Sahi’yi (True) Doğru’dan (Right) ayırt etme konusu bugüne dek birçok açıdan ele alındı [1]. Sevgi, nefret ve hak üzerinden bu ayrımı biraz daha netleştirelim.
Doğruluk kavramı haklı olmakla ilgilidir. Bir sözün veya işin doğru olması, onu söyleyen veya yapan kişinin haklı olmasıdır. Birine “doğrusun” veya “haklısın” demek o kişiye hak vermektir, haklılık payesi yüklemektir.
Fakat zaman zaman belli eylemleri faillerine haklılık payesi yüklemeden olumlama yollarına gereksinim duyarız; belli bir eylemin onu yapan kişinin karakter ve niyetine bağlı kalmadan gerçekleştiği bağlama uygun ve isabetli bir eylem olduğunu belirtmek isteriz. Yani yapan kişinin egosunu sübvanse etmeden sadece o eylemin o bağlama tekabül edişini olumlamak isteriz. O zaman “doğrusun” veya “haklısın” demek derdimizi yeterli incelikle ifade edemez. Bu hallerde gereksinim duyulan kavram sahiliktir.
Sahilik kavramı birinin veya bir şeyin hakkını vermekle ilgilidir. Hakkını vermek, hak vermekle karıştırılmamalı. Hak vermek, koşulsuz hak devridir, bir nesneye (veya egoya) onu içeren bağlamdan kopuk, soyut ve itibari bir paye yüklemektir. Hakkını vermek ise tam da o bağlamın gereksindiği somut karşılığı sunmaktır, koşullara bağlıdır ve o duruma özgüdür.
Sahilik doğruluğun tam aksi yönünde işler, çünkü hakkı itibari payeler şeklinde belli nesneler (veya egolar) üzerinde toplayıp biriktirmek yerine çevreye ve bağlama doğru yayar, dağıtır ve paylaşır. Taşı gediğine oturtmayı düşünün. Bir sözün muhatabın derdine tam isabet eden bir yanıt oluşturması, o sözün “doğru” olmasından veya söyleyen kişinin “haklı” olmasından çok daha farklı bir durum teşkil eder. Burada özellikle muhatabın “amacına uyan” veya “ihtiyacını gideren” demedim çünkü muhatap genelde derdinin ne olduğunu kendisi de bilmez.
Derde isabet eden yanıt, sorulan sorunun hakkını vermiş olur, bağlama uyan bir müdahaledir, yani sahilik taşır. Yöneldiği bağlamın hakkını veren bir eylem tarzı, kendi üzerinde haklılık payesi biriktirip ego inşa etmekten çok daha farklı bir tutumdur. Bu iki tutum arasındaki fark cinsiyet rollerine de yansır: Hakkını vermek anlamında sahilik dişil bir tutumdur, haklı olmak anlamında doğruluk eril bir tutumdur.
Sevgi-nefret ayrımında da sahi-doğru farkını tespit edebiliriz:
Doğru nefret nesneleri vardır, mesela Nazilerden ve Adolf Hitler’den nefret etmek doğrudur. Nefret nesnesinden hak esirgendiği için nefret eden taraf kendisinin haklı olduğunu iddia edebilir, nefret yoluyla kendi üzerinde itibari haklar toplayıp biriktirebilir, nefreti kendi ego inşasına çimento yapabilir.
Fakat “doğru sevgi nesnesi” diye bir şey olmaz, “doğru erkek” veya “doğru kadın” boş birer hayaldir. Birini sahiden sevmek ona hak vermekle değil, onun hakkını vermekle olur. Seven taraf sevgisi yoluyla kendi üzerinde itibari haklar biriktiremediği gibi sevilen tarafı da kendisine bol gelen haklarını devrettiği bir sevgi bankasına çeviremez, çünkü hakkını verme eylemi her iki tarafta da eksiklikleri belirginleştirir.
Seven sevilenin hakkını verdikçe, sevilen de kendisine yönelen sevgiye karşılık vererek sevenin hakkını vermek ister. Sevgi eğer sahiyse hem sevenin egosunu hem de sevilenin egosunu es geçer, hatta egoları eritip akışkanlaştırır. Nefretin aksine sevgi (eğer sahiyse) ego inşalarına payanda yapılamaz.
Ego inşalarını atlattığına göre sevginin tam olarak o iki birey arasında cereyan ettiği söylenemez. Bireylerin bilinçli iradeleriyle aralarındaki sevgiye yön veremeyişleri de bunun kanıtıdır. Bireyler sevgiye ancak aracılık edebilirler; sevgi “başkalarına” aittir. Aralarında cereyan eden sevginin asıl özneleri o bireylerin kendileri değil, onların arzularını canlandıran “başkası” hayaletleridir. Sevgi bu yüzden “başkaları” karşısında kırılgandır. Sahilikten ödün verip doğruluğa yönelirse (hakkını vermek yerine hak vermeyi temel alırsa) “başkalarını” yalıtıp devreden çıkarmaya gerek duyar ve kolayca kıskançlığa veya takıntıya dönüşür.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Türkçe Konuşanların Hakikat Körlüğünün Sebebi”, Doğru (özel sayfa)






























Geri bildirim: (S)övgürültü, Sürgürültü, Özgürültü, Döngürültü — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Mücadele Umuttur veya Çırpınmak Avuntudur — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yankıbilim — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Uçur Beni Aya — Claire Littley | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Gizleme ve Gizemleme — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sanalı Gerçek Kılan Ebe: Motorları Maviliklere Sürmek — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Abese İrca ve Abese İcra — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İşte Biz Böyle Yuvarlanırız (Yuvalarız) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İzafiyet ve İzafet — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Doğru — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Doğruyu Bilme İsteği ve Sahiyi Bilebilme Arzusu — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sanal Anayurt Savunmasını Amayurt Savunmasına Çevirelim: Bilen Özneden Bilebilen Özneye — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Buyrun bayan! : Eleştirel Beyefendinin Şampiyonluk Kulpası — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: ‘Tapeler Doğrudur’ Değil ‘Tapeler Sahidir’ — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Umman Hissinin İmkansız Teşhissiyatı — Sigmund Freud | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Slavoj Žižek: Belgesel | YERSİZ ŞEYLER