Tag Archives: Simgesel Yas ile Gerçek Yas

Simgesel Yas ile Gerçek Yas — derleme

resim_2021-05-28_201024Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Simgesel Yas ile Gerçek Yas) okunabilir.

Işık Barış Fidaner

İçindekiler

— İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e

— Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası

— Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı

— Her arzu melankolik arzudur

— Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür

— Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Alaycılık

— Saudade Melankolik Arzudur

— Fol Melankoliden Kurtulmak: Kabuktaki Hayalet

— Siborgum Ama Sıkıntı Yok: Çılgınım Ama Muhafazakarım

(İngilizcesi)

Diğer derlemeler

喪 : yas

4 Yorum

Filed under Kitap, Şey

Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Alaycılık — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür)

Gelin Griggci-Žižekçi anlamda kayıp nesnenin anılaştırılması-simgelenmesi olan “simgesel yas” ile Žižekçi anlamda boşluğa sahici sadakat (ya da benim tanımıma göre arzunun metonimisi üzerinde çalışarak yas tutma dürtüsü) olan “gerçek yas”ı ayırt edelim [1]. Simgesel yas erildir, çünkü bir Esas-İmleyen (imleneni olmayan bir imleyen) olan bir “anıt” ile sonuçlanır. Gerçek yas dişildir, çünkü özne arzusunun metonimisi üzerinde çalışarak “gene serbest ve ketlenmemiş” (Freud) olur.

Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Şey

Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Her arzu melankolik arzudur)

Önceki yazımda (Žižek açısından) Hegelci diyalektik süreç matrisini melankoli ve yas terimleriyle yorumladım [1]. İmkansız ya da varolmayan bir nesnenin kaybını simüle ettiği ölçüde, diyalektik, melankolidir; en sonunda bu simülasyonu kapsayarak aşması ölçüsünde, diyalektik, aynı zamanda yastır: darbışakayla (punchline) arzuyu (libidoyu) serbest bırakır, böylece arzu kendi metonimisini takip ederek başka nesnelere yeniden bağlanabilir. Dolayısıyla, diyalektik sürecin “nükte”sinde, yasın (kapsayarak aşmanın) etkililiği, öncesinde kışkırtılan melankoliye (kayıp Köken) dayanır. Sinemadan gelen imgesel bir mecaz kullanırsak, diyalektik süreç, Sapık filminde Marion’un öldürülmesinin izlerini silen Norman Bates gibidir; melankoli onun kullandığı su ve sabundur, yas ise yerleri silmesidir.

Okumaya devam et →

15 Yorum

Filed under Şey

Her arzu melankolik arzudur — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı)

Önceki yazıda Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya yönelik olumsuz tavrını incelemiş ve bu tavrı melankoli ile ilişkilendirmiştim. Burada, Žižek’in “Melankoli felsefenin başlangıcıdır” tezinin ne anlama geldiğini aydınlatmak için konuyu daha yakından ele alıyorum.

Mutlak Geritepme‘de Žižek standart melankolik mefhumunu (“kayıp nesneye sabitlenmiş ve onunla ilgili yas işini gerçekleştiremeyen özne”) reddeder ve melankoliği şöyle yeniden tanımlar: “nesneye sahip olan ama ona yönelik arzusunu yitirmiş özne, çünkü ona nesneyi arzulatan sebep geri çekilmiş, etkisini yitirmiştir.”

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası)

Önceki bir yazıda psikanalizi Tanrı ve Doğa’nın modern yasıyla ilişkilendirmiştim. Şimdi gelin Žižek’in bu yas işindeki konumunu inceleyelim.

Doğa ile başlayalım. New Scientist’e verdiği bir röportajda [1] Žižek şöyle diyor: “Tabiat Ana iyi değildir – çılgın bir fahişedir” ya da bunun yerine “kirli bir fahişedir” (bu düşünceyi birçok konuşmasında tekrar ettiği gibi) [2] Elbette bu bir mecaz ya da şaka olarak söylenmiştir, Doğa’nın harfiyen tarifi değildir, ama yine de Žižek’in Doğa’ya yönelik olumsuz aktarımını ya da nefretini ifade eder. Yas işi bakımından bunun anlamı nedir? Darian Leader nefretin yasa engel olduğunu belirtir: “Yasta zorluklar yaşamamız, sağduyunun zannettiği gibi birini çok sevdiğimiz için değildir, nefretimiz çok güçlü olduğu içindir.” (Yeni Siyah [The New Black])

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Şey

Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası — Işık Barış Fidaner

(öncesi: İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e)

Russell Grigg, psikanalizi, suretlerin düşmesiyle çıplak objet a’yı açığa çıkaran bir yas sürecine benzetir:

Analizi oluşturan ‘yavaş yanma’dır bu, başka bir yerde bundan bahsetmiştim. Melanie Klein bunun bir yas biçimi olduğunu görmüştü. Klein’ı gözden geçirerek, o halde, analizin ilerleyişini bir çeşit travmatik olmayan travmatikleştirme işi gibi düşünmek, ya da diyelim ki imgesel olanın denetimli düşüşü gibi düşünmek mümkündür. Analizde suretlerin düşüşü kara bahtın kanca ve oklarının sonucu değildir; daha çok, suretlerin düşüşü, yavaşça, ve yorumlamayla regüle edilen bir yolla, analizin kendi sonucudur. Dolayısıyla da böyle vakaların analiz süreci elbette yaraların iyileştirilmesiyle, öznenin kimliğinin düzeltilmesiyle, ya da önceki duruma [status quo ante] geri dönülmesiyle daha az alakalı olur. Yorumlama, ve aslında analiz sürecinin kendisi, bireyin narsisizmini sarmalayan yapıntıları [artefacts] çözdürmenin daha şiddetsiz araçlarıdır. Ve nazikçe bir uyanış, öznenin hesapladığı ve onayladığı yavaş bir travma, dediğimiz gibi ‘yavaş yanma,’ Öteki’nin sadizminden ya da alaycılığından gelebilecek öngörülmedik krizlerden kuşkusuz daha yararlıdır. (Hatırlamak & Unutmak)

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e — Işık Barış Fidaner

Gerçeği Sorgulamak‘ta Žižek modern özneyi Yazgı ve Tanrı’nın çifte kaybı yoluyla tanımlar:

kahramanın simgesel koordinatlarını önceden belirleyen tözsel bir Yazgı yoktur, patetik kahramanca feda jestiyle üstlenmeleri gereken bir suçluluk yoktur. ‘Tanrı ölmüştür’, öznenin kendi varlığının nüvesini feda etmeye hazır olduğu tözsel Evrensel, boş bir biçimdir, tözsel içerikten yoksun gülünç bir ritüeldir, buna rağmen özneyi rehin almıştır.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Şey

Siborgum Ama Sıkıntı Yok: Çılgınım Ama Muhafazakarım — Işık Barış Fidaner

Bu yazıda Siborgum Ama Sıkıntı Yok (I’m a Cyborg But That’s OK, 2006) filmi üzerine küçük bir analiz yapacağım. Spoiler olmaması için yazıyı okumadan önce filmi izlemenizi öneririm [1].

Film erkek (Il-soon) ile kadın (Young-goon) arasında cinsel ilişki imkanını mecazî imgelerle ele almış. Psikiyatri hastaları üzerine çizilen “renkli” bir dünyaya yerleştirilmiş mecazî imgeler, cinsel ilişki imkanını yapısal parçalara ayırmakta kullanılmış. Bu parçalara yakından bakıldığında ise genel tablonun ilk bakışta zannedilebileceği kadar çılgınca olmadığı, hatta muhafazakar kaldığı görülüyor. O yüzden başlıktaki “Sıkıntı yok!” ifadesi filme epey yakışmış.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Şey

Saudade Melankolik Arzudur — Işık Barış Fidaner

Saudade çevrilmesinin zorluğuyla bilinen bir Portekizce kelimedir [1]. Saudade, şimdiki zamanı yadsıyarak geçmişteki hoş bir anıyı ya da gelecekteki hoş bir imkanı keyifle özlemektir, ama bu anı ya da imkanın gerçekte kaybedildiğine ya da belki hiç olmadığına, o yüzden de imkansız olduğuna ikna olmuş bir özlemdir.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Şey

Fol Melankoliden Kurtulmak: Kabuktaki Hayalet — Işık Barış Fidaner

(Metinde spoiler’lar var, o yüzden okumadan önce filmi izlemeniz iyi olur)

Not: Fol kelimesi false kelimesinin karşılığıdır. Bkz. “Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim”

Kabuktaki Hayalet (Ghost in the Shell, 2017) son yazdığım metinlerde tartıştığım birçok felsefî kavramı ele alan bir bilimkurgu filmi. Major Mira Killian adındaki bir siborg kadının öyküsünü anlatıyor. Major’ın biyolojik beynini Hanka Robotics sibernetik bir bedene yerleştirmiştir. Ünvanının belirttiği “majör” askerî-politik amaçlar için hem yetkilendirilmiş hem de inşa edilmiştir. Ama bu ünvanın anlamı film içinde değişir: Öyküde Major bir tür yetkilendirmeden bir başka tür yetkilendirmeye geçiş yapar.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Şey