İsmail Saraçoğlu’nun 7 yaşında yazdığı şiiri ney eyyorsak? İşte ünlü metin:
Ben Neyim
Ben bir karadelik miyim
Ben bir kek miyim
Ben bir iki miyim
Ben bir İsmail miyim
Ben bir hiç miyim
Ben bir hiçliğin ortasında yüzen bir adam mıyım. Ben hiç bir şey miyim yoksa bunlar bir yalanmı
Belki bir şey olabilirim
Kabasını almak için kısa bir tercümeyle başlayalım:
Ben neyim? Umutsuzluk muyum yoksa avuntu muyum? Anababam mı tanımlar beni yoksa bana verdikleri ad mı? Bu ad bomboş mu yoksa başka adlarla mı sürüklenir? İstikamet hiç mi yok, belki de vardır?
Şimdi terimleri eşleştirip ince ayara geçebiliriz:
karadelik (umutsuzluk), kek (avuntu), iki (anababa), İsmail (ismial), hiçlikte yüzmek (simgesel düzen), adam (esas imleyen), hiç bir şey (fallik imleyen), yalan (yazgısal istikametin belirsizliği), belki olabilirim (istikamet belki vardır)
Bir erkek çocuğun “Ben bir hiç miyim?” diye şiir yazarak kitleleri kendine aşık ettiği bir toplumda yaşadığımıza göre belli ki eril kimlik taslamanın yapmacık tabiatı ayyuka çıkmış ve kapitalist patriyarkanın bize dayattığı meşum gösteri ve taciz dünyasının sınırlarına doğru yelken açmış gitmekteyiz (The Truman Show, 1998).
Böyle bir bilinçlenme henüz yaşanmamış olsaydı uğursuz feodal kalıntılar yüzünden insanlar (mazallah!) bu çocuğun bir eryazgısı (predestination) olabileceğine inanabilirdi, yani bu çocuğun piyasada mübadele edilen mütevazı bir meta vazı olmak haricinde tarih ve toplum nezdinde kendisi olarak gerçek bir işlev üstlenebileceğine inanabilirdi. Tabi çocuk da o zaman “kek miyim?” yerine “erkek miyim?” diye sorardı. Bu ölümcül toksik risk neyse ki “ucuz” atlatılmış [1].
Belli ki çocuk çevresini saran umutsuzluğun karadeliğini hissetmiş (“Onlar aya biz Yay A!”) ve büyüklerini avutsun diye bu dünyaya çağırıldığını sezmiş. O yüzden “iki miyim?” yani “iki kişinin keyfi istedi diye mi geldik bu dünyaya?” diye soruyor haklı olarak. Sonra da “İsmail miyim?” yani “ismime yüklediğiniz anlamlar benim özneliğimi taşıyacak mı zannediyorsunuz?” diye seslenmiş burada şair. Dile getirmekte zorluk çekilen bir muammaya “Ne diyelim, Mahmut mu diyelim?” der gibi, “Ne diyelim, İsmail mi diyelim?” denmiş adeta. En uygun adı vermek imkansız da olsa im kansız neticede: “Varsayalım İsmail… Ne olacak, neye faydası var?” (Ferhan Şensoy)
İşte tam bu noktada çocuk hiçliğe düşüyor ve işin rengi değişiyor: Kırmızı kalemden mavi kaleme geçilmiş. Bu da eski bir komünizm fıkrasını anımsatır [2]:
Hadi bir şifre oluşturalım: Eğer benden aldığınız mektuptaki yazı sıradan mavi mürekkepse doğuruymuş dersiniz, kırmızı mürekkepse yalanmış dersiniz.
İsmail ismialana değin doğuru aşaması sürmektedir. Ama ismialdığı an hiçliğe düşer: Ben bir hiç miyim = ismial mıyım? Diğer ismiallarla birlikte mütemadiyen birbirimizi mi çağırıyoruz acaba? Bir adam olduğum söylenebilir mi veya en azından bir ada’m olduğu yani ada (veya Ada) sahibi olduğum söylenebilecek mi? Yoksa “havuçlu ıssız adam keki” miyim ve kavuşacağım tek yuvam tek parselim mezar mı? [3] Hiç bir şey miyim = hiçlikten ibaret tek bir şey miyim? Yoksa bunlar bir yalanmı: bu noktalayıcı ifade “mürekkep yalanmış!” ünlemindeki inanmazlığı okkalı bir usturayla kesip askıda bırakır [4]: mürekkep yalanmı
Son dize en kolayıdır: Belki bir şey olabilirim = Belki kek değil erkek olabilirim, belki eryazgılı olabilirim, belki bir istikametim olabilir, belki tek işlevim “büyükleri” avutup eğlendirmek değildir, belki kalabalık etmiyorumdur, belki ayak altında dolaşmıyorumdur, belki de yapacak bir işim vardır, o da bu şiiri yazmaktır!
Sigmund Freud’un bir çocukluk hatırasıyla noktayı koyalım: 7 yaşında küçük Sigismund tatlı şiirler yazıp varoluşçu sorgulamalar yapmak yerine gidip anababasının yatak odasına urine ettiği zaman öfkelenen babası ona dürüstçe homurdanmıştı: “Bu veletten bi b.k olmaz!” (Evet aynen! Sen bir hiçsin!) [5]
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Kutsal Süpürge: Fazla meta vazı olmayın gerçek sanırlar”, “Ben bir kek miyim? Keksen çık karşıma!” Slavoj Žižek, “Eryazgı (predestination)” Slavoj Žižek, “Kek adam kek sever” Slavoj Žižek, “Erkek adam zom erillikten nefret eder” Luke Burns, “Ben bir çıra mıyım? Baba baksana yanıyorum!” Sigmund Freud, Slavoj Žižek
[2] Bkz “Anayurt neler doğuruyor! Kırmızı mürekkep hariç!” Slavoj Žižek
[3] Bkz “Yuva-havuç peşinde koşan tavşan ile ev-semptomu dinleyen kaplumbağa”
[4] Bkz “Belli ki mürekkep yalanmış: fikir-efkar, teorik-retorik”, “Askıda inanmazlık (willing suspension of disbelief)” Griggs, Coleridge
[5] Bkz “Bu çocuktan psikolmaz! Bak baba psikoldum!” Sigmund Freud, “Zanla Telafi: Oku Baban Gibi Eşek Olma”































Geri bildirim: Ekholoji — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ekhona — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sinem Atik — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sine Mat — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ben bir çıra mıyım? Baba baksana yanıyorum! — Sigmund Freud, Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER