🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, ormanın kıyısında küçük bir evde annesiyle birlikte yaşayan bir kız varmış. Başında kırmızı bir başlık taşıdığı için herkes ona Kırmızı Başlıklı Kız dermiş.
Bir sabah annesi ona bir sepet hazırlamış. Sepette ekmek, peynir, zeytin, reçel, kek ve küçük bir şişe şerbet varmış.
— Bunları babaannene götür, demiş annesi. Hasta yatıyor. Yoldan sapma. Ormanda oyalanma. Gördüğün her şeye kanma. Her parlak şey iyi değildir.
Kırmızı Başlıklı Kız başını sallamış, sepetini koluna takmış ve yola çıkmış.
Orman yolu başta her zamanki gibiymiş. Ağaçlar yüksek, kuşlar sesli, toprak nemliymiş. Ama kız biraz ilerleyince ormanda tuhaf tabelalar görmüş.
Bir tabelada “Nişantaşı Doğal Dokunuş Patikası” yazıyormuş. Hemen yanında başka bir tabela varmış: “Etiler Baby Face Kliniği”. Az ileride üçüncü bir tabela parlıyormuş: “Bağdat Caddesi Paris Işıltısı”. Sonra bir başkası: “Ataşehir Jawline Merkezi”. Sonra “Maslak Fox Eyes”, “İzmir Fındık Burun”, “Antalya Russian Lips”, “Bodrum Şeftali Popo”, “Ankara Gençlik Aşısı”, “İstanbul Hollywood Yanağı”.
Kırmızı Başlıklı Kız durup tabelalara bakmış.
Yol tekmiş, ama tabelalar çokmuş. Her tabela başka yere götürüyor gibi görünüyormuş. Fakat hepsinin oku aynı yöne bakıyormuş: Türkiye’nin parlak klinik ormanına.
Tam o sırada çalıların arasından biri çıkmış. Kurt değilmiş bu. Kurt kadar eski, kurt kadar aç, ama kurttan daha yeni bir şeymiş. Üzerinde bembeyaz önlük varmış. Boynunda ölçü ipi, elinde küçük bir ayna, cebinde parlak broşürler taşıyormuş. Parmakları bıçak gibi inceymiş. Sesi reklam gibi yumuşakmış. Yaklaştıkça bedene geçirilmiş yabancı bir malzemenin kokusu yayılıyormuş: ısınmış silikon, yapay deri, klinik kaplama. Muşamba burada yalnız ilk benzetmeymiş; asıl iğrençlik canlı derinin yerine geçirilen işlem yüzeyindeymiş.
Bu, kozmetik kasapmış.
— Nereye gidiyorsun küçük hanım? diye sormuş.
— Babaanneme yiyecek götürüyorum, demiş Kırmızı Başlıklı Kız. Hasta yatıyor.
Kozmetik kasap sepete bakmamış. Kızın yüzüne bakmış. Gözlerine, burnuna, dudaklarına, çenesine, yanaklarına tek tek bakmış. Sanki yüz okumuyor, yüz ölçüyormuş.
— Babaanne yaşlı mı? diye sormuş.
— Elbette, demiş kız. Babaanne işte.
Kozmetik kasap dudaklarını büzmüş. Yüzü yüz gibi kırışmamış; kaplama gibi gerilmiş.
— Yaş dediğin şey artık çözülmeyecek mesele değil ablacığım. Biz onu hallediyoruz. Minik dokunuş. Doğal sonuç. Kimse anlamaz. Sen bile fark etmezsin, herkes bayılır.
— Ne yapıyorsunuz?
Kozmetik kasap cebinden parlak bir broşür çıkarmış. Broşür yağlı kâğıt gibi parlıyormuş; fotoğraflardaki yüzler insan yüzünden çok işlem görmüş yüzey numunesine benziyormuş.
— Ne ararsan var. Badem göz var, fox eyes var, cat eyes var, Bella eyes var. Barbie nose var, baby nose var, fındık burun var. Russian lips var, French lips var, baby doll lips var. Jawline var, Hollywood çenesi var, Nefertiti lift var. Bişektomi var, Hollywood yanağı var. Fransız askısı var, örümcek ağı var, sonsuzluk askısı var. Cam cilt var, porselen cilt var, Paris ışıltısı var. BBL var, şeftali popo var, kum saati beden var. Paket yaparız, kampanya yaparız, taksit yaparız. Sen yeter ki karar ver.
Kırmızı Başlıklı Kız broşüre bakmış.
— Bunlar çok farklı şeyler gibi yazılmış, demiş.
Kozmetik kasap gülmüş.
— Farklı tabii canım. Herkese özel çalışıyoruz. Yüz analizi bedava. Ön görüşme ücretsiz. Önce soft gireriz, sonra bakarız. İstersen doğal, istersen Hollywood, istersen Fransız, istersen Rus. Sen ne dersen o.
Ama kız tabelalara tekrar bakmış. Adlar çokmuş. Oklar tekmiş.
— Ben yoldan sapmayacağım, demiş. Annem öyle söyledi.
Kozmetik kasap aynayı kaldırmış.
— Sapmana gerek yok güzelim. Yol zaten bize çıkıyor.
Sonra ormanın içine dalmış ve gözden kaybolmuş. Arkasında yaprak kokusu değil; dolgu, silikon ve kaplama kokusunun ağır izi kalmış.
Kırmızı Başlıklı Kız yürümeye devam etmiş. Orman değişmeye başlamış. Ağaç kabukları fazla parlakmış. Yaprakların yüzeyi yaprak gibi değil, ince membran gibi gerilmiş. Çiçeklerin kokusu da çiçek kokusu değilmiş; klinik parfümüne karışmış sentetik malzeme kokusuymuş. Kuşların ötüşü reklam cümlesi gibiymiş:
“Daha genç.”
“Daha parlak.”
“Daha kalkık.”
“Daha ince.”
“Daha dolgun.”
“Daha doğal.”
“Daha sen.”
“Kimse anlamaz.”
Kız babaannesinin evine vardığında kapı aralıymış. Eskiden içeriden çorba kokusu, sabun kokusu, yıkanmış çamaşır kokusu, kurumuş nane kokusu, eski ahşap kokusu gelirmiş. Bu kokular babaannenin kokularıymış; canlıymış. Evde yaşanmışlığın, pişmiş yemeğin, ilacın, yorganın, insan nefesinin sıcak kokusu olurmuş.
Bu kez kapı aralığından başka bir koku geliyormuş. Plastik koltuk kokusu gibi basit bir şey de değilmiş bu; bedene geçirilmiş yapay derinin kokusuymuş. Sanki evin içindeki yüzeylere kumaş serilmemiş, insan derisinin yerine klinik kaplama çekilmiş.
Perdeler beyazmış, ama perde gibi durmuyormuş; ince bir ameliyat örtüsü gibi ışık geçiriyormuş. Aynalar çoğalmış. Duvarlarda eski aile fotoğrafları yokmuş; onların yerinde yüz çizimleri, profil ölçümleri, altın oran şemaları, önce-sonra görüntüleri asılıymış. Koltuğun üstündeki eski yün örtü kaldırılmış. Yerine “latex kaplama” diye yutturulan düz muşamba geçirilmiş. Parlaklığı lüks değil, kandırmacaymış; oturunca deriye yapışacak, ısınınca kokusunu salacak türden bir yüzey.
Kırmızı Başlıklı Kız kapıyı çalmış.
— Babaanne?
İçeriden ince, cilalı bir ses gelmiş:
— Gir yavrum, kapı açık.
Kırmızı içeri girmiş. Sepeti masaya bırakmış. Yatağa yaklaşmış.
Yatakta babaanne başlığı takmış biri yatıyormuş. Yorgan çenesine kadar çekiliymiş. Başlık tanıdıkmış, gecelik tanıdıkmış, oda hâlâ biraz tanıdıkmış. Ama yüz tanıdık değilmiş.
O yüz tek bir yaşlı kadının yüzü değilmiş. Sanki farklı kataloglardan kesilip alınmış parçalar aynı kafaya monte edilmiş. Göz başka yerden, burun başka yerden, dudak başka yerden, çene başka yerden, yanak başka yerden, cilt başka yerden gelmiş gibiymiş. Hepsi ayrı ayrı parlakmış. Hiçbiri gerçekten canlı görünmüyormuş.
Yüzden yayılan koku da yüz kokusu değilmiş. Babaannenin yüzünde eskiden sabun, krem, çorba buharı, yastık ve zaman kokusu olurmuş. Bu yüzde ise işlem yüzeyi kokusu varmış. Cilalanmış, gerilmiş, kaplanmış, bedene takılmış bir yüzey. Muşamba yalnız akla gelen kaba benzetmeymiş; asıl iğrençlik daha içerideymiş: canlı derinin yerine geçirilmiş yapay deri.
Kırmızı Başlıklı Kız yatağın ucunda durdu.
— Babaanne, gözlerin neden bu kadar geyşa?
Yataktaki şey gülümsedi.
— Disney’in Jafar’ı gibi kurnaz görünmek için.
Göz artık görmek için değil, kurnaz görünmek içindi. Dış köşeleri yukarı çekilmiş, bakış şakağa doğru inceltilmişti. Fox eyes, cat eyes, badem göz, Bella eyes gibi adlar bu çekişi farklı hayvan, biçim ve ünlü maskeleriyle süslüyordu. Fakat yön aynıydı: canlı bakışı maske bakışına, bakmayı da entrika pozuna çevirmek. Göz geyşa olduğunda yüz bakmaz; yüz süzer, hesaplar, ima eder, plan yapıyormuş gibi durur. Jafar cevabı bu yüzden alakasız değil, fazlasıyla isabetliydi: yukarı çekilmiş göz, masal kötüsünün kurnazlık işaretine yaklaşmıştı.
Yataktaki şey başını azıcık yana çevirdi. Burnu ışığın altında küçücük bir işaret gibi kaldı.
— Babaanne, burnun niye bu kadar anime?
— Yüzümde organ değil, logo kalsın diye.
Burun artık koklamak için orada değildi. Yüzün ortasında ağırlık yapan, soy ve karakter taşıyan, kemik ve çıkıntı olarak direnen organ olmaktan çıkarılmıştı. Barbie nose, baby nose, fındık burun, prenses burnu gibi adlar aynı küçültme buyruğunu sevimli, yerli, masalsı ya da oyuncak bir dille paketliyordu. Burun anime olduğunda yüzün merkezi boşalır; geriye küçük, kalkık, zararsız bir işaret kalır. Organ logoya indirgenir.
Yaratığın dudakları parladı. Dudaklar ağızdan bağımsız yaşıyor gibiydi.
— Babaanne, dudakların neden bu kadar oyuncak?
— Konuşmayayım, paket açılışı gibi durayım diye.
Dudak artık ağzın parçası değildi; ağızdan koparılmış parlak bir ambalajdı. Konuşan, yiyen, nefes alan ağız geri çekilmiş; şişkin, çizilmiş, ışık tutan dudak görüntüsü öne çıkmıştı. Russian lips, French lips, baby doll lips, Bratz lips, Kylie lips, filter lips gibi adlar ağız işlevini silip dudak görüntüsünü büyütüyordu. Dudak oyuncak olduğunda söz değil paket, nefes değil parlaklık, ağız değil plastik teşhir kalır. Dudağın parlaklığı tenin nemi gibi değil, ambalaj jelatini gibiydi.
Yorgan biraz kaydı. Çene çizgisi ışığa çıktı. Fazla keskin, fazla hesaplı, fazla profillikti.
— Babaanne, çenen niye bu kadar heykel?
Yataktaki şey fısıldadı:
— Yaşamayacağım, profilden hüküm süreceğim diye.
Çene artık çiğnemek, konuşmak, yaş almak ve ağırlık taşımak için değildi. Jawline, Hollywood çenesi, V face, Nefertiti lift gibi adlar alt yüzü hareketli et olmaktan çıkarıp oyulmuş kontura çeviriyordu. Çene heykel olduğunda yüz yaşamaz; profil verir. Beden başa, baş büste, büst de ışık altında hükmeden keskin bir kenara indirgenir.
Yaratığın yanakları aynı anda hem oyuk hem şişkin görünüyordu. Bir taraf kemik gibi keskin, öteki taraf parlak dolgu gibi yuvarlaktı. Bu imkânsızlık yüzün en korkunç yeriydi.
— Babaanne, yanakların neden bu kadar balık?
— Ya aç kalmış gibi oyulmak ya da akvaryumda beslenmiş gibi şişmek için.
Yanakta iki zıt seçenek varmış gibi duruyordu: inceltme ve doldurma. Ama ikisi de insan yanağını ortadan kaldırıyordu. Bişektomi, Hollywood yanağı ve yanak inceltme fish face’i kalıcılaştırıyor; yanak içeri çöküyor, elmacık kemiği sivriliyor, ağız çevresi uzuyordu. Baby face ve yanak dolgusu ters yönden aynı yerden vuruyor; yanak yuvarlak, parlak, akvaryum canlısı gibi şişkinleşiyordu. Yanak balık olduğunda biri aç balığın çukuru, öteki Japon balığının şişkinliği olur. İkisinde de insan yanağı kalmaz.
Yaratığın şakaklarında, kulak hizasında ve yanak kenarlarında görünmez iplerin gerilimi vardı. Yüz kendiliğinden durmuyor, bir yerlerden tutuluyor gibiydi.
— Babaanne, yüzün niye bu kadar kukla?
— İfade etmeyeyim, yönetileyim diye.
Askı işlemlerinde yüz artık kendi ağırlığıyla durmaz. Fransız askısı, örümcek ağı, sonsuzluk askısı, ponytail lift gibi adlar ipi lüksleştirir, çoğaltır, mistikleştirir ya da saç hilesiyle gizler. Mekanik aynı kalır: yüz çekilir, asılır, pozisyona alınır. Yüz kukla olduğunda ifade içeriden gelmez; dışarıdan gerilir. İnsan yüzü hareket eder, kukla yüz yönetilir.
Pencere ışığı yaratığın teninde kaydı. Ten fazla pürüzsüzdü. Fazla soğuktu. Kızaracak, terleyecek, solacak bir deri gibi değil; bedene kaplanmış tıbbi yüzey gibi duruyordu.
— Babaanne, cildin neden bu kadar mermer?
— Ölmeden anıtlaşmak için.
Cilt artık deri değildi. Deri kızarır, terler, gözenek taşır, solar, yaş alır, iz tutar. Cam cilt, porselen cilt, saten cilt, Paris ışıltısı, altın iğne, somon DNA, gençlik aşısı gibi adlar bu canlılığı cilalı yüzey adına siler. Cilt mermer olduğunda ten soğur, parlar, pürüzsüzleşir, dokunulmazlaşır. Yaşam belirtisi yerine anıt yüzeyi kalır. Buradaki anıt taş bile değildir; taş taklidi yapan yapay deri yüzeyidir.
Sonra yorgan biraz daha kaydı. Gövde ortaya çıktı. Bel fazla dar, kalça fazla yuvarlak, hacim fazla fotoğraflıydı. Oturan, yürüyen, yaşlanan beden değil; katalogda çevrilecek bir form gibi duruyordu. Yorganın altından aynı yabancı malzeme kokusu yükseldi: dolgu, implant, kaplama.
Kırmızı son soruyu sordu:
— Babaanne, popon niye bu kadar yastık?
Yataktaki şey ilk kez açıkça güldü.
— Oturmaya değil, oturtulmaya yarayayım diye.
Popo artık yürüyen, oturan, kasılan, ağırlık taşıyan beden bölgesi değildi. BBL, Brazilian butt, şeftali popo, kum saati beden, fit kalça, balon popo gibi adlar onu hacim nesnesine çeviriyordu. Popo yastık olduğunda bedenin ağırlık merkezi fotoğraf hacmine dönüşür. Hareket eden et gider; bastırılabilir, yuvarlak, şişirilmiş nesne kalır. Buradaki yastık ev yastığı değil; içine yabancı hacim basılmış klinik nesnedir.
Oda sustu.
Kırmızı Başlıklı Kız artık babaanneyi aramıyordu. Çünkü babaanne odada yoktu. Yatağın içinden çıkan şey onun geceliğini giymişti, başlığını takmıştı, yastığına yatmıştı, evine yerleşmişti. Ama babaanne değildi.
Babaanne bu iğrençliğin sahibi değildi. Babaannenin yaşlılığı, kırışıklığı, sarkmış yanağı, lekeli eli, düşmüş göz kapağı, teri, nefesi, yorganı, çorbası evin, zamanın, bakımın, hastalığın, yaşamanın parçalarıydı. İğrençlik, bunların üstüne deri diye geçirilen sentetik yüzeydeydi. İğrenç olan yaşlı beden değil, yaşlı bedeni ayıplayıp yerine yapay deri koyan sistemdi.
— Sen babaanne değilsin, dedi.
Yaratık başını salladı.
— Değilim.
— Kozmetik kasap mısın?
— Ondan geriye kalan en iyi işim.
— O zaman babaanne nerede?
Yaratık yorganı biraz daha indirdi. Yüzündeki bütün parçalar ayrı ayrı parladı.
— İçimde, dedi.
Kırmızı Başlıklı Kız dondu.
— Onu yedin mi?
Yaratık gülümsedi.
— Etini yemek kolaydı. Asıl iş yüzünü yemekteydi.
O anda odadaki aynalar titredi. Eski aile fotoğraflarının yerinde duran önce-sonra görüntüleri sanki bir anlığına babaannenin yüzünü gösterdi: kırışıklıklarıyla, düşmüş gözkapaklarıyla, yumuşamış çenesiyle, lekeli elleriyle, sabun kokusuyla, çorba karıştıran bileğiyle, torununu tanıyan bakışıyla. O yüz yaşlıydı. Tanıdıktı. Evin yüzüydü. Sonra görüntü söndü. Yerine pürüzsüz, parlak, sentetik kaplı klinik yüz geldi.
Yaratık konuşmaya devam etti:
— Önce yaşını yedim. Çünkü yaş yüzün hafızasıdır.
— Sonra kırışıklıklarını yedim. Çünkü kırışıklık evin yol haritasıdır.
— Sonra gözeneklerini yedim. Çünkü gözenek bedenin nefesidir.
— Sonra sarkmasını yedim. Çünkü sarkma yerçekimiyle yapılmış akrabalıktır.
— Sonra burnunu yedim. Çünkü burun soyun ortadaki imzasıdır.
— Sonra ağzını yedim. Çünkü ağız masal anlatır, yemek yer, torun çağırır.
— Sonra ellerini yedim. Çünkü eller evin eski emeğidir.
Kırmızı Başlıklı Kız sepetine baktı. Ekmek, peynir, zeytin, reçel, kek ve şerbet hâlâ oradaydı. Bunlar canlı bir bedene götürülmüştü. Hasta yatan, çorba içen, ilaç alan, terleyen, uyuyan, uyanan bir babaanneye.
Yataktaki şey bunlarla ilgilenmiyordu. Onun yiyeceği ekmek değildi, çorba değildi, şerbet değildi. Onun yiyeceği yüzdü. Yaştı. Hafızaydı. Tanınabilirlikti.
— Sen babaannemi öldürmedin sadece, dedi Kırmızı. Onu görünmez yaptın.
Yaratık başını eğdi.
— Daha iyisini yaptım. Onu kabul edilemez yaptım.
Bu cevap odadaki her aynaya çarptı. Babaanne yalnız yenmemişti; yenmeden önce ayıplanmıştı. Yaşlı yüzü kusur diye işaretlenmiş, düşmüş yanağı problem diye çizilmiş, lekeli eli ihmal diye okunmuş, çökük gözü acil müdahale diye pazarlanmıştı. Kozmetik kasap onu ağzıyla değil, ölçü ipiyle yemişti. Önce eksik ilan etmiş, sonra parça parça düzeltmiş, sonra düzelttiği şeyi babaanne diye yatağa koymuştu. Babaannenin canlı derisini değil, onun yerine geçirilmiş sentetik yüzeyi bırakmıştı.
Yaratık başlığını çıkardı.
Altından çıkan yüz tek bir yüz değildi. Göz Jafar’ın kurnazlığı, burun anime işareti, dudak oyuncak ambalajı, çene büst profili, yanak balık çukuru ve balık şişkinliği, askı kukla ipi, cilt yapay deri parlaklığı, popo klinik hacmiydi. Hepsi aynı bedende toplanmıştı.
Yaratık gülümsedi.
— Ben kozmetik kasaplığın ideal kompozitiyim.
Yüzündeki parçalar ayrı ayrı parladı. Parlaklık ten parlaklığı değil, sentetik yüzey parlaklığıydı.
— Ben seçenek diye satılan aynılığım.
— Ben baby, French, Hollywood, Russian, Paris, Barbie, Bella, Brazilian diye parçalanmış tek hedefim.
— Ben herkesin kendine özgü sandığı ortak yüzüm.
— Ben yaşın yerine efekt, organın yerine logo, ifadenin yerine poz, bedenin yerine paket koyarım.
— Ben derinin yerine deri ikamesi geçiririm.
Kırmızı Başlıklı Kız artık anladı: Babaanne kurdun midesinde değildi. Babaanne katalogların arasında öğütülmüştü. Önce fotoğraflarda utanılacak hale getirilmiş, sonra aynalarda düzeltilmesi gereken kusura çevrilmiş, sonra klinik dilinde işlem alanlarına bölünmüş, en sonunda da kendi yatağında kendi yerine geçen pürüzsüz bir yabancıya dönüştürülmüştü.
— Peki beni niye bekliyorsun? diye sordu Kırmızı.
Yaratık yavaşça doğruldu. Yorganın altından yine o koku geldi: dolgu, implant, yapay deri.
— Seni yemek için değil, dedi. Seni seçtiğini sanarak bana benzetmek için.
Kırmızı Başlıklı Kız o an ormandaki tabelaları hatırladı. Hepsinin adı farklıydı. Hepsinin oku aynı yöne bakıyordu.
Sepetini aldı. Kapıya doğru yürüdü. Arkasına dönüp son kez baktı.
— Sen seçenek değilsin, dedi. Sen tek biçimsin.
Yaratık gülümsedi.
— Ama beni herkes kendi tercihi sanıyor.
Kırmızı kapıyı açtı. Ormanın ışığı içeri doldu. Tabelalar hâlâ dışarıdaydı. Adlar hâlâ çoktu. Yol hâlâ tekti. Kapının eşiğinde babaannenin eski ev kokusundan ince bir iz kalmıştı: sabun, çorba, ahşap, yün, zaman. İçeride ise kozmetik kasaplığın kokusu ağır basıyordu: canlı derinin yerine geçirilen yapay malzemenin iğrenç kokusu.






























Geri bildirim: Little Red Riding Hood and Cosmetic Butchery’s Ideal Composite – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER