Bilinçdışı düşünümlülük olarak öz-bilinç — Slavoj Žižek

Karşı-olgusallığın mahalli ancak öznellik bulunduğu zaman işler: “Düz kahve” ile “sütsüz kahve” arasındaki farkın kaydedilebilmesi için bir öznenin işlemesi gerekir. Öznellik burada düşünümlülüktür (reflexivity): Düz kahve, (“kremasız kahve” değil de) “sütsüz kahve” olarak deneyimlendiğinde, süt veya kremanın karşı-olgusal statüsü bu kahvenin saf düşünümlü belirlenimidir, onun gerçel-fiili belirlenimi değildir.

Bilinçdışının bu görcül/düşünümlü statüsü şu anlama gelir: Bilinçdışı, öznenin bir öz-bilinç eylemi ile ele geçireceği düşünüm-öncesi ilkel tözsel bir içerik değildir (öznenin kendi “bastırılmış” psişik içeriğinin farkına varması anlamında). “Bilinçdışı” bizatihi öz-bilincin içkin yapısıdır: Öznenin bilincinden kaçan, onun temel öz-bilinç düzeyidir. Bu düzeye ulaşmak için öz-bilincin yapısı içeriden patlatılmalıdır ve bu yolla bilinçli öz-farkındalık ile radikal bir mesafe içine sokulmalıdır. Buna göre en radikal anlamda öz-bilinç, yanlış adlandırılmıştır: Öz-bilinç, öz-farkındalık değildir, bilinçli bir içeriğe yönelik bilinçdışı düşünümlülüktür. Bu anlamda Lacan arzunun her zaman aynı zamanda bir arzulama arzusu olduğunu vurgular – her arzu tanımı gereği düşünümlüdür, kendisine yönelik düşünümlü bir duruşu içerir: “Onu arzuluyorum” dediğimde, bu benim dolaysız meyilim üzerine dışsal bir bildirim değildir asla, çünkü her zaman kendi düşünümlü ikilenmesini içerir (onu arzulamayı arzuluyor muyum?). “Bilinçdışı”, arzumun içeriği değil, arzuma yönelik düşünümlü duruşumdur. Öz-bilinç bilincin ikilenmesinden ibaret değildir, bir şeylerin farkında olduğumun farkında olmam, yani bir başka nesnenin –kendimin– farkında olduğum nesneler kapsamında içerilmesi değildir. Öz-bilinç her zaman geleneksel olarak normatif boyut denen öznel bağlılık boyutunu imletir: “Yargının öznel biçimi, Kant’ın ‘Düşünüyorum’ demesi, tüm temsillerimize eşlik edebilir, bu temsillerin en boşu olarak o yargı için kimin sorumluluk aldığına işaret eder.” (Robert Brandom, Güven Ruhu) Öz-bilinç şu anlama gelir: “Evimin önünde bir ağaç var” gibi bir olgunun basit beyanında bile, kendimin bu beyanın arkasında durduğumu ve ona bağlı olduğumu önvarsayarım. Lacan’a göre arzu için de bunun tam olarak aynısı geçerlidir: Arzu asla iç dünyamın bir olgusundan ibaret değildir, ona asla bir olgu olarak başvuramam, bir özne olarak onda bütünüyle imletilirim. Bu kesin anlamda, en bilinçdışı arzu bile her zaman “öz-bilinçli”dir: Sadece bir olgu olarak bir şeyi arzulamam, onu arzulamayı da arzularım (ya da arzulamam).

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Slavoj Žižek’in “Hegel in a Wired Brain” kitabından

1 Yorum

Filed under Çeviri

One response to “Bilinçdışı düşünümlülük olarak öz-bilinç — Slavoj Žižek”

  1. Geri bildirim: Nazar Noktası — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER