve gök arasında kurulan bir il tutma düzenidir; lanet de bu düzenin sarılması, yanlış hizalanması, melankoliye saplanması ve yeniden çalıştırılmayı beklemesidir (🔗).

Bu okumanın hayvanı kurt yerine tilkidir. Bozkurt, Türklerin söylemde sahiplenmeyi sevdiği hayvandır; soyun, asaletin, yiğitliğin, ilkenin ve kökenin simgesidir. Tilki ise fiilî kültürün hayvanıdır; açığı görür, eşiği bulur, kuralın gösterdiği yoldan çok işleyişin sakladığı yolu okur. Türklerin ilkeli görünmeyi seven söylemi ile gündelik ve siyasal pratikte kurnazlığı başarı erdemi haline getiren fiilî tavrı arasındaki yarık, bu oyunda hayvan değişimi olarak görünür. Kurt düz soy anlatısını taşır; tilki bozulmuş sembolik düzen içinde iş görebilecek bedeni sağlar. Bu yüzden Tilki-Asena, Bozkurt-Asena’nın zayıflamış biçimi gibi davranmaz; soy kurtarıcı hayvanın, lanetlenmiş taşlar ve kapalı geçitler çağında kurnaz eşik hayvanına dönüşmüş halidir.

Oyunun başında yerdeki kızıl tilki, havada yürüyen dişi ruh tilkinin peşinden gider. Bu ikili Türkçe bağlamda Alp/Kam ayrımını kurar. Kızıl tilki yerde yürür, kayar, düşer, yaralanır, topallar, asayı ağzında taşır ve kapıları açmak için bedeniyle uğraşır; bu Alp kutbudur. Dişi ruh tilki havada hareket eder, ışık verir, yol gösterir, mavi Kut’u üfler ve sonra tilkiye eşlik eden ışık demetine dönüşür; bu Kam kutbudur. Orhun bağlamında aynı ayrım Kağan/Bilge çiftine karşılık gelir. Kağan, “gece uyumadım, gündüz oturmadım” diyen kurucu Alp emeğidir. Bilge ya da Tonyukuk ise “o sözü işitip gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi” diyen, gelen işareti uyku kaçıran bir huzursuzluk halinde işleyen Kam zekâsıdır. “Sakındım” fiili, bu zekânın merkezidir: ham karar ertelenir, görünen güç sorgulanır, işaretin gerçek yönü aranır. Sıska boğa ile semiz boğa metaforu, kuvvetin her zaman görünen gövdede toplanmadığını söyler; yufka metaforu da toplumsal bedenin inceldiğinde kolayca delinip kırıldığını gösterir (🔗). SotN1’te tilki bu formülleri oyun bedenine taşır: küçük görünür, silahsızdır, konuşmaz, ama taşları döndürür, ruhları serbest bırakır, sarmaşıkları çözer ve Ötüken’in dolaşımını yeniden başlatır.

Kurnazlık burada ham hile olarak kalmaz; Tonyukukçu sakınmaya yükselir. Tilki kapıya çarpıp onu kırmaya uğraşmaz; eksik işlemi bulur. Sarmaşığın karşısına çıplak bedenle dikilmez; Kut’u edinir ve doğru sesi çıkarır. Ölünün yanından geçip gitmez; asayı sahibine götürür. Taşı süs olarak seyretmez; havlayarak döndürür. Bedenle geçemediği yerde uykuya yatar, ruhunu gezdirir ve geri döner. Böylece Türklerin fiilî kurnazlık erdemi, oyunda Bilge-Kam işaret okumasına çevrilir. Tilki, kuralı yıkan hayvan olmaktan çok, kuralın çalışmaz hale geldiği yerde doğru işleyişi bulan hayvan olur.

Bu işleyişin ilk büyük eşiği taşla başlar. Oyunun runestone ve standing stone estetiği Nordik yüzeyi kurar; eski Türk yazısının runik görünümü aynı yüzeyi Türkçe sese açar. Sert yüzeye kazınan açılı çizgiler, Germen rune’leri ile Orhun harfleri arasında biçimsel yakınlık üretir; bazı işaretler aynı görünürken başka sesler verir. Buradan çıkan kurnaz okuma şudur: aynı şekil başka sese açılabilir. SotN1’in taşı Nordik görünür, fakat Türkçe okunduğunda Orhun Yazıtı gibi duyulur. Bu nedenle oyundaki taşlar yalnız kuzey dekoru gibi davranmaz; sesi bozulmuş, yönü şaşmış, yeniden hizalanmayı bekleyen yazıtlar haline gelir.

Kızıl tilki lanetli Yazıt’a hexagonal bazalt patikadan geçerek ulaşır. Bu yol yalnız jeolojik bir güzellik alanı değildir. Volkanik ateş soğumuş, petekli taş geometriye dönüşmüştür. “Hex” çağrışımı, bu doğal taş düzenini okült bir güç zeminine yaklaştırır. Tilki lanetli Yazıt’a düz bir bozkırdan varmaz; yeraltı ateşinin donmuş biçiminden geçerek gelir. Aynı yeraltı gücü daha sonra geyser olarak fışkıracak, donmuş geometrinin karşısına basınçlı çıkış olarak dikilecektir. İzlanda bazaltı ile Urfa-Siverek’teki bazalt hatırlatması, bu kuzey taşını Anadolu’nun volkanik taş hafızasına bağlar.

Yazıtın önünde tilki kızılkarabüyünün bulaşmasıyla yaralanır. Burada bireysel hayvan yarası, toplumsal yaralanma efsanesine dönüşür. Dişi ruh tilki onu titretip kendine getirir; bu sahne sönmeye yüz tutan bir kıvılcımın tekrar yakılması gibidir. Ardından mağaralarda görülen büyülü duvar resimleri açılır. ABZÛ’daki sualtı resimlerinden gelen biçimsel ilham, SotN1’te mağara duvarlarında milli bir yara arşivine dönüşür. Bir resimde insanlar tek tanrı gibi tilki totemine yönelir. Bu sahne, pagan hayvan-totemi ile tektanrıcı secde jestinin aynı görüntüde yoğunlaşmasıdır. Nordik hayvan ruhu sahnesi olmaktan çok, Göktürk inancı ile İslamî beden dilinin sıkışmasını çağrıştırır. Üstelik figür kurt yerine tilkidir; söylemdeki asil hayvanın yerini fiilî kurnaz totem almıştır.

Bir sonraki duvar resminde tilki kaybolur ve insanlar ağıt yakar. Alp Er Tunga sagusunun dört dizesi bu sahnenin sesini verir: “Alp Er Tunga öldi mü? Isız ajun kaldı mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur.” Burada ölüm yalnız bir figürün kaybı olarak durmaz; dünya ıssızlaşır, zaman öcünü alır, yürek yırtılır. SotN1 bu ağıtı söz olarak söylemez; geçitlere, taşlara, sarmaşıklara, iskeletlere ve kapalı yollara dağıtır. Kayıp duygu halinde kalmaz; işlenecek nesnelere dönüşür.

Sarmaşık bu dağılımın en belirgin biçimidir. Orhun Yazıtları’ndaki Çin / Tabgaç tehlikesi tatlı söz ve yumuşak ipekle çalışır. Uzak boylar yaklaştırılır, konuk edilir, sonra kötülük içeriden düşünülür. Oyunda bunun karşılığı beyaz çiçek açan kızılkara sarmaşıktır. Sarmaşık savaş alanına çıkmaz; taşa, yola ve geçide dolanır. İpek gibi yumuşak bir yakınlık kurar, sonra hareketi kendi düğümüne bağlar. Ötüken’i yufkalaştırır; yoğun merkezi inceltir, geçirgenliğini bozar, dıştan kırmadan içten çözer. Üstünde açan beyaz çiçek, bu bağın hastalık görünüşünü örter ve onu iyileşme gibi gösterir. Bu nedenle sarmaşık, Tabgaç ipeğinin bitkisel biçimidir.

Bu kızılkara bağ, Orhun’daki Çin tehlikesinden modern siyasal büyülere uzanır. Kapitalizmin kara anarşisi her şeyi dolaşıma sokar; emaneti metalaştırır, töreyi akışa çeker, merkezi çözerek kendi pazar ritmine bağlar. Maoist kızılkarabüyü aynı çözülmeyi antikapitalist seferberlik, çelik fetişi ve kızıl bahar vaadiyle geri getirir. Kapitalizm dolaşıma sokar, Maoizm seferber eder, töre yerine koyar. Büyük İleri Atılım’ın arka bahçe fırınlarında çelik, gerçek teknik üretim olmaktan çok kızıl irade nesnesine çevrilir. “Çeliğe su veriyoruz” sözü, metalurjik işlemin toplumsal büyüye dönüşmesini gösterir. Çelik kullanım değerinden çok çelik imgesi üretir. Atom bombası da bu modern madde-zorlama fantazisinin yıkım ucudur: madde beyaz ışıkla parçalanır, felaket adını söylemeden çiçek, bulut ve ay imgesinde belirir (🔗). Beyaz çiçek bu yüzden Tabgaç ipeği, Maoist bahar vaadi, atomik beyazlık ve sahte iyileşme kanıtını tek yüzeyde toplar.

Oyunda çiçek ikiye ayrılır. Beyaz çiçek görünür, fakat iş görmez. Mavi çiçek görünür ve çalıştırır. Beyaz çiçek kızılkara sarmaşığın üstünde açar; mavi çiçek Kut’u tilkinin bedenine aktarır. Beyaz çiçek fetiş yüzeydir; mavi çiçek kullanım değeridir. Mavi Kut tilkinin derisinde runik ışıklar yakar, Yazıt’lara üflenir, taş mekanizmaları çalışır ve geçitler açılır. Estetik nesne burada sembolik düzene yarar. Beyaz çiçek ise sembolik düzeni çalıştırmaz; lanetin yüzünü güzelleştirir. Bu ayrım, bütün oyunun ahlaki ve mekanik ayrımıdır: sahte şifa göze çalışır, gerçek Kut işleme girer.

Ötüken’in laneti sarmaşıkla birlikte yasın tıkanması olarak da işler. İlk mağaradaki şaman iskeleti, asa ve kapalı geçit, bu tıkanmanın küçük fakat kesin sahnesidir. Ölü vardır, fakat ölü olamamıştır. Asa vardır, fakat sahibinden kopmuştur. Ruh vardır, fakat geçememiştir. Yol vardır, fakat açılmamıştır. Tilki asayı ağzında taşır ve sahibine iade eder. Bu hareket önce sembolik yas kurar: kayıp nesne kime aitse ona tanınır. Ardından gerçek yas üretir: ruh serbest kalır, beden dağılır, yol açılır. Asa emanet nesnedir; beyaz çiçek melankolik fetiştir. Fetiş kaybı güzelleştirir; emanet kaybı yerine götürür. Ötüken’in laneti anıtların yokluğu ile değil, anıtların yasa yetmemesiyle anlaşılır. Tilki yas tutan figür gibi konuşmaz; yas işleten beden olarak hareket eder.

Tilkinin ağzı bu nedenle oyunun merkez organıdır. Aynı ağız asayı taşır ve Spirit Bark çıkarır. Tabgaç tatlı sözle bağlar. Kapitalizm reklam ve meta diliyle çağırır. Maoizm kızıl nutuk ve kampanya diliyle seferber eder. Tilki bu dillerin karşısına yeni bir öğreti koymaz; havlar. Spirit Bark söz rejiminden çıkıştır. Kargışa karşı alkıştır. Sarmaşığı çözer, taşı döndürür, Kut’u patlatır, lanetli bağı dağıtır. Orhun’da ölü kağan taştan millete seslenir; SotN1’te tilki taşa seslenir ve taş yeniden çalışır. Yazı okunacak metin olmaktan çok hizalanacak düzenek haline gelir. Glyph doğru yöne döndüğünde geçit açılır. Yazının yönü bozulmuştur; tilki sesiyle yönü geri çevirir.

Bu taş ve ses düzeni, oyunun dram anlayışını belirler. Spirit of the North’ta dram cutscene değildir; işlem zinciridir. Türk efsanelerinde acı bir nesneye bağlanarak tarihsel kuvvet kazanır. Boğaç Han’da yara oğuldadır; burada yara Ötüken’dedir. Bamsı Beyrek’te kanlı gömlek sahte ölüm kanıtıdır; burada beyaz çiçekli sarmaşık sahte iyileşme kanıtıdır. Orhun’da ölü kağan taş üzerinden konuşur; burada tilki taşa havlar ve taş çalışır. Ergenekon’da demir-dağ eritilir; burada geyser yeraltı basıncıyla tilkiyi fırlatır. Alp Er Tunga’da ölüm ağıt olur; burada ağıt oyun alanına, geçitlere, şamanlara ve sarmaşıklara dağılır (🔗). Acı, tek bir sahnede seyirlik hale gelmek yerine asaya, taşa, çiçeğe, sarmaşığa, suya, kapıya, iskelete ve göğe yayılır. Tilki bu dağılmış acıyı işler.

Spirit Form, bu işlemenin Kam evresidir. Tilki uykuya yatar, bedenini bırakır, ruh formunda hareket eder, suyla ve kırılgan zeminle başka bir ilişki kurar, sonra bedene döner. Bu, dünyadan çekilme değil, dünyadaki kilidi başka katmandan çözme tekniğidir. Alp beden Kam yetisini içine alır. Atılım yeteneği bu dönüşümü hız biçimine çevirir. “Atıl kurt” komutu “atıl tilki” hareketine geçer; kurtun savaşçı çağrısı tilkinin kurnaz sıçrayışında yeniden kurulur. Geyser ise aynı dönüşümü yeraltından destekler. Sarmaşık yatay bağdır; geyser dikey Kut çıkışıdır. Ergenekon’da kapalı dağ ateşle açılır; burada yeraltı basıncı su-buhar biçiminde tilkiyi yukarı fırlatır. Donmuş yeraltı ateşi hex bazalt, bastırılmış yeraltı gücü geyser olur.

Oyunun kayıt geçitlerindeki asılmış taşlar, çanlar ve Kuzungu gibi şaman aynası izleri, teknik kayıt düzenini de eşik hafızasına çevirir. Kayıt noktası yalnız ilerleme saklama işlevi görmez; ritüel yolculuğun kopmadan sürmesini sağlar. Taş, çan ve ayna yer ile gök arasında asılı duran hafıza nesneleri gibi çalışır. Orhun’da söz Bengü Taş’a vurulur; burada geçişler taş ve yankı üzerinden belleğe alınır. Oyun hafızası bile şamanik eşik düzenine bağlanır.

Finalde tilki gökte yürür ve kuzey ışıkları oluşur. Bu sahne Tulikettu efsanesini tamamlar; Türkçe bağlamda ise Alp’in Kam’a yükselişi, Kağanî emeğin Bilge sakınmasıyla birleşmesi ve lanetlenmiş Ötüken’in göğe yazılmasıdır. Yerde yaralanan tilki, gökte yürüyen tilkiye dönüşür. Ötüken yerde sarılmıştı, beyaz çiçekle kandırılmıştı, taşı susmuştu, ölüsü geçememişti, sesi bozulmuştu. Tilki Kut’u dolaşıma soktu, asayı iade etti, melankoliyi gerçek yasa çevirdi, taşa havladı, yazıyı hizaladı, sarmaşığı çözdü, ruhunu gezdirdi, atıldı ve göğe çıktı. Aurora bu işlemlerin ışık izi olur.

Spirit of the North böylece kuzeyde geçen sessiz bir tilki masalından fazlası haline gelir. Kuzey maskesi Ötüken’i örter. Tilki, Bozkurt’un kurnaz fiilî biçimine dönüşür. Kızılkara sarmaşık Tabgaç ipeğinden kapitalist kara anarşiye ve Maoist kızılkarabüyüye uzanan bağdır. Beyaz çiçek sahte şifadır; mavi çiçek Kut’tur. Asa iadesi melankoliyi gerçek yasa çevirir. Spirit Bark yazıyı ve bağı çözer. Dram nesnelere dağılır, tilki onları işler. Sonunda lanetlenmiş Ötüken, Tilki-Asena’nın gökteki koşusuyla aurora olarak yazılır (🔗).

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Spirit of the North’ta Lanetlenmiş Ötüken: Tilki-Asena’nın Kızılkara Dolaşımı”

  1. Geri bildirim: Cursed Ötüken in Spirit of the North: Fox-Asena’s Red-Black Circulation – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER