Suret olmayan bir söylem hangi kapsamdadır? O benim durduğum yerden ve önceki dediklerim bakımından söylenebilir, her halükarda onu söylediğim vakidir. Dikkat edin: O ben onu söyledim diye de vakidir. Onu alev sayabilirsiniz, yani düşünün ki o benim onu söyleyişimden ibarettir.
Size yapıntının söyleminden bahsettim çünkü yapmadan söylem vaki olmaz, yani söylem söylenmeden vaki olmaz. Söylenen vaka tamamen o söylemin vakasıdır. Yapıntı dediğim işte budur ve elbette onun derdi indirgemektir, ama yapıntı dedim diye farklı bir şey aklınıza gelmesin, zorluklarını göğüsleme hatasına düşerseniz içinden çıkamayacağınız bir tabiat aklınıza gelmesin.
“Söylenebilir mi yoksa söylenemez mi?” değildir mesele, şudur: Ya söylenmiştir ya da söylenmemiştir. Yapıntısıyla sizi orada tutabildiği farzedilen söylenmişliklerden yola çıkarsınız. İşte tam o anda kesin, sakın şunu eklemeyin: “keyif fazlası basıncı altında oradasınız”
O anda kesin dedim çünkü benim söylemim etrafında keyif fazlası telaşıyla toplanmadığınız ne malum? Kim ne düşünürse düşünsün vaka kararlaşmış değildir, size sunduğum beyanlar dizisiyle suret olmayan bir söyleme adım attığınız kesin değildir.
Suret ne demektir? Mesela söz sureti ne demektir? Bildiğiniz gibi mantıksal pozitivizm denen bakış açısı bir imleyeni evet/hayır diye kararlaşacak bir sınava soktuğu zaman, o imleyenin bu sınava giremeyen kısmına hiçbir anlamı yoktur denir, hatta metafizik diye nitelenen bir dizi meselenin bu yolla hallolduğu zannedilir. Benim derdim bu değil. Ama size mantıksal pozitivizm konumunun gayrimünasebetini göstermek isterim, özellikle de analitik tecrübe açısından.
Analitik deneyim şayet asalet ünvanını Ödip efsanesinden almak durumunda kaldıysa, kahince söyleyişin bıçak sırtını muhafaza ettiğindendir. Hatta analizci kahinle aynı düzeydedir, analitik yorum ancak kendi neticeleriyle sahi olur, aynı kehanetlerdeki gibi. Yorum evet/hayır diye kararlaşacak bir sahilik imtihanına sokulmaz; bizzat sahiliğe atılım yaptırır [buna sahihat diyelim]. Yorum ancak sahiden takip edildiği ölçüde sahi olur.
Mantıksal gerektirme şemalarında göreceğimiz gibi bu klasik şemalar söyleme ait olmayan konularda bu sahihat kaynaklarına başvurmaya mecburdur, onlar tamamen anlamsız dahi olsalar. Sahiliği kararlaştıran sahihat atılımından o sahiliği tözlendirmeye girişen mantığa geçildiği anda temsil edişi temsil eden söylem atılır, kovulur. Gerçi o atılımda atılma da hep vardır zaten, ona bastırma deriz. Temsil edilen şey bir temsil değildir artık, sahilik etkisi karakteri taşıyan söylemler dizisidir.
Sahilik etkisi suret değildir. Ödip karmaşasından öğreniriz ki o tabiri caizse kan kızılıdır. Gerçi kan kızılı sureti dışlamaz, ona renk verir, onu benzetir, onu yayar. Birazcık talaş ve sirk baştan başlar!
Suret olmayan söylem meselesi işte böylece yapıntı düzeyinde, söylem yapısı düzeyinde gündeme gelir. Ayrıca: Söylemde suret yoktur, onu yargılayacak üst-dil yoktur, Ötekinin Ötekisi yoktur, sahiliğin sahiliği yoktur.
Seminer 18’den
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Bizim olmayacaksa kapat gitsin! — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: LaTeX olmadan asla! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ağ tarafsızlığı: aksan ve içerik tarafsızlığı — Alternatif Bilişim | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Din sahidir: O dışarılır: im kansız: hiç-pek-ora — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Jaklakanya Seyrüseferi 1: Jak’la kan kızılı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER