Stalin’in evrensellik konusunda attığı yanlış adım o kadar kolay ayırt edilemez. Hitler’in aksine o tikel bir kimliğin savunucusu değildi, o yüzden onun hatasını bu şekilde açıklayamayız. Sorun daha ziyade Stalin’in evrensellik kavramının Marx’ın attığı hatalı temele dayanması ve ait olmayışı ortadan kaldırmayı amaçlamasıdır. Marx, evrensel aitliği proleter devrimin başaracağı bir hedefe dönüştürmekle, evrenselliğin doğasını yanlış tespit eder. Stalin, devrimi başlatarak herkesi (ait olmamayı tercih edenleri bile) yeni topluma dahil etme yeteneğine sahip olduğuna inanmakla bu yanlış kavrayışa katkı yapar. Marx’ın hatası dikkate alınırsa, Stalin’in suçları konusunda Marx’ı tamamen aklayamayız. Marx evrensellik kavrayışını Stalin’le paylaşır, gerçi Stalin bu kavrayışı Marx’ın asla kabul etmeyeceği cinai bir yöne götürmüştür.
Stalin, Marx’ın evrenselliğe dair yanlış anlamasını katmerlendirmiştir. Stalin sadece proleter devrimin önceki tüm devrimlerin aksine bütünsel aitlik çağını başlatacağına dair hatalı fikri Marx’tan almakla kalmaz, ayrıca bu bütünsel aitliği köylülere kolektifleşmeyi dayatma kararıyla gerçekleştirebileceğine inanmıştır. Zorunlu kolektifleşmeyi gerçekleştirdiğinde, bunun sonucu bütünsel aitlik değil kitlesel direniş ve amansız bir açlık oldu. Stalin kolektifleşme yoluyla ait olmayışa son verdiğine inandığı için (Marx’ın öngördüğü şey buydu), kolektife vermek yerine hayvanlarını öldürmeyi tercih eden asi köylüler biçiminde ait olmayışın neden ısrarla varlığını sürdürdüğüne dair bir açıklama bulması gerekliydi. Stalin’in kulak adını verdiği bu asi köylülerin varolması, proleter devrimin Marx’ın tahmin ettiği gibi ait olmayışı ortadan kaldırmayı beceremediğinin deliliydi.
Evrensellik, kimseyi dışarıda bırakmayacak gerçekleşebilir bir gelecek olarak kavrandığında, bu gerçekleşmeye engel olan düşmanların ortaya çıkarılmasını talep eder. Bu devrim düşmanları, neden hala evrensel eşitliğe ulaşamadığımızı açıklamak için gereklidir. Tam olarak gerçekleşmiş, herkesi içeren bir evrenselin imkansızlığı –ve arzulanır olmayışı– ile yüzleşemediğimiz sürece bu düşmanlar gerekli olmayı sürdürürler. Stalin’in evrenselliğinin düşmanlara dayanması, onun sahici bir evrensellik olmadığına işaret eder. Evrensellik düşmanlara sahip olduğunda evrensellik olmayı sürdüremez.
Kulaklar, devrimin bütünsel aitliği gerçekleştirmek için ortadan kaldırması gereken düşmanlar haline geldi. Ama onlar kendi başlarına devrimi bozmuş olamazlardı. Sovyet önderliği içindeki düşmanlar, özellikle Troçki, devrimi içeriden sabote etmiş ve tüm ait olmayışın devrimci sonunu engellemiş olmalıydılar. Yoksa bütünsel aitlik gerçekleşmiş olurdu. 1930’larda köylü katliamları ve (gösteri mahkemeleri ile öne çıkan) parti önderliğinin tasfiyesi, Stalin’in Marx’tan aldığı iddiada inat etmesinin sonucuydu. Marx proleter devrimin herkesin ait olacağı bir toplum yaratacağına inanmıştı, Stalin ise kendisinin bu toplumu ortaya çıkardığına inandı. Evrensele dair bu yanlış kavrayış Stalinizmin şiddetinin sorumlusuydu, ama kuramcılar bunu tanımayarak evrenselliği şeytanlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar.
Nazizm’in aksine Stalinizm açıkça yolunu şaşıran solcu bir projeydi. Bu nedenle, Sol’da evrenselliğin sorgulanmasına Nazi Holokost’unun dehşetlerinden daha fazla sebep oldu. Gerçi ilginçtir, yirminci yüzyılın sonunda çoğu sol eğilimli kuramcı Stalinizm meselesiyle doğrudan doğruya yüzleşmez. Bu yüzleşmenin yokluğu neredeyse evrenseldir. Bunun yerine ya Marksizm anlayışlarını değiştirerek evrenselleştirmeyen bir versiyonu seçerler ya da Marksizm ve evrenselci siyaseti bütünüyle terk ederek tikel, yerel eleştirilere yönelirler.
Evrensellik ve Kimlik Siyaseti kitabından
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Harfiyet — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER