Monthly Archives: Eylül 2020

İğdiş ve Jouissance Diyalektiği — Işık Barış Fidaner

İnsan varoluşunu imleyenler düzenine münhasır bir atıf yoluyla anlayamayız, hele jouissance’a münhasır bir atıf yoluyla hiç anlayamayız. Varoluşumuzu yaşayışımız, daha ziyade, bu iki kutup arasında özsel bir gerilim şeklinde olur. Tam da bu nedenle, yeni nesnelere özel anlamlar yüklemeye devam ederiz, eksiksiz olarak tamamlanmış bir varoluşu hayal ederiz; öte yandan, bu arzu nesnelerinin sınırlı oluşuyla tekrar tekrar yüzyüze geliriz, bu kutuplar –varoluşumuzun eşit ölçüde ilksel belirleyicileri– arasında gerilmiş olmaktan başka türlüsünü umut etmemizin boşuna oluşuyla yüzyüze geliriz. İnsanlar bu anlamda “arada-varlık”tırlar, varoluşları iki tezat terim –jouissance ile iğdiş– arasındaki diyalektik ilişki içinde yürütülür. İnsanın varlığı arzudur. (Philippe Van Haute, Uyumlanmaya Karşı [Against Adaptation])

Žižekçi bir kuramcı olarak, İstanbul’da düzenlenen ilk Yeni Medya Çalışmaları Kongresi’nde (2013) “Postmodern Yabancılaşma Modeli”ni (PYM) yayınlamıştım [1]. Türkçe olarak Lüzum ile Keyfiyet’in diyalektiğini tarif ediyordu. PYM’yi İngilizce’ye tam anlamıyla 2018’de çevirdim. Şemada görebileceğiniz gibi, PYM, Yetkilenme ile Bedenlenme’yi sırasıyla Lüzum ile Keyfiyet’e dayanan iki koşut süreç olarak tarif eder.

gelistirici-yasam2

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Özgürlük bilmezliğin öbür yüzüdür — Slavoj Žižek

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

Hegel’de tekrar tekrar bu motifin çeşitlemelerini buluruz, şu sözündeki gibi: Antik Mısırlıların sırları bizzat Mısırlılar için de birer sırdı. Bu söze göre sırların çözümü derin bir içgörüyü açığa çıkararak değil, sadece gizemin yerini değiştirerek, onu ikileyerek olur. Burada ortaya çıkan hiçbir yeni olumlu içerik yoktur, sadece beni Şey’den ayıran ayırının/çatlağın salt topolojik olarak Şey’in kendisine yerleştirilmesi vardır. Ayırının böylece ikilenmesi, beni Şey’den ayıran ayırının beni ona dahil ettiğinin fark edildiği eşsiz an, benim Mutlak ile temas ettiğim biricik andır. Artık Mutlak Bilme’ye daha kesin bir belirlenim verebiliriz: Mutlak Bilme, bu ikilenmiş bilmezliği temsil eder, bizim bilmezliğimizin aynı zamanda Öteki’nin kendi kalbindeki bilmezlik olduğunu fark ettiğimiz şiddetli burguyu temsil eder.

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Ignorance’a Cehalet Değil Bilmezlik Denmelidir — Işık Barış Fidaner

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

(Bilmezlik (ignorance))

Lacan’da Bilmezlik Tutkusu Üzerine (Nümerik Söylemler) 🎙️

Lacan üç tutkudan bahseder: sevgi, nefret ve bilmezlik tutkuları [1]. Bu üçüncü tutku Türkçe literatürde “cehalet tutkusu” adıyla yer etmiştir. Muhtemelen dramatik etkisi nedeniyle tercih edilen bu adlandırma fol [2] ve yanlıştır.

Lacan’a göre cehalet “kaba bilmezlik”tir (crass ignorance, l’ignorance cràsse) ve “öğrenilmiş-eğitilmiş bilmezlik”ten (learned-trained ignorance, docte ignorance) ayırt edilmelidir. Lacan cehaletin ayırt edici özelliğini şöyle tanımlar: Kaynaklarına yönelik eleştirilerin dişleri, cehaletin (kaba bilmezliğin) yüzeyini bile çizmemiştir (Écrits, sf. 409). Öğrenilmiş bilmezlik ise cehaletten çok farklıdır ve psikanaliz için büyük önem taşır: “Analiz kendi ölçüsünü yalnızca öğrenilmiş bilmezliğin yollarında bulur.” (Écrits, sf. 300)

Okumaya devam et →

21 Yorum

Filed under Şey

Barışma mevcut Haç’taki Gül’ü tanımaktır — Slavoj Žižek

Hegelci fol barışmayı (false reconciliation) reddetmek yerine, diyalektik barışma mefhumunun kendisi yanılsama sayılarak reddedilmelidir; yani ‘sahi’ (true) barışma talebi terk edilmelidir. Hegel, barışmanın gerçek acı ve çatışkıları ortadan kaldırmadığının pekala farkındaydı – onun Hukuk Felsefesi’nin önsözündeki barışma formülü “mevcut Haç’taki Gül’ü tanımak” gerektiğidir; Marx’ın terimleriyle, barışmada dış gerçeklik bir Fikre uydurmak üzere değiştirilmez, bu Fikrin bu zavallı gerçekliğin kendi içsel “sahihati” (truth, hakikat, sahilik) olduğu tanınır. Marksistlerin “Hegel gerçekliği dönüştürmek yerine sadece onun yeni bir yorumunu sunar” eleştirisi bir anlamda esas meseleyi kaçırır – açık bir kapıyı çalar, çünkü Hegel’e göre yabancılaşmadan barışmaya geçmek için gerçekliğin kendisini değil, onu algılama ve onunla ilişkilenme şeklimizi değiştirmemiz gerekir.

Sahihat nasıl ilerler? Hegel’e göre, kendi (kendimize göre) sahi mefhumumuzu kendi-içinde sahilik ile kıyaslayarak azar azar kendi-içinde sahiliğe yaklaşmayız. Hegel radikal içkinliğin düşünürüdür: Deneyim sürecinde bir mefhumu kendisiyle kıyaslarız, onu kendi gerçellenmesi veya örneklenmesi ile kıyaslarız. Hegel burada radikal anti-Platoncudur: Bir mefhumu kendi örneklerinden ayıran ayırıda/çatlakta, sahilik örneklerin tarafındadır; örnekler bir mefhumun içkin tutarsızlıklarını açığa çıkarır, o yüzden örnekler mefhuma uymadığı zaman o mefhumu dönüştürmemiz gerekir.

Slavoj Žižek, İhtilaflar (Disparities)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim”

2 Yorum

Filed under Şey