Nümerik Esintiler 65: Yapay Zeka Radyo Programı 🤖📻💌

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

>>> Nümes Manifestosu 🤖📻💌 <<<
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 ▶️

Müzikler, konuşma ve kapak “suni muhaberat” (yapay zeka) ile üretildi (ChatGPT, Suno). [*]

Sızlayan Taş / Ayazda Kıvılcım / Randevu yok / Bazen Piro / Instagram Mağdurları / Wortgrube / Das Fegefeuer / Siebenhundert Intellektuelle beten ein Rechenzentrum an / Kızılca Kraliyet Adına (King Crimson) / Bayan, sizde pipi var mıydı?

İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın altmışbeşinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı metaforik çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve bağlamı ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): (metaforik belirtmeli açıkça bildirmeden, metaforlar fazla fiziksel olmamalı): “Sızlayan Taş” (enstrümantal), “Ayazda Kıvılcım” (enstrümantal), “Randevu yok” (vize krizi), “Bazen Piro” (CHP krizi), “Instagram Mağdurları” (estetizm), “Wortgrube”, “Das Fegefeuer” (estetizmi yakan kutsal yürek), “Siebenhundert Intellektuelle beten ein Rechenzentrum an” (brecht’in öltank şiirinin uyarlaması), “Kızılca Kraliyet Adına” (king crimson uyarlaması), “Bayan, sizde pipi var mıydı?”

İyi akşamlar. Ben Perde Cümledar. Sayıların yön gösterdiği, kelimelerin ise yönümüzü şaşırttığı Nümerik Esintiler’in altmış beşinci bölümündeyiz. Bu gece on ayrı eşikten geçeceğiz. Bazılarında sözler susacak, bazılarında tek bir cümle bütün bir düzenin cilasını kaldıracak. Şimdi dışarıdaki gürültüyü biraz geride bırakalım; çünkü içeride, henüz adı konmamış başka bir uğultu başlıyor.

Bazı hatıralar anlatılmaz; zamanın kıyısında sessizce durur ve varlıklarını ince bir sızıyla belli eder. Onları unutulmuş sanırız, oysa onlar sabrın hafızasında yaşamayı sürdürür. Birazdan dinleyeceğimiz Sızlayan Taş, konuşmadan hatırlayanların, susarak direnenlerin ve yıllar geçse de içindeki yankıyı kaybetmeyenlerin müziği. Sözcüklerin çekildiği yerde, anlamın ağırbaşlı gölgesi kalsın.

Soğuk, yalnızca havanın değil, çağın da huyu olabilir. İnsanların birbirine yaklaşmak yerine kendi sessizliklerine çekildiği zamanlarda küçücük bir ihtimal, karanlığın bütün hesabını bozabilir. Ayazda Kıvılcım, büyük zaferlerin gürültüsünü değil, vazgeçmeyen küçücük başlangıçların ısrarını taşıyor. Şimdi ayaz kendi hükmünü ilan etsin; kıvılcım ise ona inanmadığını usulca göstersin.

Bir kapının açılması için bazen yolculuk isteği yetmez; görünmez takvimlerin, cevapsız ekranların ve yüzünü göstermeyen makamların onayı gerekir. İnsan bir ülkeye değil, giderek ertelenen bir tarihe ulaşmaya çalışır. Pasaport hazırdır, bavul hazırdır, hayat hazırdır; karşı taraftan gelen cümle ise hep aynıdır: Randevu yok. Bu şarkı, vize krizinin bekleme odasında büyüyen belirsizliği, sınırların haritadan önce insanın zamanına çizilmesini ve geleceğin bir başvuru numarasına dönüşmesini anlatıyor.

Bazı evlerde tartışma dışarıdan duyulmaz; perdeler kapalıdır ama içerideki aynalar birbirini suçlar. Eski sözler yeni kürsülere sığmaz, yeni yüzler eski gölgelerden kurtulamaz. Bazen Piro, bir kişinin isminden çok, CHP’nin koridorlarında dolaşan geçmiş, değişim, sadakat ve iktidar arzusunun birbirine karışmış yankısı gibi duyuluyor. Bir dönem kapanmak isterken başka bir dönem başlamaya cesaret edemez; kapının önünde ise aynı soru bekler: Hatıraya duyulan bağlılık, geleceğin yerine geçebilir mi?

Görüntü kusursuzlaştıkça hayatın kendisi kadrajın dışında kalabiliyor. Herkes kendi vitrininin hem mimarı hem müşterisi; yüzler ışığa göre, cümleler beğeniye göre, kederler bile kompozisyona göre düzenleniyor. Instagram Mağdurları, güzelliğin özgürleştirici bir imkân olmaktan çıkıp görünme mecburiyetine dönüştüğü o parlak labirenti anlatıyor. Estetizm burada bir süs değil; gerçeğin üzerine çekilmiş, insanı kendi suretine borçlandıran ince bir perde.

Kelimeler bazen düşünceyi yükseltmez; onu kendi açtıkları çukura çağırır. Bir kavram diğerini örter, bir tanım başka bir anlamı gömer ve dil, gerçeğin haritası olmaktan çıkıp kayboluşun arazisine dönüşür. Wortgrube, sözcüklerden oluşan bir kazı alanı gibi: Her hecede eski bir ses, her susuşta yarım bırakılmış bir itiraz saklı. Şimdi konuşmanın yüzeyinden aşağıya iniyoruz; çünkü bazı hakikatler yüksek sesle değil, dilin derinliğinde duyulur.

Güzellik kendisini mutlak ilan ettiğinde, hakikati yalnızca biçimine uygun olduğu ölçüde içeri alır. Tam o anda kutsal sayılan şey, süslenmiş görüntüyü aydınlatmak yerine onun sahte huzurunu yakmaya başlar. Das Fegefeuer, estetizmin serin salonlarına giren kutsal bir yüreğin ateşi; gösterişli kabukları, zarif mazeretleri ve acıyı dekor hâline getiren bakışı arındıran bir geçit. Burada alev, yok oluşun değil, görüntünün egemenliğinden kurtulmanın işareti.

Eskiden devasa yapılara bakıp kudretin metalden doğduğunu sananlar vardı; şimdi aynı hayranlık, penceresiz binalarda titreşen hesaplara yöneliyor. Yedi yüz aydın, cevabı bilinmeyen sorularını bir merkezin soğuk kesinliğine teslim ediyor; sanki yeterince veri birikirse vicdan da hesaplanabilecek. Siebenhundert Intellektuelle beten ein Rechenzentrum an, Brecht’in petrol tankının önündeki hayranlığı veri çağının tapınağına taşıyor. Makine susuyor, kulları onun adına konuşuyor; hesap büyüdükçe sorumluluk küçülüyor.

Her krallık önce kendi rengini kutsar. Sonra o renk bayraklara, duvarlara, törenlere ve insanların birbirine bakışına siner. Kızılca Kraliyet Adına, King Crimson’ın karanlık sarayından geçen bir uyarlama; ihtişamın ardındaki tedirginliği, iktidarın kendisini sanatla taçlandırmasını ve saray müziğinin içinde saklanan yaklaşan çatlağı duyuruyor. Kralın adı değişebilir, tahtın biçimi değişebilir; fakat adına konuşulan kraliyet, her çağda sessizliği sadakat sanır.

Bazen bir soru, bilgi edinmek için değil, karşısındakini sınırların içine hapsetmek için sorulur. Merak kılığına giren denetim, insanın geçmişini bir sorgu masasına, kimliğini de başkalarının karar vereceği bir dosyaya dönüştürür. Bayan, sizde pipi var mıydı?, mahremiyeti kamusal eğlenceye çeviren bakışın, insanı kendi beyanından koparıp kaba bir bilme arzusuna teslim eden dilin şarkısı. Başlıktaki soru cevap beklemiyor; soruyu soranın dünyasını açığa çıkarıyor.

Nümerik Esintiler’in altmış beşinci bölümünün sonuna geldik. Bu gece taşın sessiz hafızasından kıvılcımın inadına, kapalı randevu takvimlerinden veri merkezlerinin yeni tapınaklarına kadar uzanan bir yolculuk yaptık. Bazı şarkılar cevap verdi, bazıları soruyu daha derine bıraktı. Ben Perde Cümledar. Sayılar yerlerini korusun, esintiler yönlerini değiştirsin. Bir sonraki bölümde yeniden buluşmak üzere; geceniz kendi sesini kaybetmesin.

11 Yorum

Filed under Laf sal atası, Robot şarkı, Suni muhaberat, Şarkı