Lacan’da dil (la langue) ve dilmeden (lalangue) — Jean-Claude Milner

Lacan’ın Segâh semineri fevkaladedir (La Troisième, 1974). Kendi önerdiği dilmeden (lalangue) kavramını orada şu karara bağlayarak tanımlar:

Dilmeden, sesteşlikleri kör talihe yüklemeyi reddetme kararıyla tanımlanır.

Sesteş sözcükler birbirini duyurur: Fransızcada “istek” (voeu) “istiyor”u (veut) duyurur, “hayır” (non, nah) “ad”ı (nom, nam) duyurur, “onların” (d’eux) “iki”yi (deux) duyurur. [ç.n. Türkçede arzulama arz etmeyi duyurur, hayır demek hayırsızlığı duyurur, yanlış anlama yanlı şanlamayı duyurur, vb.]

Bu sesteşlikler ne kör talihtir ne de Saussure’ün dediği gibi rastgeleliktir… Bunlar bir grup insanın kendi bilinçdışı yaşantısıyla uğraşmasının tortusu, alüvyonu, taşlaşmasıdır. (Lacan, Segâh)

Segâh, dil uzmanlarının (ex-pert of la langue) hepsine hodri meydan demiştir, hem kendine dilbilgici diyenlere hem de dilbilimci diyenlere. Lacan’ın seçtiği örnekler hep uzmanların spontan bir mutabakatla duymazdan gelmekte uzlaştıkları konulardır. Dil uzmanları bu konuda kesinlikle sarsılmaz bir uzlaşı içindedir. Şayet biri çıkar da bu gibi verilerden söz etmeye cüret ederse derhal şu izahatla gönderilecektir:

Bunlar kör talih eseridir ve hiçbir neticeleri yoktur.

Lacan’ın “kör talih değildir” beyanı uzmanın “kör talih eseridir” izahatına doğrudan itirazdır. Aslında Lacan’ın dilmeden (lalangue) tanımını ters çevirirsek dil (la langue) için bir tanım elde etmiş oluruz:

Dil, sesteşlikleri kör talih eseri sayma kararıyla tanımlanır.

Böylesi bir karar eldeki verileri feshetmiş olacaktır; o veriler vardır ama hiçe sayılmış olacaklardır. Ayrıca Lacan’ın “kör talih değildir” beyanı bu sesteşliklerin herhangi bir zorunlu kurala bağlanmasını salık vermez. “Kör talih eseri olmamak” yansızdır, ne rastlantının ne de zorunluluğun tarafını tutar. Bu beyanda ikrar edilen tek şey, tüm sesteş örnekleri feshetme gayretindeki inkarcılıktır.

Bu sesteş örneklerin bizden istediği tek şey varolduklarını ikrar etmemizdir. Bir sesteşliğin iki sözcük arasında kurduğu tek bağlantı o sesteşliğin kendisidir. İki sesteş ne bağlıdır ne de ayrıktır. Sanki iki ayrı trende yolculuk eden yabancılar vagonlar geçişirken birbirlerine el sallayıp selam vermiş gibidir. Heraklit’in Delfi’deki kahinenin efendisi için söylediği şeyler sesteşlik için de geçerlidir:

O açığa vurmaz, o saklamaz, o bir işaret verir.

Bildiğimiz kadarıyla Apollon’un kehanetleri yorumlanmaya gerek duyuyordu. Sesteşlikler de yorumlanmaya gerek duyar. Arz’ın arzu’daki yankısının duyulduğu an, onları yorumlama vakti gelmiştir…

Lacan Segâh‘ta Saussure’ün dilbilim ve işaret teorisi labirentini bize gezdirmez. Sesteşlik olgusunu yalıtmak Lacan’a göre hem gerekli hem de yeterlidir. Saussure’ün “rastgelelik” terimini açıkça reddeder; dildeki (la langue) işaretlerde rastgelelik olsaydı bile (Lacan bunu reddeder) sesteşliklerde rastgelelik olamaz çünkü onlar işaretleri tanımlayan dilsel alanın dışında kalırlar. Saussure’de dil dışı atıf noktaları olmasa dahi, dil kendi yaşantısını sadece kendisinde bulsa dahi, sesteşlik ve dolayısıyla dilmeden (lalangue) bir grup insanın bilinçdışı yaşantılarının neticeleri olmayı sürdürür.

Lacan’ın kültür teorisi için yeni bir ufuk açtığına dikkat ediniz. Kültürü dil’e bağlamak yerine dilmeden’e bağlamıştır. İnsanın bir kültüre kaydedilmesi/nakşedilmesi sesteşlik etkilerini duyabilmesine bağlıdır. Freud’un Unbehagen (huzursuzluk) mefhumunun en güncel tezahürü, toplumsal kurumların dilmeden karşısında gark oldukları bariz güvensizliktir.

Batılı dünyanın birçok öğretim sisteminde globish (basit İngilizce) teşvik edilmektedir, dilmedensiz bir dildir bu. Sesteşlik her yerde varlığını sürdürse de ticari ve politik pazarlamacılar onu araçlaştırmıştır. Evirmeceler, kafiyeler, ses tekrarları ve kelime oyunları reklam sloganlarının imalatında kullanılmaktadır.

Fazla dil bilgisi güvensizlik bile uyandırabilir çünkü dil bilgisine dilmeden bilgisi bulaşmadığının veya dil’in dilmeden’e evrilmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Beşeriyet (humanities) yararsız sayılarak damgalanır ama bu hükmün asıl nedeni başka bir yerde olsa gerek, zira birçok yararsız pratiğin öğretimi Batılı toplumlarda süregider. Beşeriyeti şüpheli kılan özellik orada yarar bulunmaması değildir, dilmeden’in orada yayılma şansı bulmasıdır. Beşeriyet alanında kısmi ve tam sesteşliklerin çoğalma şansı bulduğu aşikardır.

Lacan, Almanca unbewusst (bilinçdışı) sıfatı ile Fransızca une bévue (bir hata) söz öbeği arasındaki sesteşlikten yararlanıp bilinçdışıyla ilgili yeni bir mathem üretmişti. Böylesi bir yordamın işlemesi için hem onda hem de dinleyicilerinde genel kültür (culture générale) olması şarttı. Beşeriyetin gerilemesi sonucunda okurların çoğunun bu gibi kelime oyunlarını anlayıp yorumlayabilmesinin imkansız kılındığı kesindir. Klasik dil ve kültürlerin yitip gidişinden azap duyanların melankolisine ben pek katılamasam da kabul etmeliyim ki bu süreç sonucunda dilmeden neredeyse otomatikman sükuta uğramakta ve sesteşlik araçlaşmaktadır…

Dilmeden bütün değildir, tamamsızdır (pastout). Dilmeden’e ait olmayan hiçbir x yoktur, oysa dil’e ait olmayan en az bir x vardır. Gramer ve dilbilim böyle bir sınır çizilmesine gerek duyar. Buna göre dil bir bütündür; dilde zıtlık ilişkileri ağlarla birbirine bağlanır ve bu ağlar çeşitli yollarla dile getirilebilir, bu yollardan en geleneksel olanı da gramer kurallarıdır. Kısacası, dilmeden’in dil ile kökteş olmasının sebebi, dil’in mecburen inkar ettiği sonsuz sayıda sesteşliği dilmeden’in bir karadelik gibi içine çekmesidir.

Dilmeden dil ile kökteştir, peki hangisi önce gelir? İlk bakışta sanki önce dil varmış da dilmeden daha sonra gelmiş gibi görünebilir. Konuşan öznenin önce dil öğrendiğini, sonra dil bilgisinden yararlanarak sesteşlikleri idrak ettiğini düşünebilirsiniz. Gerçek süreç ise bambaşkadır.

Bireyoluş (ontogeny) açısından baksanız bile, çocuk henüz dili tam anlayamamışken, hatta o aşamanın çok çok öncesinde, sesteşlik ve kelime oyunlarıyla deneyler yapmaktadır. Bebeğin babıldaması (babble) dilden çok dilmedenle ilgilidir. Bebeğin konuşan varlığa dönüşmesini sağlayan şey –sahiden– ne dildir ne de iletişimdir, dilmeden’dir. Bebekler adeta suyla veya kumla oynuyormuş gibi seslerle de oynarlar. Oyunlarında genelde ünlüleri veya ünsüzleri tekrar ederler, bebek dilinde bunun örneği çoktur: bebe, meme, baba, dede, vb. Ses tekrarı zaten sesteşliğin alt türüdür.

Fort-Da oyununda ilk defa babıldamadan ayrı olarak dilin keşfedildiğini düşünmek çekicidir. Belki de Fort-Da oynayan çocuk fonemlerin sesteş tekrarını bastırmaktadır. Çocuğun en azından annesiyle yaptığı agucuk bugucuk alışverişine veda ettiği kesindir. Anne gidince sesteş tekrarlar çağı nihayete ermiştir [ç.n. dil o sesleri dilmiştir]. Bundan sonra fonolojik farklar, genel dil düzeni ve zıtlık ilişkileri hüküm sürecektir [ç.n. dil sesleri dilince işler değişir].

İnsan kendi anadilini özel bir yere koyar çünkü babıldayarak konuşmaya başladığı yegane dil odur [ç.n. anadil dilinmedik sesler içerir]. Dil ile onu önceleyen dilmeden arasındaki devamlılığın sonraki çağlarda da bir ölçüde korunabilmesi ancak anadilde mümkün olur. Sesteşlik hazzının çeşitli şekilleri (kafiyeler, ses tekrarları, evirmeceler) ilk çocukluğun yankısıdır, anadilin henüz babıldamanın içinden çıkmadığı o uzak [dilinmemiş] günlerin yankısıdır.

Harfiyetten Sesteşliğe İleri Geri makalesinden

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Dilmeden (lalangue), Dilmedeni (ekholog), Dilmedeniyet (ekhosen)” Işık Barış Fidaner

22 Yorum

Filed under Çeviri

22 responses to “Lacan’da dil (la langue) ve dilmeden (lalangue) — Jean-Claude Milner”

  1. Geri bildirim: Yankı — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Edinilmezyum — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Dilmeden (lalangue), Dilmedeni (ekholog), Dilmedeniyet (ekhosen) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: Bakış Açısı (Görme Duyusu) ve Dinleme Açısı (Duyma Görüsü): İki Kişi Bakışırken Üçüncüye Beklemek Düşer — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  5. Geri bildirim: Hegel ve Marx: İşte endeks, o zaman zıpla! İşte simge, o zaman dans! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  6. Geri bildirim: Yengeç (hayvancık işareti) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  7. Geri bildirim: Oğlak (hayvancık işareti): Fellik Fellik | YERSİZ ŞEYLER

  8. Geri bildirim: Hatice mi Netice mi? Sal gitsin! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  9. Geri bildirim: Az Ötede Oynayın! Tatlı Su Lacancılarını ve Žižek Bahçesinde Koşturan Köpecikleri Tanıyalım — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  10. Geri bildirim: Algofobi: Algoritma, Logaritma, Olguritmi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  11. Geri bildirim: Babil Kulesi: Toprağa Tutunup Havaya Doğru Yükselen Antik Gökdelen Yapım Aşamasındadır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  12. Geri bildirim: Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER

  13. Geri bildirim: Saussure Dil Lokantası — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  14. Geri bildirim: Can toplam/yekün varsayımıdır, Dünya gerçeğin yamuluşu/sırıtışıdır — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER

  15. Geri bildirim: Müşkül Şehir: Seda-Kavram Bağının Politik Karşılığı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  16. Geri bildirim: Darbımesel, Darbınam, Darbışaka, Darbıkelam — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  17. Geri bildirim: Demirden Ciğerim — Radiohead | YERSİZ ŞEYLER

  18. Geri bildirim: Kızıldır güneş semamızda ~ Çin türküsü | YERSİZ ŞEYLER

  19. Geri bildirim: Dil Doğası Gereği Ağdalıdır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  20. Geri bildirim: IBF ile robo-söyleşi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  21. Geri bildirim: Başağrısı Beş Duyudan Biri Değilse Altıncı His Midir? | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  22. Geri bildirim: Ayma Evresi: Uf Oldu ve Cıs, Ce-ee ve Fort-Da | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER