Vamp Güzellerin Köken Hikayesi — Marlen Komar

Untitled

Marlen Komar — 31 Ekim 2017 — allure.com

Vamplık sonbahar geleneklerinden biridir, aynı balkabaklı baharatlı latte içmek veya etrafa siyah/turuncu şeker kağıtları saçarak Hocus Pocus’u bir kez daha seyretmek gibi. Hava soğuyunca birçoğumuzun eli plum rujlara uzansa da vamplığın asıl anlamını pek bilen yok.

Bu terimin yayıldığı 1935 yılında Vogue’un bir sayısında ağır badem göz makyajlı Türkiyeli kadınlara yer verilmişti. Kadınlar bunu fark ettiler ve “vamp” imajını benimsediler – imajın bu adla anılma nedeni cilalı sayfalardan okurlara bakan gözlerin karaya boyalı vampir gözlerine benzemesiydi.

Ama Vogue henüz bu tabiri tanıtmamışken 1910’larda flapperlardan önce vamplar vardı, o neslin ilk yaramaz kızları onlardı. Bu kadınlar “ölümcül gözlü sinsi kızkardeşlik” namıyla kızıl ruj sürdüler, gözlerini is karasına boyadılar ve kendilerini tehlikeli bir dişi arketipe dönüştürdüler: kurnazlıktan (kur-naz) hiç tasarruf etmeden erkekleri paralarından etmekten hoşnut kan emiciler. Onlar Greenwich Village’da leopar derisi ceketleri giyinirler, beyaz kısa çorapla Paris pabuçlarını giyerler ve kafe sosyetesine doğru yola çıkarlardı, “acaba bu akşam hangi adamı parmağımda oynatsam?” diye düşünerek. Bütün gece eğlenir ve bütün gün uyurlardı, aynı namevtler gibi (undead) ama onları tanımlayan özellik şampanya kokteyline meyletmeleri değildi – avcı gözleriydi.

Dergilerde ve filmlerde doğadışı tasvir edildiler, kıpkızıl dudaklı, benli, kalın kirpikli, baygın bakışlı, kulaklarında yeşim taşlı küpelerle. “Vamp mı dedin? O var ya cadıdır, dehşetlidir, başbelasıdır. Erkeklerin aklını çeler,” diye yazmış bir kadın okur 1922’de Oakland Tribune’de. “Zavallı minnoşlardır onlar.”

Ama bu iş kadınların hoşuna gitmişti. Vamplara göre erkekler buna layıktı, arzuları bastırılmış Viktoryen annelerin kızları olduklarını da unutmayın. İlk vampirlerden Theda Bara, koyu göz farı ve çılgın kıvırcık saçıyla şöyle demişti: “Benim canlandırdığım vampir cinsiyetimi sömürenlerden intikam almaktadır. Belki yüzüm vampir gibi ama kalbimde bir feminist var.”

Untitled
Theda Bara, Kleopatra (Cleopatra, 1917). Fotoğraf: Evrensel Tarih Arşivi

Theda Bara’nın tek başına vamp modasını başlattığı söylenebilir – siyah beyaz filmlerin titrek ışığında belirmeden önce o sadece Theodosia Goodman’dı, Ohio, Cincinnati’den bir Yahudi kızdı. Ağır sürmeli gözlerle Aptal Var Burada (A Fool There Was, 1915) gibi filmlerde yıldız olduktan sonraysa Theda Bara oldu – harflerin yerini değiştirirseniz “Arap Ölümü” olur (Arab Death). Sinemalarda uzak kaleler, tabut yataklar ve saygın erkekleri felç eden güçlü kadınlar dolaşıma girdi ve kadınları cezbetti.

Bu iş kadınların çağdaş bir oyalantısı oldu, çoğu kız “lisede cebir ve Fransızca dersine ek olarak vamplığa başladı ve tanışma partilerinde vamplığa adım attı. Tanıştırılan masum kızın duru gözlerine bakan adam aslında yetkin bir amatör vampın gözlerine baktığının farkında olmayabilirdi,” diyordu 1931’de Miami Haber. Reklamlar ve dergiler estetiğin benimsenmesini kolaylaştırdı, Photoplay gibi sevilen film dergilerinde koyu kirpikli ağır gölgeli gözler bakmaktaydı, Maybelline’daki reklamlarda ise kan kızıl dudaklı yoğun hatta örümcekli kirpikler kırpışmaktaydı.

Hepsi çok cazibeliydi, kadınlar onlardan büyülendi ve onlara benzemek istedi, erkeklerse hem onlara bayıldı hem de onlardan korktu. Korkmakta haklıydılar. Mahkemeye düşen ilk vamp kadın, çapkın bir adamın karısı yüzünden kendini savunma makamında bulmuştu. Vamp “kocasının cebinden üç ayda tam 15,990$ harcamıştı ve adama hatıra olsun diye faturaları bırakmıştı.” Bu para 1921’de 218,000$ değerindeydi! Onların hesapçı ve fütursuz oldukları düşünüldü, birçok vamp da bu role ısındı.

Bu iş o kadar dizginsiz kaldı ki insanlar artık meclisten bu kadınları düzenleyen kanunlar çıkmasını beklemeye başladı. Polislere sokakta vamp kadın avlama görevi verildi, tuttukları gibi boyalı yanakları yıkıyorlardı. Vamplar erkekleri o kadar tehdit etti ki Newark’tan bir yargıç Kamu Güvenliği Müdürü’ne başvurarak “Vampir Sergisi” kurmayı önerdi, bir koridora dizilecek sabıka fotoğraflarından asık yüzlü sirenler bakacaktı.

“Sulh yargıcımız haşarılık eden yaramaz gözleri, fazla altın sarısı saçları ve fazla pembe yanakları halkımıza ifşa ederek kasabayı kur-naz kızlardan temizlemeyi ve dünyanın bu bölümünü yuva kurmaya müsait kılmayı ummaktadır,” diyordu 1919’da New York’un Akşam Dünyası. Güpegündüz sokaklarda başıboş dolaşan canavarlardı onlar ve dikkat etmezseniz her an yolunuza çıkabilirlerdi, “kankanızın kızkardeşinin fudge partilerinde” veya “Gotrox hanımın balosunda vals yaparken” sizi bulurlardı. Ölümcül bir kadındı çünkü seni-benden-başka-kimse-anlayamaz tipindeydi ve sizi büyüleyip “zafer sarhoşluğunu yaşadıktan sonra kaçılıp kayboluverirdi, gri şafaklarda ansızın beliren bir hayalet-vampir gibi.”

Her vamp makyajı yaptığımızda bu kadınları onurlandırırız bir bakıma – işte bu yüzden kopkoyu yeşim rengi ruj veya duman rengi göz farı sürdüğümüz zaman güçlendiğimizi hissederiz. O zaman femme fatale [vamp dişi] olduğunuzu hissedersiniz ve bu arketipin kaynağı öfkenin güce dönüştüğü noktadır. Vamp imajını tanıtan son güzellik kampanyalarına bakarsanız yine aynı kararlı ve fütursuz nazarla gözgöze geleceksiniz.

Onlar vampirdir, en iyisi onlara hiç bulaşmayın – kan kızıl ruj sürdüğümüzde biz de öyle oluruz. 1910’ların kadınları bunu temin ettiler.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Vamplık ve Zomluk” Slavoj Žižek, “Aklın Kurnazlığı: Aklın Kuru ve Aklın Nazı: Edilgileşim ve Etkileşim”

12 Yorum

Filed under Çeviri