Dünden Bugüne Şapkalı Hocalarla Sigortalı Hüsranlar

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Türkiye’de 2015’ten sonra gelişen muhalif ekran düzeni, olayları aktarmakla yetinmedi. Bazı yüzleri sürekli öne çıkardı, bu yüzlere temsil yetkisi verdi ve onların duygularını toplumun ortak duygusu gibi dolaşıma soktu. Bir siyasetçi, gazeteci, sanatçı, akademisyen veya sendikacı ekranlarda yeterince sık göründüğünde kendi kurumunun sözcüsü olmayı aştı. Doğru öfkenin, doğru yasın, doğru umudun ve doğru tepkinin ölçüsüne dönüştü.

“Ekranımda Belirenler Tarikatı” ortak maruziyetin yarattığı bu bağlılığı anlatır. Milyonlarca kişi aynı yüzlerle tekrar tekrar karşılaşır. Tanıdıklık güvene, güven temsil yetkisine çevrilir. Çok paylaşılan duygu kamuoyu, çok izlenen yüz halk, çok tekrarlanan cümle ortak irade muamelesi görür. Algoritmik akış yüzü öne çıkarır. Yayın ona başlık ve yorum verir. Büyük hesaplar hükmü dağıtır. Küçük hesaplar beğeni, alıntı ve paylaşım yoluyla hükmü toplumsal gerçeklik gibi geri yansıtır. (🔗)

Şapkalı hoca bu görünürlük düzeninin hüküm makamıdır. Geleneksel hoca helal ile haramı ayırırdı. Şapkalı hoca doğru ile yanlışı, sahici ile figüranı, örgütlü ile çöpü, yaşam savunucusu ile katliamcıyı ayırır. Siyasi bir tercih hakkında görüş bildirmekten daha geniş bir yetki kullanır. Kimin konuşmaya, öfkelenmeye, yas tutmaya ve dayanışma istemeye hakkı bulunduğunu da tayin eder. Akademik unvan, Meclis kürsüsü, kültürel itibar, takipçi sayısı veya bedel ödemiş beden bu hükme icazet verir. (🔗)

Şapkalı hocanın temel sahnesi kontrollü taşkınlıktır. Önce olayın dehşeti büyütülür. Konuşmacı herkesten daha büyük bir öfke taşıdığını gösterir. Ses yükselir, kürsüye vurulur, haysiyet ve insanlık hükümleri dağıtılır. Ardından aynı kişi bu öfkeyi hukuk, toplum ve sorumluluk adına yöneten olgun özne rolüne geçer. Dinleyici daha büyük bir tepkinin eşiğinde durulduğunu hisseder. Konuşmacının kendisini tutması ahlaki erdem sayılır.

Böylece radikal enerji ile makbul fren aynı elde birleşir. Daha sakin kalan muhalif korkak veya duyarsız görünür. Fiilen taşan kişi siyasi akıldan yoksun sayılır. Hoca hem öfkenin miktarını hem öfkenin ifade biçimini belirler. Tribün, “biz daha neler yapardık” duygusunu yaşar; kürsü bu enerjiyi yönetme yetkisini korur.

Hüsran tamponu, hocanın hükmü somut sonuçla çarpıştığında çalışır. Seçim kaybedilir, meydan alınamaz, mahkeme talebi reddeder veya korunacağı söylenen alan yok edilir. Tampon bu sonucu silmek yerine anlamını değiştirir. “Kazanamadık” cümlesi fedakârlık sahnesine çevrilir. “Beklentinin altında kaldık” sözü daha yüksek bir analiz yetkisi üretir. “Organizasyon sorunları yaşadık” açıklaması stratejik çizgiyi korur. “Yüzleşme iradesi buzdolabına konuldu” cümlesi hüsranı geleceğe saklanan edebî bir nesneye dönüştürür.

Devre çoğu kez aynı sırayı izler. Önce kalabalık, görünür yüz ve kaçınılmazlık duygusu üretilir. Ardından hoca doğru tarafı ve beklenen sonucu ilan eder. Seçim, yasa, mahkeme veya maddi proje gerçek sonucu ortaya çıkarır. Yayın, sonuçtan sonra yeni başarı ölçüsünü dolaşıma sokar. Tribün de hayal kırıklığını hesap talebine çevirmek yerine dürüstlük, cesaret, fedakârlık ve mücadele alkışına dönüştürür.

Bu süreçte belirli tarihteki zafer “er ya da geç” geleceğe aktarılır. Oy, umut, örgüt, görünürlük ve dayanışma aynı anda başarı ölçüsü yapılır. Gün ve hafta sayısı maddi sonucun yanına yerleşir. Yasak ve polis müdahalesi hareketin etkisine kanıt sayılır. Tek kişinin tahliye talebi bütün adalet sistemine genişletilir. “Biz bitti demeden bitmez” sözü kapanış noktasını ortadan kaldırır. Siyasi anlaşmazlık insanlık ve haysiyet hükmüne çevrilir. Tek bir kazanım başlangıçtaki bütün talepleri temsil eder. İlk kehanet ile nihai sonuç aynı kayıtta buluşmaz.

Kulis konuşacak yüzü seçer. Kürsü bu yüze hüküm yetkisi verir. Tribün hükmü alkış, linç ve metrik yoluyla çoğaltır. Hüsran taşıyıcısı, üzerine geniş bir siyasal anlam yüklenen kişi veya olaydır. Yayın ise hükmü kesitlere ayırır, sertleştirir, edebîleştirir ve bir sonraki kampanyaya taşır. (🔗)

Somut hedefin görünür yüze bağlanması

17 Mart 2015’te Selahattin Demirtaş, Recep Tayyip Erdoğan’a üç kez “Seni başkan yaptırmayacağız” dedi. Cümle açık bir siyasi görev taşıyordu. HDP seçime parti olarak girecek, seçim barajını aşacak, Meclis aritmetiğini değiştirecek ve başkanlık projesini durduracaktı. Başarı sandıkta ölçülecekti. (🔗)

Levent Tüzel, Kazlıçeşme mitingini seçimden önce “barajın yıkıldığının resmi” olarak sundu. Meydan görüntüsü sandık sonucunun habercisi sayıldı. Kalabalık oy oranına, coşku tarihsel yöne, sahnedeki birlik kalıcı toplumsal ittifaka çevrildi. 7 Haziran sonucu bu okumayla örtüştü. HDP barajı geçti ve AKP Meclis çoğunluğunu kaybetti. Görüntüye siyasi kehanet değeri kazandıran ilk büyük başarı böyle doğdu.

Demirtaş aynı kampanyada 7 Haziran’ın en büyük kazancının barış olacağını söyledi. Ölçülebilir seçim hedefinin yanına daha geniş bir tarihsel vaat yerleşti. Başkanlık projesi Meclis aritmetiğiyle sınanabiliyordu. Barış, tek seçimden taşan ikinci bir sonuç alanı oluşturuyordu. Somut hedef başarılı olunca yanındaki geniş vaat de aynı yüzün manevi sermayesine yazıldı.

1 Kasım 2015 seçimi HDP’yi geriletti ve AKP’ye yeniden Meclis çoğunluğu verdi. Buna rağmen 7 Haziran’ın kurucu değeri korundu. 7 Haziran, bastırılmış veya yarım bırakılmış gerçek halk iradesi olarak anlatıldı. İlk başarı Demirtaş’ın yüzünü kutsamıştı. Sonraki gerileme aynı yüzü eskitemedi. Güvenlik koşulları, örgütsel kapasite ve siyasi strateji hakkındaki sorular, yüzün tarihsel sembol değerinin gerisinde kaldı.

Demirtaş’ın mizahı, hitabeti ve kültürel uyumu programdan daha hızlı dolaşıma girdi. Figen Yüksekdağ’ın direniş dili, Pervin Buldan’ın tarihsel halk iradesi, Sırrı Süreyya Önder’in barış bilgeliği ve Levent Tüzel’in sınıfsal doğruluk vurgusu aynı görünür yüzün çevresinde birleşti. Yüz, kurumun toplamından daha kalıcı bir siyasi nesne haline geldi. Parti zayıfladığında çözüm yeniden yapılanmadan önce Demirtaş’ın dönüşünde arandı.

Suruç ve Ankara Garı saldırıları bu görünürlük düzenine yas sicilini ekledi. Ölenlerin toplu fotoğrafları, son videoları, portreleri ve tabutları ekranları doldurdu. “Unutmayacağız”, “insan olan susmaz” ve “herkes paylaşsın” sözleri kullanıcıya görünür görevler verdi. Portreyi paylaşan hatırlayan, etiketi kullanan dayanışan, gündelik paylaşımını sürdüren kişi duyarsız olarak sınıflandırıldı.

Bianet, Ankara Garı’nda öldürülen insanların hikâyelerini isim isim arşivledi. Yıldönümleri saat 10.04, aynı portreler ve “emanet” diliyle yeniden üretildi. Hafıza, dava ve sorumluluk zincirini izleyen uzun sürecin yanında hızlı bir aidiyet işareti kazandı. Kullanıcı birkaç saniye içinde yas cemaatine katılabildi. (🔗)

2016’daki “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi aynı sicili imza listesine çevirdi. Akademik unvan, meslek ve isim doğru tarafın teyit araçları haline geldi. İmza, görüş beyanının yanında kamusal üyelik kaydı üretti. Akademisyen ve sanatçı belirli bir konuda konuşan kişiden ahlaki yönü onaylayan şahide dönüştü.

Toplumsal cinsiyet siyaseti aynı yıllarda daha geniş bir ruhsat düzeni geliştirdi. “Erkek şiddeti” ifadesi failin görünür kılınmasını sağladı. Meriç Eyüboğlu bu dili failin erkek olmasıyla açıkladı. Filiz Karakuş farklı şiddet biçimlerini erkeklik kategorisi içinde birleştirdi. Gülsüm Kav ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu vakaları politik bir bütün halinde topladı.

Bu dil zamanla makbul erkeğin öfkesini de düzenledi. Erkek şiddete yüksek sesle karşı çıkacak, ardından kendi ayrıcalığını sorgulayacaktı. Kadın sözünü destekleyecek, kendi sözünün kapladığı alanı da itiraf edecekti. Kendisini iyi müttefik ilan etmesi yeni şüphe doğuracak, suskun kalması suç ortaklığına yazılacaktı. Bu sıkıştırma sonraki siyasi alanlara uygulanacak modeli hazırladı. Muhalif özne taşacak kadar öfkeli, hocanın çizdiği sınırlar içinde kalacak kadar terbiyeli olacaktı.

Sandığın yanında kurulan ikinci sonuç

2017 anayasa referandumunun resmî sonucu “evet” oldu. Mühürsüz oy pusulaları, eşitsiz kampanya koşulları ve Yüksek Seçim Kurulunun kararları ciddi bir meşruiyet tartışması yarattı. Mithat Sancar referandumun hukuki meşruiyetini kaybettiğini ve seçimin iptal edilmesi gerektiğini söyledi. (🔗)

Bu noktada üç farklı işlem peş peşe gerçekleşti. Mühürsüz oy kararı belirli bir hukuk itirazıydı. “Hayır biz kazandık” sözü resmî sonucun üzerinde ikinci bir sonuç üretti. “Hayır bitmedi, daha yeni başlıyor” sözü ise sonucu tarihsiz mücadeleye aktardı.

Kadıköy’de taşınan pankart “Bu seçim meşru değildir, Hayır biz kazandık” diyordu. Sokak eylemleri “Hayır bitmedi” ve “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla sürdü. Resmî sonuç “evet” yazarken muhalif kürsü ahlaki sonucu “Hayır” olarak açıkladı. (🔗)

Aynı olay birkaç farklı sonuç taşımaya başladı. Sayısal sonuç iktidara yazıldı. Hukuki meşruiyet muhalefetin itiraz alanında kaldı. Siyasi yorum iktidarın zayıfladığını söyledi. Ahlaki sonuç muhalefetin kazandığını ilan etti. Tarihsel sonuç mücadelenin yeni başladığını bildirdi.

Şapkalı hoca böylece yeni bir yetki kazandı. Seçmene doğru tercihi göstermekle yetinmedi. Gerçekte kimin kazandığını da tayin etti. Sandığın yanında ikinci bir hüküm makamı kuruldu.

Alper Taş ve İlhan Cihaner Hayır kampanyasının siyasi yönünü taşıdı. Filiz Kerestecioğlu ile Arzu Çerkezoğlu “Hayır bitmedi” dilini 1 Mayıs kürsüsüne aktardı. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB kaybedilen referandumu emek ve demokrasi mücadelesinin yeni başlangıcı olarak kurdu. Sonuç kapanış yerine açılış töreni üretti.

Bianet protestoları gün gün izleyerek zaman tamponunu geliştirdi. BirGün farklı aktörlerin açıklamalarını ortak ahlaki galibiyet korosunda birleştirdi. Cumhuriyet ve T24 hukukçu, akademisyen ve siyasetçi görüşleriyle resmî sonucun üzerinde meşruiyet katmanı kurdu.

Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın işe dönüş talebi aynı dönemde beden ve süre üzerinden genişledi. Sezgin Tanrıkulu Meclis araştırması istedi ve CHP milletvekillerini ortak dilekçede topladı. İşe iade talebi açlık grevinin günü, kilo kaybı ve sağlık riskiyle bütün ülkenin vicdan sınavına dönüştü. Talebin maddi sonucu zayıfladıkça bedenin çektiği acı daha güçlü ahlaki belge üretti.

Açlık grevi 324. günde sona erdi. İşe dönüş hedefi kapanmadı. “Mücadele sürecek” sözü çilenin sonucunu tarihsiz bir devamlılığa aktardı. Beden, iş ilişkisinden daha geniş bir adalet anlatısının taşıyıcısı oldu.

Cumartesi Anneleri’nin talebi kayıpların akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanmasıydı. Filiz Kerestecioğlu ile Tanrıkulu bu talebi Meclise taşıdı. Bianet her haftayı yeni bir olay olarak kaydetti. Hafta sayısı çözülemeyen dosyaların yaşayan hafızasına dönüştü. Sonuç cetvelinin yanına süre cetveli yerleşti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu cezaevi, çıplak arama, KHK ve hasta tutuklu dosyalarında tanıklıklara kişisel kefalet verdi. Bianet, Artı Gerçek ve Gazete Duvar iddia, belge ve siyasi tepkiyi doğrulanma zinciri halinde taşıdı. Gergerlioğlu hangi tanıklığın ülkenin vicdan sınavına dönüşeceğini belirleyen müfettiş-hoca makamını kurdu.

Garo Paylan’ın tarihsel yüzleşme dili hüsranın edebî tamponunu geliştirdi. “Yüzleşme iradesinin buzdolabına konulduğu” sözü, hangi girişimin hangi sonuçta başarısız kaldığını açıklamak yerine hakikati geleceğe saklanan bir nesneye çevirdi. Yüzleşme ertelenmişti. Hakikat dondurulmuştu. Gelecek, bu borcun çözüleceği zamana dönüştü. Paylan’ın otoritesi de bastırılmış hakikati adlandıran kişinin itibarıyla tazelendi. (🔗)

“Buzdolabı” imgesi hüsrana hatırlanabilir bir sahne verdi. Yöntem ve sorumluluk tartışması geri çekildi. Hakikati koruyan sözcünün ahlaki değeri öne çıktı. Edebî tampon, başarısızlığı görünmez kılmadan etkisiz hale getirdi.

Kahraman yüz ve sahicilik sertifikası

2018 seçiminde Muharrem İnce’nin miting kalabalıkları seçim kapasitesinin kanıtı gibi sunuldu. Yüksek ses, sahnedeki rahatlık ve Erdoğan’la doğrudan polemik kurma becerisi muhalefetin eksik gücünü tek bedende tamamlıyor görünüyordu. “Dip dalga” ve büyük miting görüntüleri kaçınılmazlık duygusu yarattı.

Seçim gecesindeki “Adam kazandı” mesajı bu sahneyi dağıttı. İnce ertesi gün özür diledi. Özür yüzün otoritesini bütünüyle eritmedi. Mağdur edilmiş, yalnız bırakılmış ve kötü örgütlenmiş lider anlatıları hüsranı farklı kanallara dağıttı. Ekran yüzü yanlış tahminin sahibinden koşulların mağduruna çevrildi. (🔗)

2019 İstanbul seçiminde aynı görünür yüz teknolojisi sonuç üretti. Ekrem İmamoğlu’nun sakinliği ve “Her şey çok güzel olacak” sözü sanatçı desteğiyle büyük dolaşım kazandı. Canan Kaftancıoğlu’nun il örgütü, sandık takibi ve saha kapasitesi yüzün arkasında çalıştı. (🔗) (🔗)

Sonuç alındığında görünür yüz örgütsel emeği gölgede bıraktı. Uygun kişinin bulunması, program ve kurum inşasının yerine geçebilecek mucize yöntem sayıldı. 2019’un gerçek başarısı ekran düzenine şu dersi verdi: Doğru yüz bulunduğunda yapısal eksikler aşılabilirdi.

Bu inanç sonraki yıllarda farklı yüzlere aktarıldı. İmamoğlu belediye başarısından genel kurtarıcılığa taşındı. Haluk Levent deprem sonrasındaki dayanışma kapasitesiyle alternatif koordinasyon merkezinin yüzüne dönüştürüldü. Özgür Özel meydan ve yargı krizlerinin yaklaşan iktidar figürü olarak sunuldu. Demirtaş’ın cezaevindeki yokluğu, yeni başarısızlıkların açıklamasına ve gelecekteki dönüşün umuduna çevrildi.

Ruşen Çakır ile Medyascope, yüz üretme, yorumla onarma ve beklentiyi yeni taşıyıcıya geçirme devresinin ayrıntılı örneğini sundu. Beliren figür erkenden tarihsel aktör olarak yorumlandı. Sonuç beklentiyi karşılamadığında nedenler uzun değerlendirmelere dağıtıldı. Figürün itibarı korunarak beklenti başka bir yüze aktarıldı. (🔗)

Barış Atay şapkalı hocalığın bedel ödeyen biçimini kurdu. “Sokağı Meclise, Meclisi sokağa” formülüyle sanatçı, eylemci ve milletvekili rollerini tek kişide birleştirdi. 2020’de “Dost ve düşman herkes bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız” dedi. Zafer taraftara moral, rakibe tehdit olarak kuruldu.

Aynı yıl uğradığı saldırı kameralara yansıdı. Saldırının gerçekliği Atay’ın sonraki bütün sözlerine sahicilik sermayesi ekledi. “Barış Atay yalnız değildir” paylaşımları siyasetçi, sanatçı ve parti temsilcilerini aynı sahnede topladı. Bedel ödeyen beden, siyasi sonucun zayıflığını örten doğruluk belgesine dönüştü. (🔗)

Ahmet Şık sosyal medya dayanışmasının kısa ömürlü olduğunu, “yalnız değildir” denilen kişilerin gerçekte yalnız kaldığını ve sokakların sessizliğini koruduğunu söyledi. Bu iç eleştiri daha yüksek bir sahicilik makamı kurdu. Hashtag paylaşan kalabalık yüzeysel, sokakta bedel ödeyen kişi gerçek muhalif sayıldı. Şık, dayanışmanın geçerli ölçüsünü yeniden belirledi. (🔗)

Barış Atay 2023’te Antalya’dan milletvekili seçilemedi. Sonuçtan sonra hâlâ ayakta olduklarını ve ülkeyi hak ettiği geleceğe “er ya da geç” taşıyacaklarını söyledi. 2020’deki “mutlaka kazanacağız” sözü 2023’te “er ya da geç” biçimine dönüştü. Zafer korundu. Takvim çıkarıldı.

Erkan Baş aynı dönüşümü örgüt üzerinden kurdu. Barış Atay’ın ölçüsü bedel ve ayakta kalmaydı. Erkan Baş’ın ölçüsü örgüt, mücadele ve tarihsel süreklilikti. TİP’in iletişim düzeni saldırıyı sahiciliğe, gözaltını korkunun kanıtına ve seçim kaybını mücadele enerjisine çevirdi.

Sürenin ve engellenmenin zaferi

Boğaziçi Üniversitesi protestoları 2021’de açık taleplerle başladı. Melih Bulu görevden ayrılacak, üniversite bileşenleri yönetimde söz sahibi olacak, görevden uzaklaştırılan akademisyenler dönecek, kapatılan kulüpler açılacak ve yargılanan öğrenciler serbest bırakılacaktı.

Direnişin yüzüncü gününde “100 değil, 1000 gün de olsa vazgeçmeyeceğiz” denildi. Aynı açıklamada talepler Melih Bulu’dan bütün atama sistemine, kulüp statülerinden YÖK’e kadar genişledi. Süre, sonucun yanında bağımsız başarı ölçüsüne dönüştü. Zaferin takvimi kaldırıldı. (🔗)

Melih Bulu görevden alındı. Yerine aynı atama düzeni içinde Naci İnci geldi. Öğrenciler “Kayyımlar bitmedi, mücadele yeni başlıyor” dedi. Talep kişiden sisteme genişledi. Kısmi sonuç kapanış yerine yeni açılış üretti. (🔗)

Talep merdiveni uzadı. Önce Melih Bulu’nun ayrılması istendi. Sonra Naci İnci’nin ataması aynı düzenin devamı sayıldı. Ardından bütün atama sisteminin değişmesi, seçilmiş yönetim, kulüp hakları, öğrenci davalarının sona ermesi ve YÖK düzeninin kaldırılması gündeme geldi. Her yeni basamak önceki hedefin sonuç cetvelini geriye itti.

Bianet yüzüncü günü, altıncı ayı, alternatif mezuniyetleri ve sonraki yıldönümlerini ayrı olaylar halinde yaşattı. Boğaziçi hesapları rektörlük binasına dönülen sırtları, akademik cüppeleri ve nöbet sayısını kalıcı görüntülere çevirdi. Bin gün nöbet tutmak, yönetim düzeninin kurumsallaşmasıyla yan yana bağımsız başarı değeri kazandı.

Sera Kadıgil, Ahmet Şık ve Filiz Kerestecioğlu öğrenci hareketine Meclis kefaleti verdi. Gökkuşağı sembolü, gözaltı görüntüsü, alternatif mezuniyet ve akademisyen nöbeti doğru muhalifliğin tanınabilir işaretlerine dönüştü. Polis müdahalesi ve yasak, hareketin etkisinin kanıtı sayıldı.

Cumartesi Anneleri’nde hafta, Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’da açlık günü, Can Atalay’da tutukluluk yıldönümü ve Boğaziçi’nde nöbet sayısı aynı zaman politikasını geliştirdi. Gün sayacı büyüdükçe ilk hedefin gerçekleşme cetveli daha az görünür hale geldi. Süre, sabrı gösteren ölçüden sonucun yerini alan ölçüye dönüştü.

Akbelen’de nesneden mücadele kimliğine

Akbelen Ormanı mücadelesinin ilk hedefi açıktı. Orman kesilmeyecek ve maden sahası genişlemeyecekti. İkizköy Çevre Komitesi 2022 sonunda kesime izin vermeyeceğini, “önünde sonunda” kazanacağını ve kendileri bitti demeden mücadelenin bitmeyeceğini açıkladı. Sonraki başarı ölçüsü daha kesim başlamadan kurulmuştu. (🔗)

Nöbet beş yüz güne yaklaştığında süre, ormanın korunma durumuyla birlikte başlı başına siyasi değer taşımaya başladı. Direniş, ormanın koruyucusundan ormanın gerçek sahibi konumuna yükseldi.

2023 yazında ağaçların büyük bölümü kesildi. Evrensel “Ağaçlar kesildi ama toprağı koruma mücadelesi sürüyor” başlığını kullandı. Ormanı koruma hedefi toprağa, köylere, zeytinliklere, hukuk mücadelesine ve Akbelen hafızasına genişledi. (🔗)

“Ama” bağlacı maddi sonucu kabul etti ve hemen arkasına daha büyük bir başarı yerleştirdi. Ağaçlar kesilmişti; mücadele sürüyordu. İlk hedef kaybedilmişti; dayanışma büyüyordu. Orman gitmişti; Akbelen ruhu yaşıyordu. Sonuç edebî bir devamlılığın altına yerleştirildi.

Mücadele ormandan toprağa geçti. Topraktan köylere ve zeytinliklere yayıldı. Ardından hukuk, muhtarlık, hafıza ve gelecek kuşaklar aynı dosyaya eklendi. Bir hedef kaybedildiğinde daha geniş bir hedef devreye girdi.

Nejla Işık ile İkizköy Çevre Komitesi kolektif hoca makamını taşıdı. Gülizar Biçer Karaca ve Sevda Karaca mücadeleye Meclis kefaleti verdi. BirGün ile Ekmek ve Gül köylü kadın yüzünü yaşam savunusunun ahlaki merkezine yerleştirdi. Bianet dava ve nöbet kronolojisini sürdürdü. Akbelen hesapları her ceza, dava ve kamulaştırma kararıyla dosyayı yeniden açtı.

Nejla Işık’ın muhtar seçilmesi, bazı cezaların iptali ve farklı yargı kararları somut sonuçlardı. Bu sonuçlar ormanın açık maden alanına dönüşen maddi durumuyla aynı zafer anlatısında birleşti. Kısmi kazanım başlangıçtaki toplam talebin temsilcisine dönüştü. Ağaçların kaybı, muhtarlık ve hukuk mücadelesinin görünürlüğü içinde soğuruldu.

Paylan’ın “buzdolabı”, Akbelen’in “ruhu”, Boğaziçi’nin “bininci günü” ve Barış Atay’ın “er ya da geç” sözü aynı edebî işlemi yerine getirdi. Hüsran hatırlanabilir bir görüntü kazandı. Görüntü sorumluluk tartışmasını geriye itti, geleceği açık tuttu ve hocanın sözünü yeniden dolaşıma elverişli hale getirdi.

2023’te “mutlaka” korosunun çarpışması

2023 seçiminde iktidar değişimi demokrasi, barış, kadınlar, gençler, emekçiler ve bütün ülkenin kurtuluşuyla aynı sonuca bağlandı.

Emek ve Özgürlük İttifakı çevresindeki kampanya, 15 Mayıs sabahında tek adam rejiminin sona ereceğini ilan eden bir kesinlik taşıdı. EMEP “Birlikte değiştireceğiz, birlikte kazanacağız” sloganıyla kadınları, işçileri, gençleri ve halkları tek zafer paketinde topladı. Sevda Karaca seçimi kadınların seçimi olarak kurdu. İskender Bayhan halkların kazanacağını söyledi. (🔗)

Kemal Kılıçdaroğlu ilk turun ardından seçimin ikinci turda “mutlaka ama mutlaka” kazanılacağını söyledi. CHP yöneticisi Tuncay Özkan, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olacağına yüzde yüz inandıklarını açıkladı. (🔗)

Pervin Buldan 28 Mayıs’ta demokrasinin kazanacağını ve faşizmin kaybedeceğini söyledi. Seçim iki aday arasındaki yarıştan tarihsel ahlak referandumuna dönüştü. Demirtaş Türkiye’nin değişime karar verdiğini ve mutlaka kazanılacağını açıkladı. (🔗) (🔗)

28 Mayıs gecesi Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Erkan Baş, “Seçim sonucu ne olursa olsun” diye başlayan açıklamasında hiçbir çabanın boşa gitmediğini, örgütlü gücün büyütüleceğini ve mutlaka kazanılacağını söyledi. Tampon sonuç açıklanmadan önce açılmıştı. Sandık, cümlenin geçerlilik koşulundan çıkarılmıştı.

Selma Gürkan Erdoğan’ın sayısal üstünlük elde ettiğini kabul etti ve bu sonucu siyasi zafer saymadı. Sayı iktidara, siyasi haklılık muhalefete yazıldı. BirGün, TİP, EMEP, TKP, SOL Parti ve Halkevleri açıklamalarını “Asla vazgeçmeyeceğiz” ortak başlığında topladı. Ayrı geri vitesler tek moral korosuna çevrildi. (🔗)

TKP “Umut sandığa sığmaz” dedi. Seçim sonucu düzen içi muhalefetin yanlış çizgisine kanıt yapıldı. TKP’nin kendi çizgisi sonuçtan bağımsız biçimde doğrulandı. soL seçim yenilgisini doğru örgüt ve doğru sosyalizm dersine çevirdi. (🔗)

Kılıçdaroğlu yürüyüşün sürdüğünü söyledi. Daha sonraki değerlendirmesinde kazanamadıklarını kabul etti ve 25 milyon oyu büyük yenilgi saymadı. Kısmi itiraf liderin yorum yetkisini güçlendirdi. Hoca, yenilginin sanığından yenilginin gerçek boyutunu açıklayan uzmana dönüştü.

Demirtaş halkın beklentisine uygun politika üretilemediğini söyledi, özür diledi ve aktif politikayı bıraktığını açıkladı. Özür, Demirtaş’ı sıradan sorumlulardan biri haline getirmek yerine gerçeği ilk gören ve makamdan vazgeçebilen istisnai figüre çevirdi. Geri çekilme yeniden yapılanma, stratejik ara ve gelecekteki dönüş ihtimali üzerinden dolaşıma girdi. (🔗)

Hata kabul edildi, fakat hatanın gerçek anlamını açıklama hakkı aynı kişide kaldı. Yayınlar özrü eski kehanetle yan yana koymak yerine dürüstlük ve fedakârlık sahnesi olarak taşıdı. Tribün hesap sormak yerine olgunluğu alkışladı.

“Mutlaka” kelimesi 28 Mayıs gecesi ortadan kalkmadı. CHP’de yürüyüşe, TİP’te örgüte, TKP’de çizgiye, EMEP’te sınıf mücadelesine, DEM’de tarihsel barışa ve Barış Atay’da vadesiz geleceğe dağıldı. Zaferin tarihi silindi. Zafer sözcüğü bütün yapılarda yaşamaya devam etti.

Başarı cetvelinin seçimden önce değiştirilmesi

Kemal Okuyan 2024 yerel seçimleri öncesinde örgütsüz bir gücün aldığı milyonlarca oyun “çöp” olduğunu söyledi. Oy, seçmenin tercihinden örgütsel icazete bağlı değere dönüştü. CHP ile işbirliği yapanların devrimcilik iddiasını reddetti. Taktik tercih, solculuk ruhsatının iptal gerekçesi haline geldi. (🔗)

Okuyan Kadıköy’de CHP veya TKP’nin kazanacağını söyledi. Defne’de güçlü bir sonuç beklediğini açıkladı. Aynı konuşma dizisinde başarının asıl ölçüsünü örgüt, kadro, kalıcılık ve umut üzerinden kurdu. 1 Nisan sabahı Türkiye’deki umut artmışsa TKP’nin başarılı sayılacağını belirtti.

Belediye kazanılırsa sandık başarısı yazılacaktı. Sandık başka sonuç verirse örgüt, çizgi, kadro ve umut sayacı çalışacaktı. Başarı ölçüsü seçimden önce çoğaltılmıştı.

Okuyan’ın TİP eleştirisi aynı hocalık makamını güçlendirdi. Oy alınabilirlik uğruna ilkelerden uzaklaşmanın devrimcilikten çıkış anlamına geldiğini savundu. TİP’in aldığı oyun değeri de Okuyan’ın verdiği çizgi hükmüne bağlandı.

Fatih Mehmet Maçoğlu Kadıköy’de üçüncü oldu. Okuyan sonucun beklentinin altında kaldığını ve sokaktaki ilginin sandığa yansımadığını söyledi. Bu kabul hocanın yetkisini azaltmadı. Sonucun nedenlerini açıklayan üst yorumcu konumunu güçlendirdi. Sessiz tepki oyları, CHP’nin yükselişi ve solun ideolojik durumu hakkında hüküm verdi. Öğreti korundu, yerel sonuç öğretinin yeni ders malzemesine dönüştü. (🔗)

soL bu sözleri dışarıdan izleyen yayın rolü taşımadı. Hoca ile kürsüyü aynı yapıda birleştirdi. Oyların değeri, ittifakların ahlakı ve devrimciliğin sınırı aynı kurumsal ağızdan açıklandı.

Hüsran artık sonuçtan sonra hazırlanan tesellinin ötesine geçmişti. Talep kurulurken alternatif başarı ölçüleri içine yerleştiriliyordu. Sandık, örgüt, umut, çizgi ve kalıcılıktan oluşan göstergelerden birine dönüştü. Sonuç hangi yönde çıkarsa çıksın göstergelerden biri başarı yazabiliyordu.

Tek talepten bütün adalet evrenine

Can Atalay dosyasının ilk talebi açıktı. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanacak, Atalay tahliye edilecek ve milletvekilliği tanınacaktı.

15 Mayıs 2024’te Çağlayan Adliyesi önündeki açıklamada bu talep birbirinden farklı felaket ve hak dosyalarıyla birleştirildi. Can Atalay’ın yanına Gezi tutukluları, Soma, Ermenek, Aladağ, Çorlu, gazeteciler, kadınlar, gençler, emekliler ve Cumartesi Anneleri yerleştirildi. Erkan Baş meselenin yalnız Can Atalay’dan ibaret olmadığını söyledi. Açıklama “Halk kazanacak, adalet kazanacak” hükmüyle kapandı. (🔗)

Can Atalay hüküm veren hocadan hüsran taşıyıcısına dönüştü. Erkan Baş, Sera Kadıgil, Barış Atay ve TİP kürsüsü onun adına bütün adalet sistemini konuştu. Tahliye gerçekleşmedikçe dosyanın anlamı büyüdü. Başarısızlık kampanyanın haklılığını daha güçlü biçimde kanıtladı.

Can Atalay tahliye edilirse somut zafer yazılacaktı. Tahliye süreci uzadığında Anayasa krizinin görünür olması başarı sayılacaktı. Nöbet sürerse hafıza kazanacaktı. Baskı artarsa iktidarın korkusu kanıtlanacaktı.

Tek milletvekilinin özgürlüğüne Soma’daki iş cinayetleri, Çorlu’daki tren faciası, Aladağ’daki yurt yangını ve Gezi davası yüklendi. Birbirinden farklı sorumluluk zincirleri tek simgede birleşti. İlk hedef geniş bir ahlaki çerçevenin içinde küçüldü.

Osman Kavala, Cumartesi Anneleri, Boğaziçi bileşenleri ve Akbelenli köylüler de benzer taşıyıcılara dönüştü. Bir kişi bütün hukuku, bir orman bütün ekolojiyi, bir üniversite bütün akademiyi ve bir işyeri bütün sınıfı temsil etti. Taşıyıcı büyüdükçe tekil talebin sonuç cetveli geri çekildi.

Kontrollü taşkınlığın açık fetvası

29 Temmuz 2024’te sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili kanun görüşmeleri, şapkalı hocanın doğru–yanlış kılığını tamamen açtı. Meclis tutanağı teknik tartışma ile ahlaki mahkemenin aynı konuşmada nasıl birleştiğini doğrudan gösterdi. (🔗)

Sevda Karaca iktidarın canlı olan her şeyi sermayenin kârına açtığını söyledi. Emekçileri ve çocukları sermayenin kulu gören zihniyetin hayvanlara da aynı biçimde yaklaşacağını anlattı. Yasanın halk tarafından uygulatılmayacağını ilan etti. Teklif görüşülürken sonraki mücadele basamağı hazırlandı.

Sera Kadıgil kısırlaştırma maliyetlerini, belediye görevlerini ve mevcut uygulama eksiklerini anlattı. Ardından iktidarın yaşatmayı bırakıp öldürmeyi seçtiğini söyledi. Hayvanların ahının iki cihanda destekçilerin yakasını bırakmayacağını ekledi.

Ahmet Şık insan haysiyetini menfaat ile doğrular arasındaki tercihe bağladı. Kul hakkı, hırsızlık, rüşvet, öldürme ve din üzerinden hüküm verdi. Teklif sahiplerini cennetine kabul edecek bir din bulunmadığını söyledi.

Teknik veri sunuldu. Öfke yükseltildi. Daha büyük bir tepki ihtimali hissettirildi. Konuşmacı bu öfkeyi hukuk ve toplum adına yöneten kişi olarak kaldı. Karşı tarafın siyasi tercihi insanlık ve ahiret statüsüne ilişkin karara dönüştü.

Gazete Duvar en sert hükümleri tek bir ahlaki koro halinde topladı. TELE1 cennet hükmünü video başlığına taşıdı. BirGün, Evrensel ve bianet yasa geçtikten sonra talebi yeni aşamalara aktardı.

Talep merdiveni teklif aşamasında kurulmuştu. Teklif geri çekilecekti. Yasa engellenecekti. Yasa geçince uygulama durdurulacaktı. Ardından Anayasa Mahkemesi iptal kararı verecekti. Mahkeme 7 Mayıs 2025’te iptal talebini reddettiğinde mücadele sahaya, yerel uygulamaya ve anayasal güvence talebine taşındı.

“Biz bitti demeden bitmez” sözü ve tek bir hayvan kalana kadar sürecek mücadele vaadi kapanış noktasını kaldırdı. İmzalar yasanın iptalini sağlamadığı aşamada teşhir, farkındalık ve toplumsal irade başarısına çevrildi. Bir kapı kapandığında sonraki kapı açıldı.

Gülizar Biçer Karaca aynı sahnede yaşam hakkının ahlaki savunucusu ve Meclis düzeninin koruyucusu olarak belirdi. Radikal vicdan ile kurumsal usul iki ayrı hüküm makamı halinde çatıştı. Hangi öfkenin haklı, hangi sözün fazla ve hangi müdahalenin gerekli olduğunu iki ayrı kürsü tayin etti.

1 Mayıs’ta kurumsallaşan sigorta

1 Mayıs meydan siyaseti yakın vade ile sonsuz vadeyi uzun yıllar boyunca aynı cümlede birleştirdi. 2014’te “Meydanımızı er ya da geç kazanacağız, seneye mutlaka Taksim’de olacağız” denildi. Sonraki yıllarda aynı kesinlik korundu.

“Seneye mutlaka” belirli bir tarih verdi. “Er ya da geç” aynı sözü zamanın dışına taşıdı. Yakın vade gerçekleştiğinde kehanet doğrulanacaktı. Gerçekleşmediğinde sonsuz vade devreye girecekti.

2015’te Taksim yasağı taşeron işçilikten zeytinliklere, kadın cinayetlerinden Soma’ya ve Kürt meselesine kadar iktidarın bütün kötülüklerinin ortak işareti olarak kuruldu. Bir meydan tercihi bütün rejimin ahlaki özeti haline geldi. (🔗)

2024’te DİSK yüzünü Taksim’e döndüğünü açıkladı. Taksim’de bulunmayı ekmek, adalet, hürriyet, cumhuriyet ve demokrasiyle eşitledi. Kortej Saraçhane’de kaldı. DİSK sonuç değerlendirmesinde organizasyon ve iletişim sorunlarını kabul etti. Aynı metin Saraçhane’yi Taksim’i kazanacak büyük mücadelenin önemli aşaması olarak adlandırdı. (🔗)

Kurumsal özeleştiri stratejik yetkiyi korudu. Teknik kusurlar kabul edildi. Tarihsel yön dokunulmaz kaldı. Eleştirinin miktarını kurum belirledi. Hedefe ulaşamama, daha büyük mücadelenin aşamasına çevrildi.

2025’te mahkeme, 1 Mayıs yasağına ilişkin hukuka aykırılık kararı verdi. Bu karar gerçek bir hukuki sonuçtu. Önceki yılların “seneye mutlaka Taksim” vaadini geriye dönük biçimde gerçekleştirmiyordu. Buna rağmen hukuk kararı uzun meydan mücadelesinin tarihsel doğrulanmasına eklendi.

2025 1 Mayıs Manifestosu örgütlenmenin, birleşik mücadelenin, demokrasinin, adaletin, barışın, kardeşliğin, emeğin, ülkenin ve halkın kazanacağını ilan etti. Belirli bir eyleme çok sayıda başarı ölçüsü bağlandı. (🔗)

Meydan dolarsa kitlesel başarı yazılacaktı. Kortej engellenirse yasak teşhir edilecekti. Farklı örgütler buluşursa birlik kurulacaktı. Ayrı meydan seçilirse çizgi korunacaktı. Gözaltı olursa iktidarın korkusu görünür olacaktı. Katılım düşük kalırsa örgütlenme ihtiyacı kanıtlanacaktı.

2026 İstanbul 1 Mayısı aynı düzeni üç ayrı sahnede gösterdi. Kadıköy barış, tanınma ve geniş birlik hükmü üretti. Kartal, TKP’nin sınıf ve cumhuriyet çizgisini temiz alan olarak sundu. Taksim–Mecidiyeköy hattı tutulmayı, bedeli ve yasağın teşhirini siyasi sonuca çevirdi. (🔗)

Zayıf katılım da zafer dilini durdurmadı. Katılım düşüklüğü daha güçlü örgütlenme gereğinin kanıtı olarak işlendi. Düşük sayı, öğretinin yanlışlığından çok halkın henüz yeterince örgütlenmemiş olmasına yazıldı.

Arzu Çerkezoğlu ve DİSK kürsüsü doğru meydanı belirledi. Kemal Okuyan ile TKP doğru sınıf çizgisini ilan etti. TİP hattı müdahale ile bedeli sahicilik ölçüsüne çevirdi. EMEP hattı tekil işçi taleplerine bütün sınıf adına tarihsel anlam verdi. DEM kürsüsü emek ile Kürt meselesini ve barışı aynı sahnede birleştirdi.

İşçinin ücret, vergi, toplu sözleşme ve iş güvenliği talepleri geniş ahlaki paketlerin altında küçüldü. Kürsü tarihsel zafer üretirken maddi talepler sonraki yıla devredildi.

İşçi direnişinde kısmi zaferin büyütülmesi

EMEP–Evrensel hattı aynı mekanizmayı fabrika ve depo direnişlerinde işletti. İskender Bayhan grev ziyaretlerinde “hep birlikte kazanacağız” dedi. Levent Tüzel Temel Conta direnişini bütün işçi sınıfının meselesi olarak sundu. Sevda Karaca kadın işçi, çocuk emeği, MESEM, savaş ve yoksulluk dosyalarını ortak sermaye düzeninin sonucu olarak birleştirdi.

Vekil ziyareti işçinin taleplerine sınıf ve Meclis adına ahlaki kefalet verdi. İşyerindeki ücret veya işe dönüş talebi bütün emek rejiminin sınavına çevrildi. Somut kazanım geldiğinde zafer doğrudan yazıldı. İlk hedefin yalnız bir kısmı gerçekleştiğinde dayanışma, patronun teşhiri ve sınıf bilinci öne çıktı.

Fernas işçilerinin 53 günlük mücadelesi anlaşmayla sonuçlandı ve önemli talepler kabul edildi. Anlaşma maddeleri işyerindeki somut sonucu gösterdi. Direnişin bütün işçi sınıfına örnek olduğu hükmü ise sonucu tarihsel genişliğe taşıdı.

Polonez direnişi yaklaşık altı ay sürdü. Sonuç işe dönüşten çok kıdem, ihbar, sendikal tazminat ve kampanya dönemine ilişkin ödemeler üzerinden kuruldu. İşçiler maddi kazanımlar elde etti. Başlangıçtaki işe dönüş hedefi daha sınırlı karşılık buldu. Tazminat paketi bütün direnişin zaferi olarak büyütüldüğünde kısmi sonuç toplam talebin temsilcisine dönüştü.

Chinatool grevi dört gün içinde ücret ve sosyal hak kazanımlarıyla sonuçlandı. Zaman, talep ve sonuç birbirine yakındı. Elde edilen kazanım yine ilgili işyerinin bilançosunu aşarak genel örgütlenme iradesinin doğrulanması olarak dolaşıma girdi.

Evrensel bazı direnişlerde talepleri ve anlaşma maddelerini ayrıntılı biçimde yayımladı. Ayrıntılı cetvel anlatının güvenilirliğini artırdı. Başlık ve sıralama, kısmi kazanımı başlangıçtaki bütün talep paketinin temsilcisine çevirebildi. Somut veri ile tarihsel zafer anlatısı birbirini destekledi.

Sendika.Org ile Kızıl Bayrak “direniyor”, “büyüyor” ve “kazanacak” kiplerini maddi sonuçtan daha uzun yaşattı. Veli Ağbaba maden ve fabrika acısını CHP adına görünür kıldı. Özgür Özel yerel emek krizlerini genel iktidar yürüyüşünün aşamasına bağladı. Parti hesapları vekil ziyaretini başlı başına temsil başarısı olarak dolaşıma soktu.

Bir ücret maddesi, tazminat veya sosyal hak alındığında bütün direnişin zaferi ilan edildi. İşe dönüş, sendikal kalıcılık veya başlangıçtaki başka talepler daha az görünür hale geldi. Kazanılan parça kaybedilen bütünün önüne geçti.

Barışın tarihsiz garantisi

Kürt meselesindeki şapkalı hocalık hangi temasın teslimiyet, hangi görüşmenin tarihsel akıl, hangi sözün kriminalizasyon ve hangi gecikmenin sabotaj sayılacağını belirledi.

Sırrı Süreyya Önder bu makamın bilgelik ve nükte biçimini taşıdı. Devletle temasın anlamını tecrübe, mizah ve barış dili üzerinden ruhsatlandırdı. Ölümünün ardından eski konuşmaları yeniden dolaşıma girdi. Kişi gelecekteki barışın ahlaki emanetine dönüştü.

Pervin Buldan “Barışı mutlaka getireceğiz” dedi. Büyük barışı Önder’in emaneti olarak kurdu. Emanet dili bugünkü stratejiyi tarihsel borca bağladı. Sonuç geciktikçe borç büyüdü ve hüküm güçlendi.

Tülay Hatimoğulları barışın tesisini, devletin somut adım atmasını ve sürecin hukuk zeminine geçmesini istedi. Mithat Sancar güven için hukuki güvenceler ve demokratik mekanizmalar talep etti. Meral Danış Beştaş parti edebini, Gülistan Kılıç Koçyiğit süreç terminolojisini taşıdı.

Barışın gerekliliği, mevcut sürecin başarısı, hukuki düzenleme talebi ve barışın mutlaka geleceği sözü aynı dolaşım içinde birleşti. Bu cümlelerin her biri başka bir ölçü taşıyordu. Tarihsel iman bütün ölçülerin üzerinde kalıyordu.

Yeni Yaşam, Kadir İnanır’ın “Büyük barış mutlaka gelecek” sözünü 2026’da yeniden manşete taşıdı. Eski söyleşi kişinin ölümünden sonra miras ve emanet sahnesine dönüştü. Somut süreç takviminin yerini kararlı bakış, fedakâr yaşam ve gelecekteki büyük barış görüntüsü aldı. (🔗)

2026’daki insan hakları bilançosu silahların sustuğunu ve hakların gerilediğini kaydetti. Çerçeve yasa, kayyımlar, ifade özgürlüğü ve hukuki güvence alanlarındaki gecikmeler sıralandı. Bilanço, sürecin “bekleme odasında” bulunduğunu ve tarihsel fırsatın hâlâ korunduğunu anlattı. Eksiklerin kaydı, sürecin ileride tamamlanacağı beklentisini güçlendirdi. (🔗)

Hatimoğulları çerçeve yasa aşamasının henüz somutlaşmadığını açıkladı. PKK tarafı da sembolik silah bırakma adımından sonra siyasi ve hukuki karşılık beklediğini bildirdi. Somut sonuç kaydı, barışın tarihsel zorunluluğu anlatısıyla birlikte dolaşıma girdi.

Gecikmenin teşhisi hocalık makamını zayıflatmadı. Doğru barış çizgisinin, kabul edilebilir hukuk düzenlemesinin ve sürecin gerçek yönünün ölçüsü yine aynı sözcülerde kaldı. Başarısızlığın açıklanması yeni hüküm yetkisi üretti.

Hüsranın otorite yenileme gücü

Şapkalı hoca tek başına çalışmadı. Medyascope görünür yüzü uzun yorumlarla tarihsel taşıyıcıya çevirdi. soL geçerli başarı ölçüsünü tayin etti. Evrensel tekil kaybı tarihsel mücadeleye bağladı. BirGün ayrı geri vitesleri ortak moral korosunda topladı. Bianet günü, haftayı ve yıldönümünü yeni olay haline getirdi. Gazete Duvar en sert ahlaki cümleleri toplu vaaz sahnesine çevirdi. Yeni Yaşam barışın tarihsel garantisini canlı tuttu. Parti ve kurum hesapları ilk hükmün hem üreticisi hem sigortacısı oldu.

Bu işbölümü, yanlış tahminin açık biçimde görünmesini engellemekten daha gelişmiş bir sonuç üretti. Yanlış tahmin görünür kaldı; fakat hocanın otoritesini aşındıracak biçimde dolaşıma girmedi.

Demirtaş özür dilediğinde ahlaki büyüklük kazandı. Okuyan beklenti altı sonucu açıkladığında sonucun en yetkin yorumcusu oldu. DİSK organizasyon sorunlarını kabul ettiğinde stratejinin sahibi olarak kaldı. Ahmet Şık yüzeysel dayanışmayı eleştirdiğinde daha sahici dayanışmanın ölçüsünü belirledi. Paylan yüzleşmeyi buzdolabına koyduğunda bugünkü başarısızlığı gelecekte çözülecek tarihsel borca çevirdi. Ayrıntılı işçi bilançoları ise genel zafer anlatısına güvenilirlik kattı.

Hatanın miktarını, nedenini ve korunacak doğruları yine hoca belirledi. Özür ve itiraf önceki kehanetin sonu olarak sunulmadı. Dürüstlük, olgunluk ve yeniden doğuş sahnesi kuruldu.

İç eleştiri de aynı yapıya katıldı. Tribün eleştirildi, daha sahici tribün çağrısı yapıldı. Yüzeysel hoca eleştirildi, daha yüksek hoca üretildi. Kısmi zafer sorgulandı, gerçek zaferin ölçüsü yeniden kürsüden bildirildi.

Şapkalı hoca yanlış çıktığında susmadı. Yanlışın gerçek anlamını açıklamak üzere yeniden kürsüye çıktı. Hüsran sicilini bozmak yerine yeni içerik, yeni rol ve yeni takipçi üretti.

2015’te sloganın tek ve açık bir ölçüsü vardı. Sonraki yıllarda başarı ölçüleri çoğaldı. Sayının yanına meşruiyet yerleşti. Sonucun yanına süreç eklendi. Hedef görünürlükle genişletildi. Seçim örgütle, meydan iradeyle, tahliye bütün adaletle, orman hafızayla ve hukuk tarihsel barışla birlikte ölçülmeye başladı.

Her sonuç başka bir sayaçta başarı üretti. Bu sistem başarısızlıktan öğrenme imkânını daralttı. İlk vaat sonuçla aynı kayıtta buluşmadı. Yanlış stratejinin sahibi eskimedi. Yayın eski manşeti yeni açıklamayla karşılaştırmadı. Tribün hesap sormak yerine fedakârlığı, sahiciliği ve kendini tutan öfkeyi alkışladı. Yeni kampanya eski başarısızlığın verisini değil, eski hüsranın duygusal enerjisini taşıdı.

Şapkalı hoca geleceği doğru tahmin etme mecburiyetinden kurtuldu. Gelecek hangi biçimde gelirse gelsin kendi hükmünü doğrulayacak bir sözlük kurdu.

Hüsran tamponu da yenilgiden sonra verilen teselliden hedefin içine yerleştirilen kalıcı sigortaya dönüştü. Çarpışma anında hocayı, yayını ve tribünü korudu. Koruma bedeli siyasal kapasiteden ödendi.

Muhalif cemaat her hüsrandan yeni bir ahlaki hikâye çıkardı. Aynı anda sonuç alma, sorumluluk kurma ve işe yaramayan stratejiyi eleme yeteneğini kaybetti.

Şapkalı hocaların en büyük başarısı hüsranı önlemek olmadı. Hüsranın hesap sorabilme gücünü ortadan kaldırmak oldu.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Dünden Bugüne Şapkalı Hocalarla Sigortalı Hüsranlar”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER