İşte bazı beyanlar:
B1) Arzunu baltalama.
B2) Kendi arzuna tutun, başkasının arzusunu boşver.
B3) İnsanın arzusu başkasının arzusudur.
B4) Başkasının arzusunu baltalama.
B1 sahiden Lacancı bir düsturdur. Sağduyunun düşündürdüğü B1 ⇒ B2 geçersizdir çünkü B3 de sahiden Lacancı bir düsturdur, buradan şu ikili gerektirme çıkar: B3 ⇒ (B1 ⇔ B4). Bu mantıksal ifade şöyle tercüme edilir: Eğer kendi arzumu başkasının arzusundan ayırt edemiyorsam, ne kendiminkini ne de onunkini baltalamaya iznim vardır. Haset ve şükranla ilgili temel ders bu basit çıkarıma dayanır:
B5) Başkasına hasetli saldırılar sizi de vurur.
B6) Başkasına şükran göstermeniz size de yarar.
Bu dersi din yoluyla ya da (psik)analitik yoldan öğrenebilirsiniz: Dinde B1 ve B4 (tez ve antitez) Tanrı fikri altında sentezlenir. Analiz ise aksine biriyle diğerinin diyalektiğini düşlem bakımından yorumlar:
B7) Tek bir arzu var: Tanrı iradesi.
B8) Arzu düşlem matrisinde barınır.
B7 din yoludur, B8 analitik yoldur. Dikkat ederseniz din başkasını inkar edince terim değişir ve “arzu” “irade”ye indirgenir. Analitik bakış açısından (B8) dindeki matrisin (B7) dine özgü olmadığı da gözlenebilir; kapitalist piyasayı oluşturan şahsi ego ve meta inşalarında da aynı matris işler:
B9) Umursadığım tek bir arzu var: Kendi niyetlerim ve isteklerim.
B10) Umursadıkları tek bir arzu var: Piyasadaki mübadele değerleri.
Kapitalizmin dini yanı arzuyu ya “biri = ego” (B9) ya da “diğeri = meta” (B10) halinde yalıtır ve ikisinin diyalektiğini ihmal eder. Analiz bu iki yanın yalıtık olmadığını açığa vurur; ikisi de dindeki matrise dayanır (B7). İşte bu yüzden Lacancı ateist düstur “Tanrı yoktur” yerine “Tanrı bilinçdışıdır” der. Hem dinde hem analizde Tanrı fikri vardır. Aradaki fark bu fikire aldığınız tavırla ilgilidir; haset ve şükran diyalektiğini ya inkar edersiniz (din yolu) ya da ikrar edersiniz (analitik yol):
B11) Hasete rağmen şükran duyuyorum: İyi biriyimdir çünkü kötülükten nefret etmeyi çok severim.
B12) Hasetten dolayı şükran duyuyorum: İyiliği çok severim nefretle de olsa çünkü o aynı zamanda kötülüktür.
Dini tanımlayan yasa Tanrı’ya hasetlenme yasağıdır, o da otomatikman B11‘e varır. Dinde Tanrı haseti bastırır (veya inkar eder; hem Tanrı’ya haseti hem de Tanrı’nın hasetini), o da Şeytan kılığında geri gelir (veya inanç istismarı olarak), Tanrı’nın hasetli yanıdır o, Kleincı psikanalizdeki “kötü anne” gibidir. Analiz ise aksine hem “Tanrı’ya haseti” (kendi-için-haset) hem de “Tanrı’nın hasetini” (kendinde-haset) ikrar eder ve her ikisini birden biriyle diğerinin diyalektiği yoluyla şükran duyusuna bağlar, o da otomatikman B12‘ye varır. Analitik Tanrı Şeytan’dan ayırt edilemez; Lacancı “Kant avec Sade” özünde budur [1].
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Nefret etmeyi çok sevmek vs. nefretle de olsa çok sevmek, konusunda bkz: “Three Lacanian True Choices”, “Around the Borromean Knot”, “Just Revenge Against The Superego”; ayrıca bkz “İman ve İmam: İma edilen şey-tanrıdır”






























Geri bildirim: Religion vs. Analysis: Grateful Although Envious vs. Grateful Because Envious — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Silsille — derleme | YERSİZ ŞEYLER