Bir kayıp deneyimlediğimiz zaman, bir anlamda kaybettiğimiz şey o ana kadar hep vardır, bir başka anlamda ise kaybettiğimiz şey o ana kadar hiç olmamıştır.
Birinci veçhe olan “hep vardı”yı yakalayan, Esas-İmleyen’dir, mesela simgesel yasta bu bir anıttır [1]. Bu, yetkilenmenin alanını açar.
İkinci veçhe olan “hiç olmadı”, birinci veçhe olan “hep vardı”dan bağımsız (ona dik) bir başka boyut değildir; daha ziyade ikinci veçhe birinci veçhenin bağımlılığıdır.
“Hiç olmadı”, “hep vardı”nın gölgesi altında ayırt edilmeden kaldığında, S1‘in hale olarak donandığı objet a olur. Başka bir deyişle, simgesel bir yetkilenmenin fetişçi bedenlenişi olur [2].
“Hiç olmadı”, “hep vardı”dan ayırt edilip çıkarıldığında, imleyenden geriye kalan, S(Ⱥ)’dır, yani eksik imleyendir, önbastırmadır. Böylece, gerçek bir yetkilenmenin semptomatik bedenlenişine dönüşür.
Çok sevdiğiniz birinin ölümünü düşünün. Birinci veçhe olan “hep vardı”, aranızdaki bağı temsil eder: Talihsiz ölüme rağmen (belki de ölümden dolayı?) onunla kişisel bağınız her zamankinden daha sağlam ve ebedi gibi gelir. Bu, o kişi hakkında imleyebildiğiniz, anılaştırabildiğiniz, anabildiğiniz veçhedir. Yasın olağan anlamı budur, ben buna “simgesel yas” diyorum [1].
İkinci veçhe olan “hiç olmadı”, birinci veçheyle bağlantı içinde ortaya çıkar: Birden şu sorunun yanıtını asla bilemeyeceğinizi fark edersiniz: O kişi eğer yaşayıp görseydi, dün, bugün, yarın, ertesi gün ne yapardı, ne derdi? Yani bir dizi gerçekleşmemiş deneyim vardır: Bunlar hiç olmamıştır ama siz yine de onları kaybetmişsinizdir. Bu ikinci veçhe olan “hiç olmadı”nın açığa çıkmasının ardından, artık aranızdaki bağın önceden göründüğü kadar sağlam ve ebedi olmadığını da fark edersiniz. Simgesel yas ile bir fetişe tutunmuşsunuz.
“Hiç olmadı”nın açığa çıkması, ünlü “kaybın kaybı”nı gerçekleştirir: Kaybın sahnelenişinin farkına varırsınız, başka bir deyişle, deneyiminizin melankolik veçhesinin farkına varırsınız [3]. Anıttaki Esas-İmleyen’in tek amacı sizin melankolik arzunuzu beslemekmiş. Düzgün bir yas için bunların hiçbiri size gerekmiyor [4]. Ve “bir hoş sabah yoldaşını dirseğiyle dürtüverir, ki, şangır! şungur! – ve put yerde paramparça” [5]
İşte ben buna “gerçek yas” diyorum. Bu sizin semptomatik bedenlenmeniz ve gerçek yetkilenmeniz olur. Bu, bedenlenme ile yetkilenmeyi düzgünce ayırarak başarılır [6].
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Alaycılık”
[2] Bkz “Fetişlerin Simgesel Yetkilenmesi ile Semptomların Gerçek Yetkilenmesi”
[3] Bkz “Her arzu melankolik arzudur”
[4] Bkz “Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür”
[5] Rameau’nun Yeğeni‘nden (Diderot) bu alıntıyı Hegel, Aydınlanma’nın sessizce yayılmasından söz ederken yapar.






























Geri bildirim: Always Existed and Never Existed — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Üst Dildışı — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İğdiş ve Jouissance Diyalektiği — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sütur ve Südur: Basit ve Diyalektik — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Lacancı yapıçarpım ve geri çekilme arzusu — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Quentin Meillassoux: Dört Dünya ve Komünizm — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ölü Başkanlara Kurban: Öhö Öhö Anlarsın Ya! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hep Vardı vs. Hiç Olmadı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER