Ekranımda Belirenler Tarikatı: Türkiye Muhalefetinin Algoritmik Figüranlaşma Tarihi, 2015–2026

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Türkiye muhalefetinde 2015 yazında yeni bir cemaat biçimi kuruldu. Suruç ve Ankara katliamlarından sonra ölülerin yüzleri, son fotoğrafları, tabutları ve cenaze kortejleri milyonlarca ekranda tekrarlandı. Aynı görüntüleri gören insanlar aynı yas cümlelerini kullandı. Aynı cümleleri kullanan hesaplar birbirlerini “biz” sözüyle tanıdı. Algoritma bu tekrarları yükseltti. Muhalif medya seçilmiş yüzleri olayların merkezine yerleştirdi. Siyasetçiler ekranlarda büyüyen tepkiyi kamuoyu saydı. Ortak maruziyet ortak irade duygusu üretti.

“Ekranımda belirenler tarikatı” bu cemaat biçiminin adıdır. Tarikat bütünüyle muhalif kimlik iddiasıyla çalışır. Devlet kurumsal zor gücünü ekran öncesinde taşır. Muhalif siyasetçi, gazeteci, sanatçı, akademisyen, sendika, meslek odası, kültür kurumu ve kullanıcı ise kendi konumunu muhalif ekran kalabalığının sürekli tasdikine sunar. Muhaliflik görünür dışavurumlarla tanınır. Doğru ölüm karşısında doğru yas gösterilir. Doğru tutuklu için doğru dayanışma cümlesi yazılır. Doğru lider doğru anda sevilir. Doğru sanatçı doğru cenazede alkışlanır. Doğru kadın yüzü siyasi iddiaya güven ve haysiyet verir. Doğru gazeteci yaklaşan sırrı bildirir. Doğru komedyen kalabalığın cesaret vekili olur. Doğru akademisyen gündeme kavram mührü basar. Doğru psikiyartiz siyasi çatışmayı travma ve kişilik diliyle paketler.

Algoritma bu düzenin göbek bağını oluşturur. Olay önce ham görüntülere ayrılır. Platform kısa sürede anlaşılabilen yüzleri seçer. Muhalif medya bu yüzlere başlık, altyazı, müzik ve yorum ekler. Yüksek takipçili hesaplar olayın tek cümlelik hükmünü dağıtır. Küçük hesaplar hükmü beğeni, yeniden paylaşım, alıntı ve yorumla büyütür. Etkileşim sayıları görünür bir kalabalık üretir. Siyasetçi bu kalabalığa cevap verir. Siyasi cevap seçilmiş hesabı temsil makamına taşır. Temsil makamı yeni takipçi ve yeni etkileşim kazanır. Bir sonraki olay aynı oyuncu kadrosuna teslim edilir.

Tarikatın “biz”i bu çevrimde doğar. Kullanıcı ekranında sürekli beliren kişileri toplumun doğal temsilcileri gibi algılar. Çok görünen hesap “herkes” adına konuşur. Çok paylaşılan duygu “toplumun duygusu” sayılır. Çok izlenen yayın “muhalif kamuoyu” adıyla siyasete sunulur. Siyasetçinin bu görünürlüğe verdiği cevap bütün zinciri resmileştirir. Algoritmanın seçtiği birkaç hesap, kendisini halkın örneklemi olarak değil, halkın kendisi olarak yaşamaya başlar.

Bu düzen baştan aşağı figüranlardan oluşur. Figüran, sahnedeki anlamını kendisi belirlemeyen kişidir. Kullanıcı gerçekten öfkelenebilir, gerçekten üzülebilir, gerçekten korkabilir ve gerçekten umutlanabilir. Algoritma bu duygunun nesnesini, zamanını ve görünür biçimini seçer. Medya duyguyu bir yüze bağlar. Büyük hesap doğru cümleyi dağıtır. Kullanıcı hazır rolü kendi iç sesi gibi oynar. Beğeni ile paylaşım bu oyunculuğu ödüllendirir.

Ekrana sunulan bütün duygular bu yapısal anlamda sahtedir. Yas, ölünün hayatından paylaşanın vicdanına geçer. Öfke, değiştirilecek engelden konuşanın muhalif kimliğine geçer. Empati, mağdurun ihtiyacından seyircinin ahlaki portresine geçer. Umut, kurulacak siyasi kapasiteden lider görüntüsüne geçer. Cesaret, ortak mücadelenin görevlerinden bedensel poza geçer. Kişinin özel hissi bu işlemi değiştirmez. Ekrandaki dışavurum yüz, izlenme, onay ve cemaat üyeliği için biçimlenir.

Bu düzenin ilk büyük klişesi “Unutmayacağız” oldu. Ardından “Sessiz kalma”, “Herkes paylaşsın”, “O gün neredeydin?”, “Yalnız değildir”, “Bir anne olarak”, “Bu yüz her şeyi anlatıyor”, “Sanatçı susmaz”, “Gazetecilik suç değildir”, “Bugün bir milattır”, “Şairler ölmez” ve “Bu gömlek kolay kurumaz” geldi. Her cümle bir rol dağıttı. Her rol bir yüz istedi. Her yüz yeni bir figüran kalabalığı topladı.

Tarikat dört ayrı zaman içinde çalışır. İlk zaman dakikalık trend zamanıdır. “Acil yayalım”, “Silinmeden izleyin”, “Herkes etiketlesin” ve “Bu görüntüyü kaydedin” cümleleri ilk saatlerin telaşını üretir. İkinci zaman on beş günlük tutukluluk zamanıdır. Gözaltı, adliye, tutuklama, dayanışma etiketi, aile gözyaşı, tahliye ve müsterih tebessüm tek bölüm oluşturur. Üçüncü zaman kahraman sezonudur. Bir yüz yükselir, tek işleve indirgenir, aynı rolü sürekli oynamaya zorlanır ve hayal kırıklığına çevrilir. Dördüncü zaman yıldönümü takvimidir. Ölü, katliam, deprem ve seçim yenilgisi aynı görsellerle yeniden çağrılır.

Bu mekanizmalar 2015 ile 2026 arasında adım adım genişledi. Ölü yüzüyle başlayan süreç imza listesine, açlık bedenine, sevilebilir lider yüzüne, tutukluluk tebessümüne, kadın-imgeye, gazeteci personasına, komedyen cesaretine, psikiyartiz vitrininin ruhsal tanılarına, yapay kadın sesine, ücretli kalabalığa ve sinevizyonlu cenaze törenine ulaştı.

Kuruluşu Hazırlayan Biçimler: Meydan, Hashtag ve Kişisel Tanıklık

2015 kuruluşunun teknik hazırlığı Gezi protestolarının ekran ile meydan arasında kurduğu hızlı akışta gelişti. Telefon görüntüsü, tweet, hashtag, canlı yayın ve fiziksel buluşma aynı olayın birbirini besleyen parçaları haline geldi. Meydandaki görüntü ekranı doldurdu. Ekrandaki çağrı meydanı büyüttü. Kullanıcı kendi paylaşımını fiziksel kalabalığın bir parçası gibi yaşadı.

Gezi deneyimi bir siyasi olayın platformlarda nasıl hızla yüzlere, sloganlara ve ikonik karelere ayrılacağını gösterdi. Kırmızılı kadın, duran adam, gaz maskesi, penguen, piyano ve duvar yazısı uzun siyasi sürecin taşınabilir görüntülerine dönüştü. Fotoğraf eylemi temsil etti. Ardından eylem fotoğrafın gerçekleşme koşuluna dönüştü. İnsanlar meydanda eylem yaparken hangi görüntünün dolaşıma gireceğini de düşünmeye başladı.

Şubat 2015’te Özgecan Aslan cinayetinin ardından ortaya çıkan #sendeanlat etiketi, kişisel deneyimin ortak hashtag altında kitlesel tanıklığa dönüşmesini sağladı. Kadınlar taciz, şiddet ve korku deneyimlerini aynı etiket altında anlattı. Bireysel hikâye, kadın yüzü, ahlaki öfke ve arşivlenebilir beyan aynı platform biçiminde birleşti. Hashtag dağınık sesleri tek bir görünür akış içinde topladı.

Gezi ekran ile meydan arasındaki akışı hazırladı. #sendeanlat kişisel deneyimi toplu kimlik göstergesine çevirdi. Suruç ve Ankara ölüyü bu kimliğin merkezi nesnesi yaptı.

2015: Doğru Slogandan Kurucu Tabut Ekranına

17 Mart 2015’te Selahattin Demirtaş, Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben “Seni başkan yaptırmayacağız” dedi. Cümle belirli bir siyasi hedef taşıyordu. Başkanlık rejiminin kurulmasını engellemek için seçim sonucu, Meclis aritmetiği, seçmen davranışı ve örgütsel çalışma gerekiyordu. “Yaptırmayacağız” fiili siyasi sorumluluk yüklüyordu. Sonuç sandıkta ölçülecekti. (🔗)

Bu slogan muhalifliğe açık bir görev verdi. Kullanıcının duygusal saflığından çok ortak fiilin başarısı önem taşıdı. Seçim kampanyası, aday, bölge, oy ve temsil ilişkisi gündemin merkezinde kaldı.

20 Temmuz 2015’te Suruç’ta Kobani için oyuncak ve yardım malzemesi götürmek üzere toplanan sosyalist gençler hedef alındı. Katliamdan sonra ölenlerin toplu fotoğrafları, tek tek portreleri, son videoları ve tabutları ekranlara yayıldı. Cenazeler farklı şehirlere gönderilirken tabutların üzerindeki yüzler olayın ana görsel dilini kurdu.

Kişinin hayatı son fotoğrafına sıkıştırıldı. Son fotoğraf siyah çerçeveli portreye dönüştü. Portre paylaşanın muhalif kimlik işareti oldu. “Bu çocukları unutmayın”, “Herkes görsün”, “Bu fotoğraf burada dursun”, “İnsan olan susmaz”, “Söylenecek söz yok” ve “Kelimeler kifayetsiz” cümleleri aynı ekranlarda tekrarlandı.

Bu cümlelerin her biri konuşana görev verdi. “Unutmayacağız” yazan hesap hatırlayan kişi oldu. “Herkes paylaşsın” yazan hesap görünürlük sorumlusu oldu. “İnsan olan susmaz” yazan hesap insanlığın üyelik ölçüsünü belirledi. Siyah görsel kullanan hesap yas cemaatine katıldı. Gündelik paylaşımını sürdüren hesap muhalif sicil incelemesine girdi.

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önündeki Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne yönelik saldırı Suruç’ta oluşan biçimi seri üretime çevirdi. 103 insan hayatını kaybetti. Mitinge giderken çekilmiş fotoğraflar, isim listeleri, kısa hayat hikâyeleri, cenaze bilgileri ve yıldönümü kartları muhalif ekranın sürekli arşivine girdi. Anma törenlerinde isimler okundu ve kalabalık “Yaşıyor” karşılığını verdi. (🔗)

Suruç ölü yüzünü dolaşıma soktu. Ankara bu dolaşımı standartlaştırdı. Fotoğraf, isim, yaş, meslek, kısa hayat cümlesi ve “unutmayacağız” sözü tek görsel kartta birleşti. Haber siteleri kartları yayımladı. Parti ve kurum hesapları taziye metinleri dağıttı. Kullanıcılar aynı metinleri kendi profillerine taşıdı.

Muhalif tanınmanın ölçüsü bu süreçte değişti. Ortak örgüt, ortak görev ve ortak hedef çevresindeki bağın yanına görünür yas bağı yerleşti. “Bu ölüm karşısında ne paylaştın?” sorusu siyasi sicilin kurucu sorusu haline geldi.

“Unutmayacağız” cümlesi bir hafıza görünümü üretti. Saldırının hazırlığını, güvenlik zincirini, failleri, ihmalleri, dava sürecini ve siyasi sonuçları yıllarca takip etmek uzun emek gerektiriyordu. Portre paylaşımı birkaç saniye içinde tamamlanıyordu. Kullanıcı portreyi paylaştı, yas üyeliğini kaydetti ve sonraki gündeme geçti. Yıldönümü geldiğinde aynı kart yeniden açıldı.

Dijital matem bu yasın beğeni, yeniden paylaşım, Story ve emojiyle ölçülmesini sağladı. Çok paylaşılan ölü daha görünür hale geldi. Görünürlük kültürel ve siyasi değer üretti. Her yıldönümü eski içeriği yeni metriğe bağladı. (🔗)

Ölülerin ortak muhalif simgeye dönüşmesi ölü yarıştırmanın zeminini hazırladı. Bir kullanıcı bugünkü ölüye tepki verdiğinde geçmişteki başka bir ölümdeki paylaşım sicili açıldı. “O gün neredeydiniz?”, “Buna çocuk dediniz, ona demediniz”, “Bunun için yas tuttunuz, şuna sustunuz”, “Sizin ölünüz kıymetli de bizimki değil mi?” ve “Şimdi duyarlı rolü yapma” cümleleri dolaşıma girdi.

“Neredeydiniz?” sorusundaki yer platformdaki konumu ifade etti. Soru şu anlamı taşıdı: “O sırada hangi kamptaydın ve bunu arşivlenebilir biçimde göstermiş miydin?” Yeni ölüm konuşanın eski üyelik kaydını sınayan araca dönüştü. Her ölüm yeni bir sebep-sonuç soruşturmasından daha hızlı biçimde eski bir sadakat dosyasını açtı.

İbret sevicilik bu aşamada yerleşti. Ölünün geniş kimliği büyütüldü. Kadın, çocuk, işçi, sosyalist, sanatçı veya genç kimliği olayın bütün anlamını taşımaya başladı. Hazır karşı kimlik sanık sandalyesine oturtuldu. Özgül fail, somut kast, ilişki zinciri ve delil yapısı kimlik çatışmasının yüksek sesinde eridi. Ölü, konuşanın doğru kimliği söyleyip söylemediğini ölçen temsil nesnesine dönüştü. (🔗)

Tarikatın kurucu işlemleri 2015 sonunda tamamlandı. Ölünün yüzü üyelik rozeti oldu. Tabut ortak ekran nesnesi oldu. Yas dışavurumu siyasi kimlik kanıtı oldu. Sessizlik ekran dışılığın suç kaydı oldu. Arama kutusu geriye dönük sicil makamı oldu. Soyut “biz”, aynı ölülerin çevresinde birbirini gören hesapların adı oldu.

2016–2017: Algoritmik Seçim, İmza Sicili ve Çile Bedeni

2016 tarikatın otomatikleşme yılı oldu. Twitter şubat ayında kullanıcıların geçmiş etkinliğini, etkileşimlerini, ilgi alanlarını ve ağ hareketlerini kullanarak önemli gördüğü tweetleri kronolojik akışın üstüne taşımaya başladı. 2017’de zaman akışının derin sinir ağlarıyla sıralandığı duyuruldu. Bu teknik dönüşüm, görünürlük seçimini platformun sürekli çalışan tahmin sistemine bağladı. (🔗) (🔗)

2015’te kullanıcıların taşıdığı ölü yüzleri 2016’dan itibaren kişiselleştirilmiş sıralama sistemi seçmeye başladı. Sistem aday gönderileri topladı. Kullanıcının geçmiş etkileşimlerini değerlendirdi. Gönderinin ağ içindeki popülerliğini ölçtü. Kullanıcının beğenme, paylaşma ve cevap verme ihtimalini tahmin etti. Yüksek puan alan içerik üst sıralara çıktı. Kullanıcı yukarı çıkan içeriği toplumsal önem gibi yaşadı. Tepki sistemi eğitti. Sistem benzer içeriği daha fazla gösterdi.

Bu işlem “ekranımda belirenler tarikatı” adının maddi temelini kurdu. Ekranda beliren kişi şans eseri karşılaşılmış hesap statüsünden platform tarafından seçilmiş temsil yüzüne geçti. Kullanıcı seçim ölçütlerini görmedi. Seçimin sonucunu gördü. Görünen yüz doğal önem kazanmış gibi algılandı.

2016’da Barış İçin Akademisyenler bildirisi, yas sicilini isim siciline genişletti. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı metin 11 Ocak 2016’da 1.128 akademisyenin imzasıyla yayımlandı. Desteklerle birlikte imzacı sayısı 2.212’ye ulaştı. İsimler kamusal listelere dönüştü. Soruşturmalar ve davalar listeyi yıllarca gündemde tuttu. (🔗)

Ekrandaki temel sorular metnin önermelerinden önce geldi: “Kim imzaladı?”, “Kim destek verdi?”, “Kim geri çekildi?”, “Kim sessiz kaldı?”, “Hangi üniversite kaç imzacı çıkardı?” İmza kişinin hangi siyasi kümeye ait olduğunu gösteren aranabilir kimlik kaydı oldu.

Akademisyen figüranı bu aşamada belirginleşti. Araştırma yöntemi, alanın sınırları, kaynak tartışması ve meslektaş denetimi geri çekildi. Akademik unvan ahlaki otorite mührü olarak kullanıldı. “Akademisyen olarak söylüyorum”, “Bu konuda literatür çok açık”, “Biraz okuma yapan herkes bilir”, “Üniversite kültürü açısından kabul edilemez” ve “Bilimsel olarak mesele şu” cümleleri ekrandaki kürsü yüksekliğini kurdu.

Bir taraf imzayı bütün ahlaki doğruluğun kanıtı saydı. Karşı taraf imzayı bütün mesleki meşruiyeti iptal eden suç kaydı saydı. Kişi metindeki görüşlerinden önce listede bulunduğu yere göre sınıflandırıldı. Akademisyenin adı bilgi üretiminden daha güçlü dolaştı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ekran birkaç saat içinde çok katmanlı sadakat sınavı kurdu. Darbeye karşı olma, iktidara karşı olma ve bu iki konumu doğru sıra ile duyurma zorunluluğu doğdu. “Darbeye hayır”, “Ne darbe ne diktatörlük”, “Demokrasiye sahip çıkıyoruz” ve “Bu hesaplaşma halka ödetilemez” ifadeleri aynı akışta yayıldı.

Paylaşımın gecikmesi, kelime sırası ve eksik bırakılan taraf siyasi kimlik incelemesine girdi. “Neden şimdi yazdın?”, “Bu gece neden sessizdin?”, “Herkes tarafını belli etsin” ve “Bu paylaşımı kaydedin” cümleleri yas yoklamasını pozisyon yoklamasına çevirdi.

2017 anayasa referandumunda “Hayır” kelimesi oy tercihinden geniş bir üyelik işaretine dönüştü. Afişler, profil görselleri, şarkılar, sanatçı videoları ve sokak fotoğrafları aynı sözcüğü taşıdı. Tarikat önceden kurulmuş yas sicilini tek kelimelik siyasi rozete uyguladı.

“Hayır” diyen hesaplar birbirini takip etti. Aynı görselleri paylaşan kullanıcılar ortak kimlik duygusu yaşadı. Sanatçı videosu kültürel teyit sağladı. Akademisyen açıklaması kavramsal teyit sağladı. Hukukçu yorumları anayasal teyit sağladı. Sokak röportajı “halkın sesi” işlevi gördü. Tek kelime farklı meslek figürlerini aynı sahnede birleştirdi.

Aynı yıl Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi muhaliflik sinyalini doğrudan bedene bağladı. Gün sayıları, kilo kaybı, sağlık bilgileri, destek videoları ve sanatçı mesajları ekranlarda dolaştı. Yüzün incelmesi, bedenin zayıflaması ve sesin kısılması ahlaki otoritenin büyümesine çevrildi.

“Ses ver”, “Görmezden gelme”, “Bu bedeni görüp nasıl susuyorsunuz?”, “Yemeğe değil adalete açlar”, “Nuriye ile Semih yalnız değildir” ve “Açlığa ses ver” ifadeleri standartlaştı. Sanatçılar kameraya sırayla konuştu. Şairler dizeler okudu. Oyuncular destek videosunda yer aldı. Milletvekilleri kısa süreli açlık grevi yaptı. Tiyatro toplulukları oyun sonunda bildiri okudu.

Beden siyasi iddianın ana taşıyıcısı oldu. Talebin örgütsel zemini, karar yöntemi, geri dönüş koşulları ve sonuç ölçüsü bedensel görüntünün gölgesinde kaldı. Açlık günlerinin sayılması siyasi sürecin kendisinden daha anlaşılır içerik üretti.

Sanatçı figüranı bu evrede kesin rolünü kazandı. “Sanatçı susmaz”, “Aydın olmanın gereği”, “Bu ülkenin sanatçısı olarak”, “Sesimizi kısmaya çalışıyorlar” ve “Adalet için bedenlerini açlığa yatırdılar” cümleleri eser üretiminin üzerine çıktı. Sanatçı kendi takipçi kitlesini mağdur bedenine bağladı. Kültürel prestij siyasi doğruluğa transfer edildi.

Hukukçu figüranı “Tutuklama tedbir işlevini aştı”, “Bu açıkça hukuka aykırı”, “Anayasa son derece açık”, “Savcıları göreve çağırıyorum” ve “Bir hukukçu olarak susamam” cümleleriyle anlık hüküm dağıttı. Dosyanın uzun seyri ekrandaki kesin cümlenin arkasında kaldı.

Yüksek dozlu Azrail dolaşımı bu dönemde düşük dozlu çile bedenine açıldı. 2015’te patlama, cansız beden ve tabut toplu şok üretmişti. 2017’de açlık, hastane, kilo kaybı ve tutukluluk aynı anlatının yaşayan biçimlerini üretti. Ölümün yüksek dozu bedensel zarar ve bekleyiş üzerinden küçük ölüm provalarına ayrıldı. (🔗)

Çile bedeni tarikatın temel teyit organları arasına girdi. Ölü beden haklılığın en yüksek belgesini üretmişti. Yaşayan ve zarar gören beden aynı işlevi taşımaya başladı. Sonraki yıllarda tutuklu yüzü, lider yürüyüşü, kısılmış ses, bandaj, gözaltı fotoğrafı ve ıslak gömlek aynı çile ekonomisine bağlandı.

2018–2019: Ekran Kahramanı, İlk Büyük Hayal Kırıklığı ve Instagram Karı Forsu

2018 seçimleri trend listelerini dijital plebisite çevirdi. “TAMAM” ve “DEVAM” etiketleri milyonlarca tekrar üretti. Kullanıcılar aynı kelimeyi yazan hesapların sayısını yaklaşan seçimin göstergesi gibi okudu. Her kamp kendi akışında çoğunluk duygusu yaşadı.

Anketçi figüranı bu dönemde moral dozunu ayarladı. “Dip dalga var”, “Sessiz seçmen geliyor”, “Kararsızlar dağıtıldığında tablo değişiyor”, “Gençlerde fark açılıyor”, “Bu anket iktidarın uykularını kaçırır” ve “Sandıkta bambaşka sonuç çıkabilir” cümleleri yayıldı. Örneklem, yöntem ve hata payı küçük yazıya dönüştü. Büyük yazıda umut ve panik dolaştı.

Siyaset bilimci figüranı “Bu hamle tabanı konsolide eder”, “Merkez seçmene mesaj veriyor”, “İttifak denklemi değişiyor”, “Muhalefet fırsatı değerlendirdi” ve “Saha başka şey söylüyor” cümleleriyle seçimi sonsuz skor yorumuna çevirdi. İnsanların yaptığı siyaset uzmanların dışarıdan izlediği satranç görüntüsü kazandı.

Muharrem İnce’nin kampanyası sayısal rekabete karizmatik beden ekledi. Meydan kalabalıkları, hızlı yürüyüş, yükselen ses, beyaz gömlek, ceket çıkarma, kısa polemikler ve canlı yayın kesitleri İnce’yi algoritmanın ideal siyasetçisine çevirdi. Programın ayrıntılarından daha fazla enerji dolaştı. İnce muhalif kullanıcının eksik iradesini kendi bedeninde taşıyan figür olarak cast edildi.

Kalıp cümleler kahramanlık rolünü kurdu: “İşte lider”, “Meydanlar doluyor”, “Dip dalga geliyor”, “Bu adam korkmuyor”, “Gençler İnce’yi seviyor”, “Tarih yazılıyor”, “Bu kez başaracağız”, “Çok az kaldı.”

Seçim gecesi İnce’nin kamusal ekranda görünmemesi ve “Adam kazandı” mesajının dolaşıma girmesi ilk büyük algoritmik iman krizini yarattı. “Neredeydi?”, “Bizi neden yalnız bıraktı?”, “Neden ekrana çıkmadı?”, “Saatlerdir neden susuyor?” cümleleri seçim sonucunun önüne geçti. (🔗)

Bu olay liderle kurulan görünürlük sözleşmesini açığa çıkardı. Ekran kahramanı cemaatin duygusal akışını kesintisiz beslemekle yükümlüydü. Mitingde büyütülen beden seçim gecesinde görünür kalmalı, yenilgiyi açıklamalı, kalabalığın öfkesini düzenlemeli ve yeni umut cümlesi sunmalıydı. Kritik anda kaybolan lider tarikatın kendi eksik iradesiyle yüzleşmesine yol açtı.

Muharrem İnce hayal kırıklığı döngüsünün ilk büyük modelini oluşturdu. Algoritma tek bir işlev seçti: enerji. Kalabalık bu işlevi bütün kişiliğe yaydı. Gerçek kişi rolün dışına çıktığında “gerçek yüz” söylemi başladı. “Seni gözümüzde büyütmüşüz”, “Bize umut sattın”, “En gerekli anda kayboldun” ve “Bizi yarı yolda bıraktın” cümleleri kahramanlık sezonunu hınç sezonuna çevirdi.

2019 İstanbul seçimleri Twitter’daki hüküm cemaatini Instagram’daki sevgi cemaatine taşıdı. “Her şey çok güzel olacak” sözü bir çocuğun sesinden yayıldı. Sanatçılar, oyuncular, müzisyenler ve yüksek takipçili hesaplar aynı ifadeyi tekrarladı. Slogan şarkıya, selfie’ye, konser anonsuna, sergiye, profil görseline ve kısa videoya dönüştü.

Ekrem İmamoğlu’nun kampanya yüzü yeni Instagram siyasetini kurdu. Çocukla göz teması, pazar ziyareti, sokakta sarılma, aile fotoğrafı, eş desteği, mutfak, gülümseme ve gündelik şaka siyasi yeterliliğe sevilebilirlik teyidi ekledi. Twitter “Bu aday kazanabilir” hükmünü dağıttı. Instagram “Bu adam sevilmeye değer” duygusunu dolaşıma soktu.

Karı forsu bu aşamada merkezî siyasi teknoloji haline geldi. Lider eşinin görünürlüğü, kadın sanatçıların desteği, genç kadınların liderle fotoğrafları ve çocuklarla kurulan şefkatli temas liderin çağdaş, güvenilir ve aileden biri olarak algılanmasını sağladı.

Muhalif erkek siyasetçinin eşine sevgiyle bakması “Yakından tanıyan kadın bu adama güveniyor” mesajını taşıdı. Genç kadınların alkışı “Gelecek bu liderin çevresinde” duygusu üretti. Kadın sanatçının titreyen sesle yaptığı destek açıklaması “Vicdan bu tarafta” mührünü vurdu. Anne figürü “Bu iddia haysiyet taşıyor” sonucunu doğurdu.

Karı forsu iki motorla çalıştı. Çekim motoru yüz, güzellik, gençlik, canlı ses, kırılganlık ve yakınlık aracılığıyla seyirciyi sahneye çağırdı. Kutsal geri itme motoru annelik, emek, mahremiyet, acı, haysiyet ve dayanışma aracılığıyla soruyu uzaklaştırdı. Kadın-imge siyasi iddiaya canlı bir doğrulama yüzeyi sundu. (🔗)

Kalıp cümleler sevgi ve sahiplenme rolünü kurdu: “Canım başkanım”, “Bizim başkanımız”, “İyi ki varsın”, “Sana kıyamam”, “O güzel kalbini biliyoruz”, “Halkın sevgisi seninle”, “Sen bize emanetsin”, “Her şey çok güzel olacak.”

Aynı yıl Emine Bulut’un öldürülmesinin ardından “Ölmek istemiyorum” sözünü içeren video bütün platformlarda dolaştı. Ölümün son anı doğrudan içerik haline geldi. Kullanıcılar videoyu paylaşarak duyarlılıklarını ilan etti. Siyasetçiler, sanatçılar ve kurumlar art arda mesaj yayımladı.

“Kalbim parçalandı”, “İzlerken nefesim kesildi”, “Şu gözlere bakın”, “Evladı olan bunu anlar”, “Hepimizin çocuğu”, “Nasıl kıydınız?” ve “Bunu görüp susan insan değildir” cümleleri sahte empatinin standart dilini kurdu.

Mağdurun son sözü milyonlarca hesabın vicdan rozeti oldu. Cinayetin önlenmesi için gereken kurumsal takip, koruma tedbirleri, dava süreci ve siyasi sorumluluk ölüm videosunun taşıdığı yüksek duygu yoğunluğunun gerisinde kaldı. Seyirci başkasının ölüm anını izleyerek kendi merhametini tanıdı.

Suruç ve Ankara’da tabut görüntüsü merkezdeydi. Emine Bulut vakasında ölüm anının kaydı merkezdeydi. Tarikat ölü bedenden ölüm görüntüsüne geçti. Video tekrarlandıkça mağdurun acısı duyarlı kullanıcının profilinde ikinci kullanım değeri kazandı.

2020–2021: Ev Stüdyosu, Psikiyartiz, Ölü Çanlar ve Tabutlu Sahne

Pandemi fiziksel toplantıları durdururken ev içi yayınları çoğalttı. Instagram Live, Zoom penceresi, mutfak videosu, araba monoloğu ve gece yarısı Story’si muhalif kamunun temel biçimleri haline geldi. Kitaplık, kahve kupası, kötü ışık, ev kıyafeti, makyajsız yüz ve titrek kamera sahicilik işaretleri olarak kullanıldı.

“Çok doluyum”, “Bunu paylaşmayacaktım”, “Susamıyorum”, “Şu an konuşmak çok zor”, “Beni ilk kez böyle görüyorsunuz”, “İçimden geldi”, “Kamera açılınca böyle oldu” ve “Son kez konuşuyorum” cümleleri samimiyet simülasyonunu kurdu.

Hazırlanmış görüntü kendiliğindenlik estetiğiyle sunuldu. Kamera önündeki duygulu yüz ortak siyasi çalışma kadar görünür değer kazandı. Ev küçük stüdyoya dönüştü. Her kullanıcı kendi hayatının sunucusu oldu. Günlük nesneler siyasi persona aksesuarı kazandı.

Psikiyartiz bu ortamda güçlü bir platform figürü haline geldi. Ruhsal acı tanı, kültür, aforizma, kitap, seminer, atölye ve danışan akışına bağlandı. Siyasi çatışma ruhsal karaktere çevrildi. Toplumsal sorun travma diline aktarıldı. Muhalif hınç klinik ve kültürlü bir tona yükseltildi.

“Toplum olarak yas tutamıyoruz”, “Burada kolektif travma çalışıyor”, “Bu narsistik bir yapılanma”, “Öfkenin altında incinmişlik var”, “Beden asla yalan söylemez”, “Bu ilişki toksik bir döngü”, “İyileşme doğrusal ilerlemez” ve “Atölye kayıtları başladı” aynı ekonomik ve estetik zincirde ilerledi.

Psikiyartiz figürü takipçiyi farklı rollere ayırdı. Takipçi önce yaralı özne oldu. Ardından okura dönüştü. Canlı yayında öğrenci oldu. Atölyede kursiyer oldu. Klinikte danışan oldu. Duygusal gönderi dikkat topladı. Kısa video mesleki otorite üretti. Kitap kapsam duygusu sağladı. Seminer ücretli geçiş açtı. (🔗)

Bu figür siyasi sebep-sonuç zincirini ruhsal kişilik açıklamasıyla kapattı. Yetki, para, örgüt, karar ve sorumluluk “yaralanmış benlik”, “çocukluk”, “travma”, “narsisizm”, “yas”, “özdeşim” ve “iyileşme” dili içinde dağıldı. Kullanıcı aynı siyasi konumu taşımaya devam etti. Kendini daha incelmiş ve daha derin hissetti.

Helin Bölek’in ve ölüm orucu sürecinde hayatını kaybeden başka kişilerin son beden görüntüleri, açlık grevi ikonografisini ölüm ikonografisine çevirdi. İncelmiş beden, kapanmış gözler ve son ev görüntüleri muhalif ekranın kutsal nesneleri arasına girdi.

“Bir müzisyen açlıktan öldü”, “Sesini susturamadılar”, “Türküleri yaşayacak”, “Onu unutmayacağız”, “Güzel gözleriyle direniyordu” ve “Sanatçı susmaz” cümleleri bedeni, müziği ve şehitlik anlatısını birleştirdi.

Son fotoğraf bütün strateji tartışmasını kapatan safiyet mührü oldu. Karar süreci, geri dönüş eşikleri, sorumluluk ilişkileri ve alternatif mücadele yöntemleri bedenin görsel ağırlığı altında kaldı. Beden üzerindeki soru ölüye saldırı gibi kodlandı.

Bildirim rejimi tarikatın günlük çan sistemini kurdu. Ölüm haberi bildirime dönüştü. Bildirim kullanıcıyı uygulamaya çağırdı. Kullanıcı taziye bıraktı. Taziye etkileşim verisine çevrildi. Yüksek etkileşim alan yüzler yeniden seçildi. Yıldönümü aynı yüzleri tekrar dolaşıma soktu.

Like alkışın sayılabilir biçimi oldu. Story görüntülenmesi sessiz yoklama işlevi gördü. Mention adla çağrı haline geldi. Hashtag dağınık sesleri katılım kaydında topladı. Bildirim hem çağrı hem kayıt üretti. Tarikatın ölüsü gömüldü. Ekran ölüsü bildirim, yıldönümü, arşiv kartı ve yeniden paylaşım üretmeye devam etti. (🔗)

2021’de Boğaziçi Üniversitesi protestoları sırasında “Aşağı bak” ifadesinden türeyen “Aşağı bakmayacağız” etiketi kısa sürede genel muhalif haysiyet parolasına dönüştü. Üniversite yönetimi, rektör ataması, kurumların yetkisi ve akademik karar süreçleri tek bir bedensel jeste sıkıştırıldı.

Başını eğmeyen genç bedeni bütün muhaliflerin kendi onurunu görebileceği ekrana dönüştü. “Gençler susmuyor”, “Bu çocuklar hepimizden cesur”, “Pırlanta gibi çocuklar”, “Gelecek onların”, “Üniversiteler teslim alınamaz” ve “Bu kuşak her şeyi değiştirecek” cümleleri öğrenci figüranlığını kurdu.

Öğrencinin düşüncesi, fakültesi, örgütsel farkları ve taleplerinin ayrıntıları gençlik aurasının arkasında kaldı. Genç beden gelecek, saflık, enerji ve cesaret taşıdı. Tutuklanan öğrenci cool duruş ve müsterih tebessüm ekranına yerleştirildi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış sürecinde “İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “Kadınlar susmuyor”, “Kız kardeşimin yanındayım” ve “Kadın dayanışması yaşatır” ifadeleri mor görseller, kadın portreleri, ünlü videoları ve Story zincirleriyle yayıldı.

Kadın sanatçı vicdan yüzü, kadın hukukçu temiz adalet yüzü, anne kutsal acı yüzü, genç kadın gelecek yüzü olarak cast edildi. Karı forsu farklı kadın rollerini aynı teyit düzeninde birleştirdi.

2021 yazındaki orman yangınlarında “Help Turkey” etiketi Twitter ile Instagram’da geniş bir dolaşıma ulaştı. İngilizce metinler, yanan ormanlar, yaralı hayvanlar, yardım isteyen kadın yüzleri ve ünlü Story’leri hayalî dünya seyircisine yöneldi.

“Dünya bizi görsün”, “Medya göstermiyor”, “Herkes paylaşsın”, “Ünlüler neden susuyor?”, “Silinmeden izleyin” ve “Türkiye yanıyor” cümleleri muhalifliğin uluslararası görünürlük talebine dönüştü.

Muhalif özne küresel ekranın önünde doğru mağduriyet görüntüsünü sunan figüran rolü kazandı. Dış dünya muhalif kullanıcının haklılığını tanıyacak büyük seyirci olarak kurgulandı.

Çevirmen ve yabancı basın aktarıcısı figüranı bu sırada önem kazandı. “Dünya basını bunu böyle gördü”, “Yabancı kaynaklarda konuşulan”, “Türkiye’de kimse yazmıyor”, “İngilizcesi olanlar okusun” ve “Dünya bizi konuşuyor” cümleleri dış bakışı doğruluk ve itibar belgesine çevirdi.

2 Eylül 2021’de Ferhan Şensoy için Ses Tiyatrosu’nda düzenlenen tören tabutlu sahne ayinlerinin gelişmiş biçimini kurdu. Tabut sahneye yerleştirildi. Bayraklarla örtüldü. Konuşmalar yapıldı. Hayatından görüntülerin bulunduğu video gösterildi. Salondaki insanlar ayağa kalkarak tabutu alkışladı ve sahneye kırmızı karanfiller attı. (🔗)

Tabut merkez nesne oldu. Arşiv görüntüsü ikinci beden üretti. Konuşmacılar final gösterisinin oyuncularına dönüştü. Alkış yasın seyirci katılım biçimi oldu. Karanfil görsel kapanışı sağladı.

“Ustalar ölmez”, “Perde kapanmayacak”, “Sahne artık eksik”, “Sesin daima bizimle”, “Eserlerinle yaşayacaksın”, “Veda etmiyoruz” ve “Güle güle büyük usta” cümleleri tiyatro cenazesinin standart dilini kurdu.

Ölü sahneye kondu. Ekrandaki canlı görüntüsü tabutun arkasında oynadı. Seyirci ölümü gördü ve ölümü alkışla kültürel devamlılığa çevirdi. Bu sapık nekrofilik ayin, ölünün bedeninden yaşayanların kültürel soy ve muhaliflik statüsü üretmesini sağladı.

2022–2023: İç Denetim, Belagat Bulamacı, Deprem Ekranı, İyi Adam ve Piro

2022’de tarikatın ana denetim yönü içeri döndü. Her olay iki gündem üretti. Birinci gündem olayın maddi akışıydı. İkinci gündem muhaliflerin olaya yeterince hızlı ve sert tepki verip vermediğiydi. İkinci gündem çoğu kez ilk gündemi yuttu.

Siyasetçinin tweet atma süresi, kullandığı kelime, eksik bıraktığı isim ve başka bir olaya gösterdiği ilgi ölçülmeye başladı. “Neden paylaşmadın?”, “Bu konuda neden sessizsin?”, “O gün neredeydin?”, “Herkes tarafını belli etsin”, “Şimdi konuşmaya hakkın yok”, “Normal paylaşım yapmaya nasıl devam ediyorsun?” ve “Takipten çıkıyorum” cümleleri muhaliflik polisliğini kurdu.

Arama kutusu konuşma ruhsatını dağıtan sicil makamına dönüştü. Eski tweet, silinmiş paylaşım, beğeni, takip ilişkisi, geç taziye ve paylaşılmamış olay kişinin bugünkü sözüne karşı mühimmat olarak kullanıldı. Örgüt hafızası tutanak üretirdi. Algoritmik hafıza ekran görüntüsü biriktirdi.

Belagat bulamacı bu iç denetimin ana dili oldu. Bir fiilin kayda, sorumluluğa ve işleme girmesi gereken yerde sözler çoğaldı. Ciddi ton muhakeme görüntüsü üretti. Güçlü duygu zarar değerlendirmesi görüntüsü sağladı. Geniş tarihsel çerçeve nedensellik görüntüsü verdi.

Bir belediye kararı kayıt, yetki ve sonuç gerektiriyordu. Ekran “Halkımızın yanındayız”, “Dayanışmayı büyüteceğiz” ve “Bu zor günleri birlikte aşacağız” cümlelerini üretti. Bir tutuklama dosya, delil, usul ve siyasi sorumluluk gerektiriyordu. Ekran “Başımız dik”, “Bizi korkutamazsınız” ve “Gülüşümüzden korkuyorlar” cümlelerini üretti. Bir yardım zinciri para, tedarik, dağıtım ve kapasite kaydı gerektiriyordu. Ekran “İyi insanlar hâlâ var”, “İyilik bulaşıcıdır” ve “Telefonum susmuyor” cümlelerini üretti.

Belagat bulamacının temel hareketi fiili hikâyeye çevirdi. Hikâye duyguya bağlandı. Duygu aidiyet üretti. Aidiyet soyut “biz”i çağırdı. Fiilin işlem zinciri bu söz akışında dağıldı. (🔗)

Sebep-sonuç zincirini kıran tipler bu dönemde belirginleşti. Nazarcı yüzü sebep olarak sundu: “Şu gözlere bakın”, “Bu yüz her şeyi anlatıyor.” Sedacı sesi kayıt olarak sundu: ağıt, slogan, kırgın kadın sesi ve kalabalık yankısı tutanak etkisi üretti. Belagatçi sorunun içeriğini konuşmak yerine soru sahibinin niyetini yargıladı: “Meseleyi böyle sorman çok şey anlatıyor.” Lagalugacı sorumluluğu geniş yazgıya dağıttı: “Zaten sistem böyle”, “Siyaset böyle işler.” Şantajcı sonucu açıkça söylemeden hissettirdi: “Bunun sonuçları olur”, “Herkes notunu alıyor.” Manipülatör muğlak talebi sezilmesi gereken ahlaki sınır yaptı: “Bunu anlaman gerekirdi.”

Tenezzülcü kendi değerini açıklamadan kabul istedi. Tahammülcü uzun bekleyişi ve acıyı alacak senedine çevirdi. Tevessülcü sonucu aracılar, imalar, kırgınlıklar ve inkâr edilebilir emir parçalarıyla üretti.

6 Şubat 2023 depremleri ekranın hayatî kullanımını ortaya çıkardı. Enkaz altındaki insanların adresleri, telefon numaraları ve konumları Twitter üzerinden yayıldı. Gönüllü yazılımcılar bu çağrıları sınıflandıran ve haritalayan sistemler geliştirdi. Sosyal medya bazı durumlarda yardım ekipleriyle enkaz altındaki insanlar arasında hayat hattı kurdu.

Bu gerçek işlev ekrandaki bütün dışavurumlara ahlaki kredi sağladı. Doğrulanmış enkaz adresi, doğrulanmamış söylenti, bağış makbuzu, öfkeli monolog, ağlayan selfie, ünlülerin sessizlik listesi ve gündelik hayatına devam edenleri ayıplayan Story aynı akışta yan yana geldi.

“Acil yayalım”, “Herkes etiketlesin”, “Sesimizi duyun”, “Enkaz altında”, “Bu fotoğrafı görüp nasıl hayatınıza devam ediyorsunuz?”, “Ünlüler nerede?”, “Normal paylaşım yapmayın” ve “Hesabını soracağız” ifadeleri aynı iletişim biçiminde kullanıldı.

Yazılımcı figüranı yardım haritası, veri tabanı ve otomatik sınıflandırma sistemleri üzerinden kahramanlık kazandı. “Bu sistemi birkaç saatte kurduk”, “Veriyi tek yerde topluyoruz”, “Gönüllüler arıyoruz”, “Bu bağlantıyı herkes paylaşsın” ve “Teknik destek hayat kurtarır” cümleleri teknoloji ile dayanışmayı birleştirdi.

Mühendis, mimar ve jeolog figüranları “Deprem öldürmez, bina öldürür”, “Bu yapı güvenli değil”, “Zemin bunu taşımaz”, “Büyük felaket kapıda”, “Bu fotoğraf bile yeterli” ve “Sonra uyarmadı demeyin” cümleleriyle kırmızı daire çizen alarm yüzlerine dönüştü.

Ekranın hayat kurtaran işlevi Story faaliyetini siyasetin yüksek biçimi gibi gösterdi. Kullanıcı gerçek yardım çağrısını paylaşırken kazandığı ahlaki krediyi kendi öfke performansına aktardı. Ekranda görünür yardım, ekranda görünür muhalifliğin ölçüsüne dönüştü.

Haluk Levent ile AHBAP karmaşık yardım ağının tek yüzünde toplandı. Levent telefonuna gelen yardım mesajlarını gösterdi ve herkese yetişemediği anları anlattı. Gönüllüler, lojistikçiler, bağışçılar, depocular, şoförler ve yerel bağlantılar “iyi adam” personasının arkasında kaldı.

“İyi ki varsın”, “Türkiye’nin vicdanısın”, “Devletin yetişemediği yere yetişiyor”, “Telefonu susmuyor”, “Herkese koşuyor”, “Şeffaflık bizim için çok önemli”, “İyi insanlar hâlâ var” ve “Sana güveniyoruz” cümleleri yardım kahramanını kurdu.

Tarikat Haluk Levent’e bütün kamu sistemini taşıma görevi verdi. Her çağrıyı görmek, her yardımı ulaştırmak, her bağışı açıklamak, bütün kampların güvenini korumak ve sürekli iyi görünmek zorundaydı. Kurumsal kapasitenin sınırı görünür hale geldiğinde “Sana güvenmiştik”, “Neden cevap vermiyorsun?”, “Paralar nerede?” ve “Gerçek yüzünü gördük” sezonu başladı.

Haluk Levent hayal kırıklığı kolektif yardım faaliyetinin tek insan karakterine yatırılmasının sonucuydu. Tarikat onda kurumunu aradı. İnsan ve kurum sınırı görünür olduğunda kendi yatırımını ihanet gibi yaşadı.

2023 seçim kampanyasında Kemal Kılıçdaroğlu tarikatın “Piro” figürüne dönüştü. Mutfak videoları, sakin ses, kalp işareti, helalleşme, aile, bahar, sevgi ve şifa imgeleri ahlaki baba personasını kurdu. “Sana söz, yine baharlar gelecek” kampanyası seyirciyi rahatlatan duygusal atmosfer üretti. (🔗)

“Piro geliyor”, “Bay Kemal sözünden dönmez”, “Temiz siyaset”, “Sakin güç”, “Birlikte kazanacağız”, “Bahar gelecek”, “Çok az kaldı”, “Bu kez başaracağız” ve “Her şey yeni başlıyor” cümleleri umut sezonunu kurdu.

“Piro” adı Kılıçdaroğlu’na bilge, sabırlı, temiz, tevazu sahibi ve görev insanı rolü verdi. Tarikat sakin yüzün seçim zaferi üreteceğine yatırım yaptı. Ahlaki vakar stratejik yeterliliğin görsel teyidi oldu. Kadın ve çocuk imgeleri kampanyanın yumuşak gücünü taşıdı. Şarkı, çiçek, kahvaltı hazırlayan anne ve çocuğun neşesi programın duygusal zeminini kurdu.

İletişim danışmanı figüranı bu atmosferi profesyonel dilde yeniden kurdu. “Hikâye anlatılıyor”, “Duygusal bağ kuruluyor”, “Seçmen kendini görüyor”, “Liderlik imajı güçleniyor” ve “Yeni bir anlatı doğuyor” cümleleri siyaseti marka dramaturjisine çevirdi. Kampanya sonucu siyasi örgütün kapasitesiyle birlikte görsel hikâyenin başarısına bağlandı.

Seçim yenilgisi Piro rolünü parçaladı. “Bu halk seni hak etmiyor” cümlesi kısa sürede “Bizi kandırdın”, “Neden aday oldun?”, “Neden çekilmedin?”, “Neden istifa etmedin?”, “Kim özür dileyecek?” ve “Koltuk sevdası” cümlelerine dönüştü.

Kılıçdaroğlu hayal kırıklığı Piro kostümünün altından siyasi aktörün görünmesiyle oluştu. Tarikat önce gerçek kişiyi ahlaki masala yükseltti. Ardından masala uymayan kişiyi ihanet figürüne çevirdi. Yaş, sabır, geçmiş mücadele ve ahlaki ağırlık güncel yetki talebinin sermayesine dönüştü. (🔗)

Muharrem İnce de 2023’te eski viral rolünü yeniden canlandırdı. Dans görüntüleri, kısa polemikler ve gençlik vurgusu yeni yükseliş üretti. Adaylıktan çekilmesi 2018’deki kayboluşun ikinci sezonu oldu. “Adam çekildi”, “Bizi yine yarı yolda bıraktı”, “Oyları böldü” ve “Gerçek yüzü ortaya çıktı” cümleleri yeni hayal kırıklığı repertuarını kurdu.

Piro, İnce ve Haluk Levent aynı yapının üç rolünü taşıdı. Kılıçdaroğlu tarikatın babası oldu. İnce tarikatın iradesi oldu. Levent tarikatın kurumu oldu. Baba seçimi taşıyamadı. İrade kritik anda kayboldu. Kurum bütün yardımı taşıyamadı. Tarikat kendi eksik organlarını insan bedenlerine yükledi ve insan sınırını ihanet olarak yaşadı.

2024: Cezalandırıcı Empati, İbret Sevicilik, Komedyen Cesareti ve Gelişmiş Nekro-Gösteri

Narin Güran’ın kaybolması ve öldürülmesi televizyon ile sosyal medyanın birleşik gerçek suç gösterisine dönüştü. Çocuğun fotoğrafı, ev ve köy görüntüleri, aile üyelerinin yüzleri, tabutundaki gelinlik ve günler süren tahminler ekranlarda dolaştı. Sosyal medya paylaşımları soruşturmanın her ayrıntısını ortak seyir nesnesine çevirdi.

“Narin’imize nasıl kıydınız?”, “Bu yüzü unutmayın”, “Hepimizin çocuğu”, “Bir anne olarak yüreğim parçalandı”, “Evladı olan anlar”, “Onları diri diri gömün” ve “Adalet er geç tecelli edecek” cümleleri merhamet, öfke ve intikamı birleştirdi.

Sahte empati burada cezalandırıcı yetki üretti. Çocuğa acıdığını gösteren kullanıcı en vahşi cezayı isteme hakkını kendi dışavurumundan çıkardı. Vahşet talebinin şiddeti merhametin büyüklüğü gibi sunuldu. Mağdurun adalet ihtiyacı seyircinin kendi vicdanını ve öfkesini sergilediği yüzeye dönüştü.

Televizyon programları aile bireylerinin yüzlerinden anlam çıkardı. Beden dili yorumcuları bakışları teşhis etti. Psikiyartizler aile yapısını ve toplumsal travmayı anlattı. Hukukçular soruşturma dosyasını canlı yayında hükme bağladı. Gazeteciler kulis bilgisi aktardı. Ünlüler cezalandırma çağrıları yaptı. Her meslek aynı olayda kendi figüran rolünü oynadı.

Psikiyartiz “Bu davranış travma tepkisi”, “Narsistik aile yapısı”, “Kolektif cinnet” dedi. Hukukçu “Bu ifade her şeyi değiştirir”, “Tutuklama kaçınılmaz”, “Delil karartma şüphesi” dedi. Gazeteci “Köyde konuşulan”, “Yeni tanık ortaya çıktı”, “Çok çarpıcı ayrıntı” dedi. Sunucu “Bir anne olarak bunu izlemek çok zor” dedi. Ünlü “Tarafım çocuklar” dedi.

İbret sevicilik olayı geniş kimliklerin çatışmasına çevirdi. Çocuk yüzü saf mağduriyeti taşıdı. Aile, köy, erkeklik, toplumsal yapı ve bölgesel kimlik peşinen sanıklaştırıldı. Soruşturmanın özgül halkaları ekranın geniş ahlaki hükümleri altında eridi. Kullanıcı doğru kimlik etiketini söyleyerek ahlaki üyelik kazandı.

Sokak hayvanlarıyla ilgili yasa tartışmasında yaralı köpekler, barınak görüntüleri, ağlayan aktivistler ve hayvanlarla sarılan sanatçılar öne çıktı. “Öldüren yasa”, “Yaşatacağız”, “Dostlarımızı vermiyoruz”, “Bir can daha eksilmeyecek”, “İnsan olan buna izin vermez” ve “Hayvanlar yalnız değildir” ifadeleri protestoların ekran dilini kurdu.

Kanunun belediye kapasitesi, bütçe, kısırlaştırma sayıları, barınak koşulları ve sorumluluk zinciri hayvan yüzlerinin ahlaki ağırlığı altında kaldı. Çocuk yüzü ve hayvan yüzü tarikatın en hızlı merhamet üreten imgeleri oldu. Masumiyet görüntüsü yapısal sorunun bütün karmaşıklığını birkaç saniyelik duyguya sıkıştırdı.

Ünlü destekçi figüranı “Ben de bir vatandaşım”, “Takipçim çok diye susamam”, “Bu siyaset meselesi değil”, “Tarafım insanlık”, “Beni takipten çıkabilirsiniz” ve “Bu paylaşımın bedeli olacaksa olsun” cümleleriyle ününü muhalif kümeye transfer etti.

Komedyen figüranı cesaret vekili olarak güç kazandı. “Mizah iktidarı korkutur”, “Kahkahadan korkuyorlar”, “Kimsenin söyleyemediğini söyledi”, “Yürek yemiş”, “Şaka suç değildir” ve “Mizahı anlamayanlar” cümleleri komedyeni kültürel muhalefetin dokunulmaz yüzüne çevirdi.

Şakanın biçimi ikinci plana geçti. Hedef alınan kişi, seyircinin verdiği kahkaha ve komedyenin ödediği bedel mizahın değerini belirledi. Gülen seyirci kendisini politik açıdan zeki ve cesur hissetti. Eleştiren kişi “mizah anlayışı bulunmayan ağır abi” rolüne sokuldu. (🔗)

Karikatürist, caps ve meme üreticisi hazır alay mimikleri dağıttı. “Tek karede Türkiye”, “Fotoğraf konuşuyor”, “Günün özeti”, “Gülsek mi ağlasak mı?” ve “Mizahını kendisi yapıyor” cümleleri siyasi çözümlemeyi tek görsel şakaya sıkıştırdı. Kullanıcı kendi hükmünü üretmek yerine hazır mimik repertuarına katıldı.

Genco Erkal’ın Ağustos 2024’te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki cenaze töreni Ferhan Şensoy ayinini daha gelişmiş teknik düzenle sürdürdü. Hayatından video ve fotoğraflar gösterildi. Şiirler okundu. Müzik icra edildi. Tabut sahnede dururken ekrandaki Genco Erkal konuşmaya ve oynamaya devam etti.

“Sahne artık eksik”, “İdeolojisinden hiç vazgeçmedi”, “Eğilmedi, bükülmedi, susturulamadı”, “Büyük usta son kez sahnede”, “Sesi daima aramızda” ve “Dakikalarca ayakta alkışlandı” cümleleri törenin siyasi ve kültürel soy anlatısını kurdu.

Çifte beden düzeni burada kusursuzlaştı. Önde defnedilecek sessiz beden durdu. Arkada sürekli oynatılacak canlı ekran bedeni yer aldı. Müzik duygunun temposunu belirledi. Konuşmalar ölünün mirasını kurumlar ve siyasi figürler arasında paylaştırdı. Alkış seyircilerin aynı cemaatte bulunduğunu birbirine gösterdi.

Ölünün kişisel hesabından yayımlanan veda içerikleri ekran bedenini cenaze sonrasına taşıdı. Hesap ölümden sonra da sözcülük yaptı. Kurumsal hesap, arşiv videosu, şiir kaydı ve tören sunucusu onun adına daha fazla konuştu.

2025: On Beş Günlük Tutukluluk, Boykot Makbuzu ve Muhalif Medyanın Profesyonel Cast’i

19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan protestolar tarikatın on yıllık biçimlerini tek devrede topladı. Öğrenci hesapları, canlı yayınlar, protesto görüntüleri, üniversite çağrıları, boykot listeleri, ünlü destekleri ve siyasetçi açıklamaları birbirine bağlandı.

Protestoları aktaran öğrenci ve örgüt hesaplarına erişim engelleri getirildi. İmamoğlu’nun milyonlarca takipçili X hesabına yönelik erişim işlemleri hesabı kişinin iletişim aracından dijital bedene çevirdi. “Bir Ekrem gider, milyonlarca Ekrem gelir”, “Hepimiz Ekrem’iz” ve “Hesabı kapatsanız da sesi kapatamazsınız” ifadeleri tek hesabı soyut kalabalığa çoğalttı.

Protestoları izleyen gazetecilerin gözaltına alınması ve kısa süre sonra tahliye edilmesi “herkes on beş gün tutuklu kalacak” klişesinin gazetecilik biçimini üretti. Ev baskını, gözaltı fotoğrafı, adliye bekleyişi, meslek örgütlerinin açıklaması, tahliye kapısı, sarılma ve stüdyoya dönüş aynı içerik çevrimine bağlandı.

“Gazetecilik suç değildir”, “Gerçeği susturamazsınız”, “Meslektaşlarımız yalnız değildir”, “Korkmadık”, “Kaldığımız yerden devam ediyoruz” ve “Hakikatin peşindeyiz” cümleleri tutuklu gazeteci personasını kurdu.

Tutukluluk algoritmik hikâye için kusursuz malzeme sağladı. Başlangıç anı açıktı. Mağdur yüzü belirgindi. Yakınların gözyaşı vardı. Dayanışma etiketi hazırdı. Tahliye mutlu son görüntüsü üretti. Dosyanın devam eden kısmı algoritmik ilgiyi kaybetti. Yeni gözaltı yeni kahraman getirdi.

2017’de yaşayan bedene geçen ölüm dolaşımı, 2025’te seri gözaltı ve tahliye çevrimine bölündü. Yüksek dozlu patlama ve tabut biçimi düşük dozlu gözaltı, kaybolma, bekleyiş ve geri dönüş biçiminde tekrarlandı. Müsterih tebessüm tabutun yaşayan biçimi oldu.

Öğrenciler için “Bizim çocuklarımız”, “Hepimizin evladı”, “Pırlanta gibi gençler”, “Bu gençliğe boyun eğdiremezsiniz” cümleleri kullanıldı. Gazeteciler için “Gerçek gazeteciler”, “Korkusuz kalemler”, “Susturulamayan sesler” söylendi. Hukukçular için “Adalet nöbeti” kuruldu. Sanatçılar için destek videoları çekildi. Her meslek tutukluluk üzerinden yeni kahramanlık diploması aldı.

Müsterih tebessüm bu çevrimin resmî yüz ifadesi oldu. Tahliye kapısındaki sakin gülümseme dosyanın, karar zincirinin, zararın ve devam eden sürecin üzerini kapattı. “Başımız dik”, “Daha güçlü çıktım”, “Kaldığımız yerden devam”, “Bir adım geri atmayacağız” ve “Gülüşümüzden korkuyorlar” cümleleri bu yüzün altyazısını oluşturdu. (🔗)

Boykot çağrıları gündelik tüketimi görünür muhaliflik makbuzuna çevirdi. Bir ürünü satın almama davranışı Story, marka listesi, fiş, takipten çıkma ekranı ve uygulama silme görüntüsüyle üyelik kanıtı oldu.

“Boykota katılıyor musun?”, “Bu markayı hâlâ takip ediyor musun?”, “Story neden atmadın?”, “Reklam alan ünlüleri unutmayın”, “Alternatif işletmeleri destekleyin” ve “Fişinizi paylaşın” cümleleri tüketim sicilini kurdu.

Maddi etki ölçümü geri çekildi. Görünür saflık ölçümü öne çıktı. Tarikat ekonomik davranışı ekranda ispatlanan ahlaki role çevirdi. Kullanıcı satın almadığı ürünün fotoğrafı, sildiği uygulamanın ekran görüntüsü ve takipten çıktığı hesabın kaydıyla kendini tanıttı.

Muhalif medya bu süreçte tarikatın açık örgütlenme alanı haline geldi. Halk TV, Onlar TV, TELE1–TELE2, Sözcü TV, Cumhuriyet TV ve aynı ağdaki platformlar yüz seçti, rol dağıttı, duyguyu tonladı, uzun konuşmayı klibe böldü ve izleyiciyi ücretsiz tribün figüranına çevirdi.

Halk TV’nin “Yalnız değilsiniz” çağrısı izleyiciyi haber alıcısından cemaat üyesine çevirdi. Kanal “Biz sizi görüyoruz, sizin adınıza konuşuyoruz, bizi izlediğiniz sürece ortak bir kalabalığa aitsiniz” mesajı verdi.

Televizyondaki uzun yayınlar YouTube kliplerine, Instagram yüzlerine ve X cümlelerine bölündü. “Bomba iddia”, “Tarihî sözler”, “Şoke eden görüntüler”, “Ateş püskürdü”, “İktidarın uykularını kaçıracak” ve “Dünya bunu konuşuyor” başlıkları haberi karakterlerin haftalık bölümüne çevirdi.

Sunucu seyircinin yerine öfkelendi. Kulisçi gizli niyeti açıkladı. Anketçi yaklaşan zaferi müjdeledi. Hukukçu kesin hüküm verdi. Ekonomist çöküş sayacını çalıştırdı. Sokak röportajındaki vatandaş birkaç saniyeliğine “halk” oldu. Kamera yüzlerce cevaptan en öfkeli veya en komik olanı seçti.

Onlar TV bu yapının baştan platform mantığıyla kurulmuş biçimi oldu. Halk TV’deki bir yayın krizinin ardından ayrılan gazeteciler yeni YouTube kanalını kurdu. Ayrılış ahlaki kopuş anlatısına dönüştü. İzleyiciler abone olarak gazetecilerin yanında durduklarını gösterdi. Beş gazeteci tek bir oyuncu kadrosu halinde paketlendi.

“Asıl turpları açıklıyoruz”, “Türkiye bu kasetleri konuşacak”, “Karanlıkta kalanlar”, “Dokunulmayanlar kim?”, “Henüz açıklayamıyorum”, “Yeni belgeler var” ve “Bu akşam çok konuşulacak” başlıkları haftalık ifşa dizisi üretti.

Onlar TV’nin bağımsızlık anlatısı YouTube algoritmasına doğrudan bağımlılıkla birlikte gelişti. İzlenme süresi, küçük resim tıklanma oranı, abone artışı, Katıl üyeliği, canlı sohbet ve viral kesit yeni patronaj biçimini oluşturdu. Kanal hakikati tamamlanmış dosya olarak sunmak yerine sonraki bölümde açılacak sır şeklinde paketledi. (🔗)

Gazeteci araştırmacı kimliğinden haftalık gerilim dizisinin karakterine geçti. İzleyici dosyayı takip etmekten çok hangi gazetecinin bu akşam ne açıklayacağını bekledi. Sır sürekli korundu. Yeni kaset, yeni operasyon, yeni tanık ve yeni perde arkası düzenli içerik serileri üretti.

TELE1’e 2025 sonbaharında kayyım atanması ve yayının saat 19.28’de kesilmesi medya kurumunun kendisini tutuklu kahraman olarak sahnelemesine yol açtı. Kanaldan ayrılan ekran yüzleri TELE2’yi kurdu. İlk yayın aynı saatte başladı. “Yalanlara teslim olmayacağız” ve “Bizi yalnız bırakmayın” ifadeleri yeni kanalı eski kanalın tahliye videosuna çevirdi. (🔗)

Eski kanalın kapanışı gözaltı, yeni kanalın açılışı tahliye, ilk alkış müsterih tebessüm işlevi gördü. Aynı ekran yüzleri yeni sete taşındı. İzleyici kurumla ilişkisini tanıdığı yüzlerin sürekliliği üzerinden kurdu.

Sözcü TV seyircinin yerine öfkelenen yüzü sundu. Sunucunun kaş çatması, ses yükseltmesi, şaşırması ve “Bu kadarı da olmaz” demesi izleyicinin hazır duygusunu verdi. Cumhuriyet TV tarihsel kurum forsunu seçilmiş öfkeli vatandaşın otantikliğiyle birleştirdi. Sokak röportajındaki kişi “Bıçak kemiğe dayandı”, “Geçinemiyoruz”, “Artık yeter”, “Sandıkta hesabını soracağız” ve “Halk uyandı” dedi. Kişi birkaç saniyeliğine bütün halk olarak cast edildi.

Bu kanallar aynı profesyonel oyuncu havuzunu farklı dekorlarda döndürdü. Aynı hukukçu farklı stüdyolarda aynı dosyayı yorumladı. Aynı anketçi aynı hafta farklı ekranlarda moral üretti. Aynı gazeteci bir kanalda muhabir, başka kanalda konuk, üçüncü kanalda mağdur kahraman oldu. Bir kanalın cezası diğer kanalın dayanışma içeriğine dönüştü. Aynı konuşma farklı küçük resim ve başlıklarla tekrar yüklendi.

Muhalif medya ekranımda belirenler tarikatının organik bileşeni haline geldi. Kulis hangi yüzün konuşacağını seçti. Kürsü yüzü yetkili söz olarak sundu. Tribün alkış, linç, fanlık ve metrik üretti. Metrik sonraki programın cast’ini belirlemek üzere kulise döndü. (🔗)

Gazetecinin çevresinde eski bürokrat, emekli asker, diplomat, iletişim danışmanı, influencer ve anonim hesap da düzenli roller kazandı. Eski bürokrat “Devlet böyle çalışmaz”, “Ben görevdeyken”, “Bildiğim bazı şeyleri söyleyemem” ve “Perde arkasında başka hesap var” cümleleriyle açıklanmayan bilgiden otorite üretti. İletişim danışmanı “Hikâye anlatılamadı”, “Duygusal bağ kurulamadı”, “Hedef kitleye ulaşmadı” ve “Yeni bir anlatıya ihtiyaç var” cümleleriyle siyasi yenilgiyi reklam arızasına çevirdi. Influencer “Çok soru geldiği için”, “Uzman değilim ama”, “Burada küçük bir aileyiz” ve “Bağımsız içerik için Katılabilirsiniz” cümleleriyle kişisel yakınlığı ticari topluluğa çevirdi. Anonim hesap “İçeriden biri olarak”, “Kimliğimi açıklayamam”, “Arşiv burada” ve “İsim vermiyorum, anlayan anladı” cümleleriyle maskeli kulis ve hedef gösterme üretti.

Muhalif parti, belediye, sendika, meslek odası, yayınevi, kültür kurumu ve yardım kuruluşu tarikatın kurumsal duygu metinlerini dağıttı. “Derin üzüntü içindeyiz”, “Yalnız değildir”, “Bu sürecin takipçisi olacağız”, “Mirasını yaşatacağız”, “Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ve “Bütün bileşenlerimizi dayanışmaya çağırıyoruz” cümleleri kurumsal şablonlara dönüştü. Kişisel hesap aynı metni paylaşarak resmî muhalif duyguya katıldı.

Figüranlığın sınıfsal yapısı burada açığa çıktı. Küçük hesaplar ücretsiz içerik dağıttı. Hashtag yükseltti. Canlı sohbet yazdı. Arşiv taradı. Sessiz hesapları fişledi. Klip kesti. Altyazı hazırladı. Lider ve marka savunusu yaptı. Kriz anında çağrı merkezi gibi çalıştı.

Bu emek platforma kullanım verisi ve reklam yüzeyi sağladı. Medya kanalına izlenme süresi kazandırdı. Büyük hesaba takipçi ve otorite verdi. Siyasetçiye kamuoyu görüntüsü sundu. Influencer’a sponsorluk, uzmana kitap ve seminer müşterisi, psikiyartize atölye ve danışan, YouTube kanalına Katıl üyesi kazandırdı.

Tarikatın tabanı ücretsiz figüranlardan oluştu. Orta katı mikro-ün sahipleri doldurdu. Üst katı kanal yüzleri, danışmanlar, parti iletişimcileri, kültür kurumları ve yüksek takipçili hesaplar yönetti. Platform bütün hareketleri veriye çevirdi.

Ekran dışındaki emek bu sistemde görünür sicil üretemedi. Bir kişi cenazede görev alabildi. Tutuklu yakınına para gönderebildi. İşyerinde örgütlenebildi. Dosya takip edebildi. Yardım taşıyabildi. Bu emek platformda görünmediğinde tarikat onu sessiz saydı.

Story yüksek üyelik kanıtı üretti. Aylar süren ekran dışı iş arşivlenemedi. Arşivlenemeyen iş siyasi sicile giremedi. Sicile girmeyen kişi “O gün neredeydin?” sorusuna bağlantı sunamadı. Tarikatın sessizlik tanımı ekran dışılıkla kuruldu.

2026: Islak Gömlek, Yapay Persona, Fiziksel Cast ve Tamamlanmış Nekro-Ayin

24 Mayıs 2026’da Özgür Özel, CHP çevresindeki siyasi kriz ve polis müdahalesi sırasında kalabalıkla Meclis’e yürüdü. Yürüyüş yağmur altında sürdü. Polis barikatları, gerilim ve kalabalık görüntüleri dolaşıma girdi. Toplu olayın en fazla taşınan karelerinden biri Özel’in ıslanmış gömleği ve sert yüzü oldu. Özel görüntüleri “Bugün bir milattır” ifadesiyle paylaştı. (🔗)

“Bugün bir milattır”, “Bu gömlek kolay kurumaz”, “Bir adım geri atmayacağız”, “Bizi korkutamazsınız”, “Dimdik ayaktayız”, “Bu mücadele burada bitmez” ve “Tarih yazıyoruz” cümleleri ıslak bedenin altyazısını kurdu.

Islak gömlek iki fors üretti. Birinci fors çileydi. Lider yürüdü, ıslandı ve yoruldu. Bu bedensel gerçeklik stratejinin doğruluğuna görsel teminat sağladı. İkinci fors bedensel teşhirdi. Beyaz gömlek bedeni görünür kıldı ve siyasi lideri birkaç saniyede anlaşılabilen karizmatik nesneye çevirdi.

Yüzden uzva ve bütün bedene geçiş bu görüntüde tamamlandı. Ölü yüzü haklılığın belgesiydi. Tahliye tebessümü direncin belgesi oldu. Kadın yüzü ahlaki teyit sağladı. El, yumruk ve yürüyüş iradenin belgesi oldu. Islak gömlek liderin ödediği bedelin belgesi oldu.

Programın okunması zaman ister. Yumruğun, ıslak gömleğin ve sert yüzün anlaşılması bir saniye sürer. Platform siyasi çatışmayı bedende okunabilir hale getirir. Uzuv forsu beden parçasını bütün siyasi ilişkinin protezine çevirir. (🔗)

Milyonların katıldığı siyasi çatışma tek bedenin çile mülkiyetine geçirildi. Platform yağmurun içinden taşınabilir kahramanlık nesnesini seçti. Islak gömlek programın eksikliğini kapatan görsel mazbata oldu.

Üretken yapay zekâ da tarikatın oyuncu kadrosuna katıldı. Yapay kadın sesi, sentetik şarkı, dijital olarak yaşlandırılmış arşiv estetiği, otomatik altyazı, yapay yorum ve üretilmiş nostalji sahicilik görüntüsü kazandı. Canlı kadın yüzü sentetik kayda duygusal teyit verdi. Makine üretimi ses kırılganlık, içtenlik ve kayıp duygusuyla paketlendi.

Yapay kadın sesi karı forsunun yeni biçimini üretti. Dişil ses makineye iç dünya verdi. Canlı kadın bedeni kaydın çevresine mahremiyet ve duygu ekledi. Teknik üretim soruları “Bu ses size ne hissettirdi?”, “İnsan ile makinenin sınırı”, “Kaybolan bir dönemin hatırası” ve “Bir kadının emeği” cümleleriyle kapatıldı. (🔗)

Temmuz 2026’daki Kılıçdaroğlu rozet töreni hakkında yayımlanan haberler, farklı cast ajansları üzerinden yüzlerce kişinin getirildiğini, kişi başına 950 lira vaat edildiğini, servisler kullanıldığını, slogan provaları yapıldığını ve bazı katılımcılara gençlik kolları yelekleri giydirildiğini ileri sürdü. (🔗)

Cast çağrısı bildirim gibi çalıştı. Toplanma noktası keşfet akışını karşıladı. Servis algoritmik dağıtım işlevi gördü. Gençlik yeleği profil rozetine dönüştü. Slogan provası kopyala-yapıştır gönderi paketinin fiziksel karşılığıydı. Direktörün alkış işareti yüksek takipçili hesabın ilk paylaşımı gibi çalıştı. Kamera açısı trend listesini üretti. Hazırlanmış kalabalık “halkın sevgisi” olarak paketlendi.

“Halkın umudu Kılıçdaroğlu”, “Gençliğin umudu Kılıçdaroğlu”, “Kahraman Kemal”, “Hak, hukuk, adalet” sloganları üyelik ve coşku kostümü olarak dağıtıldı. Rozet gerçek siyasi bağlılığın işaretiydi. Cast düzeni rozeti dekor parçasına çevirdi. Gençlik yelek oldu. Bağlılık slogan oldu. Coşku direktör işareti oldu. Kamuoyu kamera açısı oldu. Halk desteği vardiyalı işe dönüştü.

Tevessülcü düzen bu olayda somutlaştı. Siyasi çevre, organizatör, ajans, direktör, figüran, kamera ve algoritma arasında parçalı bir emir hattı kuruldu. Her halka sorumluluğu bir sonraki halkaya aktardı. Sonuç kendiliğinden halk sevgisi gibi dolaşıma girdi. Emir zinciri inkâr edilebilir parçalara bölündü.

Bu olay tarikatın dijital düzenini fiziksel olarak görünür hale getirdi. Salondaki kişi hazır slogana katıldı, verilen kostümü giydi ve işaret gelince alkışladı. Ekran kullanıcısı önüne düşen slogana katılıyor, profil çerçevesini giyiyor ve büyük hesap işaret verdiğinde paylaşım yapıyordu. Salondaki figüran karşılığında para aldı. Ekran figüranı beğeni, cemaat üyeliği ve ahlaki fors aldı.

Ücretli figüranın sözleşmesi açıktı. Ekran figüranı rolünü kendi vicdanı ve bağımsız siyasi iradesi gibi yaşadı. Cast skandalının yarattığı huzursuzluk bu aynadan doğdu. Ücretsiz figüran kendi çalışma biçimini ücretli figüranda gördü.

Gazetecilik tartışması aynı sahnenin ikinci cast işlemini oluşturdu. Cast çağrısı yüzlerce kişiye ulaşmıştı. Etkinlikte bulunan insanlar taşıma, bekletilme, prova ve alkış düzenini birlikte deneyimledi. Dağıtık bilgi medya markası tarafından “özel haber” ve “olayı ortaya çıkaran muhabir” personasına çevrildi.

Yüzlerce katılımcının ortak deneyimi seçilmiş gazeteci yüzünün arka planında kaldı. Cast ajansı insanları Piro’nun figüranına çevirdi. Medya aygıtı aynı insanları gazeteci personasının arka plan figüranlarına çevirdi. Birinci sahne halk sevgisi, ikinci sahne özel haber üretti.

Gazetecinin rolü “Kaynaklarım doğruladı”, “Perde arkasına ulaştık”, “Olayı ortaya çıkardık”, “Muhabirimiz içeriden görüntüledi”, “Haberimizin arkasındayız”, “Gerçeği yazmanın bedelini ödüyor” ve “Gazetecilik suç değildir” cümleleriyle büyütüldü.

Gazetecinin üstünlüğü bilgi derinliğinden çok dağıtım yetkisinden doğdu. Başka figüran aynı şeyi söylediğinde “katılımcı konuştu” başlığı çıktı. Gazete çalışanı söylediğinde “muhabir skandalı ortaya çıkardı” başlığı üretildi. Meslek unvanı ortak deneyimi özel mülkiyete çevirdi.

Karı forsu bu tartışmada kadın gazeteci yüzü üzerinden çalıştı. Bir taraf kadın figürü provokatör ve düşman rolüne soktu. Karşı taraf aynı yüzü cesaret, kırılganlık ve hakikat rolüne yerleştirdi. İki cast işlemi de organizasyon zincirini tek kadın yüzünün çevresinde topladı.

Ahmet Telli’nin Temmuz 2026’daki cenaze töreni on bir yıllık tabut ekranının tamamlanmış biçimini sundu. Tabut salona alkışlar ve karanfillerle getirildi. Şiirler okundu. Hayatından görüntüler sinevizyonda gösterildi. Enternasyonal söylendi. Siyasetçiler, sanatçılar ve örgüt temsilcileri konuştu. (🔗)

“Şairler ölmez”, “Dizeleri yaşayacak”, “Mücadelesini büyüteceğiz”, “Sıyrılıp gelen sesini sürdüreceğiz”, “Enternasyonal’le uğurlandı”, “Karanfillerle veda edildi” ve “Salon ayağa kalktı” cümleleri şiir cemaati ile siyasi cemaatin ortak ayin dilini kurdu.

Ferhan Şensoy’da tiyatro tabutu sahneye taşıdı. Genco Erkal’da canlı arşiv görüntüsü ölünün ekran bedenini büyüttü. Ahmet Telli’de şiir, marş, sinevizyon, siyasi temsil ve tabut tek törende birleşti.

Tabut taşıma ve defin aracından sahnenin merkez nesnesine geçti. Bayrak, ışık, portre, mikrofon ve perde tabutun çevresinde düzenlendi. Kişisel acı kamusal programın içerik birimine dönüştü. Ölü itiraz edemediği için bütün kurumların en kullanışlı sözcüsü oldu.

Önde hareketsiz tabut durdu. Arkada konuşan, gülen ve şiir okuyan ekran bedeni yer aldı. Perde “yaşıyor” dedi. Tabut ölümü gösterdi. Seyirci bu çelişkinin önünde alkışla kendisini topluluk olarak sahneledi.

Sonuç

Ekranımda belirenler tarikatı 2015’te Suruç ve Ankara’nın ölü yüzlerinin algoritmik dolaşımıyla kuruldu. 2016’da kişiselleştirilmiş sıralama bu dolaşımı otomatikleştirdi. İmza listeleri üyelik sicilini, açlık bedeni çile teyidini, Instagram karı forsunu, bildirim rejimi günlük yoklamayı, psikiyartiz ruhsal prestij hattını, deprem ekranı yardım kahramanını, seçim kampanyaları lider masalını, tutukluluk çevrimi müsterih tebessümü, muhalif medya profesyonel cast’i, yapay zekâ sentetik personayı ve cenaze sahnesi ölünün ikinci bedenini üretti.

Temel mekanizma her olayda aynı sırayla çalıştı. Ham kayıt platforma girdi. Algoritma yüzü seçti. Medya yüzü çerçeveledi. Büyük hesap hükmü dağıttı. Küçük hesaplar hükmü çoğalttı. Metrik kalabalık üretti. Siyasetçi metriğe cevap verdi. Cevap görünürlüğü temsil yetkisine çevirdi. Arşiv katılımı kaydetti. Yıldönümü kaydı yeniden açtı. Yeni olay yeni yüzü sahneye taşıdı.

Tarikatın ana suçu duyguyu sebep-sonuç zincirinin kırıldığı yere yerleştirmesidir. Yüz konuşur, kayıt susar. Ses yükselir, tutanak kaybolur. Gözyaşı görünür, sorumluluk dağılır. Alkış büyür, ortak iş küçülür. Metrik yükselir, temsil gasp edilir.

Örgüt ortak işi dağıtır. Tarikat ortak bakışı merkezileştirir. Örgütte temsil yetkilendirilir. Tarikatta görünürlük temsil yetkisi üretir. Örgütte hafıza sebep ve sonuç zinciridir. Tarikatta hafıza paylaşım sicilidir. Örgütte dayanışma görev üstlenmektir. Tarikatta dayanışma görünür tepki vermektir. Örgütte bedel mücadelenin maliyetidir. Tarikatta bedel kahramanın bedenine yazılan görsel mazbatadır. Örgütte “biz” ortak iş içinde kurulur. Ekranımda belirenler tarikatında “biz”, algoritmanın aynı görüntüyü aynı anda milyonlarca kişinin önüne koymasıyla doğar.

Kurucu cümle “Bu fotoğraf burada dursun” idi. Tamamlanmış düzenin cümlesi şudur:

Ölüyü ortaya koyun. Yüzü seçin. Doğru duyguyu dağıtın. Sloganı prova ettirin. Alkışı başlatın. Sessizleri kaydedin. Metrikleri kamuoyu sayın. Kahramanı yükseltin. Hayal kırıklığını yeni sezona çevirin. Bizi kendi rolümüzü oynarken yeniden ekranlarımıza gösterin.

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat