Foti Benlisoy’un Kapitalist Kıyamet: Sermaye mi Dünya mı? (2021) kitabının sondan bir önceki “Felaket Komünizmi” başlıklı ümitvar bölümündeki “iradenin (biraz fazla) iyimserliği” insana “Fremdschämen / cringe” hissettiriyor [1].
Yeryüzünde dayanışma umudunun aslında anlatılandan çok daha zayıf olduğunu hissettim, özellikle aşağıda okuyacağınız alıntının gerçek bir umudun dışavurumu olmaktan çok “dudak hizmeti” veya “şeker kaplama” veya en iyi ihtimalle zararsız bir avuntu olduğunu hissettim (lip service, sugarcoat, kitaptaki deyimle “cila”) [2].
Belki de yazar bu durumun farkında olduğu için kitabı ümitvar dayanışma mesajıyla noktalayıp “Mutlu Son” izlenimi vermek yerine gerçekçi/yerçekçi düşünme ödevini (“aklın karamsarlığını”) askıya alan “Dünya’dan Kaçış” başlıklı ekstra bir bölümle okurları Mars gezisine çıkarıp biraz ferahlatmaya gerek duymuştur [3].
Şimdi o iyimser alıntıyı inceleyelim:
Ancak, genelde felaket filmlerinde neredeyse hiç karşımıza çıkmayan başka görüntüler de zuhur etti karantina zamanlarında: Balkonlardan dayanışmak ve izolasyonu kırmak için birlikte şarkı söyleyenler, sağlıklı çalışma koşulları ya da ücretli izin hakkı için greve giden ya da iş bırakan işçiler, yaşlıların ve kronik hastalıklara sahip olanların gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olan komşular, alkışlı eylemler, onlara mama veren dükkanların kapanmasıyla aç kalabilecek sokak hayvanlarını besleyenler, sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim ya da hijyen malzemelerinin herkese ücretsiz dağıtılması gibi taleplerle yürütülen kampanyalar vs. vs. Belli ki afet, felaket filmlerindeki gibi toplumsal çözülme ve herkesin herkese karşı savaşına değil, zor koşullarda da olsa yeni dayanışma ve örgütlenme biçimlerinin icadına da vesile olabiliyor. (s. 279)
Art arda gelen iki öğe bu paragrafın semptomatik düğümünü oluşturuyor:
1) Alkış
2) Mama
Şimdi bunları ele alalım.
1) Alkışlamak pek dürüstçe değildir çünkü alkışladığınız yetkiliye “al kışla!” demiş olursunuz, yani “ver yetkiyi gör etkiyi” deyiminde olduğu gibi, yetkilendirip tepenize çıkardığınız kişiye anlaşamadığı, beğenmediği veya gıcık olduğu tarafları “kışlama” hakkı tanımış olursunuz; yani “anonim kalabalıklar” adına hareket ederek onları inkar etme, sahneden indirme, kovma, aşağılama, vb. hakkı tanımış olursunuz [4]. Veya bunun tersi de olabilir: Kalabalığın birini alkışlaması aniden (bir sorun çıktığında veya seçim döneminde) aynı kişiyi günah keçisi yapıp kışlamaya dönüşebilir.
Örnekler verelim:
— Muhalif belediyelerin iktidardan “daha iyi” çalışarak topladığı alkışlar daha sonra otobüs bileti zammını protesto eden öğrencilerin üzerine kusularak “al kışla!” anlamındaki özüne irca etmiştir.
— Salgına göğüs geren kahraman sağlıkçıların alkışlanması ise şükran göremediği için ülkeden uzaklaşan hekimlere Erdoğan’ın “giderlerse gitsinler” demesiyle “al kışla!” anlamındaki özüne irca etmiştir.
2) Gelelim mama konusuna. Mamanın yemden farkını düşünün: Kuş yemi kuşlarla yoldaşlık aracı da olabilir, kuşları avlama aracı da olabilir. Kedi köpek maması ise adeta bebek maması gibidir yani mama veren kişi hayvana annelik ediyordur, mama yiyen canlı da evcil ve uysal olduğu ölçüde “hayvan”dan çok “pet” (petty, ufaklık) sayılır. “Mama”nın Batı dillerinde “anne” anlamına gelmesi de bu vurguyu destekler.
O halde mama verilen sokak hayvanıyla (insanlığın selameti adına umut devşirecek kadar) derin bir empati kurmak bir tür “bebekleşme/infantilizasyon” ifadesidir. Küçük burjuvazinin “petty bourgeoisie” yani bir nevi “egemenlerin uysal ev hayvanı gibi davrananlar” sınıfı olduğunu hesaba katarsanız bu kavramı anlamak epey kolaylaşır. Bu noktadan hareketle “insan insanın köpeği olacağına insan insanın kurdu olsun daha iyi” bile denebilir ve bu cümlenin vurgusu sağcı değil solcudur.
Önceki konuya bağlarsak, mama bekleyen köpek aslında alkış bekliyordur, dünyanın ona sunduğu nesneleri sindirerek “büyüme” yolunda sağladığı “gelişim” ve “başarı”nın kutlanmasını bekliyordur. Oysa ona verilecek mama aslında onu şartlandırmaya “yarayan” bir yemdir (“yarasın!”): Pavlov’un köpekleri gibi zil (reklam/propaganda) çaldıkça ağzı sulanıp tüketim yapacağına göre egemenler de onun şartlanma tarzına dayanarak kolayca etkili bir üretim planı yapabilirler [5]. Kurt ise köpeğin aksine mamanın yem olduğunu (muğlak bir amaca hizmet ettiğini) bilir ve alkışla şartlandırılamaz (başarma/büyüme/gelişme anlatısını takip etmez). Fark şöyle özetlenir:
Köpek: “(lütfen beni) alkışla!”
Kurt: “al kışla (da göreyim)!”
Eğer mama sahiden yemse, size mama/alkış verenler sizi yemliyor demektir. O zaman empati ve samimiyet [6] derin bir muğlaklık içerir: Amaç sizi anlamak da olabilir, sizi avlamak da olabilir, her ikisi birden de olabilir; zira bir şeyi anlayıp tasnif etmek onu simgesel anlamda avlamaktır [7].
Öyle çok eksantrik bir ayrım yapmıyoruz, psikanalizdeki Ödip karmaşasından söz ediyoruz: Baba adına çocuğu anneden ayıran “ensest yasağı” budur [8]. “Ana kuzusu” mama ve alkış bekleyen köpektir. Önüne konan yemleri ihtiyatla gözden geçiren kurt ise (kapitalizm sapkınlaşmadan önce daha yaygın olan) normal nevrotik bireyin hissiyatı ve davranışıdır.
Son sözü isimsiz yabancıya verelim:
bütün gün, akşama kadar yazdım duvarlara: mama seni seviyorum mama seni seviyorum, bütün duvarlara yazdım, görmeden geçip gidemesin diye, köprüde olacağım mama, bütün gece, geçen geceki köprüde, bütün gün, deli gibi koştum: geri dön mama geri dön, deli gibi yazdım bütün duvarlara: mama, mama, mama, sonra bekledim bütün gece köprünün ortasında, sabah oldu, yine başladım yazmaya, bütün duvarlara yazmaya, hiç olmazsa bir tanesine denk gelmeye mecbur olsun diye: geri dön köprüye, bir kerecik dön, bir kerecik olsun geri dön, bir dakkacık olsun geri dön seni göreyim mama mama mama mama mama mama…
(Ormanlardan Hemen Önceki Gece, 1977, Bernard-Marie Koltès, çeviren: Ayberk Erkay)
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Fremdschämen: Başkasının Yerine Utanma” Erdoğan Özmen, ayrıca bkz “Schadenfreude: Başkasının Acısıyla Zevklenmek” Erdoğan Özmen
[2] Bkz “Mücadele Umuttur veya Çırpınmak Avuntudur”
[3] Bkz “Yerçekçi Olalım: Uçmak Düştüğünü Unutmaktır”
[4] Bkz “Fırsatçı Medya Ekolojisinde Anonim Kalabalık Fetişi”, ayrıca bkz “Alkışın muhatabı” Slavoj Žižek
[5] Bkz “Bilişsel İşçi: Robot Maymun Mucizesi”, “Hayal simgenin dolgusudur”, “Psikanaliz ve BDT” Agnès Aflalo
[6] Veya şu gibi türevleri: “Sevgi kazanacak”, “Bütün insanlığı sevmelisiniz”, “Koşulsuzca her savaşa karşıyız”, “Bu sıcacık yuvaya gelin”, “Lütfen benimle daha samıymıy konuş!” Bu konuda Lacan şöyle der: “[Sevgi talebinin] koşulsuzluğunun yerine, arzu, ‘mutlak’ koşulu koyar.” (Fallusun İmletimi) Bkz “Kendine Selam Vermek: Vicdan Üstben Değil Arzu Yasasıdır”
[7] Kategori kelimesinin antik Yunancası κατηγορία “suçlama/itham” demektir (wiktionary). “Kategorik olarak karşıyım” deyimi ve Kantçı “kategorik buyruk” bu bağlamda yorumlanmalı: “Öyle bir düsturla eyleyesin ki onun aynı zamanda evrensel bir kanun olması gerektiğini öne sürüyor olasın.” Yani özetle: “Öyle bir eyle ki eylemin kıstas olsun.” (critteria: self-creating/autopoietic criteria) Bkz “Devrimci politik eylemin bünyevi kıstası sahnelenen ütopyadır” Slavoj Žižek
[8] Bkz “Babanın Adı, Babanın Hayrı: Nam-ı Pir, Nah-ı Pir”, “Aslan Avı ve Erbaba’nın Öldürülmesi”, “Düz Mantık ve Diyalektik Mantık: Yuva ve Semptom”, “Kut, Aykut, Aykent: Bengi Dönüş Bengi Düşüş’tür”, “Lacan’da Cinsiyetlenme Formülleri”, “Oidipus Karmaşası ve Büyüklerimiz” Bella Habip. Köpekten kurda geçiş afiyetten afete geçiş olarak da okunabilir: “İzafiyet ve İzafet”






























Geri bildirim: Mürekkep Yalanmış — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Arafta Türbülans ve Nüfuzculuk Oyunu: Tribüne Seslenenler ve Türbine Ses Verenler — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ölünceye dek yaşamak — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Koç (hayvancık): Tosbağa, Kıstas, Şofar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dur Geç ve Durugeç: Es Pas ve Espas — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bit tabi der hal: Al kışla… Sır adak iyi! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Alkışın muhatabı — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Nezaketten Usturupa Doğru: Fallik Kadın Dininde Mıncık Yatkınlığı Meselesi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Balık Ömrü Boyunca Koç’tan Korkar Ama Sonunda Kova’ya Düşer — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amama: Yaşam Tarzları — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER